Oku namaz konusu gerçeği
Kaynak
Linkleri görüntülemek için kayıt olmalısınız
(Zühruf Suresi 44 Gerçek şu: Bu Kuran sana ve
toplumuna elbette ki bir hatırlatıcı/bir
düşündürücü/bir şeref/bir öğüttür. Bu kitaptan
sorumlu tutulacaksınız. ) Peki, dostlar Allah
sizleri bu kitaptan sorumlu tutacağım dedikten
sonra, acaba hâşâ sözünde durmazda kuranda
olmayan, hiç bahsedilmeyen başka şeylerden de
sorumlu tutar mı dersiniz? Bunları söylerken bile
üzüntü duyuyorum ama hala birileri
anlamamakta ısrar edebiliyor.
Kuranda her şey yoktur diyenler şu örnekleri
veriyorlar;
-Kuranda namazın nasıl kılınacağı, hangi
duaların okunacağı ve rekât sayısı yoktur, demek
ki bakın her şey yazmıyormuş kuranda.
-Hacca gittiğimizde neler yapacağız detaylı
anlatılmamıştır, örneğin şeytan taşlamayı kuran
yazmaz, demek ki her şey yokmuş kuranda.
-Zekâtlarımızı nasıl vereceğiz, ne kadarını
vereceğimiz yazmıyor, demek ki kuran her şeyi
yazmıyormuş.
Konuyu daha fazla uzatmamak için devam
etmedim daha çok şeylerin olmadığını iddia
ediyorlar, ama her nedense bunun tersini
düşünmeyi yani yanlıştan doğruya gitmeyi hiç
düşünmüyorlar. Ne demek yanlıştan doğruya
sözü derseniz birlikte yapalım. Bize bir söz
söylendiğinde onu test ederiz inanmadan önce.
Örneğin birisi ben 18 yaşını doldurdum derse
kanıtlamasını isteriz ve çıkar bakalım nüfus
kâğıdını deriz ve baktıktan sonra doğruysa
inanırız. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Peki
din ve iman adına bizlere söylenen sözleri
neden kontrol etme gereği duymuyoruz dersiniz?
Yoksa kontrol edilecek veri, bilgi, güvenilecek
rehber elimizde yok mu? (HÂŞÂ) Ya da elimizdeki
rehber çok açık ve net değil mi de bizler böyle
bir kontrol mekanizmasına müracaat etmiyoruz?
Hani Allah bizleri kurandan hesaba çekecekti ne
oldu Rabbin bu sözü? Unuttuk mu, hatırlamak
mı istemiyoruz? Madem birileri kurandan her
şeyi bulamadıkları için tedirginler, acaba kimler
Rabbin katında çok güvenli de onun sözlerine
iman edelim? Bu konuda emin olan var mı
aramızda? Hangi mezhep imamının sözleri
Rabbin korumasında bilen varsa söylesin de
aydınlanalım. Rahman güveneceğiniz,
dayanacağınız yalnız ben varım dedikten sonra,
nasıl olurda bunun tersini söyleriz. Kimin
takvaca üstün olduğunu, kimin doğru yolda
olduğunu Allah yalnız ben bilirim diye bizleri
uyarıyor, nasıl olurda birilerini veliler edinip
ardına düşeriz ve kuranda olmayan sözlerini
Allah emri diye alırız, doğrusu anlamakta
zorlanıyorum.
Şimdide gelelim kuranda olmadığını söyledikleri
konulara. İşin ilginci onlara tam tersi soruyu
sormak gerekirken, bizler Kuranı savunmaya
kanıtlamaya geçiyoruz. Hâlbuki Rabbim sizleri
kurandan hesaba çekeceğim demişken, onlara
sormak gerekir, sen kanıtla senin kuranda
olmayan ve inandıklarının Allah emri olduğunu
demek gerekir. Neyse biz yinede zoru seçelim ve
anlatalım Allahın izniyle.
