Biyokinezi (göz rengi değiştirme)

Sponsorlu Bağlantılar

dgnert

Üye
Adrenalin salgılaması vücudun verdiği otomatik tepkidir. Biraz daha konuyu açarsak;

Celmer’e (2007: 36-43) göre korku vücut içindeki tehdit edici bir bilginin, duyu organlarından beynin “amigdal”e geçmesiyle meydana gelir ve böylece duygusal bir gösterge olarak ortaya çıkar. Korku, duyuları o kadar hızlı işgal eder ki, korkuyu uyandıran etki bilince kaydedilmeden önce bile hissedilebilir. Bunun nedeni beyindeki amigdalın görme, duyma, bedensel algı sistemi, tat alma ve koklama alanlarından direk girdiler almasıdır. Bununla birlikte özellikle beyin, fiziksel ve duygusal tehditleri kolayca ayırt edemez. Bu yüzden bir bireyin düşüncesi, amaçları ve kaygılarından uyarıcı nitelikte farklı olan herhangi bir etki, beyin korteksi veya beynin düşünen kısmını geçerek amigdalı tetikleyebilir. Bunun sonucunda meydana gelen hızlı kimyasal değişim, adrenalin yükselmesini tetikler ve saniyeden daha kısa bir sürede ağızda 6 kuruma, kalp atışında hızlanma ve ölüm duyguları gibi fizyolojik ve psikolojik değişimler ortaya çıkar.

Kaynağım Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde yayımlanmış "KORKU VE GRUP DÜŞÜNÜŞÜN HATALI KARAR VERME ÜZERİNE ETKİSİ: SAĞLIK SEKTÖRÜNDE BİR ARAŞTIRMA" adlı doktora tezidir.

İnsanın zihinsel olarak etki edemeyeceği noktalar da vardır. Örneğin koştuğumuzda kalbimiz daha hızlı atar. Bu dünyanın neresine giderseniz gidin bütün canlılarda böyledir. Peki bunun nedenini kaç kişi bilir? Canlı, kaslarım çok fazla oksijen harcadı beynime giden oksijen miktarı azaldı. Biraz daha böyle giderse bayılma tehlikesi ve hatta ölüm tehlikesiyle karşılaşırım onun için kalbimden daha fazla kan pompalayarak beynime giden oksijen miktarını arttırayım diye düşünür mü? Veya kalbim çok yoruldu boşver beynime kan da gitmeyiversin bayılırsam da bayılayım diye düşünerek kalbinin atmasını eski haline çevirebilir mi? Hayvanlardan da örnek verebiliriz. Bir ceylan aslanı karşısında görünce ben adrenalin salgılayayım da aslandan korkayım kaçarken bana ekstra güç sağlasın diye mi düşünür? Bir başka örnek vermek gerekirse insanlar ağızlarını kapayarak kendilerini boğamazlar. Sen beynine nefes almayı durduracaksın diye komut veremezsin. Nefesini istediğin kadar tut sonunda bayılacaksın ve beynin tekrardan komut verecek nefes almaya devam edeceksin.

Sen zihinsel gücü çok yanlış şekilde anlamışsın. Zihinsel güç ile yapabileceklerin olmasına rağmen bunun da belirli sınırları vardır.
Biraz daha kaynak vereyim daha açıklayıcı olur.

İki insanın gerilim içeren bir görüş- mesi sırasında, birinin karşıdakini aşa- ğılayıcı sözü karşıdakinde önce tinsel tepkiye, ardından fi zyolojik ve biyolojik tepkiye yol açmaktadır. “Kızma, öfkelenme durumunda, kas sistemindeki hedef kasla birleşmiş sinir terminalleri tarafından oluşturulmuş özelleşmiş bir yapı olan nöromüsküler bağlantı harekete geçmekte, insan bedeninde kasılmalar meydana gelmektedir” (Kierszenbaum, 2006, 183). Aynı gerilim kasların yanı sıra hormonları da devindirmekte, baş- ta adrenalin olmak üzere insan bedeninde hormon salgısı başlamaktadır. “Hava ve yaşamla yanma ve solunum arasındaki ilişkileri inceleyen Richard Lawer; kasların hareketlerinin bir tür fermantasyon sonucu olduğunu söylemektedir” (Kahya ve Öner, 2007, 220). Bu da, iletim sü- reçlerindeki kas hareketlerinin temelinde doğrudan biyolojik etkiler olduğu anlamına gelmektedir.

Bu kaynağımı da 2009 ocak ayında yayımlanan 14. sayılı Marmara İletişim Dergisisinden İnsan Biyolojisinin İletişim Refleksleri adlı makaleden aldım.
 


BurHiv

BurHiv

Üye
benim gözüm ela ben mavi olmasını istiyorum denedim ilk başlarda kendimi çok inandırdım sonra baktım bir değişiklik olmadı birkaç gün yapmadım ama şimdi yine uğraşıyorum daha çabuk olması için önerileriniz var mı?
 
