1995 yılının Ekim ayının ilk haftasında, amfide oturmuş idim. Yanımda bir hatun kişi, tanıştık, akraba çıktık... İlginç şeyler gelir beni bulur zaten. Arka sırada bir grup tabiri caiz ise zıpır, bir o kadar da kıpır delikanlı... Biri hariç
Biz akraba çıkınca yanımdaki hatunla, ordan lafa daldılar zıpır ve de kıpır delikanlılar. Döndüm arkama, gözgöze geldik benim adamla... Diyeceksiniz şimdi işte aşk başladı... Hayır yanıldınız. Öyle sert bir çift bakışla karşılaştım ki, içim ürperdi, hatta tırstım. Bizim delikanlı metalci takılıyor. Sert kemikli yüz hatları, sert bakışları, gülümsemek onun için asla olmayacak bir davranış biçimi sanki...
Benim açımdan ilk tanışma anı böyle iken, onun için ise farklı... Zira zat-ı muhterem, bu anı hiç hatırlamıyor!! Ben tanışmış olmanın verdiği rahatlıkla, ertesi gün gidip yanına oturdum sınıfta... Sohbet, muhabbet falan filan... İşte o anı tanışma anı olarak kabul ediyor.. İşte sonsuz aşkımıza temel olan tanışmamız, böyle saçma şekilde vuku buldu.
Arkadaşlığımızdan yıllar sonra sevgili olduk, yıllar geçti evlendik, evleneli de yıllar oldu
Şimdi bana sert bakmıyor, kemikli yüz hatları pek kalmadı zira benim lezzetli yemeciklerim sebeb-i hikmeti ile, kemikler kayboldu
Gülümsüyor, hatta kahkaha bile atıyormuş
Mutluluğun darısı başınıza kardeşler