Kuranda en çok bahsedilen konulardan birisi de
namazdır. Allah hem çok bahsedecek hem de
bunun nasıl olacağını izah etmeyecek doğrusu
bu da ilginç bir yaklaşım ve savunma tarzı.
Namaz kılmak İbrahim peygamberden bu yana
her topluma farz kılınmıştır. Örneğin Bakara
suresi 83 ayetinde İsrail oğullarına da namazın
farz olduğunu söyler kuran. Ali İmran 39. ayette
namazın bizden önceki ümmetlere farz olduğunu
anlarız. Namaz kılarken yapacağımız hareketleri
Allah bizlere anlatmıştır. Bakın Meryem anamıza
nasıl namaz kılacağını hatırlatıyor tamamen
şeklini bile tarif ederek. (Ali İmran 43: Ey
Meryem, Rabbine divan dur, secdeye kapan ve
rükû edenlerle birlikte rükû et. ) Yani Allahın
huzurunda saygıyla ayakta dur, buna kıyam
duruşu diyoruz. Devamında da yine secde ve
rüku duruşunu anlatıyor. Tevbe suresi 112
ayette de namazın en önemli unsurlarını söyler
( …rükû edenler, secdeye kapananlar…) (Hac
sur. 26: Bir zamanlar İbrahim için, o evin yerini,
şöyle diyerek hazırlamıştık: Bana hiçbir şeyi ortak
koşma, evimi; tavaf edenler, kıyamda duranlar,
rükû-secde edenler için temizle. ) Ayet ne kadar
güzel açıklıyor, hatta İbrahim peygamberimizden
bahsederek. Kabeyi hazırlaması için emir
verdiğinde o evi tavaf edenlerin nasıl namaz
kılacağını bile açıkça söylüyor. Kıyamda duranlar
yani ayakta saygı duruşunda duranlar, rükû yani
saygıyla eğilenler Allah önünde, secde edenler
yine Allahın karşısında saygıyla yerlere
kapananlar dua edenler için hazırlanıp
temizlendiğini belirtiyor. Daha bu konuda birçok
ayet var ama anlayana bunlar yetecektir
sanırım.
Şimdi de genel olarak düşünelim tüm İslam
âlemi namazı aynı şekilde mi kılıyor? Kuranın
emrettiği ana konular hepsinde aynıdır
değişmez, nedir bunlar? Kıyamda durmak yani
Allahın huzurunda saygı duruşunda durmak,
eğilmek rükû etmek ve secdeye kapanmak
aynıdır. Peki, ne gibi değişiklikler var derseniz,
örneğin bir kısmı kıyam duruşunda ellerini
bağlamaz yana salar, bir kısmı bağlar. Bir kısmı
şekil ve oturuş kalkışta küçük değişikler
eklemiştir. Ama hiçbirine yanlış ya da hatalı
kimse diyemez. Çünkü hepsinde istenen Allahın
kıyam, rükû ve secdesi vardır. Şimdide bakın
namazlarda hangi dualar okuyacağımız yazmıyor
kuranda diyenlere cevap verelim. Allah
müzzemil suresinde (O halde Kuran`dan,
kolayınıza geleni okuyun!) diye açıklık getirir.
Demek ki namazda okunacak duaların
sabitlenmesi ve öyle okumazsan kabul olmaz
denmesi asla mümkün değildir. Çok daha açık
anlatmak gerekirse bakın Rabbim namazla
benden nasıl yardım isteyin diyor ayetinde.
( Bakara 45: Sabra ve namaza sarılarak yardım
dileyin. Hiç kuşkusuz bu, kalbi ürperti
duyanlardan başkasına çok ağır gelir. ) ( Bakara
153: Ey iman sahipleri! Sabra ve namaza
sarılarak yardım dileyin. Hiç kuşkunuz olmasın
ki, Allah sabredenlerle beraberdir) Allah
namazla kendisinden yardım dilenmesini
istiyorsa namazlarda şurasında şu duayı
okuyacaksın demek kurana asla uymaz. Rahman
namazla benden yardım dileyin diyor ama birçok
ayetinde de nasıl dileyeceği örneğini de veriyor.
