kisaca, söyle birsey:
" biriyle birlikte olma arzusunun yoldan çikmis hali
modern zamanlarin bu adi isabetli konulmamis sahte toplumsal cinneti, yapmacikligi bir yana, öteki zamane uyusturuculari kadar zararlidir da. zarari sundan: öteki psychedelic ve hallucinogenic ilaçlar beyni ve onun tezahür alani zihni bulandiriyorken, bu adi isabetsiz hastalik hali, ayni zamanda ruhu da kamastirmakta ve ciddi biçimde geriye dönülemezcesine bozmakta. iyi ki bu hale düstügünü iddia edenlerin handiyse bütüne yakini, yasadiklarini degil de yasamaya niyetlendiklerini dillendiriyorlar da sahici bir cinnet toplumunda yasamak zorunda kalmiyoruz.
asil ile suretin ayirdina varmayi ne kadar zorlastirdiysa yasadigimiz çag, bir o kadar da bu nazenin büyüye tutulmayi kolaylastirdi. herkesin dilinde bir pelesenk. halbuki büyü bile herkese kapilarini açmiyorken...
kendisi bunca güçlü bir bozgunluk ve düskünlük yüklüyken nasil oluyor da efsanesi bu denli olumlanabilir? insanin bilinemezlerinden biri. ya da insanoglunun tarih boyunca yasadigini varsaydigi ve kendisine israrla dayattigi en büyük kuyruksuz yalan. bir varsayim; çünkü en hafif sinamalara dayanmayan, en minik sinavlardan geçemeyen, buna karsin büyüsünü söylenebilirliginden, giderek söyleminden alan, oldugu gibi görünemedigi için boya küpünden çikmis bir asufte iddiasi.
nasil bir iddiaysa bu, kavusuldugunda yavas yavas büyüsü tükenen, yerini biteviye yakinmaya birakan, ancak kavusulmadiginda ‘o’ olan, varligini özlenenin varligiyla yok kilan, tuhaf, paradoksal bir tutarsizlik. evet, dogru kelime bu: tutarsizlik. attigi kemendi tutturamayanlarin tutuldugu bir tutarsizlik. oltayi bos çekenlerin tesellisi. rahatlatacagina rahat kaçiran, acitan bir teselli. çünkü iddiasi gibi tesellisi de yapma.
çaglar öncesinin olagandisisi, çagimizin en siradan gündelik yasanti evrelerinden biri. bir zamanlar mecnunlara özgü sayilirken bugün her gencin içinden geçmeden hayata atilmadigi bir tünel. ‘ben’in aynalariyla isitilmis uzun bir koridoru arsinlarcasina geçilen bu tünelin ardinda, yatagina uzanmis bekleyen bir nazenin hayali. herkes bir prenstir bu masal diyarinda ve karsisinda ki de ona râm olmayi bekleyen bir prenses. aynalar tükenip tünel sonlandiginda görülene hürmete kim katlanabilir ki. yasasin yalan, yasasin tutarsiz hayal, yasasin söylem.
içine düseni, efsanelerle boy ölçüsecek denli güçlendigini vehmettirecek kadar kara bir sanri. arkakik bir esir etme, zincirle baglama istegi. baskasini esir alamadiginda düsülen zincirsiz esaret. kendi hakikatini hakikisinin yerine ikame eden bir söylem.
sevgiyi yoksayan, en azindan dislayan, o yüzden de sevgiye dönüsecegine tutku dolambacinda bogulan, kiskirtilmis bir tutarsiz tutku. kavusulmadiginda daglar delilen, gemiler yakilan, gönüller fethedilemediginde adina ülkeler fethedilen, tuhaf bir güç gösterisi. en çok da, çok satan romanlardan, soap opera tv dizilerinden, klise hollywood filmlerinden güç devsiren, maruz kalanin gücünü tüketen, tüketim toplumunun yeni oyuncagi. bir oyuncak; tv gibi, futbol gibi, internet gibi. oynandikça oyun olmaktan çikan, hapseden, bogan, küçülten bir tutkal. iste tam da bu yüzden sevginin rakibi.
kendisini gökyüzüne çikaracagi umuduyla göklere çikarilan bir fasarya. o yüzden de yeryüzündeki sahicisinden, sevgiden uzak düsüren bir aldatmaca. kisinin kendi kendine yönelttigi, yeni girisimlerle tüm kurtulus yollarini tikadigi, içinden çikilmazlastirdigi bir entrika kosusturmacasi; soluk aldirmayan, soluk soluga birakan bosuna bir kisir döngü. betimlemeye girisilmeyen, betimlenmeden kaçan, tanimsiz, taninmasiz, ardinda tanik birakmayan bir seri katil. kisinin kendine yönelttigi bir revolver; sürekli kendi alnina tetigi çektiren bir rus ruleti türü.
ay isigindan, yildizlardan, sahillerden, martilardan, çiçek-böcek çesnisinden, yesilliklerden beslenen; gelip bedene dayandiginda sönüveren, yerini bitimsiz bir hayiflanmaya birakan hazirliksiz bir rol. halbuki rol yerini yasanmisliga biraktiginda, söylemin yerine söylenen kendini mümkün kildiginda, neler neler elde edilebilecekken...
bir kelebegin ömrü kadar kisa ama bir kelebek kanadi kadar zayif, dayanaksiz, güçsüz; hatta kof ve çürük bir aldatmaca. yarim ruhlarin yanlis tamamlanma arzusu.
hiç ömür boyu süreni yok mu? var da, o da iddia edilen degil onun yerine geçen: inatçi bir tutku; elde edilemedigi için elde edemeyeni ögüten düssel bir yel degirmeni. yatay ve donmus bir söylem düzeyli serüven; zamana direnemeyen. gelip geçer çünkü kalici olani aslina dönüsür: sevgiye.
