Bitlis'te Beş Minare
Rus işgali sırasında Bitlis, bir harabe şehir görüntüsü alır. Düşmanın çekilmesinden sonra savaş esnasında Bitlis�ten kaçan bir baba ve oğul, Bitlis�e dönmek üzere yola çıkarak şehre hakim konumdaki Dideban Dağı eteğine varırlar. Baba, şehirde canlı kalıp kalmadığını öğrenmek için oğlunu şehre gönderir. Bir süre sonra oğul geri döner ve uzaktan babasına şöyle seslenir:
"Şehirde yaşama dair hiçbir iz yok; sadece beş tane minare ayakta kalmış."
Bunu duyan baba yıkılır, diz çöker ve şöyle bir ağıt yakarak oğlunu yanına çağırır.
Bitlis�te beş minare, beri gel oğlan beri gel.
Yüreğim dolu yare, beri gel oğlan beri gel.
Bu ağıt zamanla türkü ve manilere konu olarak günümüze kadar gelir.
Nazmi Zülfikar - Bitlis
Ağlarsa Anam Ağlar
On dokuzuncu yüzyılda İmparatorluğumuzdan ayrılmak isteyen küçük devletler yer yer ayaklanmalar çıkarırlardı. Bunlardan birisi de Karadağ idi. Anadolu Türk gençleri bir yandan çöllerde, bir yandan Balkanlarda uzun yıllar kanlarını akıttılar. Bu türkü Karadağ'a giden gencin ağzından söylenmiştir.
Kaynak: Evlerinin Önü - Cahit Öztelli
Ah Bir Ataş Ver
Çanakkale Boğazı, Nağra Burnu açıkları
4 Nisan 1953, Saat 02:15
Uzun ve yorucu bir seferden dönen Dumlupınar denizaltısı, Nağra Burnu açıklarında İsveç bandıralı Nabuland Şilebi ile Çarpıştı. Sessiz, soğuk ve bulanıktı gece. Başından aldığı şiddetli darbe ile Dumlupınar birkaç saniye içinde sulara gömüldü. Gemideki 81 kişilik mürettebattan sağ kalan 22 kişi, geminin arka bölümündeki torpido dairesine sığındı. Mahsur kalanların su yüzüne fırlattıkları telefon şamandırasıyla gemi ile irtibat sağlandı. Sağ kalan 22 kişiyi kurtarmak için herkes seferber oldu. Bu arada oksijeni idareli kullanmaları için, gereksiz yere konuşmamaları, şarkı türkü söylememeleri ve sigara içmemeleri konusunda uyarılar yapıldı. Ancak saatler süren kurtarma çalışmalarının sonunda, umutların tükendiği anda karanlıkta bekleyen 22 kişiye, herşey yine aynı sözcüklerle anlatıldı; konuşabilirler, türkü söyleyebilirler ve hatta sigara bile içebilirler. Şamandıradaki telefon hattının öbür ucundan, tüm Türkiye, denizaltıda tevekkülle ölüme yapılan hüzünlü ama başı dik türküsünü dinledi.
İnce Giyerim İnce
Bir Pazar günü iskeleye gemi yanaşır. Mürettebatı karaya çıkar. Bir subay, karşıdaki evlerden birinde bir kız görür ve aşık olur. Kız da subayı beğenir. Camdan bu türküyle seslenir.
Arslan Mustafam
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'e itafen yazılmıştır. Milli mücadele yıllarında, Konya'nın Bozkır ilçesinde, o zor günlerin kurtarıcısı olarak görünen Mustafa Kemal Atatürk'ün çağrılması ve yurdun kurtarılması amacı ile böyle bir türkü ortaya çıkmıştır.
Aynı ifade Kanal 7 televizyonunda Bozkır ilçesi ile ilgili yapılan tanıtım programında da söylenmiştir.