♥GÖZ YAŞARTAN ☼ YÜREK BURKAN ☼ DÜŞÜNDÜREN ☼ ATEŞLEYEN ☼ HiKÂYELER♥

Sponsorlu Bağlantılar

haydaravısyon

haydaravısyon

Üye
yıllar önce bir genç kız hastaneye kaldırılmış hastalığına çare bulunamamış.tek kurtuluşu ise küçük kardeşinden yapılacak kan nakliymiş.
5 yaşında ki kardeşi şans eseri bu hastalığı yendiği için kan verilcekmiş.
doktorlar ufak çocuğun yanına gelerek sormuşlar
-ablana kan vermek istiyormusun
çocuk bi ara duraksamış ve sonra
-eğer yaşayacaksa evet demiş
daha sonra kan verme işlemi devam ederken çocuk doktorlara dönüp sormuş
- ne zaman ölücem..
 
  • Beğen
Tepkiler: -Börteçine- ve Emrgncy


Emrgncy

Emrgncy

Üye
    Konu Sahibi
ARTIK ÇOK GEÇ !!



Düşünsene Sevgilim.. ;

Yarın sabah uyanacaksın bir selâ sesiyle. Kim diye bekleyip, meraklanacaksın. Birkaç dakika sonra " adım " geçecek. Ölüm haberimi alacaksın. Ve hayat duracak o an senin için.

Hemen üstünü değiştirip dışarı çıkacaksın. Beni son kez görmek için dua edeceksin.
Ama çok geç olacak. Evime geldiğinde, annemin çığlık sesleriyle;

- O ölmedi! deyişleriyle için acıyacak.
Ve hiç beklemediğin bir anda gözyaşların sel olur akacak.
O an isyan edeceksin yaşadığına.
Birdaha beni göremeyeceğine,
sesimi duyamayacağına inandıramayacaksın kendini.

Biran telefonuna bakmak gelecek içinden .
Mesajlara gireceksin ve 1 yeni mesaj , tam 24 saat önce...
Mesajda şunları göreceksin :

- "Ah be paşam , can arkadaşım , DÜNYAM ♥" diye başlayacak .
Ve şöyle sonlanacak :
- " Bu mesajı okuduğunda her şey için geç olabilir.
Sakın üzülme, bedenim bu dünyada olmasada ruhum senin yanında , elini kalbine koy ben hep ordayım !"

Yaşadığına yaptıklarına pişman olacaksın.
Ama dedim ya her şey için geç olacak, sevmek için sahiplenmek için....
Düşüneceksin ' Neden BİZ? ' diye?
Etraftaki dedikodular kulağını çınlatacak :

- Çok sevdiği , canında vazgeçeceğin bir sevdiği varmış.
Dayanamamış kalbi o kadar acıya üzüntüye...
Eve döndüğünde sabah olmak bilmeyecek.
O gece geçmeyecek, çünkü bileceksinki sabah uyandığında prensesin yanında olmayacak...

İŞTE BÖYLE SEVGİLİ !

- Benimsin diye sevineceğim yerde , ya bensizliğe dayanabilirse diye ağlıyorum...
Neden paşam Neden?
Neden gurur aşkın önüne geçiyor?
Neden üzüntü , acı ağır basıyor.

Ve suskunluk...
Bilmiyorum sevgilim.
Neden sustuğumu bilmiyorum!
Her neysee ; boşver be gururu, gelde ömrümün sonuna kadar seveyim seni ♥♥♥:tebessüm:

 
Son düzenleme:
  • Beğen
Tepkiler: -Börteçine-
marist

marist

Üye
Ellerine saglık Abi. Çok güzel bir konu olmuş. Nedense böyle hikayeleri çok seviyorum.
 
  • Beğen
Tepkiler: Emrgncy
Emrgncy

Emrgncy

Üye
    Konu Sahibi
Yüzü Olmayan Adam (Karamsarlara özel, mutlaka okuyun!)



Yıllar önce çalışkan bir adam, ailesini avantajlı iş imkanı sağlamak için Newyork’tan Avusturalya
ya götürdü.
Adamın ailesinden biri sirke trapez artisti olarak katılmak veya aktör olmak tutkusu bulunan genç ve yakışıklı oğluydu.
Bu genç adam zamanını sirk yada sahne işi gelene kadar kasabanın sınırındaki batı bölümünde yerel bir tersanede çalışarak geçirdi.