BelaMonte

BelaMonte

Üye
    Konu Sahibi
Korku esnasında insanın vücudunda biyolojik olarak meydana gelen şeylerden söz edersek,

"Merkezi korku sistemi harekete geçtikten sonra beyinciğe otonom sinir sistemini devreye sokmasını bildirir ve nöro iletkenler hemen harekete geçer. Ayrıca hipotalamus hipofiz bezine acilen hormon salgılamasını bildirir. Böbrek üstü bezleri kana adrenalin gönderilmesini sağlar. Kan basıncı artar ve göz bebekleri büyür. Adrenalin yüklü kan gergin kaslara dolarken, yüz donar, ağız kurur. Kaçış sırasında serinlemek için vücut bütün sıvıyı tere dönüştürdüğünden ter basar. "
Kaynak:

Korku esnasında, yukarı da da yazdığı gibi hipofiz bezi salgılanır, adrenalin salgılanır.. Yani çoğu hissettiklerimizin hormonu vardır. Normalde her şeyden korkan bir insan, psikoloğa mı gider, terapi mi gorur her neyse, kendini şartlayıp korkmayacağına inandırırsa, o artık korkmaz. (tamamen asla korkmayacağını söylemiyorum). İşte bunu yapan bir insan, korku esnasında salgılanan bezlerin, hormonları azalttığından/durdurduğundandır. Zaten kendiniz heyecanın ve korkunun kontrol edilebileceğini söylüyorsunuz, ki doğru da.

Bizim vücudumuzda oynatabildiğimiz, yarı oynatabildiğimiz ve oynatamadığımız kısımlar var, bunu ilkokulda öğrendik zaten. Koşarken vücut sistemi otomatik olarak kalp hızını artırır. Yoksa daha 1 dakika koşmadan tıkanırsın. İlla vücuda etki edebiliyorsun diye kalbinin atışını sen ayarlayabiliyorsun diye bir şey söz konusu değil ve bende böyle bir şey demedim.
benim gözüm ela ben mavi olmasını istiyorum denedim ilk başlarda kendimi çok inandırdım sonra baktım bir değişiklik olmadı birkaç gün yapmadım ama şimdi yine uğraşıyorum daha çabuk olması için önerileriniz var mı?
Ne kadar süre, nasıl denediniz de olmadı? Daha kısa sürmesi için kendi tekniğinizi kullanmanızı tavsiye ederim. Herkesin kendine göre tekniği vardır. Mesela benim yaptığım teknik bana kısa sürede etki ederken, benim tekniğimi bir başkası denerse etki etmeyebilir. O yüzden kendinize en çok işe yarayacak teknikleri üretin ve onu kullanın.
 
  • Beğen
Tepkiler: BurHiv
BurHiv

BurHiv

Üye
her konuda acısını kesinlikle hissedecek miyiz?
 
BelaMonte

BelaMonte

Üye
    Konu Sahibi
her konuda acısını kesinlikle hissedecek miyiz?
Hayır tabi ki. O benim taktiğim, ne kadar gerçekçi düşünürsen o kadar işe yarar. Bende o yüzden öyle teknik kullanıyordum. Siz gene kendi tekniğinizi kullanın
 

dgnert

Üye
Korku, heyecan, panik gibi davranışlar psikolojik, hormon salgılanması, kalbin atışı gibi olaylar fizyolojiktir. Ben sana psikolojik etkenleri değil fizyolojik etkenleri değiştiremezsin diyorum.

Psikolojik etkenler fizyolojik etkenleri etkiler. Sen psikolojik etkenleri düşüncen ile düzenleyebilirsin ancak fizyolojik etkenleri düzenleyemezsin. Hormonlarımı harekete geçireyim de mutlu olayım gibi bir komutu beynine veremezsin. Heyecanlandığında düşünce gücünle hormonlarımı düzene sokayım da heyecanım geçsin diye de komut veremezsin.

"Merkezi korku sistemi harekete geçtikten sonra beyinciğe otonom sinir sistemini devreye sokmasını bildirir ve nöro iletkenler hemen harekete geçer. Ayrıca hipotalamus hipofiz bezine acilen hormon salgılamasını bildirir. Böbrek üstü bezleri kana adrenalin gönderilmesini sağlar.

Burada da korkunun hissedilmesinden sonra otonom sinir sisteminin hareketi anlatılmış. Zaten sen otonom sinir sistemini ilkokulda öğrendin. Sen bana önce hormonlar salgılanır sonra korku oluşur hormonlarını zihin gücü ile üretmezsen korku olmaz diyorsun ama alıntı yaptığın kaynakta önce korku oluşur daha sonra vücut otomatik olarak tepki verir ve hormon salgılaması yapar diyor. Yani korktuğun zaman o hormonu vücudun üretecek bunu hiç bir zaman değiştiremezsin ve hormon üretimini engelleyemezsin.

Korku, heyecan gibi etkenlerin hormonları etkilemesi vücudun bir nevi savunma mekanizmasıdır. Korku hissi duyuyorken vücudun hormonal tepki vermiyorsa hasta olabileceğin anlamına gelir. Vücudunun korku heyecan gibi psikolojik etkenlerle bunları yapması vücudunun diğer organlarının yapısını değiştirebileceğin anlamına gelmez.
 
