hikmet366
Üye
Yeni Koruyuculuk nedir ?
[h=1]Yeni koruyuculuk nedir? (Ticari terimler kategorisi)
[/h] (New Protectionism) 1970 lerden itibaren sanayileşmiş ülkelerde koruyuculuğun, yani ithalatı kısıtlayıcı uygulamaların yeniden yaygınlık kazanması akımına verilen isim. Oysa İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişen uluslararası işbirliği sonucunda, uluslararası ticari ve mali akımlar önemli ölçülerde serbestleştirilmişti.
Özellikle GATT çerçevesinde yapılan çok - yanlı görüşmeler yoluyla, üye ülkelerin gümrük tarifelerinde önemli indirimler sağlanmıştı. Fakat 1973 de patlak veren Uluslararası Petrol Krizi bu eğilimi tersine çevirdi. Bu sıralar hemen hemen tüm petrol ithalatçısı ülkelerde olduğu gibi, başlıca sanayileşmiş ülkelerde de enflasyon ve işsizlik artmış, dış ödemeler bilançoları açık vermeye başlamıştı. Bu koşullar altında söz konusu ülkeler, karşılaştıkları işsizlik ve dış dengesizlik sorunlarına çözüm bulmak için dış ticaret kısıtlamalarını artırmışlardır.
Ancak bu yeni dönemdeki koruyuculuğun daha önceki uygulamalara göre bazı farklılıkları vardır. Önceki korumacılığın daha çok gümrük tarifeleri ve ithalat kotaları (tek - yanlı) ile yapılamasına karşın bu yeni dönemde koruma aracı olarak tarife - dışı araçlar kullanılmıştır. Bunun bir nedeni, tarifelerin çok - yanlı sözleşmelerle zaten GATT çerçevesinde düşürülmüş bulunması ve ülkelerin bunları yeniden tek-yanlı biçimde yükseltme olanağına sahip bulunmamaları idi. O bakımdan yeni korumacılık çerçevesinde, daha çok gönüllü ihracat kısıtlamaları, görünmez engeller ve İç Piyasa Payını Koruma Anlaşmaları (Orderly Marketing Agreements) gibi araçlar uygulanmıştır. Bunlar gümrük tarifelerine göre biraz daha az göze batan veya bir ölçüde ihracatçı ülkenin işbirliğini (baskı altında da olsa) gerektiren uygulamalardır. Ancak sonuç bakımından farklı değildirler. Hepsi ithalatı kısıtlamaya yöneliktir. Belirtmek gerekir ki bu yeni dönemde, sanayileşmiş ülkeler tarafından uygulanan kısıtlamalar, özellikle az gelişmiş ülkelerin ihraç ettikleri emek - yoğun malların ticaretine yöneliktir. Bunlarm başında ise tekstil, konfeksiyon, deri ve deri ürünleri, işlenmiş gıdalar, hassas aletler, çelik ve elektronik araçlar gelmektedir.
Sanayileşmiş ülkeler bu gibi emek - yoğun malların ithalini sınırlandırarak rekabetçi durumda olmayan kendi yurtiçi endüstrilerini korumak istemişlerdir. Bu konuda en yaygın uygulama Çok - Elyaflı Tekstil Anlaşması çerçevesinde tekstil ürünleri ihalatmın kotalarla sınırlandırılmasıdır. Az gelişmiş ülkeler, hele dışa - açık kalkınma politikaları izlemeye koyuldukları bir dönemde, bu uygulamalardan çok olumsuz biçimde etkilenmişlerdir. Sanayileşmiş ülkelerdeki verimsiz endüstrilerin temsilcileri yoğun lobi faaliyetleri ile hükümet ve parlamenterler üzerine baskıda bulunarak, az gelişmiş ülkelerden gelen ihracatın sınırlandırılmasını sağlamaya çalışmışlardır. Ancak gerçek şudur ki sanayileşmiş ülke hükümetleri, bu baskılara boyun eğmeyip bu gibi verimsiz endüstrilerdeki faktörleri karşılaştırmalı üstünlüğe sahip oldukları alanlara aktarmış olsalardı ekonomik refah düzeylerini daha çok artırmış olabilirlerdi. (Bkz. Karşılaştırmalı Üstünlük Teorisi).