Bir akşam işten eve gelirken onu soymak isteyen 5 haydut tarafından saldırıya uğradı.
Genç adam parasından vazgeçmek yerine onlara karşı koydu.
Bununla birlikte onu kolayca alt ettiler ve feci şekilde dövmeyi sürdürdüler. Botlarıyla yüzünü parçaladılar ve tekmelediler,vücuduna sopalarla acımasızca vurdular ve onu ölüme terk ettiler.

Aslında polisler onu yolda uzanmış şekilde bulduklarında öldüğünü sanmışlardı.
Morg yolunda polislerden biri adamın zorlukla nefes aldığını duydu ve onu hemen hastanedeki acil bölümüne götürdüler.
Acilde yatarken hemşire korku içinde bu genç adamın uzun süre bir yüze sahip olamayacağını fark etti.
Göz yuvaları parçalanmış;kafatası,bacakları ve kolları kırılmış;burnu askıda kalmış;bütün dişleri kırılmış ve çenesi hemen hemen kafa tasından ayrılmıştı.
Yaşama imkanı az olmasına rağmen bir yıla yakın zamanını hastanede geçirmişti.
Sonunda hastaneden ayrıldığında vücudu iyileşmişti fakat yüzü bakılamayacak kadar biçimsiz ve dehşet vericiydi.Artık herkesin imrenerek baktığı yakışıklı genç değildi.
Genç adam yeniden iş aramaya başladığında herkes tarafından geri çevrildi.
Bir işveren ona sirkte “yüzü olmayan adam” adında tuhaf bir şov teklif etti ve bir süre bu işi yaptı.
Olanlar boyunca o hala herkes tarafından reddediliyor, iş yerinde hiç kimse onunla görüşmek istemiyordu.
Genç adam intiharı düşünmüştü.


Bütün bunlar 5 yılda gelişmişti.

Bir gün kiliseye uğradı ve bir teselli aradı.
Kiliseye girerken onu diz çökmüş, hıçkıra hıçkıra ağlarken gören rahiple karşılaştı.
Rahip ona acıdı ve onu uzun uzadıya konuştukları odasına götürdü.
Rahip büyük ölçüde etkilenmişti, onun hayatını ve şahsiyetini tekrar kazanabilmesi için elinden geleni yapabileceğini söyledi. Ama genç adam iyi bir katolik olabileceğine söz verecek ve olacaktı.

Genç adam hergün ibadet için kiliseye gidiyordu ve Allah’a hayatını bağışladığı için dua ettikten sonra beyin huzurunu sağlamasını istiyor ve O’nun nezdinde iyi bir kul olması için şükran duasını ediyordu.
Rahip şahsi ilişkileri sayesinde Avusturalya’daki en iyi plastik cerrahla görüştü.
Genç adam hiçbir ücret ödemeyecekti.
Çünkü doktor rahibin en iyi arkadaşıydı ve genç adamdan çok etkilenmişti.Onun hayata bakış açısı muhteşemdi,bütün kötü tecrübelerine karşı mizah ve sevgi doluydu. Cerrah harika bir şey başardı.
En iyi diş ameliyatını onun için yaptı. Genç adam Allah’a söz verdiği her şeyi yerine getirdi.
Allah da onu harika ve çok güzel bir eş,7 çocuk ve iş hayatındaki başarıyla ödüllendirdi.
Bu genç adam

Mel Gibson’du.

3 Ocak 1956 doğumlu Gibson 1980 den beri Robyn Moore’la evli. 7 çocuğu var. Hayatı “Yüzsüz Adam” filminin prodüksüyonuna ilham oldu.
O hepimizi kendine imrendirdi.
Cesareti olan herkese,özellikle karamsarlara örnek oldu.



GençBeyin

 
Son düzenleme:
  • Beğen
Tepkiler: -Börteçine-
@bluesky@

@bluesky@

Üye
Bir Bebeğin Yarım Kalmış Günlüğünden



5 Ekim: Bugün var edildim. Buradayım. Varım. Müthiş bir duygu bu. Var olduğumu henüz annem ve babam bilmiyor.
Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm. Ama ne de olsa, ben benim. Varım ya! Bu bana yetiyor. Henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum. Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.

19 Ekim: Biraz büyüdüm. Kımıldamam mümkün değil. Annem henüz farkında değil ama onun kanıyla besleniyorum. Kalbini dolaşıp gelen sımsıcak kan bana geliyor. Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek. Annem için güzel bir sürpriz olacağım.