BelaMonte

BelaMonte

Üye
    Konu Sahibi
Ben zaten diyorum ki, biyokinezi psikolojik bir olaydır. Biz elbet hormonlarımızı elimizi ayağımızı oynattığımız gibi, gözümüzü kırptığımız gibi oynatamayız. Ama bunu psikolojik yolla yapabiliriz. O yüzden kendimize telkin vererek, kendimize inandırarak yapıyoruz bu olayı. Buda psikolojiye giriyor, yani bu yaptığımız önce psikolojiyi, sonra senin dediğin gibi fizyolojik olayı etkiliyor. Ama sen hâlâ o örneklerden veriyorsun.
Şu ikinci paragrafta yazdığına gelirsek, heyecanlandığım sırada "hormonlarımı düzene sokayım da heyecanım geçsin" diye komut vermezsin ama, bir iki derin nefes alıp içinizden "şuan heyecanlanmıyorum, bunda heyecanlanacak ne var ki?, heyecanlanmıyorum!" komutunu verirsen, heyecanın azalır, bi müddet sonra gider. Bu herkesin genelde denediği yöntem zaten, ve psikologların da insanlara önerebildiği yöntemi, ama sen bunu reddediyorsun?
Ben sana hormonlar salgılanır, sonra hissedersin derken, ortada ki bir yanlışı kaldırmak için söyledim. Sen diyordun ki, insan önce mutlu olur, sonra mutluluk hormonu salgılanır, ama bende diyorum ki, insanda bi olaydan sonra önce mutluluk hormonu salgılanır -ki sonra kendini mutlu hisseder. O korku örneğine gelirsek, o benim ve senin paylaştığın yazı zaten saniyeler hatta saliseler içinde gerçekleşir. Buda önce korkup sonra hormon salgılanmasını pek değiştirmeyen bir şeydir. Aynı şey mutluluk ve adrenalin hormonu için de geçerli yani.
Vücut, beyin, telkinlerle bunları yapabiliyorsa, değiştirebiliyorsa, başka telkinlerle de başka etkiler yapabileceğini düşünüyorum. Zaten biz hormon konusuna buradan geldik. Ve telkin ile hormonları etkilemek, sadece bir örnek.
 

dgnert

Üye
Benim anlatmak istediğim zihin gücün ile sadece mutluluk korku gibi psikolojik etkenlerini değiştirebildiğindir. Hormonların oluşması ise vücudun savunma mekanizmasının verdiği fiziksel tepkidir. Yani gözüne doğru hareket eden nesnelerden korunmak için gözkapağının kapanması gibi. Doğanın kanunu etki yoksa tepki de yoktur. Etki korku gibi psikolojik nedenler tepki ise hormon salgılamaktır. Yani korku veya heyecanını bastırman hormonlarını kontrol ettiğin anlamına gelmez. Etkiyi yok ettiğin için tepkinin de otomatikman kaybolması anlamına gelir. Psikologların amacı da etkiyi yok edip otomatikman tepkiyi de yok etmektir. Daha farklı bir örnek vermek gerekirse büyüme hormonunu verebiliriz. Büyüme hormonu genetik etkenler ile oluşur. Psikolojik etkenler ile salgısı azalıp artmaz. Korku anında büyüme hormon salgıladığını düşünsene bir saat içinde 10 cm uzuyorsun. Bir haberde okumuştum bir hastanın vücudu sürekli büyüme hormonu salgılıyordu. Sen bu hastayı psikologa mı yönlendirirsin yoksa endokrinoloji uzmanına mı? Senin mantığına göre psikolog bu hastayı zihinsel telkin ile tedavi edebilir.

Hormonlar vücudun otomatik olarak ürettiği savunma mekanizmalarıdır. Daha somut örnekler de verebiliriz bu duruma. Örneğin göze batan çöp sonucu gözyaşının salgılanması da otonom sinir sisteminin verdiği hormonal tepkidir. Burada etki göze batan çöp tepki gözyaşıdır. Gözdeki çöpü almadan gözyaşım akmayacak diye düşünerek dindiremezsin. Belli bir süreden sonra gözyaşın bittiği için diner o ayrı bir konu.

Zihinsel gücün ile duygularını değiştirmekten daha farklı şeyler de yapabilirsin. Beyninin kendi içinde sınırları yoktur. Bunun hakkında daha uçuk örneklerde verebiliriz. Şizofreni hastaları zihinlerinde uzaylılarla marsta toplantı yaptıklarını bile canlandırabilirler. Ona göre seninle karşılıklı konuşması nasıl gerçekçiyse uzaylılar ile yaptığı toplantı o kadar gerçekçidir. Sana uzaylılarla toplantı yaptığını söylediğinde yalan söylemiyordur. Bunu beynin zihinsel gerçekliği olarak düşünebiliriz. Şimdi fiziksel gerçekliğe döndüğümüzde bu olayların açıklamasını yapabilir misin?

Konuşmanın en başında belirttiğim gibi zihinsel gerçeklik ile fiziksel gerçekliği ayırman gerekiyor. Duygular, düşünceler gibi etkenler zihinsel gerçekliktir. Zihinsel gerçekliği düşüncen ile değiştirebilirsin. Vücudun, GÖZ RENGİN, dış dünya fiziksel gerçekliktir. Fiziksel gerçekliği fiziksel etki olmadan değiştiremezsin.
 
