karides
Üye
Esra hanım;
Benimle bu beyin fırtınası yolculuğuna çıktığınız için öncelikle teşekkür ediyorum size. Asıl teşekkür etmem gekeren nokta ise üslûbunuz. Tartışmak için de ahlak ve âdab gereklidir. Maalesef bazı arkadaşlar var ki, bu hususlardaki yetersizlikleri nedeniyle (istemeden de olsa), görüşlerini savunmak yerine karşı yana hakaret etmeği yeğliyorlar. Yazdıklarınızın en ufak bir tahrik edici yanı yok. Umarım siz de benim için aynı şeyleri düşünüyorsunuzdur.
Evet, kimsenin, benimle aynı fikirleri paylaşması gerekmiyor. 12 Eylül darbesi ile birlikte, her ne kadar koyun gibi yetiştirildiysek de, bir konuyla ilgili farklı düşüncelerin yeşermesi bu gençliğin yararına olacaktır zaten. Ayrıca, ben de peygamber değilim. Sadece, 29 yıllık ömrümde biriktirdiklerimin analizini yapmaya çalışıyorum. Çıkardığım varsayımları da kimseye dikte etmiyorum. Ama bazı şeyler var ki, çelişkilerle doludur. Herşey okunulan süslü tarih kitaplarındaki gibi olmuyor. Bazı gerçekler var ki, o süslü tarih kitaplarının satır arasına bile sokulmaz. Niye? Çünkü, halkın gözünü açar bu gerçekler. Köy enstitüleri kapatıldıktan sonra iyice cahilliğe itilen bu millet, niye uyandırılsın ki? Misalen;
Simavnalı Şeyh Bedrettin'i kaç kişi tam olarak bilir?
Ya da Pir Sultan Abdal'ı?
Ha, özellikle ikincisi için hemen anarşist denilir. Peki bunu söyleyen arkadaşlar niçin anarşist dediklerini biliyorlar mı? Yani neye dayanarak söylüyorlar? Cevap?????
- yok.
Ben hukuk fakültesinde bile bu tip insanları çok gördüm. Okumamış adam ya, vallahi de okumamış, billahi de okumamış; ama duymuş bir yerlerden "o anarşistdir" diye. O kadar. Soruyorum.
- "Peki anarşizim nedir?" diye.
- ??? (çıkmıyor cevap ve bana da masasından kalkmak kalıyor)
Zaten bir şey söyleyeyim mi? Bir konuda bilgisi olmayanlar hemen hakaret etmeğe başlıyor. Tartışma entellektüel boyuttan uzaklaşıyor hemen. Biz, nasıl bu seviyeyi koruduk. Bunu hakikaten düşünmelerini öneriyorum onlara.
"Osmanlı devleti" meselesine gelince, onu da duruşmalarımdan geldikten sonra yazarım (uzun yorumlarımı okumaktan bıkmadığınızı umarak)
--------------- Ekleme ---------------
"Osmanlı devleti"ne neden karşı olduğumu sormuştunuz son mesajınızda Esra hanım. Aslında bakarsanız ben Osmanlı'nın herşeyine karşı değilim. Ama Osmanlı'nın, Anadolu insanına, Türklüğe, Kürtlüğe ve özellikle de aleviliğe bakışını yani Anadoluya ilişkin beşeri politakalarını başlıca iki döneme ayırabilirim. Bunlar 1512 öncesi ve 1512 sonrasıdır.
Bu tarih neden önemlidir?
Çünkü, bu tarih Yavuz Sultan Selim'in tahta çıktığı tarihtir. Nitekim, Yavuz öncesinde de Osmanlı da Safevilerin (Şii) varlığı bir huzursuzluk yaratmış ise de, (Kürtler de dahil), diğer tüm müslüman topluluklara ciddi sayılabilecek baskılar uygulanmamış ve "Türklük" çatısı altında bütünleştirici politikalar izlenmiştir. Ancak, Yavuz Sultan Selim'in tahta çıkmasından sonra tüm bu politikalar terk edilmiş ve bilindiği üzere iki sene sonra Çaldıran seferine çıkılmıştır. Peki, tüm politikası "ilhak" olan Osmanlı'nın, yurt içinde Çaldıran seferine çıkış sebebi nedir?
