Zombi Günlükleri

Sponsorlu Bağlantılar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
haydaravısyon

haydaravısyon

Üye
    Konu Sahibi


Merhaba kadaşlar.Zombi Günlükl i isimli senaryomu okumaktasınız.
Gayet basit ve samimi bir dil ile belirli aralıklarla yazmaktayım.
Ken ve Zeynep çiftinin gözünden süreci aktarmayı düşünüyorum.
Eğer beğeni olursa belki çeşitlilik yapabilirim.Sayfa tasarımı kullanmaktayım.
Bunun sebebi karakterlerin çizeceği ve paylaşacağı görseller.Aklıma geldikçe yazmaktayım.
Anlatımımı beğeneceğinizi umuyorum ama dil bilgisi hatalarım şimdiden kusura bakmayın.
İyi eğlenceler.

Eğer Zombi Günlüklerini okumaktan keyif alıyor ve devamını bekliyorsanız lütfen konuyu belli aralıklarda yukarda tutunuz.

Karakterler
Kenan : Günlüğün yazarı.Evliliğe alışmaya çalışan birisi.Maddi durumu iyi.Giriş katta oturuyorlar.
Zeynep : Kenan'ın karısı.Kontrolcü bir yapıya sahip.
Numan : Elif ile evli.Evi kiralık.Apartmanın 3.katında oturuyor.
Elif : Numan'ın eşi.Çocuksu ve saf.Sürekli gülen pollyanna.


Kağıtları tıklayarak tam sayfa açabilirsiniz













Gün 1 - Beklenmeyen Tatil / 1 Mart 2012
Domuz ve kuş gribinden sonra yine bir hastalıktan sebep kendimizi sakınmak zorunda kalıyoruz. Her zaman olduğu gibi Zeynep ekranın başında ve ne olup bittiğini anlamaya çalışıyor. Sokağa çıkma yasağını eleştirmek için eylem planlayan bir grup Twitter üzerinden planlar yapsa da bu gidişat beni memnun ediyor. Evliliğimin ikinci haftasında karımla geçireceğim daha fazla zaman. Ve sabahın köründe uyanıp Florya’dan Dudullu’ya işe gitme derdi yok. Anarşist bebeler isyan ede dursun ben bu beklenmeyen tatilin keyfini çıkarmayı düşünüyorum.

Gün 4 - aylı Eylem / 4 Mart 2012
Uzun bir uyku ve sıcak bir yatak. Ve en önemlisi güzel bir kadın. Bir erkek başka ne isteyebilir ki? Fakat bugünü farklı kılan bir diğer şey ise Taksim’de dün izinsiz yapılan eylem. Heykelin çevresine ellerinde pankartlarla oturan gençlerin birçoğunun yüzleri bembeyaz. Basit bir gripten ziyade ölümcül bir hastalığın izlerini taşır gibiler.
Ekleme : Gün bitmeden daha önemli bir olay oldu, bütün kanallar gitti. Televizyon fantezisi iptal olduğuna göre başka fanteziler üzerine yoğunlaşmamız gerektiğine dair bir konuşma hazırlıyorum Zeynep için. Son olarak hava karardı ve bir polis ekibi iki üst kat komşum Numan’ın eşi Elif’i iteleyerek evine götürdü. Apartman boşluğundaki bağrışmalar Zeynep’in dikkatini çekmiş olacak ki kapının gözüne bir saat boyunca yapıştı. Zeynep’e göre Elif Taksim’de eyleme katılanlardan biriydi. Kadın zaten süt beyaz bir şeydi. Hastalıktan iyice rengi akmış.

Gün 6 - Tutuklanmak / 6 Mart 2012
Güneş henüz doğmadı. Zeynep anca sakinleşti ve uykuya daldı. Gecenin sessizliğini bağrışmalar, karanlığını ise fişekler böldü. Florya bir gecede tamamıyla değişti. Hırsızlık ve yağmacılık ihtimaline karşı panjurları indirdik. Sadece salonun camının panjuru aralık.
Gün içersinde telefon şebekelerinde oluşan problemden ötürü sadece Zeynep değil tüm komşularımız endişelendi. Numan’a arabamın anahtarlarını verdim. Sanırım eşi pek iyi durumda değil. Apartman girişlerine asılan afişlerde büyük harflerle “SOKAĞA ÇIKMA YASAĞINI ÇİĞNEYENLER UYARILACAK, UYARI DİNLENMEZSE TUTUKLANACAKTIR.” yazılmış.
Güneşin ilk ışıklarıyla önümüzdeki apartmanın altında bulunan markete gitmeyi planlıyorum. Meşhur hastalığı bilmem ama sigarasızlık benim için gerçek ölüm.

Gün 7 - Ölü Köpekler / 7 Mart 2012
Eve döndüğümde ağlayarak bana sarıldı Zeynep. Köşedeki markete gitmek bir gün sürmüştü. Karşı apartman boşluğunda bulunan marketin camı kapısı kırılmış, nerdeyse tamamı boşaltılmıştı. Sadece bir karton Samsun bulabildim. Hiç yoktan iyidir.
Fakat kutlamalara erken başladım sanırım. Apartmanın gölgesinden çıktığım gibi devriye gezen bir polis ekibi beni fark etti. Kaçamadım. Donup kaldım. “Memur bey, ben, şey..” diye sayıklarken ilk karnıma, sonrada enseme vuruldu ve “Yürü gerizekalı, yürü!” emri beynimin içinde yankılandı. Florya İlçe Emniyet Müdürlüğünde saatlerce tutuldum. Kan örneklerim alındı, göz bebeklerim ve kan akışım kontrol edildi. Beşiktaş’ın eski sol beki İbrahim’e benzeyen sıkıntılı bir doktorun sürekli gözleri üstümdeydi.
“Acaba beni serbest bırakırlar mı? Zeynep endişeden ölüyordur!” diye aklımdan geçirirken “Gönderin bu salağı evine, cahil cahil bakıyor. Temiz bu. Bir sıkıntısı olsa bülbül gibi öterdi.” dedi çakma İbrahim.
Apar topar eve götürüldüm. Tek hatırladığım bomboş yollar ve ölü köpekler. Polislerin tekme ve tokatları arasında arabamın yerinde olmadığını fark ettim. Umarım Numan ne yaptığını biliyordur.

Gün 8 - Köpek Öldüren / 8 Mart 2012
Artık salonun panjurları da kapalı. Zeynep salonun du ına dışarıdan vurulduğunu söyledi. Sanırım hırsızlar evlerin boş olup olmadığını yokluyor. Zeynep’e söylemedim fakat geceleri artan çığlıklar gittikçe daha yakından geliyor. Apartmanın dışındaki koşuşturmaları duyar gibiyim. Artık ben de korkuya kapıldım. Elbise dolabının dibinde yıllarını geçirmiş nasıl çalıştığını bile bilmediğim tabanca artık yastığımın altında. Zeynep ise benden gizlice yanındaki komodine bıçak koydu. Meyve bıçağı ile hırsızı korkutmayı düşünen bir karım olduğu için kendimi şanslı hissediyorum.
Bugün Numan kapımızı çaldı “Koşun çabuk!” diyerek merdivenleri tırmanmaya başladı. Doğruca takip ettim ve dairesinin kapısından içeri daldım. Elif salondaki üçlü koltukta boylu boyunca uzanmış,beni süzüyordu. Gamzeleri kaybolmuş, derisi yer yer morarmış bir şekilde beni selamlamaya çalıştı. “İyiyim ben Numan, ortalığı ayağa kaldırma. Ooo taze damat hoş geldin.” dedi soluk bir sesle. Ama gözlerinin içi ısrarla gülüyordu. Kısa bir konuşmadan sonra Numan ile mutfağa daldık. “Florya Devlet Hastanesi kapatılmış ya da terk edilmiş. Hastanenin bahçesine girdim ama daha ne olduğunu anlamadan siren sesleri duymaya başladım. Olağanüstü hal, yasaklar! Polisler kaybolana kadar arabayı park ettik ve saklandık. Sonrasında ise biraz ve yiyecek soygunu yaptıktan sonra eve döndük.” dedi gülümseyerek. İlginç ama Numan’ın sözlerinde korkuya dair bir şey yoktu.
İşin güzel kısmı bu gece için güzel bir yemek hazırlayacak kadar erzakım oldu. Ayrıca köpek öldüren de olsa artık bir şarabım var.

Gün 15 - Camın Altında! / 15 Mart 2012
Bugün sokağa çıkma yasağının on-beşinci günü. Telefon ve televizyon çalışmıyor. Elektrikler günün çoğunda kesik ve içme suyumuz bitti. Çamurlu çeşme suyunu arıtıp, kaynattıktan sonra içiyoruz. Tadının güzel olmadığı konusunda Zeynep ile hemfikiriz.
Yazma isteğimi yitirmeye başladım. Çevremizde olanlar inanılacak gibi değil. Ben ve karım ise korkudan fırsat bulduğumuzda sıkılıyoruz.
Beş gün önce gündüz vakti yatak odasının panjurundan tıkırtılar duydum. Panjuru aralayacaktım ki kanlar içersinde bir el gözümün önünden geçti. Sonrasında ise uğultular. Sanırım o silah bütün gün boyunca belimde kalmalı.