BelaMonte

BelaMonte

Üye
    Konu Sahibi
"heyecanını bastırman hormonlarını kontrol ettiğin anlamına gelmez. Etkiyi yok ettiğin için tepkinin de otomatikman kaybolması anlamına gelir"

Şimdi burada tepki şu oluyor. Mesela Köpekten korkan bir insanın köpek görünce korku ve heyecan salgılayıp kaçmak ister. Burada etki köpek, tepki iste korkmak oluyor. Sen zihin gücü ile etkiyi yok ettiğini, bu sayede tepkinin de yok olduğunu idda ediyorsun. Ama sen istediğin kadar zihin gücünü kullansan, istediğin kadar kendine telkin versen, o köpek oradan yok olacak mı? Senin etkiyi yok etmen için o köpeğin yok olması lazım. Ama öyle bir şey söz konusu değil, yani o köpek karşında. Sen kendine zihin gücü ile komut verdikten sonra, eğer köpek gördüğünde artık korkmayıp heyecanlanmıyorsan, bu köpeği yok ettiğinden değil, korkmanı ve heyecanını durdurduğundandır. Zaten sen kendine "o köpek orada olmasın, bi anda yok olsun ki bende korkmayayım" komutu vermiyorsun. "Eğer bir daha köpek görürsem, heyecanlanmayacağım!" Komutu veriyorsun. Sen eğer o kopeği yok etmezsen, etkiyi de yok etmezsin. Ama sen o kopeği yok etmediğin halde, artık kopekten korkmuyorsan, bu etkiyi değil, tepkiyi yok ettiğin anlamına gelir. Eğer tepkiyi de yok etmiyorsan, bu nasıl gerçekleşiyor? Umarım ne demek istediğimi anlamışsınızdır.
Sen diyorsun, adam günde 10cm uzuyor, onu zihin terapiyle mi tedavi edeceksin. Şahsen benim ağzımdan öyle bir şey yada buna benzer bir şey çıkmadı. O bozulmuş hormonu ilaçla %100 olumlu sonuç sağlarken, zihin gücüyle belki %1 olumlu sonuç belki sağlarsın. Bunun da bir seviyesi var, abartmamak gerek.

Düşünme zihinsel bir gerçekliktir, onu değiştirebilirsin. Ama duygunun içine eğer heyecan, adrenalin korku giriyorsa ve insan bunu değiştiriyorsa, bu fiziksel bir gerçekliktir, ve insan bunu değiştirebilir. Vicudunu, fiziksel etki olmadan değiştiremezsin diyorsun, ama her gün yapılan düzenli nefes kontrolü ile 20 dakikalık bir meditasyonun, bilimsel olarak insan bedenine, ruhuna ve sağlığına %100 olumlu bir sonuç elde ettiği kanıtlanmış bir şeydir. Buna ne demeli? Bence şaşırılacak yada reddedilecek bir şey yok burada. Mükemmel yaratılan insan beyni bu, daha insan beyninin tamamı bile çözülmemiş.
 

dgnert

Üye
Etki ve tepki konusunu karıştırarak anlatmışsın. Köpek korkusu etkidir. Köpeğin kendisi değil. Korkunun sonucunda hormon salgılaman tepkidir. Sen psikolojik olarak korkunu bastırırsan etkiyi de yok etmiş olursun. Hormon salgılaman dediğim gibi gözüne çöp kaçtığında göz yaşı salgılaman gibi bir durumdur. Vücudunun kendisi tehlikelere karşı koruma içgüdüsüdür. Ve gösterdiğin kaynakta da otonom sinir sistemi tarafından salgılandığı yazıyordu.

Meditasyonun sağlığa etkisi tartışılmaz zaten. İnsan bedenine ruhuna ve sağlığına etkisi vardır. Ben bunlara karşı çıkmıyorum. Fiziksel etkiden kastım sağlıklı veya genç gözükmek değil. Benim fiziksel etkiden kastım değişimdir. Sen göz renginin meditasyon ile değişebileceğini iddia ediyorsun.Ben yaptım oldu ile olmuyor bu işler. Senin dediğini savunan tanınmış, doktorasını yapmış uzman veya bu konuda yayımlanmış bir makale bul sana canı gönülden inanalım.
 
BelaMonte

BelaMonte

Üye
    Konu Sahibi
Tamam ama bu sadece korku için değil ki, adrenalin mesela, korku gibi değildir. Direk salgılandıktan sonra insan vücudu tepkimeye girer. Sen köpeği gördüğü anda salgılanır mesela. Ama ben zihin gücü meditasyon ile bu adrenalinin kullanılması gereken yerde kullanmamayı sağlandığını söylüyorum. Adrenalin konusunda etki direk köpek oluyor. Etki ile tepki arasında, korkmak gibi bir kavram yok. Yani sen elin ayağın titrediği anda kalbin hızlı attığı anda adrenalin salgılanmaz. Adrenalin salgılandığı için eşin ayağın titrer ve kalbin hızlı atar. Aynı şey heyecan için de geçerli.

Meditasyonun insan bedenine olan sağlığını reddetmiyorsunuz, zaten reddedilmez tamam da, aslında buda bir değişimdir. Mesela meditasyonun genel bi yararlarını örnek alalım. "daha az psikosomatik hastalıklar" bu onun yararlarından sadece bir tanesi.