Dikkat edin sefere 1514'ün Mart ayında çıkan Osmanlı ordusu, harekatı Eylül 1514'te Tebriz'de bitirmiştir (Geri dönüş hariç). Yani tam 7 ay. Bu arada savaş sadece bir gün sürmüştür, dikkatinizi çekerim. Peki 7 ay boyunca Osmanlı ordusu kendi toprağı içinde ne yapmıştır? Kendi toprağı diyorum, çünkü savaş sonrası Safevilere kaybettikleri topraklar da geri verilmiştir. Peki toprak alınmadıysa, sebep savaş ganimeti olabilir mi? Yo, hiç sanmıyorum. Peki bu seferin asıl sebebi ne? (ki bu yazdıklarımı resmi-gayri resmi tüm tarihçiler doğrular)
Bilenler bilir, Osmanlı ordusu asıl Anadolu'da kılıcını çekmiş ve en az 40.000 aleviyi katletmiştir. Akabinde Dulkadiroğulları beyliği yıkılmış ve gerek bu bölgede ve gerekse daha doğuda katledilen Kürtlerin rakamı bile çıkarılamamıştır. Zaten o tarihten sonra da (yıkıldığı tarihe kadar), Osmanlı topraklarında 'Türklük' bütünleştirici bir unsur olmaktan çıkmış; "Sünni İslam" yeni politikaların merkezine oturmuştur. Çaldıran savaşını müteakip, (türkçemiz dahil) tüm kültürel değerlerimiz ciddi bir Arap hegemonyası altında kalmıştır. Safevilerle diyalog içerisindeki Kürtlere ise acınmmamış, baskı uygulanmıştır. Zaman zaman yumuşasa da, 1512 sonrası tüm Osmanlı döneminde Anadoluya ilişkin ekonomik ve beşeri politika bu olmuştur.
Ben burada sadece genel hatlarıyla bir çerçeve çizdim, bilmeyen arkadaşlar için. Daha ayrıntıya girersem belki banlanabilirim de, bilemiyorum. Ama bu konuda çok doluyum ve yukarıda anlattığım halkadan başlamak üzere, diğer bir çok siyasi, ekonomik, beşeri sebeplerle Osmanlı devletine karşı duruyorum.
Saygılarımla,
Benimle bu beyin fırtınası yolculuğuna çıktığınız için öncelikle teşekkür ediyorum size. Asıl teşekkür etmem gekeren nokta ise üslûbunuz. Tartışmak için de ahlak ve âdab gereklidir. Maalesef bazı arkadaşlar var ki, bu hususlardaki yetersizlikleri nedeniyle (istemeden de olsa), görüşlerini savunmak yerine karşı yana hakaret etmeği yeğliyorlar. Yazdıklarınızın en ufak bir tahrik edici yanı yok. Umarım siz de benim için aynı şeyleri düşünüyorsunuzdur.
Evet, kimsenin, benimle aynı fikirleri paylaşması gerekmiyor. 12 Eylül darbesi ile birlikte, her ne kadar koyun gibi yetiştirildiysek de, bir konuyla ilgili farklı düşüncelerin yeşermesi bu gençliğin yararına olacaktır zaten. Ayrıca, ben de peygamber değilim. Sadece, 29 yıllık ömrümde biriktirdiklerimin analizini yapmaya çalışıyorum. Çıkardığım varsayımları da kimseye dikte etmiyorum. Ama bazı şeyler var ki, çelişkilerle doludur. Herşey okunulan süslü tarih kitaplarındaki gibi olmuyor. Bazı gerçekler var ki, o süslü tarih kitaplarının satır arasına bile sokulmaz. Niye? Çünkü, halkın gözünü açar bu gerçekler. Köy enstitüleri kapatıldıktan sonra iyice cahilliğe itilen bu millet, niye uyandırılsın ki? Misalen;
Simavnalı Şeyh Bedrettin'i kaç kişi tam olarak bilir?
Ya da Pir Sultan Abdal'ı?
Ha, özellikle ikincisi için hemen anarşist denilir. Peki bunu söyleyen arkadaşlar niçin anarşist dediklerini biliyorlar mı? Yani neye dayanarak söylüyorlar? Cevap?????
- yok.
Ben hukuk fakültesinde bile bu tip insanları çok gördüm. Okumamış adam ya, vallahi de okumamış, billahi de okumamış; ama duymuş bir yerlerden "o anarşistdir" diye. O kadar. Soruyorum.