bir "içim sikiliyor"a feda edilen klinik vakalik bunalim. kötü bir opera sarkicisinin agzina doladigi siradan bir operet repligi: aglamak istiyorum. söylenen bu; söylenenin gizledigi: ah bir aglayabilsem; aglayabilsem de kendimi de inandirabilsem bu halin sahidenligine. tene duyulan arzunun tinsel sosa batirilmis sapkinligi. sapik ve saptirici. norm’un disina tasmayi isteyen a-normal bir norm yoksullugu. sözcükle türeyen, sözde tüneyen bir tek tarafli sözlesme. bildirisime açik olmayan bir tutarsiz bildiri. özlenen ama elde edilmek için çaba sarfetmektense, insani kendi kuyusunu çapaladigi bir mezar kaziciya prangalayan bilinçli bir tutsaklik; bile isteye tutukluluk. kuyunun kenarinda duruldugu halde "battim, batiyorum: varin benim farkima." dedirten bir sahte sarhosluk. zihnin tutukluk yapmasiyla takintilanan kisilikte belirmesi istenenlerin belirsiz beklentisi. beklenen ama bir türlü gelmeyen sanriya yakilan ucuz ve klise bir agit. kisinin kendini inandirmak için akla gelmedik zorluklara katlandigi beylik bir replik: ne hallere ‘düstüm’. düsmek mi? halbuki zahmet edilip söyle bir bakilsa kuyuya, bombos oldugu görülür. hangi gerçegin gölgesi doldurabilir ki bir kuyuyu?
bilmecesi yalanciktan çözümsüzlestirilmis, ayak bilegi hizasinda, sig bir labirent. kendi elleriyle dösenmis ayak baglarina dolanildiginda, acidan ve arzudan güç aliyormus gibi terennüm edilen ah’lar, vah’lar; "beni kimse anlamiyor"lar... yalanci bir tükenis; sahici bir tüketis: gerçegi ve sevgiyi.
hileli bir kumar. her asamada isi yokusa süren, kaybetmeye ayarlanan hileli bir kumar. kazanç büyük: bir efsane kahramani olmak. kiskirtilmis abartili bir cosku; tek kisilik bir odada çikilan podyum. tehlikeleri göze alacagina dile dolayan bir gözüpeklik. basbasayken sunulan bir bildiri; yanibasindakinin daha uzaga kaçmasini saglayacak usta manevralarla örülü hileli bir bildiri. garin bir kösesine öylesine birakilmis burusuk paketten çikan bir ilan brosüründen alinma cümlelerle örülü böylesi bildirgede ikna etme degil ikna olma çabasinin izleri görülür.
‘simdi ve burada olmayan’a duyulan sikeli istek; ‘simdi ve burada olan’a duyulan sahici yabancilik. ömür boyu birlikteligi dillendiren ama birlikte bir resme fit olan sig bir duygulanim. daha sonra parça parça edilecek resimle parçalanip yok edilecegine inanilan ruh körlügü. kullanilacak, baskasina anlatilarak çogaltilacak bir malzeme; övünülecek kurutulmus bir isirgan otu.
gönderilmemek üzere uzaktakine yazilmis arabesk bir mektup. uzatildiginca tadina varilan tadimlik duygulanim parçaciklari; bütünlesmek istemeyen, bütünlesmekten korkan bir uzatmali arzu. gönülçelen olmayi düsleyen bir karindesenlik tutkusu. göz kamastirici olmaya göz kirpan ama göz önüne sürüldügünde yapmacikliklari gün yüzüne çikan bir sanri girisimi.
"isitilmedik bir büyülenme benimkisi" diye baslanir anlatilmaya ama dinlenen, yalnizca daha önceleri binlerce kez dinlenenin aynisi. iste bu aynilik, anlatanin asla duymak istemeyecegi bir dogru. "benim yasadigim bambaska; onun için beni anlayamiyorsunuz." onu anlarsaniz, iddiasini nasil sürdürebilir? anlasilmaz olmali ki ayricalikli olsun.
hiç mi gerçegi yok? hiç mi yakinanlarin agitinda sahicilikten izler yok? sevgiden paylandigi oranca. zaten sevgiden paylananin adi o degil. o, adi agza alinmamasi zorunlu bir tanriça.
halbuki dünyanin bu en büyük söyleminin hakikati halley kuyruklu yildizi’na benzer. o da halley kuyruklu yildizi gibi dünyayi handiyse yüzyilda bir ziyaret eder ve her keresinde yalnizca bir kisiyi etkisi altina alir. fakat kendisini ona izafe etmeye yeltenen her kisi, liyakatince pay alir bu çarpilmisliktan. çogunluk, nasibindeki kivilcimin üzerine titreyecegine, aciyla besleyip gözyasiyla büyütecegine, onu pazara sunmayi, saga sola yayarak yayginlastirmayi seçer ve o bir tek kivilcimindan da olur sonuçta; ama kendince bir söylemi olur. övünecegi, geriye dönüp baktiginda, "gençken biz de yasamistik bu halleri" diyebilecegi bir kisa devre söylence; bir benlik fetisi.
halley mi? ugursuzluk getirdigine inanilan halley, artik dünyayi ziyaret etmeye neredeyse gerek görmüyor. "
mesela yani ben okumadım tamamını ona gore
şıpsevdi adlı sakızın içinden çıkan karikatürün cümlelerinin en başında kullanılan kelime...
hey alttaki bu sarkmaz adam olurmu sence