Eğer bilmiyorsan psikosomatik hastalıklar şunlardır: Baş ağrısı, Karın ağrısı, Yüksek endişe, Sürekli yorgunluk, bitkinlik, Ağrılar,Denge sorunları, Görme bozuklukları, Sırt ağrısı ,Kas ağrıları ,Çeşitli cilt hastalıkları, Saç dökülmesi

Konuya devam edersek, düzenli meditasyonun, bu hastalıkla gözle görülür biçimde fayda ediyorsa, sizce bu insan vücudunda ki bir değişim değil midir? Yani bunlar normal geliyorsa, uzun uğraşlar sonucunda bir göz renginin de yavaş yavaş değişmesi bence normal bir şeydir.



Bakın şu linke tıklayın, az aşağıda "meditasyonun size ne gibi faydaları olur?" Yazınından aşağısını okuyun. Eğer onlar da vücutta bir değişim değilse, ben bu kadar yazıyı boşa yazdım. Aslında bunların hepsi değişimdir, ama göz renginin değişmesi, bu tür konuları ilk defa duyan bir insan için imkânsız geliyor. Halbuki biraz mantık kurunca, bu biyokinezinin de sebebi çıkıyor.

He bu arada, ben yaptım oluyor demekle de olmaz zaten. "Ben yaptım, nasıl olursa oluyor ister inanın ister inanmayın" da diyebilirdim ama bu saçma olur. Ben olaya sizin bakış açınızdan bakıp mantıklı açıklamasını sizin anlayacağınız bir şekilde anlatmaya çalışıyorum.
 

dgnert

Üye
Psikosomatik hastalıklara etkisinden bahsetmişsin hepsine katılıyorum. Meditasyonun iyileştirme etkisinden bahsetmişsin.İyileşme bozulan durumun eski haline dönmesidir. Çok derinlemesine düşünürsen yaraların iyileşmesi bile fiziksel değişim oluyor. Benim karşı çıktığım olmayan bir şeyin olmasıdır. Meditasyon ile dökülen saçları çıkarabilirsin dersen inanırım çünkü daha önce var olan bir şeydir. Ama aynı kılı avuç içinde çıkaracağım dersen inanmam çünkü avuç içinde kıl hücresi genetik bozukluğun olmadığı sürece olmaz. Sen düşünce gücünle avuç içinde kıl hücresi oluşturamazsın.

O kadar meditasyon uzmanı var. Meditasyon konusunda bir sürü işin uzmanları tarafından yazılmış makaleler var. Benim anlamadığım konu birisi bile biyokenizi hakkında senin kurduğun mantığı kurarak bir bilimsel çalışma yapmadı mı? Bir çok insan için imkansız gelen bir konuyu bilimsel olarak kanıtlamak çok büyük sükse yapardı oysaki.
 
BelaMonte

BelaMonte

Üye
    Konu Sahibi
Meditasyonun değiştirme konusunda, ben bu kadarını söyledim. İyileştirme de değiştirmedir, hormonları salgılayıp salgılamadığı da bir değişmedir, göz rengini değiştirmek te değiştirmedir. En başta zaten hormonları değiştirme konusuna inanmıyordunuz, bunu açıkladım. Sonra vücuduna fiziksel etki yapmasına da inanmıyordunuz, bunu da açıkladım. Bu ikisi zaten göz rengi değiştirmeyle de bağlantılı, ama bunu da reddediyorsunuz. Yani bundan sonrasını ben hala açıklamaya çalışırsam, gene başka bir şekil bulup reddedeceksiniz. Her neyse bundan sonrası zaten insanın önyargısına ve iradesine kalmış bir şey. Sizin önyargınızı ve iradenizi değiştiremeyeceğime göre, siz bilirsiniz ama ben gene bu örneği son kez paylaşacağım. Gözümüzün renginin genlerimizle alakalı olduğunu biliyorsunuzdur. Bu göz rengi değiştirme işi de bakın nasıl meydana geliyor. Madem bi makale istiyordunuz, alın;

"Telekinetik etki dışında insanın enerjisi kendi genetiğini değiştirmeye yetebilir.

Danimarkalı araştırmacılar, mavi gözlü insanların tek bir ortak atadan geldiğini iddia etti.

Kopenhag Üniversitesi’nden Hans Eiberg başkanlığındaki bir araştırmacı grubu, göz rengiyle ilgili gende yaşanan bir mutasyon nedeniyle, "melanin" maddesi üretimi azaldığından kahverengi olması gereken gözün mavi renk aldığını bildirdi.

Eiberg’e göre mavi gözlülerin DNA’sındaki mutasyon aynı döneme denk geliyor, bu da tek bir atadan dünyaya yayıldıkları anlamını taşıyor. Hans Eiberg, "Orijinal olarak, aslında hepimiz kahverengi gözlüyüz. Ancak kromozomlarımızdaki OCA2 geninin mutasyona uğraması sonucu, renkte değişim meydana geliyor. Yani bir anlamda göz renginin kahverengi olması yeteneği kayboluyor. Böylece göz rengi maviye dönüşüyor.

Oysa gözde yeşil renk, iris tabakabındaki melanin oranının değişmesinden kaynaklanıyor" dedi. Eiberg, bu sonuçtan yola çıkılarak, mavi gözlü insanların tek bir ortak atadan geldiğinin söylenebileceğini ifade etti.