23 Ekim: Hiç göremediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı. Dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum. Bu "el"in dokunduğu yerler dudağım damağım oluyor. Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessümler açacak, güleceğim. Dudağımdan ve dilimden sözler dökülecek. Herhalde önce "Anne!" diyeceğim. Anne duyuyor musun beni? Seninle konuşacağım. Sana güleceğim. Kimilerine göre hâlâ daha var değilmişim… Nasıl olur? Varım ve gülücükler sunacak dudaklarım da olmak üzere ya… Hem sonra bir ekmek kırıntısı ne kadar küçük olursa olsun yine ekmektir. Öyle değil mi anneciğim? Ah bir konuşabilsem!

27 Ekim: Bugün pek mutluyum. İçimde tatlı bir kıpırtı başladı. Artık bir kalbim var. Kalbim atmaya başladı. Hayatım boyunca böyle atıp duracak. Sevgilerle dolduracağım kalbimi. Tıpkı anneminki gibi... Annem bedeninde iki kalbin birden atmaya başladığını bilseydi ne kadar sevinirdi! Duyuyor musun anne?

2 Kasım: Her gün biraz daha büyüyorum. Kollarım ve bacaklarım da biçimlenmeye başladı. Hele bir büyüsün kollarım bak nasıl kucaklayacağım seni anneciğim. Şu ayaklarım da tamamlansın da, beraber çiçekli bahçemizde yürürüz. Belki birlikte okula gideriz.

12 Kasım: Ah evet… Bunlar, bunlar ne kadar sevimli ve küçük şeyler. Aman Allah'ım parmaklarım da çıkmaya başladı. Bunlarla çiçek toplayacağım, annemin elini tutacağım, kalem tutacağım. Belki de güzel bir şiir yazacağım. Anneciğim, orada mısın? Ellerimi ellerinin arasına koymak için sabırsızlanıyorum.

20 Kasım: Oh, nihayet.. Annem doktora gitti. Burada olduğumu öğrendi.. Yaşasın! Doktor teyze özel bir cihazla gördü beni. Ultrason diyorlarmış. Resmimi bile çekti. Sevinmiyor musun anneciğim? Seneye kalmaz kollarının arasında olacağım…

25 Kasım: Artık babam da burada olduğumu biliyor. Fakat henüz kız olduğumun farkında değiller. Onlara sürpriz yapacağım..

10 Aralık: Bugün yüzüm tamamlandı. Artık iki güzel gözüm, bir küçük burnum, dudaklarım ve yanağım var… Anneme benziyorum galiba…

13 Aralık: Artık çevreme bakabiliyorum. Etrafım çok karanlık ama olsun. Yine de mutluyum. Yaşıyorum ve varım. Kısa bir süre sonra gün ışığını görebileceğim, renkleri ve çiçekleri tanıyacağım. Rüyamda gördüm. Dünyada gökkuşağı diye bir şey varmış.. Onu çok merak ediyorum.. Anneciğim, babacığım sizin yüzünüzü de göreceğim. Tanışacağız…. Mutlu olacağız. Gülüşeceğiz..

24 Aralık: Kulaklarım daha iyi duyuyor artık. Anneciğim, senin kalbinin seslerini duyuyorum. Benim kalbimin atışlarını da sen duyabiliyor musun? Hatta sesini bile tanıyabiliyorum. Sesin ne kadar tatlı… Hiç duymadığım bir şey bu… Güzel ve sağlıklı bir kız olacağım. Kollarında uyuyacağım, yüzüne bakacağım, o tatlı sesini dinleyeceğim. Benim için ninni de söyleyecek misin anneciğim? Sen de beni özlüyorsundur mutlaka… Beni koklayacaksın.. Çok seveceksin, değil mi?

28 Aralık: Anne burada bir şeyler oluyor. Doktor abla neden mutsuz bakıyor böyle... Sen acı çekiyor gibisin. Kalp seslerin değişti... Sustun. Benimle niye konuşmuyorsun anne? Anne… Anne… Anneciğim… Yüzümde soğuk bir şey hissediyorum. Anne, yüzümü parçalıyorlar... Anne bir şeyler yap… Anne… Kolumu çekiyorlar anne… Canım yanıyor anne... Anne… Ayaklarımı parçalıyor bu şey anne... Beni sana bağlayan damarı kopardılar anne… Anne kalbimi parçalıyorlar… Anneciğim… Anne… Anne… An…


Ah! Kürtajınız tamamlandı hanımefendi. Geçmiş olsun !..

