♥GÖZ YAŞARTAN ☼ YÜREK BURKAN ☼ DÜŞÜNDÜREN ☼ ATEŞLEYEN ☼ HiKÂYELER♥

Sponsorlu Bağlantılar

Emrgncy

Emrgncy

Üye
    Konu Sahibi
ÖLÜMSÜZ KIRMIZI GÜLLER

(Her çiftin mutlaka okuması gereken çok güzel bir hikaye :tebessüm: )



Kan rengi, kıpkırmızı güllere bayılırdı. Zaten onlarla adaştı da.
Rose... Gül...

Kocasının sevgili Rose'u...

Her yıl Sevgililer Günü'nü kapının önünde bulduğu enfes fiyonklarla süslü kucak dolusu kırmızı güllerle kutlardı.
Hiç aksamadan.
Hatta, eşini kaybettiği yıl dahi kapısı çalınmış, gülleri kucağına bırakılmıştı..
Tıpkı geçmişte olduğu gibi, küçük bir kartla birlikte..
Her yıl güllere iliştirdiği karta aynı cümleleri yazardı:


"Seni, geçen sene bugünkünden, daha çok seviyorum..."

Birden, bunların son gülleri olduğunu düşündü..
Önceden ısmarlanmış olmalıydı..
Öleceğini nasıl bilebilirdi?..
Zaten her seyi önceden planlamayı ve yapmayı severdi, yumurta kapıya gelmeden...

Gülleri özenle içeri taşıdı..saplarını kesti, vazoya yerleştirdi..
Vazoyu da konsolun üzerine, eşinin kendisine gülümseyen fotoğrafının yanına koydu.
Orada kocasının koltuğunda oturup saatlerce güller ve fotoğrafı seyretti sessizce..

Bitmek bilmeyen bir yıl geçti.. Yapayalnız ve hüzün dolu bir yıl..

Sonra bir sabah kapı çalındı..
Tıpkı eski günlerde olduğu gibi.. Kırmızı gülleri, üzerinde küçük kartıyla birlikte eşikteydi..
Sevgililer Günü'nü kutluyordu.
Gülleri içeri aldı. Şaşkınlık içinde doğru telefona gitti.

Çiçekçi dükkanını aradı... Onu bu kadar üzmeye kimin hakkı vardı ?


"Biliyorum" dedi, çiçekçi.. "Eşinizi geçen yıl kaybettiniz..
Telefon edeceğinizi de biliyordum..
Bugün size yolladığım gülleri çok önceden ısmarlamış, parasını da ödemişti..
Hep öyle yapardı zaten, hiç şansa bırakmazdı. Dosyamda talimat var.
Bu çiçekleri size her yıl yollayacağım. Bir de özel kart vardı, kendi el yazısıyla. Bilmeniz gerek diye düşünüyorum.. Ölümünden sonra çiçeklere iliştirmemi istediği kart..."


Rose hıçkırıklar arasında teşekkür ederek telefonu kapattı.
Parmakları titreyerek zarfı açtı..

" Merhaba gülüm" diye başlıyordu, kart..

" Bir yıldır ayrıyız. Umarım senin için çok zor olmamıştır.
Yalnızlığınıı ve acılarını hissedebiliyorum.
Giden sen, kalan ben olsaydım neler çekerdim kimbilir?
Sevgi paylaşıldığında yaşamın tadına doyum olmuyor.
Seni kelimelerle anlatılmayacak kadar çok sevdim.
Harika bir eştin dostum, sevgilim benim...
Sadece bir yıldır ayrıyız.
Kendini bırakma.
Ağlarken bile mutlu olmanı istiyorum.
Onun için bundan sonraki yıllarda güller hep kapımızda olacak.
Onları kucağına aldığında paylaştığımız mutluluğu ve kutsandığımızı düşün.
Seni hep sevdim..
Her zaman da seveceğim. Ama yaşamalısın.
Devam etmelisin...
Lütfen..
Mutluluğu yeniden yakalamaya çalış.
Kolay değil, biliyorum ama bir yolunu bulacağına eminim....
Güller, senin kapıyı açmadığın güne dek gelmeye devam edecek.
O gün çiçekçi beş ayrı zamanda gelip kapıyı çalacak, eve dönüp dönmediğini kontrol edecek.
Beşinciden sonra emin olarak gülleri ona verdiğim yeni adrese getirip seninle yeniden ve ebediyyen kavuştuğumuz yere bırakacak..

"SENİ SEVİYORUM GÜLÜM..."
 
  • Beğen
Tepkiler: FatoŞ ve Byhaydar


pro.engineer

pro.engineer

Üye
eyvallah :oke:
 
lolaman

lolaman

Üye
Kardeş paylaşma şöyle şeyleri gözlerim doldu be.
 
  • Beğen
Tepkiler: Emrgncy
Emrgncy

Emrgncy

Üye
    Konu Sahibi
SÜTÜN HATIRI



Howard, yoksul bir ailenin çocuğuydu ve okul giderlerini karşılamak için kapı kapı dolaşarak eşyalar satıyordu.
O gün, hiçbir şey satamamıştı ve karnı da çok açtı. Bundan sonra çalacağı ilk kapıdan yiyecek birşeyler istemeye karar verdi.
Kapıyı açan sevimli genç bayanı görünce utandı. Yiyecek bir şeyler yerine

- "Affedersiniz, bir bardak su rica edebilir miyim?" diyebildi yalnızca.

Genç bayan, çocuğun aç olabileceğini düşünerek kocaman bir bardak süt getirdi ona.
Çocuk, sütü yavaş yavaş içine sindirerek içtikten sonra

- "Çok teşekkür ederim, borcum ne kadar?" diye sordu genç bayana.