Ekleme 1. 15 Mart : Hava kararmadan panjuru kaldırıp kan izlerini temizledim. Zeynep’i daha fazla telaşlandırmak istemiyorum.

Ekleme 2. 16 Mart : Şuan saat sabah 5. Zeynep uyuyor. Az önce yakından bir çığlık duyuldu. Daha sonra ise kapılar çarptı. Sokak kapımızın zorlandığını düşündüm ve silahımla birlikte kapıya yöneldim. Karşı komşumuzun kapısı yarım metre kadar aralık. Fakat görünürde hiçbir şey yok.
Aynı günün akşamında ise tekrar kapıyı kontrol etmek için gözden dışarı baktım. Komşumuzun kapısı sonuna kadar açılmış. Ayakkabı kutuları ve parçalanmış gazeteler bütün hole yayılmış. Duvarlarda ise soluk bir kırmızı, sanırım kan.

Ekleme 2. 17 Mart : Apartmanda sesler tamamıyla kesildi. Sokak kapısını kilitledim ve anahtarı sakladım. Zeynep’in dışarı çıkmasını istemiyorum. Günlerdir Numan’ın da sesi çıkmıyor. Umarım Elif daha iyidir. İki gün önce elini gördüğüm adam ile bugün göz göze geldim. Onu salonun camının altında yukarıyı izlerken yakaladım. Her yeri kan içinde, kıyafetleri yırtık. Sert bir ifadeyle beni süzüp çığlıklar atmaya başladı. Zeynep’in “Camı kapat! Hasta bu, kapat şu camı!” diye bağırmaları hala aklımda. Küçükken oynadığım Resident Evil 1 ve 2 aklıma geldi. İlkokulda millet yakalamaca oynar. Biz zombicilik oynardık. “Al sana zombicilik.” dedim kendi kendime. Fakat hala o gördüğüm şeyin yürüyen bir ölü olduğunu düşünmüyorum. Az da olsa yakında kapımızın çalınacağı ve “Hastalık tedavi edildi, özgürsünüz!” denileceğini umut ediyorum.

Gün 19 - Boşluktaki Gözler / 19 Mart 2012
Sıradan bir gün. Artık sakallarımı kesmiyorum. Salondaki koltuklardan birisi sokak kapısını destekliyor. Televizyon sehpası üzerinde Numan’dan aldığım şaraplardan bir tanesi, bitirilmeyi bekliyor. Güzel haber ise bugün elektriklerimiz var. Ayrıca buzdolabında hala bozulmamış yiyecekler var. Fakat alışveriş günü yaklaşıyor. Güvenlik tereddütlerimiz ve beklentilerimiz azaldıkça dışarıda olan biten hakkında kafamızdaki sorular artıyor. Ailelerimiz, arkadaşlarımız hepsi artık yok. Lise aşkımın beni en iyi dostum ile aldattığında hissettiğim gibi hissediyorum. Yalnız bırakılmış ve çaresiz.

Gün içersinde karşı komşumuzun evine girdik. Ayakkabılık ve çevreleyen duvar kan , camlar kırık. “Sanki Zeus bu evde birine tecavüz etmiş.” diye söylendim. Bütün dağınıklığın içersinde evde küçük bir dövüş yaşanmış gibi. En azından iki tane vazo duvara fırlatılmış. Zaten burada yaşayan çift kavgalarıyla meşhurdu. Yatak odasında ağzı açık bir bavul buldum. İçersinde Mehmet beyin birkaç iyi giyimli adamla fotoğrafı bulunuyordu. Arkasında “Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Hatırası” gibisinden bir şey yazıyordu. Bavulun içinde bulunan kıyafetleri kaldırdıkça iç kısımda sotelenmiş kaliteli bir şampanya olduğunu fark ettim. O esnada Zeynep şen bir kahkaha attı.“Bırak insanların özelini. Gel bak neler buldum.” diye seslendi mutfaktan. Vakumlanmış 4 paket tavuk göğsü, lor peyniri, yığınla dondurulmuş domates. Bu birazda olsa keyfimizi yerine getirebilecek türden bir yenilikti.

Apartmanımızda herkesin yatak odası kapısının arkasında gizli bir kasa mevcut. İlginç olan ise bizim kasamızın anahtarı Mehmet Özkan beyin kasasını da açmasıydı. Gün gelir her şey normale dönerse hırsızlığı meslek olarak yapacağım sanırım. Kasanın içersinden fotoğraflar, altın bir saat ve siyah bir poşet çıktı. Sanırım eski bir aile fotoğrafı. Yaşlı ama dimdik bir adam ve kucağında iki tane sıska çocuk. Saat ise 10:22’de durmuş. Poşetin ise yıllardır burada kaldığı yüzeyinden belli. Yıpranmış ve bazı yerleri yırtılmış. İçersinden Milli İstihbarat Teşkilatı’nın yaka rozeti, bir kadının tapınabileceği güzellikte bir yüzük ve 20 civarında 9 milimetrelik mermi çıktı. Hayatımızın son haftalarında yeterince sürpriz yaşadık. Yeni bir sürpriz yaşamamak için Mehmet beyin istihbarat çalışanı olma ihtimalini konuşmamaya karar verdik.

Hava yavaş yavaş kararıyor. Dışarıda hiç ses yok. Fakat yinede gecenin karanlığında birkaç gölgenin hareket ettiğini fark ettim. Bu satırları yazmadan birkaç dakika önce 300-400 metre uzağımızda yüksek kalibreli bir silah ateşlendi. Silahın oluşturduğu ses ve ışık içimizdeki yalnızlık hissini biraz azaltsa umudumuz yine yerinde saymakta.

Şuan karşımda biricik karım Zeynep oturuyor. Sırtını duvara yaslamış, dizlerini kırmış , tek eli Ahmet Ümit’in Sis ve Gece’sinin üzerinde. Diğer eli ise saçlarında. Yeşil gözleri ıslanmış bir şekilde boşluğa kilitlenmiş. Belli ki düşünceleri onu uzağa götürmüş. O hala gördüğüm en güzel kadın. Fakat geride bıraktığımız zorluklar onu biraz değiştirdi. Artık mizacı daha sert ve güçlü. Hayatımın kadınına sarılarak uyuma gibi bir planım var günlük. Bu kadar karalama yeter.

Gün 21 - Sıkıntılı Teyze / 21 Mart 2012
Numan ve Elif'den hala haber yok. Kapıları kapalı ve içeriden en ufak bir ses yok.

Zeynep bu. Boş durur mu hiç? Hemen bir senaryo uydurdu: "Bence adam dayanamadı ve Elif'i sırtlayıp sokağa fırladı. Evet, asansörün kapısı açık. Numan asansörle aşağıya inmeye çalıştı. Fakat belli ki çalışmadığını fark edince merdivenlere yöneldi. Üçüncü katın basamaklarında gördüğümüz kan bence bunu doğruluyor. Elif'in durumu daha kötüye gitmiş olabilir.Sen şimdi arabayı niye almadı diye şüphelenirsin. Adam ilk sokağa çıkışında araba yüzünden yakalanıyordu. Bu sefer yayan ve dikkat çekmeden bir eczane veya hastahaneye kapak atacaktır."

Karımın hayal gücünden sonra bugün olan bir diğer önemli şey ise Numan'ın karşı komşusu sıkıntılı teyzenin kapısının ardına kadar açılmış olması. Zeynep ile ikimiz aramızda ona sıkıntılı teyze lakabını taktık çünkü bizi daha yeni tanımasına rağmen her gördüğünde "Soruyorum üst komşularınıza. Tıkırtılar duyuyorlarmış fakat hala bu kızın karnı yok. Ne o damat ,sıkıntılı mısın?" der. Eskiden hayatına resmiyet ve ciddiyet hakimmiş. Fakat kurmay albay eşi rahmetli olduktan sonra tutunacak bir şeyi kalmamış.

Kendi tabiriyle film kopmuş. Kim bilir belki hala benim için sakladığı bir kaç yerleyici nitelikte cümle vardır diye kapısının eşiğini sokuldum. Operasyondaki bir polis edasıyla küçük adımlarla tek tek odalara daldım. Evin küçük tuvaletinin ışığı hala açıktı, içeriden gelen ağır bir koku ile iyice girilip duvara tamamıyla yapıştım. Süzülerek içeriye baktım. Sıkıntılı teyze tek eli gider borusunda, yanında sanırım içine istifra ettiği poşet ile birlikte önümde uzanıyordu. Kendimi geriye çekip hemen elimi belime götürdüm. İşte hikayenin en can alıcı noktası; silahımı salonda, masanın üstünde unuttum. En az beş dakika kadar kapıda donakaldım. Bir yandan kendimi savunabileceğim bir şey ararken bir yandan da cesedi takip ettim. En sonunda cesaretimi toplayıp biraz yaklaştım. Üzerindeki eski t-shirt sol omzundan yırtılmış, sırtına doğru iyice büyüyen yara ile kana bulanmış. Vücudundaki kan çökmüş, yüzüstü yatan kadının sırtı tam anlamıyla bembeyaz olmuş. Korkum yerini meraka bıraktığı için bulduğum oklava ile cesedi döndürmeye çalıştım. Fakat sıkıntılı teyze altın günlerinde yediği kuru pastaların hakkını verdi. Sadece çok az yerinden oynatabildim. Tek gözü tamamıyla dışarı akmış, sanki bir şey ile deşilmiş , sağ gözü ise yarım açık, soğuk bir ifadeyle bana bakıyor "Hani bebek?" der gibi.