Birkaç örnek verelim. (Bakara 201: Onlardan
kimi de şöyle yakarır: "Ey Rabbimiz, bize
dünyada da güzellik ver, âhirette de güzellik ver!
Ve bizi ateş azabından koru. ) ( İsra 80: Şöyle
yakar: "Rabbim! Beni, gireceğim yere doğruluk-
dürüstlükle sok, çıkacağım yerden doğruluk-
dürüstlükle çıkar. Katından bana yardımcı bir
güç/kanıt ver. ) Demek ki namazlarımızda ne
okuyacağımız bizlere kalmış, çünkü Rabbim öyle
söylüyor. Bunu sabitleyip kimse illaki şunu
okuyacaksın diyemez. Bakın o da açıklanıyormuş
hem de ne kadar güzel, hiç sıkmadan, özgür
bırakılarak içimizden geldiğince Rabbe
yakarırcasına. Rekât sayısına gelince. Kuran
hiçbir zaman Allahın huzurunda ne kadar
kalacağını sınırlamamış ve bir miktar
belirlememiştir, tek bir şartla. En kısa kılınacak
namazı bizzat peygamberimiz eşliğinde tarif
etmiş kıldırmış ve bu da bir rekâttır. Savaş ve
zorluk halinde kılınan namazı bizzat
peygamberimiz eşliğinde anlatmıştır kuran onu
da hatırlayalım. ( Nisa 102: Sen içlerinde olup da
onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir
grup seninle namaza dursun; silahlarını da
alsınlar. Bunlar secdeye varınca, diğerleri
arkalarında beklesinler. Sonra namaz kılmamış
olan diğer grup gelip seninle birlikte kılsınlar.
Dikkatli olsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar.
Kâfirler isterler ki, silahlarınızdan ve
teçhizatınızdan habersiz olasınız da üstünüze bir
çullanışla çullanıversinler. Eğer yağmurdan gelen
bir sıkıntı varsa yahut hasta-yaralı iseniz
silahlarınızı bırakmanızda sizin için bir sakınca
yoktur. Ama tedbirinizi alın, dikkatli olun. Allah,
kâfirler için rezil edici bir azap hazırlamıştır. )
Bizler bize öğretileni kuranda bulamadığımızda
bundan sorumlu değiliz diyeceğimize, eeee bakın
demek ki söylenen doğruymuş, demek ki her şey
yokmuş kuranda deme gafletinde bulunuyoruz.
Allah ben her şeyden örnekler verdim ki
anlayasınız diyorsa gerçekten her örnek var
demektir ama anlamak isteyene. Şimdi
yazacağım ayet yukarıda verdiğimiz örneğin
açıklayıcısı bir ayettir. ( Nisa 101: Yeryüzünde
dolaştığınız zaman, küfre sapanların size
tedirginlik vermesinden korkarsanız, namazı
kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şu bir
gerçek ki, küfre batanlar sizin için açık bir
düşmandır. ) Demek ki zor anlarımızda namazın
kısaltılmasının kolaylığını açıkça belirtiyor, peki
diğer zamanlarda ne kadar kılacağımızı neden
söylemiyor dersiniz? İşte onu da bizlere
bırakıyor, tıpkı zekât konusunda bizleri serbest
bıraktığı gibi o konuya gelince anlayacaksınız.