Genç bayan, "Borcunuz yok" diyerek, yüzünde sıcak bir gülümsemeyle devam etti;

- "Annem, gösterdiğimiz şefkat ve nezaket karşılığı olarak asla bir bedel ödenmesini beklemememizi öğretti bize" dedi.

Çocuk "O halde çok teşekkürler, yürekten teşekkür ederim size" dedi.

Howard Kelly, evin önünden ayrıldığı zaman kendisini yalnızca bedensel olarak değil, ruhsal olarak da güçlü hissediyordu.

Yıllar sonra genç bayan çok ender rastlanan bir hastalığa yakalanmıştı.
Yöredeki doktorlar çaresiz kalınca, hastalığı ile ilgili araştırmalar yapılması için onu büyük kente gönderdiler.

Dr. Howard Kelly, konsültasyon yapması için çağrıldığı hastanın hangi kasabadan geldiğini duyunca heyecanlandı.
Artık genç olmasa da yıllar önce kendisine sevgiyle yaklaşan bayanı ilk gördüğü anda tanımıştı ve onun yaşamını kurtarmak için elinden geleni yaptı.

Uzun süren tedaviden sonra bayan sağlığına kavuştu. Dr. Kelly, denetlemesi için önüne getirilen faturaya şöyle bir baktı ve üstüne birşeyler yazarak zarfın içine koydu ve hasta bayanın odasına gönderdi.

Kadın elleri titreyerek aldı zarfı eline
. Açmaya korkuyordu...
Hastane faturasını asla ödeyemeyeceğini ve geri kalan yaşamı boyunca bu faturayı ödemek için çalışacağını biliyordu.

Sonunda zarfı açtı ve faturaya iliştirilmiş bir not dikkatini çekti.
Kâğıtta şunlar yazılıydı:

- "Hastane giderlerinin tamamı bir bardak süt karşılığı ödenmiştir."


Steve GOODiER
 
  • Beğen
Tepkiler: FatoŞ ve Byhaydar
Astrosman

Astrosman

Üye
Eline yüreğine klavyene gönülden teşekkürler Hidayet abi :op:
 
  • Beğen
Tepkiler: Byhaydar
Emrgncy

Emrgncy

Üye
    Konu Sahibi
UNUTULMAK



Çok eskiden genç bir kadın, kocasını ve küçük yaştaki oğlunu terkederek ortalıktan kaybolmuş, bir daha da görünmemişti...

Kocası bir müddet sonra yeniden evlenmiş, çocuk da üvey anne eline düşmüştü.
Vakti gelip çocuk okula başladı. Ama derslerinde hiç başarı göstermiyordu.
Yaşıtları arasında en başarısız oydu. Çocuk derslerini başaramadıkça baba ve üvey annesi tarafından aşağılanıyor, arasırada tartaklanıyordu...

Çocuk böyle aşağılandıkça daha başarısız oluyor, başarısız oldukça da aşağılanıyordu.
Bu durumda işin içinden çıkması mümkün değildi.

Adı bir defa
" AP TAL " a çıkmıştı.

Sonuçta beklenen oldu. Baba çocuğu okuldan aldı, bir ustanın yanına çırak olarak verdi.
Fakat çocuk bu çıraklığında da bir varlık gösteremedi...

Eli hiçbir ise yakışmıyordu. Tersine sakarlığı, kırıp dökücülüğü daha çok göze batıyordu.
Ailesi tarafından olduğu kadar çevresi tarafından da itilip kakılıyordu.
İşte bu ortamda bir gün bu çocuğa, yıllar önce kendini ortalıkta bırakıp kaçan annesi tarafından bir mektup ve birlikte bir paket gönderildi.

Anne mektubunda, oğlunu çok özlediğini, hiçbir zaman aklından çıkarmadığını, kaderin kendisini öyle davranmaya ittiğini yazıyor ve bir çeşit özür diliyordu.
Gönderdiği paketin içinden de bir keman çıkmıştı.

Çocuk gerek mektup gerekse keman için çok sevinmişti.

Annesi tarafından unutulmamış olması onu son derece mutlu etmişti.

Bu arada kemanı da çalmaya başladı. Kısa zamanda o kadar güzel keman çalmaya başladı ki herkes şaşırıp kaldı. Bu derece kabiliyetsiz, eli bir ise yakışmayan çocuk nasıl böylesine ustaca keman çalabilirdi? Başta baba ve üvey anne olmak üzere hemen herkes gelen kemanın sihirli olduğuna inanmaya başladı.

Başka türlüsü akıllarına sığmıyordu. Çocuk da giderek keman çalmada dahada ustalaşıyor, adeta kemanı konuşturuyordu.
Hemen herkeste bu işin nasıl olduğunu, gizini araştirip öğrenmek hevesi uyandı.

Yakındaki bir kentte yaşayan bir bilgeye, çocuğun öyküsünü anlatıp, onun nasıl da bilinen yeteneksizliğine rağmen kusursuz keman çalabildiğini, kemanda bir sır olup olmadığını sordular.

Yaşlı bilge şu açıklamada bulundu;

"Kemanda sandığınız gibi bir sır yoktur.Çocuk da sanıldığı gibi doğuştan kabiliyetsiz değil.
Ama başlangıçta annesi tarafından unutulduğunu sanarak okulda ve iş yaşamında bir varlık gösterememiştir..."


UNUTULMAK ÇOK KÖTÜ BİR ŞEYDİR. BÜTÜN KAABİLİYETLERİ KÖRELTEREBİLİR...