Cesedin başında çok oyalandığımı fark edip kendimi kadının kızının ve torunlarının kaldığı odaya attım. "Duman istemem.Git balkonda iç.Bebeler yatar bu odada" diyebilecek son kişi tuvalette katledilmiş olarak yattığına göre beni durdurabilecek kimse yoktu. Sigaramı yaktım ve odayı incelemeye başladım. İlk bakışta televizyon kumandası sandığım bebek telsizleri, çalışma masasının üstüne bırakılmış yapay gül ve iki şişe kolonya ile odadan ayrıldım. Dairenin girişinde eşyaları yanımda getirdiğim sırt çantasına yerleştirirken tuvaletten gelen bir tıkırtıyla irkildim. Hızlıca oklavayı elime alıp temkinli adımlarla tekrar tuvalete yöneldim. Sıkıntılı teyze bir şeyler mırıldanıyor gibiydi, fakat bu sefer "Hani çocuk?" demediği aşikardı. Sağ ayağı titriyor, sanki tekrar hayat buluyor gibiydi.

Artık neyle karşı karşıya az da olsa farkındayım. Virüs insanları ilk öldürüyor, sonrada gramajı az bir beyinle tekrar aramıza yolluyor. Peki ya Elif? Numan'ın her zaman bir B planı vardır. Çaresizliğin verdiği asabiyet ile kadının titreyen eklemlerine sert bir tekme attım. Mırıldanmaları artık kuduz bir köpeğin hırıltılarına dönmüştü. İkinci tekmem ise yarısı vücudundan koparılmış olan boynunaydı. Hala sıkıntıları geçmemiş olacak ki gözlerimin içine baka baka bağrınmaya devam etti. Saniyeler içersinde kızının kolonyasını bütün vücuduna döktüm. Zaman ilerledikçe hareketleri hızlanıyor, bakışları cesaret duvarlarımı delip geçiyordu. Tuvaletin kapısının iç kısmındaki anahtarı dışarı çıkardım, kapıyı beni koruyacak kadar kapattıktan sonra sigaramı sıkıntılıya fırlattım. Cesedin alev aldığını gördükten sonra tuvaletin kapısını kilitledim. Daha sonra ise sokak kapısını kilitleyerek evi terkettim.

Bütün gece boyunca yalın bir dille olan bitenleri Zeynep'e anlattım. Kadına attığım tekmeler ve ürkütücü hırıltılar hariç. Zeynep soğukkanlı bir şekilde beni dinledi. İlginç.

Düne kadar üç kilometre ötede fare görülse uyuyamayan kadın bu gece melekler gibi uyuyor. Ha unutmadan, ilişkimizin yıl dönümünü hatırlamam için kafamı yastığa koymadan önce birinin eklemlerini tekmelemem gerekiyormuş. Bugün öğrendiğim en önemli şey bu herhalde.
 
  • Beğen
Tepkiler: .Kerasus. ve OttomaN TigeR


Sercan1Yaman

Sercan1Yaman

Üye
keşke devamı da olsaydı :D
 
OttomaN TigeR

OttomaN TigeR

Üye
hepsini okudum deme ss hiç öyle demiyor. :ehe
 
KayraBey

KayraBey

Üye
Okumadım ama okunabilir :) İşyerindeyim vaktim hacı kusura bakma yani :)
 
haydaravısyon

haydaravısyon

Üye
    Konu Sahibi
LK SABAH
Saat 08:30 yer seferihisar
Alarmın sesine uyandım kız arkadaşımla buluşucam ama ilk işim berbere gitmek sanırım saçlarım berbat görünüyor. Duş alıp kahvaltımı yaptım. Bilgisayarda e-postalarımı kontr ettim. Ve bi an duraksadım birşey eksikti. Kısa bir süre sonra aklıma geldi. Telefonuma mesaj gelmemişti normalde kız arkadaşım mutlaka benden önce kalkar mesaj atardı. Aramak istedim ama telefon çekmedi bu garip birşeydi. Dışarıya çıktım çeker diye ama görünen manzara bi hayli garipti. Sokaklar bomboştu.. Etrafta kargalar hüküm sürüyordu. Sokağa çıktım rüzgar saçımı süpürüyordu hafifçe.. Direk arkadaşım Fırat'ın yanına koştum. Evde değillerdi kapıları açıktı eve girdim kimse yoktu bütün odaları tek tek dolaştım boştu hepsi. Dışarı bahçeyi turladım birden tom karşıma çıktı deli gibi havlayarak kaçtı baya bir korkmuştum. En yakın karakola doğru yürümeye koyuldum..

C SIZ BEDEN
Sokağın solundaki elektirik trafosunun üzerindeki spreyle yazılmış yazılar dikkatimi çekti. "Kaçış yok kapana kısıldık..." Kanım dondu bi kaç saniye yerimden kıpırdayamadım. Her neyse bi kaç sarhoş serserinin işidir diyerek yoluma devam ettim. Dükkanların kapıları açıktı hepsini tek tek kontrol ederek yoluma devam ediyordum. Bir tekel dükkanına girdiğimde gördüğüm manzara korkutucuydu.. Yerlerde kan izleri vardı. Bi anlık reflexle geri kaçtım. Bir hayli korkmuş ve heycanlanmıştım. Ürkek adımlarla karakola doğru yürümeye devam ettim. Devamlı bir otobur gibi etrafımı kontrol ede ede yürüyordum. Tam o sırada cansız bir beden dikkatimi çekti biraz daha yaklaştım. Otobüs durağının dibinde yüzü tanınmayacak haldeydi. Ellerim titriyordu kanım donmuş ve dizlerim beni taşımakta zorluk çekiyordu yaka kartındaki ismi okuyunca..

ISSIZLIK
Mustafa Ergün.. Bimde çalışıyordu ve bize hep Bimden birşeyler aşırıp getiriyordu. Bu çocuk hayat doluydu ve her zaman yapacak bi şakası ve esprisi vardı.. Moral kaynağımızdı kısaca.. Ağlıyordum.. Ama ne olduda bu hale geldi anlam veremiyordum hiç birşeye.. Bu ıssızlığın içindeki tek başınalık neyin göstergesiydi. Kimseyi göremicekmiydim? Ne gibi bir durumla karşı karşıyaydım.. Tanrı beni sınıyormuydu budamı bir sınavdı.. Gözyaşlarım Mustafa'nın bedenini yıkıyordu korkularımla.. Onu orda bırakmalıydım o ölmüştü.. Islak gözlerle izliyrdum tekrardan çevreyi.. Bi yerden alarm sesi duymaya başladım ses uzaklardan geliyordu. Karakola 400 metre kalmıştı yaklaşık. Aklıma kız arkadaşım geldi şuan ne yapıyordur ama önce polisten yardım almalıydım. Ailem trafik kazasında yaşamlarını yitirmişlerdi bundan 15 sene önce... 17 yaşına kadar teyzemlerde kaldım 18 ime bastığımda kendi başıma yaşamaya karar verdim. Ben bunları düşünürken uzaklardan alarmın olduğu yerden bir çığlık sesi yükseldi...

TELSİZDEN GE N SES
Biraz daha heycanlamaya başlamıştım ve koşmaya başladım. Artık binayı görebiliyordum eski bir yapıydı. Önüne geldiğimde ümitlerim bir anda yıkılmıştı karakolun önü kana bulanmıştı resmen.. İçeriye girdim duvarlarda mermi izleri ve kan vardı. Karakolda bomboştu. Şimdi ne yapacaktım!.. Tanrım tam bir çıkmazın içindeydim. Hiç birşey yolunda gitmiyordu. Rüyaymıydı bunlar.. Emin olmak için kendimi tokatladım.. Ama gerçekti nefes alış verişim kadar gerçek! Artık dikkatli olmalıydım. Aklıma telsiz geldi direk telsiz aramaya başladım. Odaları gezdikten sonra buldum ve yardım isteme başladım. Aman tanrım hiç bişey anlamıyorum! Karakolun terasına çıktım. Yardım istemeye başladım.. yaklaşık yarım saat yardım istedim ve tam o sırada telsizden gelen ses beni heycanlandırdı;
-"Hey ordaki beni duyuyormusun".. Heyecana kapılmştım birden doğruldum;
-"Evet evet duyuyorum"
-"Şuan nerdesin bilmiyorum ama cehennemde olduğun kesin" dedi
-"Neler oluyor bütün bu olanlar ne diye cevap verdim"
-"Dünyada doğa üstü şeyler olmaya başladı etrafta insan etiyle beslenen yaratıklar var"
aman tanrım bunlar doğrumuydu.. Şimdi boka battın Hakan..
-"Hey nerdesin tam olarak"
-"B çovada Bestbuy alışveriş merkezindeki kulenin en tepesinde"..
-"Seni bulmam lazım... Heyy... Heyy cevap ver.." Ses kesildi Lanet olsun.
Tam o sırada gördüğüm şey tüyler ürperticiydi..