[/h] (New Protectionism) 1970 lerden itibaren sanayileşmiş ülkelerde koruyuculuğun, yani ithalatı kısıtlayıcı uygulamaların yeniden yaygınlık kazanması akımına verilen isim. Oysa İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişen uluslararası işbirliği sonucunda, uluslararası ticari ve mali akımlar önemli ölçülerde serbestleştirilmişti.
Özellikle GATT çerçevesinde yapılan çok - yanlı görüşmeler yoluyla, üye ülkelerin gümrük tarifelerinde önemli indirimler sağlanmıştı. Fakat 1973 de patlak veren Uluslararası Petrol Krizi bu eğilimi tersine çevirdi. Bu sıralar hemen hemen tüm petrol ithalatçısı ülkelerde olduğu gibi, başlıca sanayileşmiş ülkelerde de enflasyon ve işsizlik artmış, dış ödemeler bilançoları açık vermeye başlamıştı. Bu koşullar altında söz konusu ülkeler, karşılaştıkları işsizlik ve dış dengesizlik sorunlarına çözüm bulmak için dış ticaret kısıtlamalarını artırmışlardır.
Ancak bu yeni dönemdeki koruyuculuğun daha önceki uygulamalara göre bazı farklılıkları vardır. Önceki korumacılığın daha çok gümrük tarifeleri ve ithalat kotaları (tek - yanlı) ile yapılamasına karşın bu yeni dönemde koruma aracı olarak tarife - dışı araçlar kullanılmıştır. Bunun bir nedeni, tarifelerin çok - yanlı sözleşmelerle zaten GATT çerçevesinde düşürülmüş bulunması ve ülkelerin bunları yeniden tek-yanlı biçimde yükseltme olanağına sahip bulunmamaları idi. O bakımdan yeni korumacılık çerçevesinde, daha çok gönüllü ihracat kısıtlamaları, görünmez engeller ve İç Piyasa Payını Koruma Anlaşmaları (Orderly Marketing Agreements) gibi araçlar uygulanmıştır. Bunlar gümrük tarifelerine göre biraz daha az göze batan veya bir ölçüde ihracatçı ülkenin işbirliğini (baskı altında da olsa) gerektiren uygulamalardır. Ancak sonuç bakımından farklı değildirler. Hepsi ithalatı kısıtlamaya yöneliktir. Belirtmek gerekir ki bu yeni dönemde, sanayileşmiş ülkeler tarafından uygulanan kısıtlamalar, özellikle az gelişmiş ülkelerin ihraç ettikleri emek - yoğun malların ticaretine yöneliktir. Bunlarm başında ise tekstil, konfeksiyon, deri ve deri ürünleri, işlenmiş gıdalar, hassas aletler, çelik ve elektronik araçlar gelmektedir.
Sanayileşmiş ülkeler bu gibi emek - yoğun malların ithalini sınırlandırarak rekabetçi durumda olmayan kendi yurtiçi endüstrilerini korumak istemişlerdir. Bu konuda en yaygın uygulama Çok - Elyaflı Tekstil Anlaşması çerçevesinde tekstil ürünleri ihalatmın kotalarla sınırlandırılmasıdır. Az gelişmiş ülkeler, hele dışa - açık kalkınma politikaları izlemeye koyuldukları bir dönemde, bu uygulamalardan çok olumsuz biçimde etkilenmişlerdir. Sanayileşmiş ülkelerdeki verimsiz endüstrilerin temsilcileri yoğun lobi faaliyetleri ile hükümet ve parlamenterler üzerine baskıda bulunarak, az gelişmiş ülkelerden gelen ihracatın sınırlandırılmasını sağlamaya çalışmışlardır. Ancak gerçek şudur ki sanayileşmiş ülke hükümetleri, bu baskılara boyun eğmeyip bu gibi verimsiz endüstrilerdeki faktörleri karşılaştırmalı üstünlüğe sahip oldukları alanlara aktarmış olsalardı ekonomik refah düzeylerini daha çok artırmış olabilirlerdi. (Bkz. Karşılaştırmalı Üstünlük Teorisi).