- "Peki anarşizim nedir?" diye.
- ??? (çıkmıyor cevap ve bana da masasından kalkmak kalıyor)
Zaten bir şey söyleyeyim mi? Bir konuda bilgisi olmayanlar hemen hakaret etmeğe başlıyor. Tartışma entellektüel boyuttan uzaklaşıyor hemen. Biz, nasıl bu seviyeyi koruduk. Bunu hakikaten düşünmelerini öneriyorum onlara.
"Osmanlı devleti" meselesine gelince, onu da duruşmalarımdan geldikten sonra yazarım (uzun yorumlarımı okumaktan bıkmadığınızı umarak)
--------------- Ekleme ---------------
"Osmanlı devleti"ne neden karşı olduğumu sormuştunuz son mesajınızda Esra hanım. Aslında bakarsanız ben Osmanlı'nın herşeyine karşı değilim. Ama Osmanlı'nın, Anadolu insanına, Türklüğe, Kürtlüğe ve özellikle de aleviliğe bakışını yani Anadoluya ilişkin beşeri politakalarını başlıca iki döneme ayırabilirim. Bunlar 1512 öncesi ve 1512 sonrasıdır.
Bu tarih neden önemlidir?
Çünkü, bu tarih Yavuz Sultan Selim'in tahta çıktığı tarihtir. Nitekim, Yavuz öncesinde de Osmanlı da Safevilerin (Şii) varlığı bir huzursuzluk yaratmış ise de, (Kürtler de dahil), diğer tüm müslüman topluluklara ciddi sayılabilecek baskılar uygulanmamış ve "Türklük" çatısı altında bütünleştirici politikalar izlenmiştir. Ancak, Yavuz Sultan Selim'in tahta çıkmasından sonra tüm bu politikalar terk edilmiş ve bilindiği üzere iki sene sonra Çaldıran seferine çıkılmıştır. Peki, tüm politikası "ilhak" olan Osmanlı'nın, yurt içinde Çaldıran seferine çıkış sebebi nedir?
Dikkat edin sefere 1514'ün Mart ayında çıkan Osmanlı ordusu, harekatı Eylül 1514'te Tebriz'de bitirmiştir (Geri dönüş hariç). Yani tam 7 ay. Bu arada savaş sadece bir gün sürmüştür, dikkatinizi çekerim. Peki 7 ay boyunca Osmanlı ordusu kendi toprağı içinde ne yapmıştır? Kendi toprağı diyorum, çünkü savaş sonrası Safevilere kaybettikleri topraklar da geri verilmiştir. Peki toprak alınmadıysa, sebep savaş ganimeti olabilir mi? Yo, hiç sanmıyorum. Peki bu seferin asıl sebebi ne? (ki bu yazdıklarımı resmi-gayri resmi tüm tarihçiler doğrular)
Bilenler bilir, Osmanlı ordusu asıl Anadolu'da kılıcını çekmiş ve en az 40.000 aleviyi katletmiştir. Akabinde Dulkadiroğulları beyliği yıkılmış ve gerek bu bölgede ve gerekse daha doğuda katledilen Kürtlerin rakamı bile çıkarılamamıştır. Zaten o tarihten sonra da (yıkıldığı tarihe kadar), Osmanlı topraklarında 'Türklük' bütünleştirici bir unsur olmaktan çıkmış; "Sünni İslam" yeni politikaların merkezine oturmuştur. Çaldıran savaşını müteakip, (türkçemiz dahil) tüm kültürel değerlerimiz ciddi bir Arap hegemonyası altında kalmıştır. Safevilerle diyalog içerisindeki Kürtlere ise acınmmamış, baskı uygulanmıştır. Zaman zaman yumuşasa da, 1512 sonrası tüm Osmanlı döneminde Anadoluya ilişkin ekonomik ve beşeri politika bu olmuştur.
Ben burada sadece genel hatlarıyla bir çerçeve çizdim, bilmeyen arkadaşlar için. Daha ayrıntıya girersem belki banlanabilirim de, bilemiyorum. Ama bu konuda çok doluyum ve yukarıda anlattığım halkadan başlamak üzere, diğer bir çok siyasi, ekonomik, beşeri sebeplerle Osmanlı devletine karşı duruyorum.
Saygılarımla,