İLK TEMAS
Mustafa tekrar canlanmış karşıda bana doğru bakıyordu. A**** K*** şimdi ne yapcaktım.. Telsizdeki haklıymış demekki.. Nabzım çok hızlı atmaya başladı. Eğer aşşağıdaki kapıyı kapatırsam güvende olabilirdim. Ama Balçovaya biran önce gitmem gerekliydi. Aklıma silah dolabı geldi merdivenlerden aşşağıya indim açtığımda boştu!. Acilen bir çözüm bulmalıydım odaları yine aramaya başladım sonuç olarak bulamamıştım tam umudumu kaybettim derken temizlik odasında bir ceset gördüm. Bu bir polise aitti muhtemelen bu sefer ne olduğu umrumda değildi hemen belindeki silahı aldım ve dışarıya fırladım. Bunu başarmalıydım geçmişi bir kenarıya atıp Mustafa'yı vurmalıydım. Çünkü o evrim geçirmişti ve başka bir yaratık hükmediyordu sanki ona. Bütün cesaretimi toplayıp üzerine iki el sıktım ama hala ayaktaydı. Ellerim titremeye başladı ne yapacaktım tam iki metre kala belki korkudanmıdır bilmem kafasına 1 el ateş açtım. Ve o anda yere yığılmıştı. Evet kafasında vurunca bütün iş çözülüyordu. O sırada tüylerim diken diken olmuştu ve ses çıkaramıyordum ensemde bişeyin nefesini hissetmeye başladım. Direk kendimi öne doğru savurdum ve çevik bir reflexle arkamdaki yaratığa sıkmaya başladım ilk önce boynundan ikinci atışta kafasından vurmayı başarmıştım. Bu o geride bıraktığım polisti. Bu cehennemden uzaklaşmalıydım artık hemen ilk bulduğum arabaya atladım. Kahretsin çalışmıyordu! İndim ve başka araba aramaya devam ettim. Ve çarşının olduğu bölgeye bakınca durum vahimdi Sayamıcağım kadar insan yiyen benim olduğum bölgeye iştahla geliyorlardı. Muhtemelen silah sesi onların dikkatini ve ilgisini bu tarafa çekmişti. Derhal bir araba bulmalıydım yoksa onların bugünkü kahvaltısı olacağımdan emindim.

KAÇIŞ
Ters yöne doğru koşmaya başladım. Ara sokaklardan birinde eski model Hyundai Accent gördüm ona doğru koştum. Sokak dar bi sokaktı hemen arabaya atladım anahtar üzerinde yoktu kapı açıktı düz kontak yapmaya çalışsamda beceremedim. Başka bir arabada göremiyordum. Artık çok geçti sanki çoktan sokağın başına gelmeye başlamışlardı. Yapacak birşeyim kalmamıştı sanırım buraya kadarmış. Tam o sırada anahtarların hemen arabanın sağ çaprazında olduğunu farkettim. Karşımdaki insan yiyenlerde iştahla ve hızlı adımlarla üzerime geliyorlardı. Son bir umutla anahtara doğru koştum yerden aldım. Aradaki mesafe azalmıştı direk arabaya attım kendimi. Anahtarı çevirdiğimde araba çalışıyordu. Geriye doğru sürmeye başladı sokağın sonundan yol ikiye ayrılıyordu. İzmir yoluna çıkan yola saptım ve devam ettim artık hedefim İzmir'di.

KAZA
Artık yola çıkmıştım Güzelbahçe'den kız arkadaşım Ceren'i alıp İzmir'e gitmeliydim orda hayat vardır büyük ihtimal. Tek ihtiyacım cephaneydi ve bunun için Jandarma Komutanlığına girdim burda mutlaka cephane olmalıydı zamanımda azdı. İçersini pek bilmediğimden bir 15-20 dakika aramakla geçti ve sonunda bulmuştum aradığımı. G3leri ve el bombalarını bir askeri çuvala doldurdum ve biraz askeri erzak aldım artık tam donanımlıydım. Geri arabaya koştum ve yola devam ettim. Yolda belli yerlerde o yaratıkları görüyordum. Çok gariptiler ruhları çekip alınmış ölüler ayaklanmıştı ve tüm insanlığa karşı savaş açmışlardı. Yol üzerindeki evime son bir kez daha baktım.. Aman Allahım ailemin fotoğrafını almalıydım. onlardan kalan tek teselli oydu. Evin olduğu sokağa girdim ve içeriden fotoğradı aldım. Tanrım... Karşımda yine onlardan! bu sefer sinirlenmiştim ve kafasına acımadan sıktım! geri arabaya atladım ve yola devam ettim artık güzelbahçeye yaklaşmıştım. Hemen Güzelbahçe bir sahil ilçesiydi. Balıkçılık burdaydı her taraf terkedilmiş gibiydi balıkçıların tezgahlarından bayat balık kokuları beni bayıltacak gibiydi. Ceren'lerin mahallesine girdim. Evlerinin kapısı kilitliydi camlarda korkuluk vardı. Nasıl açıcaktım? Eğer silahla açarsam toplanabilirlerdi ama Ceren'de içerdeyse ya? Kilidi kırmaya karar verdim ve kaçmak için kendime ortam hazırladım arabayı eve dahada yakaştırdım dibine kadar getirdim. Ve çıkıp kilide G3 saydırdım lakin içeriye girdiğimde sadece bir not vardı. "Hakan geliceğini biliyordum heryerdeler Ailem beni götürüyor nereye gidiyoruz bilmiyorum".. İşte bu benim moralimi bozmuştu bir hayli. Ama en azından hayattalardı bu benim için iyi birşeydi. Hemen arabaya atladım zombilere her yerden yavaş yavaş geliyorlardı. Bi kaçına çarparak geçtim çok hızlanmıştım. Ve o sırada en son gördüğüm şey direkti...


O ÇIĞLIK
Hay şansıma! direği nasılda göremedim derhal çıkmalıydım bu metal yığınından. Silahları alıp erzakları bırakmaktan başka bir çarem kalmamıştı hemen ilerde bi tane anadol vardı ona varabilirsem kurtulabilirdim. Silah çuvalınıda araban çekip anadola doğru yürümeye başladım. Silah çuvalı hızlı olmamı engelliyordu. Zombiler heryerdeydi aman Allahım bu cehennemden çıkmam lazımdı. Silah çuvalını sürümeye başladım böylelikle hız kazanmıştım. Anadola yaklaştım silahları kasaya fırlatıp hemen bindim bu sefer anahtarlar üzerindeydi. Direk gazı köklemek istedim. Çalışmıyordu!.. Biraz daha zorladım yaratıklar git gide yaklaşmıştı son bi gayretle arabayı çalıştırdım ve daha kontrollü olarak yola çıktım. Burası tam bir cehennemdi kurtulmuştum nihayet bu yerden. Tam bu esnada kasadan sesler gelmeye başladı. H**** S**** be onlardan biri kasadaydı. Silahlarda kasada olacak işmi bu şimdi! arabayla manevra yapmayı denedim. Lakin düşürmeyi başaramadım tek çarem arabayı kenarıya çekip onu halletmekti. Kenarda durup aşşağıya indim ve dikkatini üzerime çektim. Kasadan inmek için hamle gösterdi ama çok salakça bir düşüşle yara çakıldı hemen elime aldığım levyeyle kafasına acımadan vurmaya başladım.. O kadar hırs yapmışımki beyni parçalandı ama ben durmamıştım ve ağlamaya başladım durup.. Metin olmalıydım 10 dakika falan başında ağladım. Neden bunlar başımıza gelmişti... Ben bu sorularla uğraşırken marketin arka tarafından çığlık sesi geldi...