ALINTIDIR
 
  • Beğen
Tepkiler: -Börteçine-, FatoŞ ve Byhaydar
Emrgncy

Emrgncy

Üye
    Konu Sahibi
GÖZLERi SiHiRLE AÇILAN KIZ



Arkadaşım Whit profesyonel bir sihirbazdı.
Los Angeles'da bir restoran, müşteriler yemek yerken masalarına gidip sihirbazlık yapması için onu işe almıştı.

Bir akşam bir ailenin masasına gidip kendini tanıttıktan sonra bir deste iskambil kağıdı çıkartıp gösterisini yapmaya başladı.

Masada oturan küçük kıza dönüp bir kâğıt seçmesini istedi.
Babası ona kızı Wendy'nin gözlerinin görmediğini söyledi.

Whit "Olsun" dedi. "Kendi isterse ona yine de bir numara yapabilirim." Kıza dönüp sordu:

"Wendy, bir numara göstermeme yardım etmek ister misin?"

Kız biraz utangaç omuzlarını silkti ve "İsterim" dedi.

Whit masada kızın karşısında oturdu ve "Şimdi sana bir iskambil kâşıdı göstereceğim Whend.
Bu kağıt kırmızı yada siyah olacak.
Senden psişik güçlerini kullanmanı ve kâğıdın kırmızı mı, siyah mı olduğunu bana söylemeni istiyorum, tamam mı ?"
Wendy başıyla olumladı.

Whit sinek papazını gösterdi ve sordu "Wendy, bu kağıt kırmızı mı, siyah mı ?"

Kız bir an düşündükten sonra "Siyah" yanıtını verdi.
Aile gülümsedi.

Whit kupa yedilisini kaldırıp gösterdi. "Bu kâğıt kırmızı mı, siyah mı ?"

Wendy "Kırmızı" dedi.

Sonra Whit bir kâğıt daha, bu sefer karo üçlüsünü çıkardı. "Kırmızı mı, siyah mı?"

Wendy hiç duraksamadan "Kırmızı" dedi.

Aile fertleri biraz asabi gülümsediler.

Whit, Wendy'e üç kâğıt daha gösterdi ve Wendy üçünün de rengini bildi.

İnanılmaz bir biçimde altıda altı yapmıştı! Ailesi onun bu kadar şanslı olduğuna inanmıyordu.

Yedinci kâğıtta, Whit kupa beşlisini kaldırıp "Wendy, bu sefer bana kâğıdın hangi gruptan, yani kupa mı, karo mu sinek mi, maça mı olduğunu ve değerini de söylemeni istiyorum" dedi.

Wendy bir an düşündükten sonra "Kupa beşlisi" dedi.

Aile fertlerinin soluğu kesilmiş, hepsi şaşkına dönmüştü.

Wendy'nin babası Whit'e "Numara mı yapıyorsunuz, yoksa bu bir tür sihirbazlık mı ?" diye sordu.

Whit "Bunu Wendy'ye sormalısınız" yanıtını verdi.

Babası "Wendy, bunu nasıl yaptın?" dedi.
Wendy gülümsedi ve "Bu sihir!" diye yanıtladı.

Whit, aile fertleriyle tokalaştı, Wendy'ye sarıldı ve kartvizitini bıraktıktan sonra masadan ayrıldı.

Bu aile için hiç unutamayacakları sihirli bir an yaşatmıştı.

Elbette sorun, Wendy'nin kâğıtların rengini nasıl bildiğiydi.
Whit onu daha önce hiç görmemişti, öyleyse hangi kâğıtların kırmızı, hangilerinin siyah olduğunu ona söylemiş olamazdı.
Wendy de görme özürlü olduğu için Whit'in gösterdiği kâğıtların rengini ya da değerini bilmesi olanaksızdı. Öyleyse bu nasıl olmuştu ?

Whit, bu sihirli anı hızlı düşünerek ve gizli bir şifre kullanarak yaratmıştı.

Whit meslek yaşamının başlarında iki kişi arasında sözsüz iletişim sağlamak için bir ayak şifresi geliştirmişti.
Bu şifreyi yaşamında daha önce hiç kullanmamıştı.

Masada Wendy'nin karşısında oturup ona "Şimdi sana bir iskambil kâğıdı göstereceğim, Wendy. Bu Kâğıt kırmızı mı ya da siyah mı olacak" dediğinde masanın altından kızın ayağına "kırmızı" derken iki kere, "siyah" derken de bir kere vurmuştu, Wendy'nin kendisini anladığından emin olmak için "Senden Psişik güçlerini kullanmanı ve kâğıdın kırmızı mı (iki vuruş), siyah mı (tek vuruş) olduğunu bana söylemeni istiyorum, tamam mı ?" diyerek gizli sinyali yinelemişti.

Kız başıyla olumlayınca söylediklerini anladığından ve onunla bu numarayı yapacağından emin olmuştu.

Whit "Tamam mı ?" diye sorduğunda, aile onun sözlü yönergeleri kastettiğini sanmıştı.

Peki Whit kupa beşlisini nasıl anlatmıştı ?
Çok açık.
Beşliyi Anlatmak için kızın ayağına beş kez vurmuştu.

Kâğıdın kupa mı, maça mı, sinek mi, yoksa karo mu olduğunu sorduğu sırada da "kupa" derken yine ayağına dokunmuştu.

Bu öyküdeki asıl sihir, olayın Wendy üzerinde bıraktığı etkiydi.
Hem birkaç dakikalığına da olsa ailesinin önünde kendini özel hissetmiş, hem de aile, arkadaşlarına onun şaşırtıcı "psişik" yaşantısını anlatırken evin yıldızı olmuştu.