TEKNİK:
Yapılan araştırmalarda sesimizin genleri etkilediği ortaya çıkmıştır. Öte yandan düşünce gücüyle de atom altı parçacıkları etkileyebilmekteyiz (ki meşhur sırrın (secret) temel mantığı da bu zaten) böylelikle genlerimizi kontrol edebiliriz. Bu nasıl olur diye sorarsanız aslında kolaydır. Değiştirmek istediğiniz özelliğinize konsantre olmalısınız. Saç rengi, göz rengi, boy, ..... Eğer mümkünse yeni halinizin resmini yapın veya fotoshopla yapın. Tüm saf niyetinizle ve enerjinizi odaklayarak mesela genetik bir hastalığınız veya göz rengi değiştirmek istiyorsanız yüksek bir sesle hücrelerinizle konuşun. Onlara değişmelerini söyleyin bunu yüksek sesle, enerji dolu ve konsantre olmuş bir şekilde yapın. Daha sonra yeni halinize konsantre olup onu imajine edin. Bu uzun süreçte belli bir zaman sonra değişiklikleri gözlemleyebilirsiniz."

İnsanın boyu, hatta mümkünse yeni halinizi yapabilirsiniz denmiş. Bana da o kadarı abartı geliyor doğal olarak ama, göz rengini değiştirme İMKANSIZ değildir.
 

dgnert

Üye
Sen hormonlarını değişmiyorsun vücudun salgılıyor zaten. Bunu alıntı yaptığın makalede beyninin otomatik olarak yaptığı yazıyor. Değişimi dna ile açıklamışsın. Benim anlatmak istediğim değişim gen değişimi. Burada bahsedilen genlerin mutasyonunu bir kaç güne sığdıramazsın. Genlerin mutasyonu nesilden nesile olur. Mesela ailesinde zenci olmayan çiftin çocukları zenci olmaz. Geçenlerde sosyetik yeni evlenen çiftin olmuştu ama araya karışan zenciyi yakaladılar.

Genetik bozukluklara en çok radyasyon neden olur. Bu bozulmalar radyasyona maruz kalmış kişilerde genellikle hastalıklara neden olur. Genetik bozukluk çocuklarının dış görünüşünü etkileme olasılığı yüksektir. Genetik bozukluğundan dolayı 3 bacaklı doğan çocuklar da var albino olarak doğan çocuklarda. Sen genlerini sesinle veya değiştirerek göz rengini değiştiriyorsan mantıken 3. Bacağını da çıkarman gerekir.

Teknik kısımda yazanların hangi bilim adamları tarafından söylendiğini ve hangi dergide yazdığını söyler misin varsa linkini de atabilirsin. Deney sonuçlarını gerçekten merak ediyorum.
 
BelaMonte

BelaMonte

Üye
    Konu Sahibi
Hayır işte siz olayı çok farklı anlamışsınızdır.


Düşünce gücünün kanıtı, yazı çok uzun ama, düşünce gücüyle sizin yapamaz dediğiniz şeyler yapılıyor. İyileştirmek dışında "yanmayan parmaklarda su topladı" yazısını dikkatli okursanız, bu yazının en iyi örneği.

burada son paragrafları iyi okuyun,


Buda bir bölümünü alıntı yaptığım site.

Ve buda düşünce gücüyle dna yı etkilemenin makalesi. Yani kısaca inanmıyorum kardeşim de diyebilirsiniz, o zaman hiç uğraşmam bu kadar. Firavunun Allah'ı reddetmesi gibi, bunu reddediyorsunuz. O kadar mantıklı açıklamasını yaptım size. Sizi bu deneylerin gerçekleştiği yere götüremeyeceğime göre, boş verin
 

MelihYıldız1154

Üye
10 15 gün oldu hala bir değişim yok :/
 
BelaMonte

BelaMonte

Üye
    Konu Sahibi
10 15 gün oldu hala bir değişim yok :/
İyice yaptın mı? Yanlış bir şey yapıyorsundur. İnternetten ayrıntılı araştırmanı öneririm çünkü 15 günden sonra genel olarak değişmeye başladığını söylüyorlar.
 

dgnert

Üye
Hayır işte siz olayı çok farklı anlamışsınızdır.


Düşünce gücünün kanıtı, yazı çok uzun ama, düşünce gücüyle sizin yapamaz dediğiniz şeyler yapılıyor. İyileştirmek dışında "yanmayan parmaklarda su topladı" yazısını dikkatli okursanız, bu yazının en iyi örneği.

burada son paragrafları iyi okuyun,


Buda bir bölümünü alıntı yaptığım site.

Ve buda düşünce gücüyle dna yı etkilemenin makalesi. Yani kısaca inanmıyorum kardeşim de diyebilirsiniz, o zaman hiç uğraşmam bu kadar. Firavunun Allah'ı reddetmesi gibi, bunu reddediyorsunuz. O kadar mantıklı açıklamasını yaptım size. Sizi bu deneylerin gerçekleştiği yere götüremeyeceğime göre, boş verin

Ben senden bilimsel bir kaynak yani bilimsel literatüre girmiş deneyleri yapılmış bir kaynak istiyorum sen bana gazete kupürlerini forum yazılarını gösteriyorsun. Gösterdiğin yazılarda hepsi yanlış demiyorum. Zihin gücü ile kanseri yenmek, parmakta su toplanmasını sağlamak gibi şeylere inanırım. Bunlar vücudun savunma mekanizmalarıdır. İnsanlar morali bozuk olduğunda vücutları da yorgun olur. Karamsar düşüncelere daldığında vücudunda halsiz düşerek buna tepki verir. Parmağın yandığında vücut otomatikman savunma mekanizmasını çalıştırır ve parmağın su toplar. Sen beynini parmağım yandı kandırmayı başarabilirsen vücudun savunma mekanizmasını otomatikman harekete geçirebilirsin. Ama bu konuların dna değişimi ile uzaktan yakından alakası yoktur. Dna değişimi parmakta su toplanması değil parmağın rengini değiştirmedir. Kanseri yenme konusunu konuşurken tanımından bahsetmiştik ama tanımı yine yapalım.

