Telefonumu servise verince mecburen eski telefonuma döndüm. Eski fotoğrafları kurcaladım. Çoğunluğu çizdiğim resimler, karikatürler, masumca ve güzel hayaller kokuyor. Hayalleri olan, mutlu bir insanmışım bir zamanlar. Şimdi ise ne karikatür kaldı, ne resimler kaldı ne de hayaller... Aşk acısı da eklenince üstüne içimde büyük bir boşluk oluşmuş. Yerine ise boşluğu içki ve sigarayla doldurmaya çalışan, en güzel zamanlarını b.k eden bir Oğuzhan gelmiş... Ne yapmalı, ne etmeli, bilmiyorum. Eskisi kadar komik olamıyorum ki karikatür çizeyim. Uzun zamandır çizmiyorum ki güzel resim çizeyim. O kadar aşığım ki gece evinde kaldığım içki içtiğimiz kızla aramızda hiçbir şey yaşanmıyor. Kaybettiklerim yaşama sevincimi, isteklerimi, heyecanlarımı aldı. Belki bir psikoloğa gitmeliyim, bilmiyorum. Çok doluyum... Ankara'yla bambaşka bir insan oldum ben. Çöktüm, mahvoldum. Belki de şımarıklık yapıyorum. Hayalleri, umutları olan Fırat'lar, Özgecan'lar toprağın altındayken ben yaşadığım için şükretmesini bilemiyorum da kendime zarar verecek her şeyi yapıyorum. Hatamın farkındayım ama bunu çözecek gücü bulamıyorum kendimde.
Sanırım şu anda sadece uyumak istiyorum. Yıllarca, hiç uyanmadan...
Bazı filmler vardır bitince üzülürsünüz. Unutmak istersiniz o filmi. Çünkü tekrar izleyip aynı hazzı baştan yaşamak istersiniz. Az önce öyle bir film izledim. Unutamayacağımı biliyorum. Bu yüzden aynı zevki vermeyeceğini de biliyorum. Ama şunu da biliyorum ki tekrar izlediğimde alacağım haz hala paha biçilemez.