dreamboys69
Üye
şubat'ın 14ü Sevgilim Yoksun!..
ŞUBAT'IN 14’Ü SEVGİLİM YOKSUN!..
Şubat’ın 14’ü sevgilim yoksun!
Dün
“Erimeye başladı şehirler, sökülüyor mühürler kapılardan.
Karartma zamanlara ait günahlar, af dileniyor.
Limanlardan art arda kalkıyor düşler.
Yalnız ölümler sokak aralarında.
Bir vakur trajedi taşra aşklarından geri kalan.
Zihinler, gri bir boğulmanın eşiğinde;
Firavun bir can çekişme yaşanılan...
Elvedalar yitiriyor varlık sebebini.
Zaten kimse sormadı kelimelere anlam yüklerken bize!
Vebaya tutulmuş gibi titremedik mi terk eden her kadının ardından?
Uçsuz bucaksız bir aşağılanmaya gebe değil mi gururumuz? Yaralara bastırılıyor kasvet...
Yaratıldığından beri acı hiç bu kadar hafife alınmamıştı!
‘İç’ çekilen her yaşam biraz daha sıkıyor boyunlardaki ilmiği.
Ayak altındaki sandalyeler kayıyor boşluğa.
Nereden geleceğini bilmediğimiz bir zencefil kokusu Azrail... Atının yelesinde özgürlük, ‘mavi’ özlem...
Aynı kapının tokmağında elimiz.
Kapının arkası ‘sonun başlangıcı’.
Katran bir sıkıntı bekleyiş...
Mezarlıkları tekrar tekrar ölürken,
hangi şehir sırtında taşır bu kadar ölüyü?
Hangi çatı bu kadar hüznü barındırır ıslak bünyesinde;
-ki gökyüzünün rengi siyah mıydı?
Kızıldeniz’in sularından kurtulmaksa eğer bedel;
koşar adım geliyoruz Kleopatra sana...”
Yarın
“ Mutlu aşk yoktur!” (Aragon)
Şubat’ın 14’ü sevgilim yoksun!
Dün
“Erimeye başladı şehirler, sökülüyor mühürler kapılardan.
Karartma zamanlara ait günahlar, af dileniyor.
Limanlardan art arda kalkıyor düşler.
Yalnız ölümler sokak aralarında.
Bir vakur trajedi taşra aşklarından geri kalan.
Zihinler, gri bir boğulmanın eşiğinde;
Firavun bir can çekişme yaşanılan...
Elvedalar yitiriyor varlık sebebini.
Zaten kimse sormadı kelimelere anlam yüklerken bize!
Vebaya tutulmuş gibi titremedik mi terk eden her kadının ardından?
Uçsuz bucaksız bir aşağılanmaya gebe değil mi gururumuz? Yaralara bastırılıyor kasvet...
Yaratıldığından beri acı hiç bu kadar hafife alınmamıştı!
‘İç’ çekilen her yaşam biraz daha sıkıyor boyunlardaki ilmiği.
Ayak altındaki sandalyeler kayıyor boşluğa.
Nereden geleceğini bilmediğimiz bir zencefil kokusu Azrail... Atının yelesinde özgürlük, ‘mavi’ özlem...
Aynı kapının tokmağında elimiz.
Kapının arkası ‘sonun başlangıcı’.
Katran bir sıkıntı bekleyiş...
Mezarlıkları tekrar tekrar ölürken,
hangi şehir sırtında taşır bu kadar ölüyü?
Hangi çatı bu kadar hüznü barındırır ıslak bünyesinde;
-ki gökyüzünün rengi siyah mıydı?
Kızıldeniz’in sularından kurtulmaksa eğer bedel;
koşar adım geliyoruz Kleopatra sana...”
Bugün
“Bütün rüyalar suya yazılmış meğer!Gördüm ki seninleyorgunluğu gitmiş kendisi gelmişti ölümün…”
Yarın
“ Mutlu aşk yoktur!” (Aragon)


