İbrahim kardeşim müsaden olursa, her ne kadar geç kalmış olsak bile, naçizane bir iki kelam da biz edelim.
Bir insanı sevmenin, hem de çok sevmenin ne olduğunu çok iyi bilirim. Sevgiden ziyade aşkı da bilirim. Sevginin artık yok olduğu, aşıkla maşuğun bir olduğu, sonsuz bir boşluktur aşk. O kadar sonsuzdur ki başına hiçbir sıfat getiremez, onu daha başka bir kalıpla şekillendiremezsin. Çok sevebilirsin, çok etkilenebilirsin; ama aşkın çoğu azı yoktur, aşk tektir ve sonsuzdur.Eğer gerçekse...
Unutmaki aşk sınırı ve sonu olmadığı için tükenmez de. Zira 2 yıl geçmesine rağmen ne aşkın, ne de sen tükenmemişsin. Bu kadar sağlam bir iradeye sahip olduğun için fazlasıyla takdiri hakediyorsun. Fakat bilmediğin başka bir şey var kardeşim, ne olursa olsun dünya üzerinde tek gerçek ölümdür. Eğer sen o hanımla kısmet olsaydı evlenseydin, yine bir zaman sonra ölüm ya sana ya da ona bir şekilde gelecekti. Bu sebeptendir ki, bu kadar üzülmen bu kadar kendini yıpratman gereksiz. Kaldı ki bir aşığı en çok yaralayan şey maşuğunun gözünden akan yaşları görmektir.Unutma ki tüm ölüler bu dünyadan ebediyen ayrılmak için kıyameti bekleyecek ve bu süre zarfında tanıdıklarını,sevdiklerini görebilecekler. Şimdi sen her ağladığında, onun ne kadar üzüldüğünü düşünebiliyor musun? Üstelik sana müdahale de edemiyor. Yanında olup teselli de veremiyor ve onun yüzünden üzüldüğünü düşünerek belki senin o talihsiz gecede çektiğinden daha fazla acı çekiyor. Daha 16 yaşında bir melek olarak kabir hayatına göçmüş ve cennet bahçeleri içerisinde ahireti ve seni huzurla bekleyecek, bir hanımı bu kadar üzmeye huzursuz etmeye hakkın var mı?
Dediğim gibi aşk sonsuzdur ve biz insanlara Allah'ın en büyük hediyelerindendir. Tabi seninki kadar saf olan aşklardan bahsediyorum. Şimdi sen bu kadar üzülerek, bu kadar yakınarak, hayata küserek hem bu hediyenin güzelliğini inkar ediyorsun hem de ileride tekrar kavuşacağın, ellerini tutup, gözlerine bakacağın Elifine çok büyük acılar yaşatıyorsun. Bu iki hatanın da bedeli çok ağır olacaktır böyle devam ettiğin sürece.
Şimdi bir dur, toparlan. Demin de söylediğim gibi, bir gün hem sana bu hediyeyi verene, hem de o hediyenin, senin için en güzel meyvesi Elifine kavuşacaksın ve onlara karşı mahçup olmamak için bu dünyayı hakkını vererek yaşamak zorundasın. Hiçbir zaman
"Elifim gitti artık ne yapsam boş" diye düşünme lüksün yok. Çünkü bir kere aşık oldun ve o aşk hiç bitmeyecek. En fazla şu anda olduğu gibi şekil değiştirebilir.Elif'i kaybettiğini düşünme, o seni bekliyor olacak. Onu kaybettiğini düşünürsen o zaman, şu an olduğu yerde, kendisini senin gözünde değersiz hissedecektir. Ona kavuştuğun gün seni nasıl karşlamasını istiyorsan öyle hareket et. O senin ne kadar başarılı bir adam olmanı isterdi, seni nerelerde görmek isterdi; bunları düşün ve öyle yaşa. Sonra ona kavuşmak için cenneti arzulamalısın. Çünkü 16 yaşında günahsız bir melek olarak göçtü buradan. Seni daha zorlu bir yol bekliyor. Belki de bu senin bu dünyada yaşayacağın en büyük sınavın. Allah hem onu çok sevdiği için, çok erken yanına aldı ki bu dünyada daha fazla kirlenmesin diye; hem de bu vesile ile sana bir hedef koydu ona kavuşabilme yolunda daha dikkatli va ahireti düşünen bir kul olarak yaşaman için.
Son olarak şunu söyleyeceğim, çok uzattığımın farkındayım. Tüm yukarıdakiler benim şahsi görüşlerim. Benim hayat tarzımın yansımaları ve baştan sona yanlış gelebilir sana. Nasıl bir insan olduğunu bilemediğim için, senin duymak isteyebileceklerini değil, sadece kendi düşüncelerimi yazdım. Amacım akıl vermek değil; inançlı da olsa inançsız da olsa insanı yok eden tek şey
umutsuzluktan ve
mutsuzluktan seni uzak tutmaya çalışmak.
Ben yukarıdakileri kendi perspektifimden yazdım. Sen benim yazdıklarımın aksine ölümden sonrasına inanmayan biri de olabilirsin. Lakin bu durumda bile Elifin için yaşamaya değer hayatın. Senin sevginle onun bahçesindeki
(mezarı demiyorum) çiçekler yeşerecektir.
Allah yar ve yardımcın olsun, acılarını unuttursun sana dostum.