YENİ BİR İNSAN
Bu bir kadına aitti. Kasadan G3 lerden bir tanesini alıp marketin arka tarafına emin adımlarla ilerleme başladım. Her an herşeyle karşılaşabilirdim. Çığlıklar birden iç yakar hale geldi köşeyi dönmüştüm. Ve yaratığın kızı düşürdüğünü gördüm kafasına bi el ateş açtım. Hemen kızın yanına koştum;
-"Hey misin." dedim
-"Çok canım acıyor" diye karşılık verdi
-"Aman allahım bu şey seni yaralamış gel benle fazla zamanımız yok areabada anlatırsın"diyip kızın koltuk altına girdim ve arabaya götürdüm. Tekrar yola koyulduk. Kızın yaşı muhtemelen benden küçüktü oldukça esmerdi. Korkudan derin derin nefes alıyor hıçkırırken tıkanıyordu.
-"Anlat hadi ne oldu?" dedim.
-"İki saat önce uyandığımda ailem dahil kimseyi göremedim o yaratıklardan görüyordum sadece. Ailemi aramaya karar vermiştim birden silah sesi duydum. O yöne doğru giderken bunlardan biri karşıma çıktı ters yöne doğru kaçtım saklandım. Ve ortaya çıktığımda saldırısını uğradım.." dedi
-"Evet o silah sesi benden geldi. Yaran çok kötü kanaman var ilerde eczane olcak oraya girelim direk sargı bezi ve bi kaç şey almalıyız".
Arabayı bir eczanenin önüne çektim. İşte nöbetci eczaneemiizz.. İçeri girip sargı bezi antibiyotik pamuk gazlı bez vs. sağlık ekipmanlarından doldurdum çantaya. Kıza arabada pansuman yaptım dirseğinin üstarafından ıssırılmıştı. Midem bulandı ama ona belli etmedim.
-"Hey bu arada adın neydi"? dedi birden
-"Hakan peki in"
-"Benimkide Seren tanıştığıma memnun oldum o zaman" ve güldü..
-"Bende memnun oldum." diye cevap verdim. Sesinde bir heyecan var gibiydi.
Birlikte yola koyulduk..
-"Peki n eye gidiyoruz" diye sordu
-"BestBuy'a" dedim
-"Peki n "
-"Televizyon almak için değil herhalde orada biri var ona ulaşmaya çalışıyorum." diye cevap verdim.
Sonra bir sessizlik hakim oldu..


- - - Eklendi - - -

Best Buy
İzmire yaklaştıkça o yaratıklardan daha sık görmeye başlamıştım. Ama hız kesmeden devam ettim. Hatta görmemeyim diye diye sahil yolunu tercih etmiştim. İlerde neyle karşılaşacağımı hiç bilmiyordum. Artık bütün herşey riskler üzerine kuruluydu sanki. Dikiz aynasından yanımdaki kızla gözgöze geldik bakıştıktan sonra toparlamak için;
-"Okuyormusun ne işle meşgulsün" diye sordum
-"Açık öğretimdeyim peki sen"?
-"Ege Üniversitesindeyim"
-"Birşey sorcam sana" dedi
-"Evet" diye cevap verdim
-"Ailemi bulabilecek miyiz yaşayorlar mıdır?"
-"Bunu bilemeyiz bende kız arkadaşımı kaybettim tek yaptığım inanmak yaşadığına inanmak"
O ağlıyordu kendimi zor tuttum çünkü güçlü olmalıydım.
-"Sende inan inanmak çok yüce birşeydir" dedim.
Cevap vermedi Narlıdereye vardığımızda bazı yerleden dumanlar yükseldiğini gördüm. Askerlerin burdan geçtiği belliydi. Yerlerde o zombilerden çokça vardı. İnsanlar görmeye başladım hayat demekki burda vardı hala. Hepsi arabalarındaydılar ve bzim gittiğimiz yöne doğru gidiyorlardı. Arabadan inip bi kaçını durdurmaya çalışsamda olmadı. Sadece birisi kaçabildiğin kadar kaç diye bağırdı arabasının penceresinden. Arabaya binip tekrar yola devam ettim. Amaan tanrım balçova taraflarında o leşlerden dahada fazla vardı ve Bestbuy'ın binasını görebiliyordum. Tanrım çevresinde aylak aylak geziyorlar ve geçen arabalara doğru atlıyorlardı. Oraya gitmek zor olcaktı benim için.

ALARM
Telsizi yol boyunca ara ara denemiştim. Tekrar denedim ama cevap yoktu. İlk önce iyice çevreyi inceledim. Yapacağım en iyi şey arka kapı olacaktı sanırım orası daha sakindi. Arka tarafa doğru olaştım arabayla ama devasa mal giriş kapıları kapalıydı ve bunları açmak imkansızdı. Arka taraftan olcak iş değil dedim bu bişey yapmalıydım. Bu arabayla zombilere meydanda okuyamazdım. Ön tarafa doğru gittim kapının açık olduğından emin olamıyordum. Arabadan inip bakmalıydım arka tarafa geri döndüm tam o sırada;
-"Hakan çok kötüyüm ateşim çıktı" dedi birden o kız
-"Aman tanrım durduk yere buda nerden çıktı hay aksi" dedim
-"Bilmiyorum!!!" diye bağırdı.
-"Hey sakin izin verde ateşine bakayım"dedim kız resmen cayır cayır yanıyorudu. Bu hayra alamet değildi.
-"Sen burda bekle ben ön kapıyı kontrol edicem dedim."
-"Çabuk ol korkuyorum" Ağlıyordu...
Arabadan inip ön tarafa doğru ilerledim onların dikkatini çekmemeliydim. Ve ne olursa olsun tek bir kurşun bile sıkmamalıydım. Kapıya emekleyerek ilerliyordum çok ama çok dikkatli bir şekilde ilerliyordum. Kapıya vardım iteledim açılmadı zorladım açılmadı elektroniğiyle oynamayı denedim yukardan belki klitli değildir dedim. Tam o sırada ALARM ÇALDI..
KAHRETSİN...!


KAPANA KISILMAK
Ne yapacağımı şaşırmış ve iyice aptallaşmıştım hepsi beni farketmişti o an arka tarafa doğru koşmaya başladım yangın merdivenini gördüm oraya kaçabilirdik hepsi arkamdaydı arabaya vardığımda kız baygın haldeydi onu sarstım uyanmadı kucaklayıp onu merdivenlere doğru koşmaya başladım bi anda hırıltılar çıkarmaya başlamıştı. Suratına baktığım an gözlerini ve ağzını açmıştı reflexle elim ayağım boşaldı ve onu yere bıraktım 1 adım geri geldim paçama yapıştı bırakmıyordu. Kafasına bi kaç tekme indirdim sersemleyince beni bıraktı sılahları da geride bırakmak zorunda kaldım ve medivene doğru koşmaya başladım. Bana yetişemezlerdi ama o anda köpekleri farkettim koşuyorlardı bana doğru kudurmuş bir şekilde işte şimdi dahada hızlanmam gerekliydi. Merdivenlere yaklaşmıştım o sırada köpeklerde bana yaklaşmıştı. Bir hamleyle kendimi merdivenlere attım ve kapıyı kapattım. Ayağı kalmak istedim ama kalkamadım bacağım kanıyordu ve hareket edemiyordum çok yara almıştım merdivenlerin boşluğuna düşmüştüm. Bir kafesin içersindeydim ve yavaş yavaş etrafımı sarmaya başlamışlardı..

BİTKİN BİR HAL
Her yanımı sarmışlardı hemen kapıyı kilitledim Ellerini içeriye doğru uZatmaya başladılar kıpırdayamıyordum hepsinin gözlerinin içine bakıyor derin derin nefes alıyordum artık bağıracak halim bile kalmamıştı her yanım sıyrk ve yara bere içindeydi kazanında payı vardı tabikii Şans eseri bana yetişemiyorlardı silahımda yoktu kendimi savunacak bi el bolbası olsaydı üzerimde yukarı çıktığımda hepsini havaya uçurabilirdim ama ne yazıkki oda arabadaydı. Derin derin nefes almaya devam ettim telsizi elime aldım ama bozulmuştu.. Bu durum bi hayli sinirimi bozmuştu hiç birşey yolunda gitmiyordu. Yinede yaşıyorsam bi amacım olmalı diye düşündüm. Tam o sırada dört yaşlarında evrimleşmiş bi kız çocuğu içeri girdi korkuluklardan ve üzerime atladı neye uğradığımı şaşırmıştım. Kafasını benden uzak tutuyordum ellerimle nefesi beni boğmuştu adeta büyük bir iştahla ağzını açmıştı ve bi hamleyle kafasını merdivenlerinlere vurdum ve o anda hareketsiz kalmıştım. Çok kötü bir duyguydu sanki o ufak çocuğun katiliymiş gibi hissetti ve gözlerim dolmaya başladı bu onun suçu değildi. Artık sürünerekde olsa yukarıya çıkmam gerektiğini anlamıştım..