Kanser
, hücrelerde 'nın hasarı sonucu kontrolsüz veya anormal bir şekilde büyümesi ve çoğalmasıdır. Günde vücudumuzda (DNA'da) yaklaşık 10.000 olmasına rağmen her milisaniye vücudumuzu tarar ve kanserli hücreleri yok eder.

Gördüğün gibi senin vücudunda da her gün kanserli hücreler oluşuyor. Sen bunları her gün zihin gücün ile mi yok ediyorsun. Hasta bir insana öleceksin dediğiniz zaman zaten vücut savunma mekanizmasını yok etmiş olursunuz. Meditasyonun amacı var olan savunma mekanizmasını ayakta tutmaktır. Yoksa zihninle vücudunun içinde kanserli hücreler ile savaş yapmıyorsun.

Bu söylediklerinize inanıyorsanız alttaki bilimsel makaleye de inanmanız gerekir. Sıkılmadan okuyun lütfen.



Böyle bilimsel makalelerde, ben yaptım oldu, AAA aynısını kaynımda yapıyordu, benim arkadaşım da böyle şeylere inanıyor tarzında safsatalar olmaz.

Dikkat ederseniz makalenin başında hipotez yazmaktadır. Kanıtlanmış bir şeyi yoktur. Yani bu olaylara karşı çıkarsanız sizi kimse yadırgamaz. Peki nedir bu hipotez. Hemen tanımını yapalım.

Varsayım veya hipotez, olaylar arasında ilişkiler kurmak ve olayları bir nedene bağlamak üzere tasarlanan ve geçerli sayılan bir . Bilimsel bir ifadenin hipotez kabul edilebilmesi için sınanabilmesi gerekir. Deney ve testler sonucunda "sürekli olarak" varsayılan sonucu veren hipotezler " (kuram)" statüsünü alırlar.

Sen kitap yazabilirsin, gazetelerde köşe yazısı yazabilirsin, televizyon programlarına katılabilirsin, forumlarda konu başlıkları açabilirsin, arkadaşlarınla kahve muhabbeti yapabilirsin ancak bu düşüncelerin yazıdan ve sözden öteye gitmez. Televizyona çıkan birisi profesör bile olsa göz rengini değiştirebilirsiniz diye açıklama yapsa bu iddiası söz olmaktan ileriye gidemez. Söylediklerin bilimsel literatüre hipotez olarak bile girmiyor.
 

MelihYıldız1154

Üye
İyice yaptın mı? Yanlış bir şey yapıyorsundur. İnternetten ayrıntılı araştırmanı öneririm çünkü 15 günden sonra genel olarak değişmeye başladığını söylüyorlar.
Senin anlattıklarını yapıyorum ama hayla bir değişim yok biraz daha araştırıp öyle devam ediyim
 
BelaMonte

BelaMonte

Üye
    Konu Sahibi
Ben senden bilimsel bir kaynak yani bilimsel literatüre girmiş deneyleri yapılmış bir kaynak istiyorum sen bana gazete kupürlerini forum yazılarını gösteriyorsun. Gösterdiğin yazılarda hepsi yanlış demiyorum. Zihin gücü ile kanseri yenmek, parmakta su toplanmasını sağlamak gibi şeylere inanırım. Bunlar vücudun savunma mekanizmalarıdır. İnsanlar morali bozuk olduğunda vücutları da yorgun olur. Karamsar düşüncelere daldığında vücudunda halsiz düşerek buna tepki verir. Parmağın yandığında vücut otomatikman savunma mekanizmasını çalıştırır ve parmağın su toplar. Sen beynini parmağım yandı kandırmayı başarabilirsen vücudun savunma mekanizmasını otomatikman harekete geçirebilirsin. Ama bu konuların dna değişimi ile uzaktan yakından alakası yoktur. Dna değişimi parmakta su toplanması değil parmağın rengini değiştirmedir. Kanseri yenme konusunu konuşurken tanımından bahsetmiştik ama tanımı yine yapalım.

Kanser
, hücrelerde 'nın hasarı sonucu kontrolsüz veya anormal bir şekilde büyümesi ve çoğalmasıdır. Günde vücudumuzda (DNA'da) yaklaşık 10.000 olmasına rağmen her milisaniye vücudumuzu tarar ve kanserli hücreleri yok eder.

Gördüğün gibi senin vücudunda da her gün kanserli hücreler oluşuyor. Sen bunları her gün zihin gücün ile mi yok ediyorsun. Hasta bir insana öleceksin dediğiniz zaman zaten vücut savunma mekanizmasını yok etmiş olursunuz. Meditasyonun amacı var olan savunma mekanizmasını ayakta tutmaktır. Yoksa zihninle vücudunun içinde kanserli hücreler ile savaş yapmıyorsun.