Olaydan birkaç ay sonra Whit, Wendy'den bir paket aldı.
Pakette görme özürlüler için bir deste iskambil kâğıdı ve bir mektup vardı.

Mektupta Wendy, kendini gerçekten özel hissetmesine yardım ettiği ve birkaç dakikalığına da olsa "görmesini" sağladığı için Whit'e teşekkür ediyordu.
Sürekli sordukları halde bu numarayı ailesine hâlâ anlatmadığını söylüyordu.

Mektubunu, Whit'e, görme özürlüler için yeni numaralar geliştirebilmesi için bir deste özel kâğıt gönderdiğini söyleyerek bitiriyordu...


ALINTIDIR...
 
  • Beğen
Tepkiler: -Börteçine-, FatoŞ ve Byhaydar
Emrgncy

Emrgncy

Üye
    Konu Sahibi
AŞKIN GÖZÜ KÖRDÜR VE DELiLiK HEP YANIBAŞINDADIR



Bir gün Delilik yakın dostlarını kahve içmek üzere evine davet etmiş.

Herkes gelmiş Kahveler içildikten sonra Delilik dostlarına saklambaç oynamayı önermiş.

- Saklambaç mı? O da nedir? diye sormuş Merak.


-Saklambaç bir oyundur Sizler saklanırken ben yüze kadar sayacağım.


Saymayı bitirdiğimde ilk bulacağım kişi benden sonraki ebe olacaktır.

Korku ve Tembellik dışındakiler Delilik'in önerisini derhal kabul etmişler.

- 1, 2, 3 diye yüksek sesle saymaya başlamış Delilik.


Acelecilik, ilk bulduğu yere kendini atıvermiş,

Utangaçlık, her zamanki alışkanlığıyla bir ağacın gölgesine ilişmiş,

Neşe,bahçenin orta yerine doğru yönelmiş,

Hüzün, saklanacak yer bulamadığından ağlamaya koyulmuş,

Kıskançlık, Başarı'nın peşinden giderek yanıbaşındaki bir kayanın ardına sığınmış.

Delilik saymayı sürdürmüş.

Umutsuzluk, Delilik'in doksan dokuza geldiğini duyduğunda iyiden iyiye umutsuzluğa kapılmış.

- YÜÜÜÜZ ! diye haykırmış Delilik, Saklanmayan ebedir, aramaya başlıyorum.


İlk söbelenen Merak olmuş Birinci kurbanın kim olacağını o kadar merak ediyormuş ki, saklanmayı ihmal etmiş.

Bahçe duvarına baktığında, Delilik Kararsızlık'ı farketmiş; üzerine tünemiş olduğu duvarın hangi tarafına saklanacağını düşünmekle meşgulmüş.

Ve hemen ardından Neşe'yi, Hüzün'ü, Utangaçlık'ı söbelemiş.

Herkes yeniden biraraya geldiğinde Merak sormuş:
-Aşk nerede? Hiç Aşk'ı gören oldu mu?


Delilik, Aşk'ı aramaya koyulmuş Dağlara çıkmış, nehirlerin yataklarına bakmış, ama Aşk'ı hiç bir yerde bulamamış.

Çaresiz arayışını sürdüren Delilik, bir gül ağacı ile karşılaşmış.

Eline geçirdiği bir çalıyla ağacın dallarını, yapraklarını yoklamış.

Aniden tiz bir çığlıkla irkilmiş Acıyla bağıran Aşk, diken batan gözünü tutuyormuş.

Delilik ne yapacağını bilememiş Özür dilemiş, yalvarmış yakarmış Aşk'a kendisini affetmesi için.

O kadar üzülmüş ki, bir daha hayat boyu yanından ayrılmayacağını bile vaadetmiş.

Acısı biraz dinen Aşk sonunda özürleri kabul etmiş

O günden beri

'' Aşk'ın gözü kördür ve Delilik hep yanı başındadır!!!


ALINTIDIR
 
Son düzenleme:
  • Beğen
Tepkiler: -Börteçine-, FatoŞ ve Byhaydar
u_cosar

u_cosar

Üye
Görme engelli kızın sihirbazla ilgili hikayesi güzeldi eline sağlık
 
Emrgncy

Emrgncy

Üye
    Konu Sahibi
YABAN GÜLÜM



Çok istedim Yaban Gülüm hayatta bir dost bulmayı..
Ama insan bir dikendir batar kalbine dediler.
Güvenmek istedim acılara esir ettiler.
Seni buldum Yaban Gülüm dağların en kuytusunda..
Çiçeklerin en solmazında,yalnızlıkların en derinliklerinde.

Sen Yaban Gülüm;yalnızlık nedir bilirmisin?
Yıldızların altında ağladın mı geceler boyunca?
Haline bulutlar gözyaşlarını döktüler mi?
Doğan güneş; “ben senin için doğmuyorum” der gibi.
Baktı mı gözlerine?
Sen Yaban Gülüm ölmedem ölümü tattın mı?
Yapraklarını tek tek vücudundan kopardılar mı?
Günlerce seni susuz bıraktılar mı çölün ortasında ?

Biliyormusun Yaban Gülüm;yaşamak suçsa eğer.
Ben cezamı sorgulanmadan idamımı isterim.
Benim hayatta ki tek arkadaşım.
Gel sen ol dağların gülü...
Seninle tekrar yaşama dönmek istiyorum..
Yaşayamadığım islamı seninle yaşamalıyım...
Haykıramadığım Rabbimin aşkını seninle anlatmalıyım.
Bir ömür hayatı seninle paylaşmalıyım.