ALINTIDIR
En kötüsü buymuş ya çok hüzünlendim :(
 
Emrgncy

Emrgncy

Üye
    Konu Sahibi
İbn-i Sina'nın Aşık Genci Tedavisi



İbn Sina, Horasan veya Cürcan’a geldiği zaman hükümdarın yeğeni hastalanıyor.
Hastalık amansız ve korkulu.
Saray hekimleri bu hastalığın teşhis ve tedavisinde çaresiz kalıyorlar.
Bu sebepten ötürü son ümit olarak İbn Sina her yerde aranır, nihayet bulunur.

Sararıp solmuş, gücünü kuvvetini kaybetmiş, bünyesi zayıflamış ve yatağa düşmüş bu gencin tedavisi için İbn Sina’yı davet ederler. İbn Sina gelir ve daha gence elini sürmeden onun hasta olmadığını, sadece aşık olduğunu, kara sevdaya yakalandığını fark eder.

Sonra hastanın nabzını tutar ve: “Bana Cürcan civarını tanıyan bir adam getirin.” der. Adamı getirirler.
İbn Sina adamdan komşu şehirlerin isimlerini saymasını ister.
Bir şehrin ismini duyunca hastanın nabzı hızlanır, yüreği hoplar.
İbn Sina bu sefer adamdan hastanın nabzını zıplatan o şehrin mahallelerinin ismini saymasını ister.
Bir mahallenin ismini duyunca hastanın nabzı yine hızlanır.

İbn Sina bu defa adama: “Sokakların da adını say.” der. Adam bir sokağın adını söylediği zaman hastanın nabzı tekrar yükselir.
Bundan sonra İbn Sina: “
Bu sokaktaki evlerde yaşayanların isimlerini bilen birisini getirin.” der.
Getirirler.
Birer birer evdekilerin isimleri sayılırken bir isme gelince hastanın nabzı değişir.
O zaman İbn Sina: “
Bu mesele halledildi.” der;
Bu genç filan şehirdeki, filan mahalledeki, filan sokaktaki, filan evdeki, filan kıza aşıktır. Çaresi ve devası, o kıza kavuşmasıdır.” diye ilave eder.

Aşık delikanlı İbn Sina’nın söylediklerini işitince utanır ve başını yorganın içine çeker.
Mesele aynen İbn Sina’nın söylediği ve teşhis ettiği gibidir.
Bu olaydan sonra İbn Sina’yı Cürcan hükümdarına götürürler.

Hükümdar onun ilmine hürmet göstererek “Ey yüce filozof! Bu tedavinin sırrını bana söyle!” der.
İbn Sina da: “
Bunun tedavisi aşık ile maşukun bir araya gelmesidir.” diye cevap verir. Neticede Allah’ın emriyle kız istenir ve nikâhları kıyılarak aşıklar şifaya kavuşurlar.




Alıntıdır!
 
  • Beğen
Tepkiler: -Börteçine-
Emrgncy

Emrgncy

Üye
    Konu Sahibi
KARAGÜMRÜKLÜ BİLET ATMAZ!

Bundan yaklaşık onbeş yirmi yıl önce, iett otobüslerinde akbilin olmadığı yıllarda belediye otobüslerinde yolculuk yapmak için, otobüsün önünde bulunan cam kutuya bilet atmanız gerekirdi..


Şoförlük yapmak için iett de işe başlayan Hasan'ı Karagümrük hattına verirler. ilk gün vira bismillah deyip kontağı çevirir bizim Hasan ve sabahın alaca karanlığında girer Karagümrüğe ve işine, okuluna gitmek için duraklara akın eden yolcuları toplamaya başlar..

Daha ilk durakta iri yarı, güçlü kuvvetli pala bıyıklı bir herif biner ve bizim Hasan'a sert bir bakış fırlatıp "Karagümrüklü bilet atmaz!" der ve geçip arka koltuklardan birine oturur.
Bizim Hasan La havle çeker, zaten la havle çekmekten başkada yapabileceği birşey yoktur. Çünkü bizim Hasan zayıf çelimsiz bir adamdır ve Karagümrüklüyle başa çıkacak cesareti de yoktur.

Bir gün, iki gün bu olay aynen tekrar eder, bizim karagümrüklü her sabah aynı duraktan biner ve aynı sözleri söyleyerek geçer oturur otobüsün içine..

Hasan artık illallah der ve iett müdürlüğüne dilekçe yazarak hattının değiştirilmesini ister, fakat dilekçeye cevap olumsuzdur...

Artık Hasan için tek çare kalmıştır, mahalesindeki dövüş kursuna yazılır, sabahtan akşama kadar direksiyon sallayan Hasan, akşamları da dövüş kursuna gidip Judo, Karate ve Taekvando kursları almaya başlamıştır artık..