Her izahı yapan Allah bizleri bu konuda
sınırlamadıysa, bizlere rahmetiyle rahatlatıp
özgür bıraktıysa, bizler bunu anlamayarak bakın
her şey kuranda yazmıyor mu dememiz gerekir
sizce? Eğer böyle bir emri olsaydı bizlere bunu
da açıklar ve söylerdi, bunu aklımızdan
çıkarmayalım ve sanki bunun açıklanmaması
eksiklikmiş gibi göstermeyelim, yoksa Rahman a
saygısızlık yapmış olacağımızı da aklımızdan
çıkarmayalım. Bu konuyla ilgili sizleri düşünmeye
davet edecek bir şey söylemek istiyorum. Allah
sabah namazı vakti yani fecir vaktinde okunan
kuran, kılınan namazda da kuran okunduğuna
göre namaz, şahitlidir diye bildirir bizlere
kuranda. Bu sözden bu vaktin önemli olduğu
anlaşılır Rabbin katında, Peki neden 2 rekât farz
namaz kılarız bu Rabbin özenle bahsettiği vakitte
de, öğlen ya da diğer vakitlerde 4 rekât farz
kılarız hiç düşündünüz mü? İşte kurana göre
değil de beşerin öğretisine göre yaşamaya
devam edersek, nereye varacağımızı Rabbin
huzuruna gittiğimizde göreceğiz, bence herkes
aklını başına almalı gibi geliyor bana, ne
dersiniz?
Hac konusuna gelince, insanlar beşerin öğretisini
beyinlerine o kadar kazımışlar ki, onu kuranda
bulamadıklarında ne yazık ki eksik
diyebilmektedirler. Şeytan taşlamak kuranda
geçmiyor diye kuranı yeterli görmeyenler, hala
haçta şeytan taşlarken yapılan izdihamdan
ölenlerden ders almamış görünüyorlar. Bakın
Allah Hac konusunda o kadar çok detayı vermiş
ki kuranda. Bakara suresi 189 ayette haccın
vaktini ayın hareketlerinden belirlendiğini
açıklıyor. Bakara suresi 158. ayette hacca
gidildiğinde sefa ve Merve tepelerinin ziyaret
edilmesinde bir sakınca olmadığı açıklamasını
yapıyor. Düşünün tepelerin seyahatinden
bahseden Rabbim, şeytan taşlama konusunu
söylemez miydi olsaydı? Burada kurban
kesileceğini belirtiyor. Hacca gittiğinizde cinsel
ilişkiye girmeyeceksiniz diye belirtiyor ayetinde.
Savaşmak yasaktır diyor. Bakara 199. ayetinde
Kabeyi dönerek tavaf edilmesini söyler Allah.
Bakara 203. ayetinde de hac ziyaretini isteyen iki
günde bitirebilir onlara günah yoktur der, geç
dönene de günah yoktur diye açıklar. Ama bizler
her ne hikmetse yüksek maliyetlere çıkarmak
için sanki haftalar ve günlerle planlamalar
yapılarak böylece herkesin gitmesini de
engellediklerinin farkında bile değillerdir. Allah
hac zamanının bilinen aylardadır diyerek
açıklamasına rağmen (haram aylardan
bahsederek) onu görmezden gelip,
peygamberimizin hayatında bir kez gittiği hac
gününden başka günün kabul edilmeyeceğini
söyleyerek bu kutsal görevin önüne koskoca bir
duvar örmüşlerdir, sebep olanların hesabı çetin
olacaktır eminim. Dünyadaki tüm Müslümanları
bir güne sığdıran zihniyet aklın ve mantığın
zihniyeti değilse, Yüce Rabbin emri zaten asla
olamaz, artık bunun farkına varmanın sizce
zamanı gelmedi mi dersiniz? Bakın Allah hac
görevi için kuranda onca açıklamayı yaptığı
halde, hala kuranın açıklamalarını yeterli
bulmayanlara ne söylemek gerekir acaba?
Yorumu sizler yapınız.
Zekât konusuna gelince. Kuran ben her şeyden
nice açıklamaları değişik ifadelerle verdim
diyorsa bu konuda da açıklama yapmıştır, önce
acaba beşerin bu konuda öğretisi nedir onu
hatırlayalım. Hatırlarsınız bizlere altının, paranın,
ziynetin 1/40ını zekât olarak vereceksiniz diye
öğrettiler. Köylünün ektiği ve biçtiği mahsulünde
1/10 unu vermesi gerektiği öğretildi şimdiye
kadar. Garip köylüm parası ve altını olandan
dört kat fazla zekât vermekten hiç erinmedi,
itiraz da etmedi hep verdi. Bazen düşündü
acaba ben neden fazla veriyorum diye.