Ama sakın ağlama yenik düşme bu hayata.
Allah aşkı hayatta kalmana yetecektir.
Susuzluğunu ömür boyu gözyaşlarımla ben gidereceğim.
Güleceksin Yaban Gülüm;hiç solmayacaksın.
Çünkü herşey Rabbini sevdiği müddetçe direniyor.
İslamı yaşadığı müddetçe kökleri zamanı sarıyor.
Bunun için buradayım Yaban Gülüm,
Bu yüzden merhametsiz insanlardan uzak.
Senin yanında ölmek istiyorum Yaban Gülüm..
Seninle bu hayata gözlerimi kapatmak istiyorum.
Mezarım senin hemen başucunda olsun.
Ben ölürsem Yaban Gülüm;tohumlarını mezarıma gömün.

Tut ki yeni yaban gülleri filizlensin üzerimde.
Hayatında gülmeyen bu aciza ne kul son defa gülsün.
Beni ve son defa sen mutlu et Yaban Gülüm...
Toprağın altında da unutma ki ruhlar ölmez.
Ve sorgu melekleri gelip dünyada ne yaptın derlerse.
Seni göstererek “Yaban Gülüme sorun” deyip ağlayacağım.

Anlatırken boynunu bükme sakın ağlama dağların gülü.
Bizi bu duruma getirenler utansın,onlar ağlasın.
Cehenneme gidersem beni unutma.
Yaban Gülüm Mezarımda senden başka ot bitmesin.
Başka güller sarmasın günahkar bedenimi.
Sadece sen ol bana bu dünyayı hatırlatan.

Sen ol ki hayatı olduğu gibi kabul etmiyeyim.
Görmek istediğim şekilde düşünebileyim.
Ama nasıl olursan ol,nasıl yaşarsan yaşa Asla!
Hiçbir zaman!Beni unutma!Sakın unutma!

OLUR MU YABAN GÜLÜM?


ALINTIDIR...
 
  • Beğen
Tepkiler: FatoŞ ve Byhaydar
Emrgncy

Emrgncy

Üye
    Konu Sahibi
BEYAZ GARDENYA



12 yaşımdan bu yana, her yıl doğum günümde bana, kimin gönderdiği belli olmayan beyaz bir gardenya gelirdi.
Üzerinde ne bir not, ne de bir kart olurdu.
Çaresiz bir şekilde çiçekçiyi aradığımda ise ödemenin peşin yapıldığını söylerlerdi.

Bir süre sonra, çiçeği gönderenin kimliğini öğrenme çabalarımdan vazgeçtim.
Yumuşacık, pembe kâğıtlara sarılmış sihirli bir görünüm sergileyen beyaz çiçeğin baş döndüren kokusunun ve güzelliğinin tadını çıkarmaya başladım.

Fakat, hiçbir zaman da gönderenin kim olduğu üzerine hayaller kurmaktan vazgeçmedim.

En mutlu anlarım, kimliğini saklayan bu çok utangaç, ama tuhaf, aynı zamanda heyecan verici ve harika insanın kim olduğunu düşünerek geçti.

Ergenlik dönemimde, çiçeği gönderenin beni çok seven ya da benim tanımadığım, ama bana hayran bir erkek olduğunu düşünmek çok zevkliydi.

Annem genellikle benim bu hayallerime katkıda bulunurdu.
Bana sık sık, bu kişinin iyilik yaptığım ve teşekkürünü bu biçimde dile getirecek biri olup olmadığını sorardı.

O zaman, bisikletime binerken, küçük çocuklarıyla alışverişten eli kolu dolu olarak evine gelen komşumuzu anımsardım.
Çünkü, her zaman o komşumuzun aldıklarını arabasından eve taşımasına yardım eder ya da çocukların yola fırlamalarını engellerdim.

Çiçekleri gönderen, belki de caddenin karşısındaki evde oturan yaşlı adamdı.
Kışın buz tutan merdivenlerden inerken düşmemesi için, posta kutusundaki mektuplarını ben alır götürürdüm evine.

Annem, gardenya konusunda hep hayal gücümü kullanmama yardım etmiştir.

Çocuklarının hep yaratıcı olmalarını isterdi. Ayrıca, sadece kendisinin değil, tüm dünyanın bizi sevdiğini hissetmemizi isterdi.

17 yaşıma geldiğimde, bir erkek kalbimi kırdı.
Beni telefonla son kez aradığı gece, uyuyana kadar ağladım.
Ertesi sabah uyandığımda, aynamın üzerine rujla yazılmış bir not buldum:
- "Yarı-Tanrılar çekip gittiklerinde, gerçek Tanrılar ortaya çıkarlar. Unutma!"

Emerson'un bu sözleri hakkında uzun uzun düşündüm ve çektiğim acılar yok olana kadar da annemin yazdıklarını aynamdan silmedim.

Cam siliciyi elime aldığımda annem gerçekten iyileştiğimi biliyordu artık.

Fakat, elbette annemin iyileştiremeyeceği yaralar da aldım.
Liseden mezun olmadan bir hafta önce babam bir kalp krizi geçirip öldü.
Duyduğum üzüntü bir anda terkedilmişliğe, korkuya, güvensizliğe ve öfkeye dönüşmüştü.

Babam, yaşamımın en önemli olaylarının birinde beni terketmişti.
Yaklaşmakta olan mezuniyet törenim, sahnelediğimiz oyun ve balo artık hiç ilgimi çekmiyordu.

Oysa, bütün bunlar için uzun bir zaman çalışmıştım ve mezuniyet günümü dört gözle bekliyordum.