Bu çok yorucu bir süreçtir ama Karagümrüklü ile başa çıkmak için katlanılır doğrusu :D
Beş altı aylık yorucu bir kurs sürecini tamamlamıştır bizim Hasan ve bu geçen zaman zarfında Karagümrüklü ile arasındaki diyalog hiç değişmemiştir...


Bizim Hasan ertesi sabah daha bir başka geçmiştir direksiyonun başına, kendine güveni tamdır ve Karagümrüklüden hesap sorma vakti gelmiştir..

Her zamanki gibi bismillah deyip çalıştırır otobüsü ve düşer yola, ilk durağı iple çekmektedir. Uzaktan durak görünür ve Karagümrüklü de her zaman ki gibi beklemektedir durakta...

Otobüs durağın önüne yavaştan yaklaşır ve kapı açılır, Karagümrüklü her zamanki çeviklikle atlar otobüse, yine aynı sert bakışları fırlatır bizim Hasan'a ve;
-Karagümrüklü bilet atmaz. der

Tabi bizim Hasan aynı Hasan değildir artık. Bir hamlede yakalar Karagümrüklünün kolundan ve sorar;
-Karagümrüklü neden bilet atmazmış?

-Eee çünkü Karagümrüklünün pasosu var.

:ehe
Eşekli Kütüphaneci



Yıl 1943.
Genç Mustafa'nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi'ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok.

Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok.
Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır:

"
Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun."

Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.

- Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu ?

- Alıyorum.

- Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten.

23 yaşındaki genç memur "Ne yapayım, ne yapayım?" diye düşünür durur.

Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler.
Eşi önce "
Deli misin bey?"der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir.

O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, bin bir güçlükle üstesinden gelir. Çünkü o zaman da şimdiki gibi, "
Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da" zihniyeti var.

O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, ülkesine gram faydası olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır.
İki tane de sandık yaptırır.
İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne "
Kitap İdare Sandığı" yazar.

Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar. Kütüphaneye de bir yazı asar:

"
Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz."

Köydeki çocuklar şaşırır.
Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir.

Düşünün, Noel Baba gibi.
Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var. Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da.

"
Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak" der.

Mustafa artık Ürgüp'teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel'le köy köy gezmektedir.
Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar.
Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler.
Mustafa Amca'nın ünü etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup
iş yapmazken, Mustafa'nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.

Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar. Mustafa bakar ki kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor. Zenith ve Singer'e mektup yazar:

"
Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım" der.

Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar (ilk sponsorluk faaliyeti).
Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur. Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye.
Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halk evlerine okuma yazma kursları vermeye gider. Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır. Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar,

"
Kendi görev tanımı dışında davranıyor" diye. 50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.

Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir.
2005 yılında Mustafa Amca vefat eder.

Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp'e "
Eşekli Kütüphaneci" Mustafa GÜZELGÖZ ve eşeğinin heykelini dikerler.

Girişimcilik ne biliyor musun?

Bulunduğun yere yenilik katmalısın.

Mutlaka adım atmalısın.

Yaptığın iş olduğu yerde durup duruyorsa, sende bir uyuzluk vardır arkadaş.

İnsan var, dokunduğu yere değer katar; insan var, dokunduğu yere değer
kaybettirir.

Bakın Nevşehir'den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat,milletvekili, politikacı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa GÜZELGÖZ ve eşeğinin heykeli var.


Alıntıdır..
 
  • Beğen
Tepkiler: -Börteçine-
Emrgncy

Emrgncy

Üye
    Konu Sahibi
CİMRİ ADAM





Cimri bir adam, tüm mal varlığından emin olmak için her şeyini satar ve altına çevirir.
Altınları yer altına gömüp ara sıra kontrol eder.

Bir gün bir işçisi onu ararken cimriyi altınları gömdüğü yeri keşfeder.
Gece vakti altınların olduğu yere gidip, tüm altınları çalar.

Cimri altınların gömülü olduğu yere geldiğinde tüm altınlarının çalındığını anlar.

Ağlaya ağlaya kendini perişan eder bir vaziyette iken; bir komşusuna durumu anlatır.

Komşusu ona şöyle der:

Kendini üzme artık, bir taş alıp aynı çukura koy ve o taşın altınların olduğunu düşün.

Çünkü kullanmayı hiç düşünmediğine göre taş da aynı işi görecektir
.”​
 
  • Beğen
Tepkiler: -Börteçine-


Üst Alt