Büyüklerimiz öyle söylemişse vardır bir hikmeti
dedi ve sustu. Ama keşke Rabbin bizler için
indirdiği rehbere bir baksaydı gerçekleri nasıl
görecekti o zaman. Bakın Rabbim nasıl zekât
vereceğimizi ne kadar güzel açık ve net bizlere
söylemiş, ama hala anlamayanlara sözüm yok.
( Bakara 219: …. " Ve sana neyi infak
edeceklerini de soruyorlar. De ki: "Helal
kazancınızın size ve bakmakla yükümlü
olduklarınıza yeterli olanından artanını verin. "
Allah, ayetleri size işte böyle açıklar ki, derin
derin düşünebilesiniz. ) Sizce bu ayetten her şey
anlaşılmıyor mu? Kazancınızın size ve bakmakla
yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını
verin dedikten sonra, hala eeee bakın ne kadar
vereceği yazmıyor denir mi? Diyorlar işte
söyleyecek bir şey de bulamıyorum doğrusu.
Demek ki kuranda her şey varmış, zaten var
olduğunu söyleyen ben değilim, Yüceler yücesi
Rabbim. Allah bunu söylemesine rağmen acaba
bunun tersini söylemek nasıl bir düşünce
olabilir? Allah kuranda insanların yaptığı
yanlışları anlatır ve onlardan örnekler verir. Bu
şekilde de bizlerin aynı hataya düşmemizi
engellemeye çalışır, bizlere kitaplar ve elçiler
gönderip uyarır. Sizlere sormak isterim, kuran o
kadar ince detaya bile girer ki bakın birkaç
örnek sizlere, yazacağım bu detayları yazan bir
kitap için hala her şey yoktur denir mi
takdirinize bırakıyorum.
Allah namaz kılarken okuyacağımız duanın ses
tonunun ne şekilde olacağını anlatır. Ne çok
yavaş ne çok hızlı orta bir kararda okuyun der.
Aynı anneyi emen sütkardeşlerin birbiriyle
evlenemeyeceğini belirtir. Sizce çevrenizde bir
düşünün kaç kişiyi ilgilendirir bu konu, onu bile
yazıyor kuran. Yolda kasıla kasıla yürüme diye
ikaz eder bizleri. Bir annenin çocuğunu 24 ay
emzirebileceğini anlatır. Mirasımızı nasıl
dağıtacağımıza açıklık getirir. Birbirimizden borç
alınca hem yazın hem de şahitler olsun der.
Daha neler neler. Allah bunları atlamadan
yazıyor ve önemsiyor da, birilerinin dışarıdan
öğrettikleri kuranda çıkmayınca mı kuranda her
şey yazmaz deniyor, el insaf lütfen artık
kendimize gelelim, eğer uyumaya ve körlüğe
devam edersek Allah bir gün bizlerin cezasını da
vereceğini unutmayalım. Çok güzel bir söz geldi
aklıma. (Geçmişi hatırlayamayanlar, onu bir kere
daha yaşamak zorunda kalırlar. ) Geçmişte
yapılan hataları Allah kuranda açıkça verir,
bunları masal olsun diye anlatmaz. Kuranın 3/2
si böyle ibretlerle doludur. Eğer masal okur gibi
okur da ondan ibret almazsak oradaki kavimlerin
sonunu bizlerde yaşarız Allah korusun. Kuranda
her şey yoktur özet bilgidir demek, Allahın bir
güneş ve rehber olsun diye gönderdim dediği
kurana apaçık bir saygısızlık yapılmış olacağını
unutmamalıdır. Rabbimden dileğim geçmişinden
ders alan, gönül gözleri açık, gönlü
mühürlenmemiş kulları arasına bizleri alması
dileklerimle.