Üniversiteye gitmeyi çok istememe karşın, kendimi daha güvende hissettiğim için evden ayrılmamayı bile düşünmeye başlamıştım.

Yaşadığı büyük acı bile annemin duygularımı anlamasını engellememişti.

Babam ölmeden bir gün önce, baloda giyeceğim elbiseyi satın almak için alışverişe gitmiştik ve çok güzel bir elbise beğenmiştik.
Kırmızı, beyaz ve mavi puanlı, çok güzel bir elbiseydi. Elbiseyi giydiğim zaman kendimi Scarlet O'Hara'ya benzetmiştim.
Fakat, elbisenin bedeni büyüktü ve ertesi gün babam ölünce, elbise tamamen aklımdan çıkmıştı.

Oysa annem unutmamıştı elbiseyi.
Balodan bir gün önce, bir de baktım ki elbise oturma odamızdaki kanepenin üzerinde beni bekliyor
- hem de benim bedenimde.
Benim için o elbisenin hiçbir önemi kalmamıştı, ama annem için çok önemliydi.

Çocuklarının kendilerini nasıl hissettikleri her zaman onun için çok önemli olmuştu.
Bize, çirkinliklerde bile bir güzellik bulmayı öğretmişti.

Annem çocuklarının kendilerini gardenya gibi görmelerini istemişti
- güzel, güçlü, mükemmel ve sihirli ve belki de biraz gizemli bir koku ile birlikte.

Annem, ben 22 yaşıma geldiğimde öldü ve ben annemin ölümünden 10 gün sonra evlendim. Gardenyalar o yıldan sonra gelmez oldu...


ALINTIDIR
 
  • Beğen
Tepkiler: -Börteçine-, FatoŞ ve Byhaydar
u_cosar

u_cosar

Üye
sütçü hikayesi çok iyi ya
 
Emrgncy

Emrgncy

Üye
    Konu Sahibi
GÜZEL GEÇiMiN SIRRI
( Biraz tebessüm :tebessüm: )



Arkadaşları, yeni evli gence, bir çay sohbetinde:

-“Sen evleneli neredeyse bir sene oldu, ama maşallah sizin evden çıt çıkmıyor, siz hiç tartışmaz mısınız?” diye sorarlar.
...
“Hayır” diye cevaplar yeni evli genç ve ilave eder:

-“Akşam işten geldiğimde, kapı açılınca hanıma şöyle bir bakarım.

Eğer hanım, eteğinin ucunu belinde topladıysa bilirim ki hanımın günü iyi geçmemiş ve havası yerinde değil.

Hiç ekmek, yemek sormadan usulca mutfağa süzülür, aceleyle birkaç lokma atıştırır ve ortalıktan toz olurum.

Olur ya bazen de benim asabım bozuk olur. O zaman fesin püskülünü her zamankinin aksine soldan sarkıtırım.

O da bunu görür, asabi olduğumu anlar ve hiç sesini çıkarmaz, hemen yemeğimi, çayımı hazır eder.

Etrafımda pervaneler gibi döner.

Bu nedenle biz hiç kavga etmeyiz.


Dinleyenlerden biri:

-“Peki birader, kapı açıldı, yenge eteğin ucunu belinde toplamış, sen de fesin püskülünü soldan sarkıtmışsın.
İki taraf da asabi, o zaman ne olacak?”


diye sormuş.

Ötekiler de “Hah! Şimdi ne olacak?” demiş.

Genç gülümsemiş;

-“Bundan kolay ne var, fesin püskülünü hafif bir fiskeyle soldan sağa atarım”

demiş.
 
  • Beğen
Tepkiler: -Börteçine-, FatoŞ ve Byhaydar
Emrgncy

Emrgncy

Üye
    Konu Sahibi
KÜRTAJ



Çocuğun tenasül uzvunda kan fışkırıyordu.
Kardeşini sünnet etmişti aklınca.
Önceleri bağırabildiği kadar bağırdı çocuk.
Kanla beraber ses de yavaşladı; bir iniltiye dönüştü.

Küçük ağabey hadisenin şokunu yaşıyordu.
Anne ve babasına ne diyecekti?
Bu korku içinde kanlı bıçağı pencereden fırlatıverdi.

Hâlâ ne olduğunu, neye uğradığını anlayamamıştı. Ortada bir felaketin olduğunu sezinliyordu.
Suçunu bile idrak edemeyecek kadar küçüktü.

Orada reşit biri olsaydı ona:

- "Sen niye korkuyorsun evladım, anne babanın anlaşarak atmaya karar verdiği ceninden daha küçük bir şey kestin kardeşinden,
onlar ağzı dili olmayan bir çocuğun dünyaya gelişini engellediler, onların suçu seninkinden daha büyük"
diyecekti.

Bu çocuk, dünyaya gelmeden, ağlayıp gülmeden buradan gidecekti.
Ona yaşama hakkı en yakınları ve "Gönüllü Aile Planlamacıları"tarafından haram ediliyordu.

Bir küçüğü, bir yıldır hayatın tadını tatmış, küçük ellerini gökyüzüne kaldırmış, yıldızları parmaklarıyla göstermişti.
Fakat yeni dünyaya gelecek masum, kendine kaderden tevdi edilen hakikat tohumunun sümbülünü gösteremeden gidecekti.

Batılı dostlarımız ! bizim çoğalıp güçlenmemize razı değillerdi.
Gerçi kadın çocuğunun alınmasını istemiyordu.
Hayat şartları bunu gerektiriyordu.

Hem de bu konuda o kadar kesif bir kampanya vardı ki bazıları bunlara kanıyorlardı.