Bu söylediklerinize inanıyorsanız alttaki bilimsel makaleye de inanmanız gerekir. Sıkılmadan okuyun lütfen.



Böyle bilimsel makalelerde, ben yaptım oldu, AAA aynısını kaynımda yapıyordu, benim arkadaşım da böyle şeylere inanıyor tarzında safsatalar olmaz.

Dikkat ederseniz makalenin başında hipotez yazmaktadır. Kanıtlanmış bir şeyi yoktur. Yani bu olaylara karşı çıkarsanız sizi kimse yadırgamaz. Peki nedir bu hipotez. Hemen tanımını yapalım.

Varsayım veya hipotez, olaylar arasında ilişkiler kurmak ve olayları bir nedene bağlamak üzere tasarlanan ve geçerli sayılan bir . Bilimsel bir ifadenin hipotez kabul edilebilmesi için sınanabilmesi gerekir. Deney ve testler sonucunda "sürekli olarak" varsayılan sonucu veren hipotezler " (kuram)" statüsünü alırlar.

Sen kitap yazabilirsin, gazetelerde köşe yazısı yazabilirsin, televizyon programlarına katılabilirsin, forumlarda konu başlıkları açabilirsin, arkadaşlarınla kahve muhabbeti yapabilirsin ancak bu düşüncelerin yazıdan ve sözden öteye gitmez. Televizyona çıkan birisi profesör bile olsa göz rengini değiştirebilirsiniz diye açıklama yapsa bu iddiası söz olmaktan ileriye gidemez. Söylediklerin bilimsel literatüre hipotez olarak bile girmiyor.
Benim verdiğim linklerin hepsinin makale olduğunu söylemedim. Siz bilimsel bi kaynak istiyorsunuz, ama zihin gücü ile kanseri yenmek kanıtlanmasaydı, siz buna inanmazdınız. Zihin gücüyle parmağını yanıyor gibi düşünüp, halbuki yanmıyorken su toplamasını sağlamanın bilimsel bi kanıtı olmasaydı, siz gene buna inanmazdınız. Aynı şekilde, zihin gücü ile hormonları kontrol edebilmek kanıtlanmasaydı, siz buna inanmazdınız. Bunların hepsi zamanında kanıtlanmamışken teoriydi. Sonradan kanıtlandı. Benim dediğim zihin gücü ile göz rengini değiştirmek, tamamen yukarıdakilerle birebir bağlantılı olmasına rağmen, bir üniversitenin sırf göz rengini değiştirme deneyleri yapmadığı için biyokineziyi tamamiyle yalanlamak, akıl kârı değildir. Ama inanmayabilirsin ve ben inanmayanları zaten yadırgamıyorum.

Kanser konusuna gelirsek, insanın kalbi nasıl kendiliğinden atıyorsa, kanser hücrelerinin oluşup tekrar yok edilmesi de kendiliğinden oluşur. Ben bunu kendimiz yaparız diye iddia etmedim zaten? Ve kendiniz de diyorsunuz zaten, meditasyonun amacı savunma mekanizmasını güçlendirdiğiniz için kanserli hücreleri yenersiniz. Bende zaten bunu söylüyorum? Çünkü dolaylı da olsa kanser hücrelerini yenmiş oluyorsunuz. Bir hücrenin dna sı değişip bozulduğu için kendiliğinden çoğalıp kansere dönüşür zaten. Siz (savunma mekanizmasını meditasyonla güçlendirip) bu kanseri yenerseniz, bozulmuş olan dna yı da düzeltmiş olursunuz. Bunun tartışması kanıtlandığı için yapılamaz, ve ikimiz de aynı şeyleri iddia ediyoruz zaten. Ama olay, en başta yazdığım gibi.
Ve bana sorarsan, çoğu kişi o zaman niye bunu yapamıyor, eğer olsaydı yapabilirlerdi derseniz, bunun da cevabı basit. Hayatında meditasyon yapmamış, zihin gücü ile kanserin yenildiğini duymamış biri, kanser olduktan sonra bunu öğrenip sonradan denemeye kalkarsa sizce ne kadar başarılı olabilir? Farkındaysanız zaten bu tip meditasyon ve yogayla uğraşan kişiler genelde kanserin yada bir başka hastalıktan sağ çıkıyor. Diğerleri bu yolla ne kadar etkili olabilir? Yani hayatında biyokineziyi duymayıp, bir konudan gördü diye her akşam "acaba" değişir mi düşüncesiyle yapmaya kalkarsa, benim açımdan zaten başarılı olamaz. Ben günlük hayatta da meditasyon yapıp, zihin gücünün farkında olup buna canı gönülden inandıktan sonda biyokineziyi duymuştum, ve inandığım için bundan olumlu sonuç aldığımı düşünüyorum. Ve tabi benim gibilerin. Bu yüzden, eğer neden kimse de işe yaramıyor peki diye sorarsanız (muhtemelen sorardınız), bu sorunun cevabını şimdi vermiş olayım.
Senin anlattıklarını yapıyorum ama hayla bir değişim yok biraz daha araştırıp öyle devam ediyim
Sadece benim tekniğimle deneme zaten, iyice oluştur ve kendi tekniğini bulmaya çalış.
 


Üst Alt