YUKARIYA ÇIK!
İlk hamlemde başaramamıştım. Tüm gücümü topladım ve tekrar denedim yavaş yavaş sürünerekte olsa çıkıyordum yukarıya doğru canım bi haylide yanıyordu. Her basamakta yaralı olan kaval kemiğim sızlıyordu. Ve sağ bişeğimde aynı şekildeydi şuan bunlar temas ediyordu merdivenle ve tahmin edemiceğiniz bir acıyla yukarıya doğtu iniltilerle çıkıyordum. yarılamıştım ve aşşağıya baktım. Hiç vazgemiceklermiydi orda bana doğru bakıp ellerini uzatmaktan? Neyseki köpekler girememişti biraz daha geniş olsaydı şüphesiz girebilirlerdi. Tekrar çıkmaya başladım soluklandıktan sonra ve ilk kapıya vardığımda kilitliydi çatı katı tek seçeneğimdi oraya doğru tırmanmaya başladım. 15 dk içinde kalan yolu tamamlamış ve sona gelmiştim. Çatıya kendimi saldım temiz gönüyordu aşşğıya doğru baktım ve orda durup soluklanmaya başladım en azından HAYATTAYDIM


İÇERİ GİRİŞ
Tam olarak hatırlamıyorum ama çatıda yaklaşık 4 saat baygın halde kalmışım. Sert esen rüzgar beni kendime getirmişti. Hava kararmıştı etrafı pek seçemiyordum ve iyice sersemlemiştim. Yavaş bir şekilde ayağa kalktım canım önceki gibi yanmıyordu ama hala hızlı yürümemi engelliyordu acım hafiflemişti. Heryer karanlıktı bi an yerdeki demire takılıp düşmüştüm neyseki ellerimi siper etmiştim. Tekrar ayağı kalktım ve yüksek olan binaya vardım ordaki camlar baya bi kalın olmalıydı. Takıldığım demir parçasını geri dönüp aldım. Cama yaklaşıp sertce bi kaç kere vurdum. Baya bi çatladı buzlu camdı anlaşılan sonra demirle içe doğru iteledim camı ve olduğu gibi bir bölümü aşşağı düştü. İçersi zifiri karanlıktı sadece mağaza olan yerde ışıklar yanıyor olmalıydı. Emin olamadım aşşağı atmak için bişeyler aramaya başladım ve bi mermer parçası bulup aşşağıya doğru bıraktım. Evet burası merdivenlerin oldğu bölgeydi ve zemin aşşağıdaydı. Başka bir cam denemeliydi hemen dolanıp bir diğerini denedim ve onuda aynı şekilde kırdım ama bu sefer bir oda olduğunu an.lamıştım ve kendimi içeriye bıraktım. Sonunda binaya girmeyi başarmıştım.


BİNA
Oda karanlıktı ışıkları açmayı denedim ama başaramadım telsizdeki adamın yanına varmalıydım. Kapıya yöneldim daha çıkacağım onlarca kat vardı. Yavaş yavaş merdivenleri çıkmaya başladım bende bi hayli yorgun düşmüştüm. Ara ara kimse varmı diye bağırıyordum ama sesime cevap gelmiyordu. Binayı yarılamıştımki yukarlardan bir gürültü koptu bu kalbimin hızlı atmasına neden olmuştu. Heey diye seslendim ama yine cevap yoktu. Hızlı adımlarla yukarıya çıkmaya başladım bu sefer. Varmıştım artık adımlarımı yavaşlattım dikkatli bir şekilde en son kattaki odaları tek tek kontrol etmeye başladım boştular. Tek bir oda kalmıştı koridorun sonundaki oda... Ona doğru yaklaştım yavaş adımlarla ilk önce içeriyi dinledim ama sessizdi. Kapının kolunun hafifce aşşağı doğru indirdim ve gözlerimi içeriye doğru çevirdim. Oda karanlık değildi bir gece lambası odayı aydınlatıyordu. İçeriye girdim etrafı süzmeye başladım televizyon buzdolabı bilgisayar ve kafeste bir tane papağan vardı. Kuşa bir süre baktım masada bir silah gördüm. Masaya doğru yaklaştım ve... Bi anda her yer bembeyaz olmuştu ve büyük bir acı hissetmiştim..


O ADAM
Gözlerimi açtığımda yine aynı odadaydım bi sandaleye bağlanmıştım ve her tarafım uyuşmuştu. Başımda feci bir şekilde ağrıyordu. Ayak seslerinden arkamda olduğunu anlamıştım.
-"Bana neden vurdun?" dedim.
-"Kimsin nerden geldin?" diye soruma soruyla karşılık verdi.
-"telsizde konuştuk hatırlasana" diye cevap verdim..
-"bu sabah konuştuğum kişi sen miydin?" dedi.
-"Evet yanına gelmek için çok çaba harcadım" dedim.
-"Hahaha sandığımdan azimli çıktın ben senin çoktan parçalara ayrıldığını düşünüyordum dedi"
-"Evet ama şans yanımdaydı ve yaşıyorsam hala bi sebebi var" dedim.
Döner sandalyeyi kendine doğru çevirdi.. Uzun saçları vardı. saçı sakalı birbirine karışmıştı Gözleri keskin ve kendinden emin bi tavrı vardı. Suratının sol alt tarafında bir yanık vardı.. Önce derin bir nefes aldı...
-"Buraya nasıl girdin" dedi ciddi bir şekilde.
-"Çatıdan... Çatının ordan binaya yaklaştım ve pencerelerden kırarak girdim."
-"H**S**R işte şimdi bu kötü oldu ne yaptığının farkında mısın?" diye bağırdı.
-"Ne oldu yahu ne yapmışımki" dedim
-"Seni hiç takip etmeyeceklerinimi sandın" dedi
İşte o an korkmuştum kaynar sular başımdan aşşğı boşalmıştı sanki...

SİLAHLARA ULAŞ!
-"Ben aşşağıya iniyorum" dedi.
-"Hey beni çöz bende senle geleyim"
-"Yine herşeyi berbat mı etmek istiyorsun" dedi sert bi dille.
-"Birbirimizi kollamamız gerekecek ya aşşağıda kalabalıklarsa?" dedim.
-"Hayır seni yanıma alarak riske giremem"dedi.
-"Bir çanta dolusu silahım var!" dedim.
-"Yanıma geldi. Nerde?" dedi.
-"Aşşağıda arabanın kasasında"dedim
-"Umarım doğruyu söylüyorsundur" dedi ve iplerimi çözdü. Ellerim baya bi uyuşmuştu. Onu takip etmeye başladım. Koridoru geçtikten sonra merdivenlerden indik. Durdu ve bana bir silah verdi.
-"İşine yarayabilir" dedi
Bi an duraksadım sonra devam ettim bu bir güven göstergesiydi. Aşşağı varmıştık etraf sakindi serin bir yaz rüzgarı içeri giriyordu.
-"İki pencere kırık" dedim ve kırık pencereleri gösterip;
-"Silahları alalım ilk önce sonra onarırız" dedim.
-"Pekala önden git sen aşşağıya in ben seni kollarım dedi"
Birlikte yangın merdivenin olduğu bölgeye vardık. Neyseki gitmişlerdi çok sessiz olmalıydım aşşağıya indim. Yavaş adımlarla arabaya doğru yöneldim uzaktan silüetlerini görebiliyordum aylak ayla yürüyorlardı. Arabaya vardım. Kasadan silah çantasını aldım biraz ses çıkardım ama neyseki duymamışlardı. Hızlı adımlarla geri döndüm ve merdivenlerden yukarıya çıktım.
-"Bu sefer iyi bişey yaptın dedi ve gülümsedi" Bende güldüm ve binaya gittik. Tam pencereden girecektikki içerden bir gürültü koptu!!


GERİLİM
Çok gerilmiştim kalbim hızla atmaya başladı tekrar. O ise gayet soğuk kanlıydı. Ona dönüp sessizce
-"Şimdi ne yapacağız?" dedim
-"Sessiz ol ve gel benimle" dedi. Odadan girişi yaptık ve silahları ağırlık yapmasın diye köşeye bıraktık 2 mizde elimize birer g3 almıştık. yavaşca merdivenlere doğru sesin geldiği zemine ilerlemeye başladık. Sessizlik hakimdi şuan için sırt sırta verip etrafımızı kontrol ederek ilerliyorduk. Zemine indik yavaş yavaş etrafı süzmeye başladık. Tam o sırada birşey süratla bi yerden bi yere geçti ve gözlerim fal taşı gibi açıldı çok hızlıydı ve iriydi gölgesini görebilmiştim sadece. Sen burda kal diyip şartelleri açtı. Ve altkatın ışıkları yanmaya başladı. Onun gittiği yöne doğru hareketlendik baktığımızda hiçbirşey göremedik. Dahada gerilmiştim artık ve bi gürültü daha koptu kalbim yerinden çıkcak gibiydi resmen. Yutkundum ve ilk defa bu kadar çok gerilmiştim damarlarım iyice sertleşmişti. Silaha o kadar sıkı sarılmıştıkmı parmaklarım kaskatı olmuştu. Kapısı açık olan odaya hareketlendik tam o sırada arkamızdan hırıltılar gelmeye başladı. DEVASAYDI.....

YARATIK
Korkudan titremeye başlamıştım ve sırtımdan soğuk terler akıyordu. Kanım donmuştu resmen gözgöze gelmiştik böyle birşeye ilk defa burda rastlamıştım gözleri kıpkırmızıydı ve insana benzer bi hali pekte yoktu. Hareket edemiyordum sanki büyülenmiştim yada şoka girmiştim. Benim üzerime gelmeye başladı hızla sadece bakıyordum. Tam o sırada silah sesleri beni kendime getirdi. Mermileri yaratığın üzerine boşaltmıştı
-"Hey ne yapıyorsun hareketlen ateş etsene" diye bağırdı
Kendime gelmiştim ve bende ona doğru ateş etmeye başadım parmağım tetiğe adeta kilitlenmişti ve durmadan ateş ediyordum. Biz ateş ettikçe iyice çökmüş bir halde yere kapaklanmıştı ve enerjisi hiç kalmamıştı sonkez başına gelip aynı anda kafasına ateş ettik ve paramparça oldu... O an ellerim titriyor derin derin nefes alıyordum.
-"Buda neyin nesiydi" diye sordum
-"Bilmiyorum her neyse çok güçlü birşey ve diğer zombilerden farklı" diye karşılık verdi.
-"Bunlar evrimmi geçirdi yoksa başka birşeyin eserimi acaba" dedim.
-"Hiç bir fikrim yok haydi hemen camı onaralım" dedi.
Kafamı salladım onaylarcasına. Pencereye doğru hareket ettik.
-"Bu arada adın ne?" diye sordum
-"Sezer ya seninki?"
-"Bende Hakan memnun oldum" dedim
Cevap vermedi ama başımızın belada olduğu belli gibiydi.

....
Camları onarmamız bir saat sürmüştü ençok koridordaki cam bizi uğraştırdı. Daha sonra yukarı çıkıp odada dinlenmeye ve yemek yemeye başladık. Bi ara bana dönüp
-"Geldiğin yerde durumlar nasıl?"
-"Kimseye rastlayamadım yaşama dair bir iz yok malesef"
-"Burda insanlar hep nereye gidiceğini bilmeden kaçtılar insanlar hep göç ediyor.."
-"Bu bela nasıl oldu anlatır mısın?"
-"Londrada bilim adamlarının hazırladığı garip bi sıvı bi anda çıkan depremde havaya karışmış bir şekilde bunu soluyan insanlarda yüksek ateş çıkmaya başlamış en başta Londra ordan tüm dünyaya yayılmış. Bu mikroba bulaşan insanlar değişim geçirmişler. Ve mezarlardaki son zamanlarda ölenler tekrar dirilmişler bunuda açıklayabilen yok. Bence insanlığın sonu geldi."
-"Vay canına neler olmuş uyku hapları alıyordum devamlı ve evden çıkmıyordum tamamiyle asosyaldim sadece bi kız arkadaşım vardı onuda kaybettim nereye gittiğini tam olarak bilmiyorum." dedim
-"Ordu tamamiyle çöküntü yaşadı"dedi
-"Sen bunları nerden biliyorsun" dedim.
-"Bi radyom var ara sıra o çekiyor ordan herşeyi öğreniyorum televizyonlar çekmiyor"
-"Şimdi açsana belki bir gelişme vardır"dedim
-"Çekmezki şuan boşa ümitlenme"
Kafamı sallamakla yetindim ve bi köşeye kıvrılıp yattım...

SAKİN BİR SABAH
Uyandığımda saat 08:00 dı Sezer yanımda yoktu. Yüzümü yıkadım sanki rüya gibiydi tüm olanlar oysa ne çok isterdim tekrar yatağımda uyanmayı.. Dışarıyı tekrar kontrol ettim bi araba zombilerin arasından hızlı ve dengesiz şekilde ilerliyordu bizden başka yaşan birilerinin olduğuna emindim zaten. Dikkatli bir şekilde o arabayı izledim tam aralarından sıyrıldı derken bi çöp konteynırına çaptı. İçindeki dışarı çıkmayı başardı ama sanırım yaralıydı. Aman allahım yakalandı gözümün önünde diri diri yendi. Hiç acımaları yoktu bunların sadece yemeyi düşünüyorlardı. Tam o sırada Sezer kapıda belirdi;
-"Kalkmışsın demek."
-"Evet biraz önce çok kötü şeyler gördüm adamın birini diri diri yed r"
-"Alışmalısın artık bunlara"
-"Sen nerdeydin peki?"
-"Aşşağıya o dünkü yaratığa baktım normal zombilerden çok farklıydı"
-"Artık düşmanlarımız sadece zombiler değil" dedim.
-"Evet o yüzden daha dikkatli olmalıyız"
-"Radyoyu açabilirmiyiz peki" diye cevap verdim
-"Peki" dedi ve radyoyu sakladığı yerden çıkardı neden sakladığı konusunda hiç bir fiktim dahi yoktu.
-"Bak işte çekmiyor hala"
-"Bana ver ben uğraşıyım" Yaklaşık 1 saat uğraştım kahvaltıyı hazılamıştı.
Hazır konservelerden oluşan bir kahvaltı yapıyorduk yiyecekte sıkıntımız olabilirdi. Tam bu sırada radyoda ses gidip gelmeye başladı;
"Heryerdeler askeri kanatlarımız yok denecek kadar az ve artık başka yaratıklarda çıkmaya başladı İngiltere'de kanatları olan bi kaç yaratık görüşmüş Türkiye'de bu tip yaratıklara rastlayanlar var gibi ne olursa olun saklanıdığınız yerlerden çıkmayın Allah bizi korusun."
Bu aşşağıdaki yaratıkta aklım iyice kalmıştı..

Köpekler
Sessizlik oldu yutkundum iştahım iyice kaçmıştı. Masadan kalktım dışarıyı boş gözlerle izledim. Cevaplayamadığım çok soru vardı. Sezer seslendi;
-"Yiyeceğimiz bitiyor Kipa var ilerde arka girişin anahtarı bende var oradan birşeyler alalım." dedi birden
-"Hı evet evet tabi gidelim evet yiyecek.." Dalmıştım dengesiz şekilde hızlı hızlı kelimlerle cevap vermiştim.
-"Haydi o zaman Bu sefer market kısmına inecez ordan arka kapıdan çıkcaz daha sakin"
-"Peki haydi o zaman inelim yanımıza gerekli silah ve mermileri almıştık"
Aşşağıya indik tekrar o yaratığa baktım çok kötü kokuyordu kusmamak için kendimi zor tutmuştum. market kısmının olduğu kapıyı açtık ve yavaş yavaş arka tarafa doğru ilerledik arka kapıya varıp dışarıya çıktık. Hava sıcaktı sessiz bir şekilde duvarın dibinden hareket ettik yolumuz biraz uzundu. Elimizde şuanlık 9mm ler vardı susturucuları takmıştık onların dikkatini çekekcek hareketlerden kaçınıyorduk.
-"Hey arkana bak" dedim bi tane köpek Sezere doğru hızlıca koşuyordu evrim geçirenlerdendi. Köpeğe ikimizde ateş ettik ve yere yığıldı.
-"İğrenç kadavra" dedi ve bi tane tekme savurdu yerdekine.
-"H***S****R bunlar bi tane değilki kaç kaç kaç!!!"
İlerdeki köşeden 4-5 tane daha köpek bize doğru koşmaya başladı. İlerde bi tane minübüs vardı. "Minübüse" diye bağırdı. İkimizde arkamıza bakmadan koşmaya başladık ve münibüsün üstüne çıkmaya başardık. Etrafımızı sarmışlardı köpekler. Hepsini teker teker vurduk hepsinin öldüğüne emin olmak için birer kere daha sıktık. Sinirimden gülmeye başlamıştım;
-"Hahaha ne aksiyondu ama"

KİPADAKİ OLAY
Bir süre etrafı kolaçan ettik temiz görünüyordu münibüsün tepesinden inip yolumuza devam ettik. yol boyunca pek birşeye rastlamadık gittiğimiz yer yol olmadığı için yaya gitmek zorundaydık. Varmamıza az bi zaman kalmıştı ama sanki işler yine sarpasarcak gibi bir his vardı içimde. Kipanın sarı binasına varmıştık arka kapıya yöneldik. Ama gördüğümüz bizi şaşırtmıştı çünkü arka kapı açıktı. Yavaş yavaş içeri doğru öncen Sezer girdi hemen arkasından ben geçtim. İçerisi sessizdi yavaş yavaş iç taraflara doğru ilerledik. Heryeri kontrol ediyorduk ama daha haç birşeyle karşılaşmamıştık. Market bölümüne tam geçeceğimiz sırada karşımızda ufak bir kız çocuğu belirdi bizi görünce ağlamaya başladı 5-6 yaşlarındaydı muhtemelen. Hemen çocuğu kucağıma aldım;
-"Heey sen nerden geldin buraya" dedim Çocuk ağlıyordu ve tam o sırada;
-"Kızımı derhal yere bırak" diye bir ses geldi market tarafından. Kızı yere bıraktım ve adamın yanına koştu.
-"Sizde kimsiniz?" dedim
-"Bu seni ilgilendirmez ailemden uzak dur" diye karşılık verdi. Adam kısa boylu kel pos bıyıklıydı. Yanına karısıda geldi. Karısına dönüp "hadi gidiyoruz" dedi. Birşey diyemedik Sezer "bırak gitsinler" dedi düşük ses tonuyla bana. Bizden uzaklaştılar arka kapıya doğru gittiler. Tam o sırada çığlık yükseldi öyle acı bir çığlıktıki ruhuma kadar işlemişti. Hemen arka kapıya doğru koştuk Adam ve kadın çığlılar içinde dışarıya zombiler tarafında çekiliyordu. Kız çocuğu olduğu yerde ağlıyordu. Hemen kızı kucağıma aldım ve geriye doğru kaçmaya başladık Market kısmına doğru koştuk. Hemen ordan et reyonun ordaki depoya girip kapıyı kapattık.
Küçük kız çocuğunun masum gözlerinde saklanmış korkuyu gördüm..

......
İçerde yaklaşık 2,5 saat bekledik. Sezer ben bi kontrol edeyim diyip çıktı ufak kızla depoda beklemeye başladım. Kız sorularıma cevap vermiyordu ve sadece ağlıyordu. Sezerin hala gelmeyişi beni açıkçası tedirgin etmişti. Biraz daha bekledik ve yarım saat sonra geldi.
-"Her yer temiz ben alcaklarımıza aldım hadi devam edelim" dedi.
-"Biraz daha geç kalsaydın ben aramaya çıkcaktım seni" dedim. Market bölümünden çıktık arka kapıya doğru ilerledik kapıdan tam dışarı çıktık derken kız çocuğu birde kendini yere attı ve bağırarak kaçmaya başladı. Kızın peşinden koştum onu yakaladım ama çıkan sesler zombilerin tüm dikkatini buraya çekmişti muhtemelen. Onları görmüyoduk ama hissetmiştim. Hemen Otoparktaki arabalardan birine bindik. Sezer arabayı çalıştırdı ve yola çıktık heryerimizi sarmışlardı. Hızlıca BestBuy binasına doğru arabayı sürdük. Arka kapıya doğru yaklaşmıştıkki kahretsin kapı kırılmıştı çok güçlü birşey bunu yapabilirdi. Normal zombilerin işi falan değildi bu Sezer bağırarak küfür etti ve artık burda kalamıcağımızı söyledi. Silahları radyoyu unutmaktan başka çaremiz yoktu. Tekrar yola çıktık.
-"Peki şimdi nereye gidiyoruz?" diye sordum.
-"Fahrettin Altay hava eğitime"
-"Ama orda pek kalan olmamıştır?"
-"Ben bir pilotum ve helikopter varsa kurtuluk sayılır" diye cevap verdi.
Bir umuttu işte bizimkisi ve Hedefimize doğru ilerlemeye başladık..


,,,
Yol boyunca zombileri gördüm sadece yaşam alanımızı işgal etmişlerdi ve aylak aylak yürüyorlardı. Bizi görenler peşimizden gelmeye çalışıyorlardı. Cebimden ailemin resmini çıkardım öyle baktım bi kaç dakika. Daha sonra kız çocuğuna dönüp;
-"Konuşmıcakmısın bizimle bak biz iyi adamlarız" dedim. Karşılık vermedi koltuk döşemesine bakıyordu sadece.
Fahrettin Altay meydanına varmıştık ve Hava eğitimde hemen ilerdeydi. Zombilerin arasından süratle geçtik yolun soluna geçip içeri girdik. Etrafa bakınarak devam ettik yolumuza yavaşca etrafta bir hareketlilik yoktu. Helikopter iniş alanına geldiğimizde bomboştu tam bir hayal kırıklığı... Bir dakika dedi ve içeri gitti sezer soru sormaya zaman bile bırakmamıştı. Arabada onu beklemeye başadık baya bi zaman geçti. Güneş çoktan tepemizden aşıp batmaya doğru yol almıştı bile. Kornaya bi kaç kere bastım ama gelmedi arabanın torpidolarını kurcalarken arkamda zombileri gördüm kalabalıklardı bizi takip etmiş olmalılar tekrar kornaya bastım defalarca ama Sezer binadan çıkmadı. Ve gazı kökledim binayı bi kaç kere dolandım ama heryerimizi sarmaya başadılar ne yapacaktım sezer içerdeydi ve binanın kapısı açıktı. Öylece onu bırakıp gidemezdimde.. Tam bu sırada Sezer kapıda göründü tüm zombilerin dikkatini bilerek içeri çekti ve onu takip etmesini sağladı. Bütün zombiler binaya giriş yaptı çok kalabalıklardı ama neden böyle birşey yapsınki yoksa kendini fedamı etti.. Diye düşündüm biraz zaman geçtikten sonra çatıda belirdi bana bişeyler demeye çalışıyordu arabadan cıktım. Bir kez daha seslendi;
-"Kapıyı kilitlee"
İnip binanın kapısını sürgüleyip kilitledim. Sezer 2 tane çanta attı aşşağı ve kendiside atladı.
-"Neler oluyor?" dedim
-"Çantaları al ve Arabaya koş" dedi. Cevap vermeden çantalarla arabaya koştum silah doluydu çantalar ve izledim.
Pencereye yaklaştı ve bir el bombası attı içeriye ve yanımıza koştu. Hemen uzaklaş biraz uzağa sürdüm arabayı. Bina yerle bir olmuştu..
-"bunu nasıl başardın"
-"Neyi?"
-"Binayı havaya uçurmayı"
-"Büyük mutfak ocaklarından gaz salarak tabiki" diye cevap verdi.
-"Hadi burdan gidelim direksiyona sen geç"
Güldü..


- - - Eklendi - - -

Bölüm 24
Tekrardan yola koyulduk bu sefer sahil tarafını seçmiştik Göztepe üzerinden konağa gidicez dedi. Canlı olup olmadığını bilmemiz lazımdı. Birden durdu;
-"Denize ne oldu böyle"
-"Bilmiyorum çokta kötü kokuyor" Rengi metalik griydi denizin Denize doğru bakarken sahilde oturan bi bayan dikkatimizi çekti yüzü denize dönüktü ve iyi görünüyordu. Sezer arabadan indi ve kadının yanına gitti uzaktan onu izliyordum. Kadının omzuna dokundu ama tepki vermedi. Hemen dışarıya çıktım;
-"Kaç ordan kaaç" dedim ama nafile boğuşmaya başladılar elime bir silah aldım ve onlara doğru koştum bi anda Sezer denize düştü acı içinde bağırmaya başladı. Tam yaratık sezerin yanına atlayacakken kafasına nişan alarak bi kaç el sıktım. Hemen denize koştum acı çekiyodu elimi uzattım ama yetişemiyordu. Biraz daha sarktım ve elimi tuttu yukarıya çektim. Acı içindeydi ve vücudundan dumanlar çıkıyordu hemen arabaya götürdüm destek olup. Arabaya bindiğimizde kesik kesik nefes alıyordu.
-"Issırıldınmı?" diye sordum. O kıza olanın aynısı olacağından korkuyordum.
-"Hayır" diye cevap verdi.
-"O zaman neden bu kadar acı içindesin Sezer?"
-"Deniz.... Denizz ağhh denizde bi terslik var.."
-"Tamam daha fazla konuşma durumun çok kötü"
Süratle konağa doğru geçtim saatler geçtikçe vücudu soğuyordu.. Bu tam tersi bi olaydı zombi olayına göre.. Ona sürekli umut veriyordum iyileşeceğini iyi olacağını söylüyordum..

BÖLÜM 25
-"O iyi olacak mı?
Şaşırmıştım ufak kız ilk defa konuşmuştu..
-"Evet iyi olmak zorunda" dedim.
Tam bu sırada araba yavaşlamaya başladı... Benzin bitmişti Sezere baktığımda baygındı ama nefes alıyordu. Araba değiştirmeliydik ama küçük kızı Sezerin yanında bırakmazdım değişebilirdi bence arabayı kızla beraber alıp ordan Sezeri almak en mantıklısıydı.
-"Gel bakalım ufaklık"
Arabaları teker teker kontrol ettim ama bu kez şanslıydım sanırım bir son model BMW kapısı açık ve anahtarlar üzerindeydi. Arabaya atladık 200 metre kadar uzaklaşmıştık zaten Sezerden geriye döndüğümde iyice baygın haldeydi ve çok az aralıklarla nefes alıyordu. Hırıltılar ve sayıklamalarını duyuyordum buz gibiydi. Değişeceğinden emindim.
-"S****R bu kötü oldu" söylene söylene sezeri diğer arabaya götürdüm.
Sakin bi yere sürdüm arabayı ve köşeye geçtik. Onu bu halde vuramazdım değişmesini bekliyordum.. Bi an vücud ısısını kontrol ettim normale dönmüştü ve tahmin edemediğim pozitiflik vardı.. Ve birden gözlerini açtı ama kırmızıydı!!

Bölüm 26
Göz göze gelmiştik ama bu sefer toparlandım ve kendimi geriye attım. