Sararmış ağaçlar ve yerlere dökülmüş yapraklarıyla dolu etrafında kahverengi çitler olan bahçe. Biraz kızılımsılık var. İnce merdivenlerden oluşan yoldan, geniş, kimsesiz, sükunetin hakim olduğu parkbahçeye iniyoruz. Hava puslu gibi ama tatlı bir pembemsilik var. Meydandaki renkler gökyüzüne yansımış sanki. Kasvetli değil, sakinleştirici. Garip bir huzur var.
Hiç konuşmuyor. Sadece yanımda. Sadece mutluluk veriyor. Boynu bükük.
O gün konuşmuştu ama yanlış şeyler söyledi. Alay etmişti. Merakıma karşılık vermekti belki niyeti. Cevabını bilmesede beni oyalamak için sorularımı gelişigüzel yanıtladı. Ben samimi sanmıştım. Ben samimiydim.
Sonra anlamıştım, beni yanlışa sevk ettiğini. Ben anladığımda o da anlamıştı. Yaptığı yanlıştı. Benim gibi birine bunu yapmamalıydı. Ona değer veren birine. Ona karşı heyecan duyan birine.
Pişman olmuştu. Çok pişman olmuştu. Yinede hakkım ona helaldi.
Bunu da biliyordu. Buydu onu daha da pişman eden.
O güzel bahçe, boynunun bükük olması, sevgisi.. Hatasını telafi etmesiydi.
Bahçede yürürken ki sevgisi, mutluluk işte buydu. Böyle bir özrü asla beklemezdim.
Yüzüme bakmadı, asla. Gerek kalmadı. Ruhuma işlemişti. Gözlerimi açtığımda aklımı geri almak kolay olmadı.
İyiki varsın, keşke yine görüşebilsek. "Arkadaşım"..