Halbuki bu reklamlarda ve çalışmalarda yapılan masraflarla dünyaya gelen çocuklar beslenebilirdi.

Hastahanelerdeki "Aile Planlaması Merkezleri" doğum kontrolü için bedava ilaç da dağıtıyordu.

Kadının buralardan aldığı haplar onun sinirlerini hayli yıpratmıştı. Üç çocuğa birden bakamazlardı.

Bu çocuk onlar için bir hazır yiyiciydi.

Ekonomiyi sömürecek, pahalılığa sebep olacaktı.

Devletin ve bazı kuruluşların aile planlamasında bu kadar ısrarlı gayretlerine rağmen ülkenin fakirlikten, enflasyondan kurtulamaması da ayrı bir mevzû.

Bu anne ve babalar kendi mahsulleri olan evlatlarını, kendi elleriyle, başkalarının telkinlerine aldanarak katlediyorlardı.

İlahi beyanın:
"Onlar nesli ve ekini (ekonomiyi) bozarlar" (Bakara 2/205)
ifadesi ne kadar açıktır.

Kardeşinin tenasül uzvunu kestikten sonra kapıyı kapatıp sokağa çıktı.
Aniden aklına, evlerinin önündeki kamyonun arkasına saklanmak geldi ve kamyon tekerinin altına büzüldü.

Korkunun ve soğunun verdiği heyecanla bir kuş gibi titriyor ve ağlıyordu.
Sırtını sağlam bir kaya gibi dayadığı tekerin arkasında yorgunluk ve bitkinlikten uyuyakalmıştı.

Birdenbire sırtına çok ağır bir yükün bindiğini hissetti.

Bu habersiz gelen yükün altında ikiye katlanmıştı.

Şoförün arabayı çalıştırmadan el frenini bırakıvermesi, bu feci kazaya sebep olmuştu.

Bu çocuk da ağlayıp bağırmadan kardeşinin gittiği, görmediği o meçhül aleme gidiyordu.

Kocaman lastiğin altında o körpecik vücudu ezilmişti.

Olup bitenlerden hiç haberi olmayan anne ve baba, hastahanede çocuğu olmayan komşu kadına rastlamışlardı.

Baba, bu kadının aniden karşılarına çıkmasından çok rahatsız olmuştu. Kadın, anneyi lafa tutmuştu. Konuşma esnasında hastahaneye gelmelerindeki gerçek sebebi öğrenen kadın, anneye yalvarırcasına:

- "Ne olur aldırmayın, onu bana verin, ben sizin yerinize ona bakıveririm, büyüyünce yine size vereyim!"
demesine rağmen kadına birşey söylemeden oradan uzaklaştılar.

Kadın çok hislenmişti. Herşey Allah'ın elinde değil miydi?
Verir imtihan eder, vermez imtihan ederdi. İnsanın evladı olması kadar güzel birşey var mıydı?

Bazen evlatları yüzünden eğitimi çok önemliydi.

Aslında bugünkü yaşadığımız çevrede çocuğun terbiyeli yetiştirilmesi gerçekten çok zordu.

Bazen en iyi insanların çocukları bile mükemmel yetişmeyebiliyordu.

Çocukların ilk doğdukları gündeki gibi günahsız büyümeleri lazımdı.

Düşünen kimdi bunu?

Bir selin ortasında herkes yuvarlanıp gidiyordu.

Bunları düşününce kadın şöyle derin bir nefes aldı.

Kendi başının hesabını rahatlıkla verebilirdi, ama dünyaya gelmesine sadece vesile olacağı çocuğun günahını nasıl taşıyacaktı?

Rabbinden ümidini hiçbir zaman kesmemişti, nurtopu gibi bir evladı olsun istiyordu.
Allah ruhunu yarattıysa ona dünyada ceset giydirecekti.

Onbeş-yirmi sene sonra çocukları olanlar bile vardı.

Hazreti Zekerriya 'nın durumu da ayrı bir mucizeydi.

Kadın bu düşüncelerle, inkisar ve ümit arasında oturdukları mahalleye doğru yola koyulmuştu.

Anneye ise müdahale yapılıp çocuk alınmış, ekonomik sebeplerle bir masumun kanı yere dökülmüştü.

Anne birkaç damla gözyaşıyla teessürünü belirtti.

Babanın da yüzüne bu suç, bir korku, pişmanlık ve tatminsizlik şeklinde yapıştı.

Tuttukları taksiye evlerine dönerken anneyle baba, ne birbirlerine baktılar ne de bir çift söz ettiler.

Şimdi diğer çocuklarını fazla bekletmek istemiyorlardı.

Ancak onlara sarılarak biraz önce ameliyathanede bıraktıkları masumun hasretine tahammül edebilirlerdi.

Hem öteki çocukları küçüktü, daha fazla yalnız bırakamazlardı.

Evleri uzaktan görünmüştü.

Bu evin önündeki kalabalık da neydi?
Mahalleli de onların geldiğini farketmişti, ama bu feci hadiseyi nasıl anlatacaklar, büyük oğlunun kamyonun altında kalarak hayatını kaybettiğini nasıl söyleyeceklerdi?

Hiçbir şey söylemeye gerek yoktu. Anne çoktan hadiseyi hissedip bayılmıştı bile.

Hastahanede rastladıkları çocuksuz kadın bir yandan anneyi ayıltırken, onu teselli etmeye çalışıyordu.

Baba ise evlerinin kapısını açarken bir yandan da gözyaşlarını siliyordu.

Kapının gerisindeki felaketten ise hiç kimsenin haberi yoktu.

Orada onları bir üçüncü acı beklemekteydi...


ALINTIDIR
 
  • Beğen
Tepkiler: -Börteçine-, FatoŞ ve Byhaydar
Emrgncy

Emrgncy

Üye
    Konu Sahibi
KIRMIZI ARABA



Arkadaşım Gayle dört yıldan bu yana kansere karşı yaşam mücadelesi veriyordu.

Diğer arkadaşlarımla birlikte onu ziyarete gittiğim bir gün çocukluk düşlerimizden söz ediyorduk.

Gayle başını pencereye doğru çevirdi.

Gözleri çok uzaklarda, sesi sitem dolu

“Ben, kumandalı, kırmızı bir oyuncak arabamın olmasını isterdim hep, ama doğum günümde ne istediğimi söylersem; dileğimin gerçekleşmeyeceği korkusuyla hiç kimseye söyleyememiştim bunu.

Bu nedenle de asla radyolu, kırmızı bir oyuncak arabam olmadı.” dedi.

Gayle’i ziyaretimden bir kaç gün sonraydı.

Çok sevdiğim dondurmayı almak için sırada beklerken birden dondurmacının vitrinindeki kırmızı oyuncak arabayı gördüm.

Yanına da bir not iliştirilmişti:
"Dondurmanızı alırken vereceğimiz kuponu doldurmayı unutmayın, belki de çekiliş sonunda bu kumandalı araba sizin olabilir."


Hemen Gayle’in sözleri geldi aklıma.

Bir kaç hafta boyunca sürekli dondurma alıp , verdikleri kuponları doldurdum.

Hiç bir çekilişte de kazanamadım.
Bu kırmızı arabayı mutlaka Gayle’e almalıydım.

Dördüncü haftanın sonunda artık çekilişte kazanmaktan ümidimi yitirmiştim.

Dükkan sahibi ile konuşarak bana bu arabalardan bir tanesini satmalarını rica ettim.

Dükkan sahibi dört haftadır hergün dondurma alıp, kuponları doldurduktan sonra büyük bir heyecanla çekiliş sonuçlarına baktığımın gözünden kaçmadığını söyledi.

Ardından da gözlerimin içine bakarak:
"Söyler misiniz, neden bu kadar çok istiyorsunuz bu arabayı? "diye sordu.


Gözlerimden süzülen yaşlara aldırmadan ona arkadaşımdan söz ettim.

Çok etkilenmişti.
"İstediğiniz oyuncak arabayı verdiğiniz adrese göndereceğim" dedi.


Yazdığım çeki masanın üstüne bırakarak , büyük bir mutlulukla evime geldim.

Ertesi günü Gayle’i ziyarete gittiğimde gözleri ışıl ışıldı.

Elindeki kırmızı oyuncak arabayı göstererek küçük bir çocuk heyecanıyla: "Bak" dedi.

"Bunca yıl bekledim ama nihayet dileğim gerçekleşti, hem de tam istediğim gibi !"

Ertesi günü postacı bir zarf uzattı elime.

Açıp okumaya başladım:

"Sevgili Bonnie, annem ve babam da kanserdi ve ikisinide, altı ay gibi kısa bir sürede kaybettim.

İkisi içinde çok çabaladım ama doğrusu dostlarımın sevgisi ve cömertliği olmasaydı hiç bir şey yapamazdım.

Gerçek dostlarım olduğu için kendimi hep şanslı hissettim.

Gayle’de senin gibi bir dostu olduğu için çok şanslı. En iyi dileklerimle. Norma"

Dondurma dükkanının sahibiydi mektubu yazan.

Benim masasına bıraktığım çek de zarfın içindeydi.


Bonita L. Anticola
 
Son düzenleme:
  • Beğen
Tepkiler: FatoŞ ve Byhaydar
-efşan

-efşan

Üye
Kusura bakma Abi. Daha yeni gördüm ben bunları ya.
Okuyacağım hepsini..
Ellerine sağlık Abi'm.
 
Emrgncy

Emrgncy

Üye
    Konu Sahibi
Kusura bakma Abi. Daha yeni gördüm ben bunları ya.
Okuyacağım hepsini..
Ellerine sağlık Abi'm.

Estağfirullah Cengiz'im :tebessüm:


- - - Eklendi - - -

EVLiLiK AĞACI



Yeni evli bir çift vardı.

Evliliklerinin daha ilk aylarında,bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi.

Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi.
Son zamanlarda o kadar sık olmasa da, evlenmeden önce sık sık birbirlerini çok sevdiklerine dair ne kadar da
dil dökmüşlerdi.

Ama şimdilerde, küçük bir söz, ufak bir hadise aralarında orta çaplı bir kavganın çıkasına yetiyordu.

Bir akşam oturup ilişkilerini gözden geçirmeye karar verdiler.

Her ikisi de, boşanmayı istememekle beraber, işlerin böyle gitmeyeceğinin farkındaydılar.

Erkek, "Aklıma bir fikir geldi" dedi.
"Bahçeye bir ağaç dikelim ve eğer
bu ağaç üç ay içinde kurursa boşanalım.

Kurumaz da büyürse bunu bir daha aklımızdan geçirmeyelim.

Bu süre içinde de ayrı ayrı odalarda kalalım."


Bu ilginç fikirhanımının da hoşuna gitti.

Ertesi gün gidip bir meyve fidanı aldılar ve
birlikte bahçeye diktiler.

Aradan bir ay geçti. Bir gece bahçede karşılaştılar.
Her ikisinin de elinde içi su dolu birer bidon vardı. <3 <3 <3


ALINTIDIR...
 
  • Beğen
Tepkiler: -Börteçine-, FatoŞ ve Byhaydar


Üst Alt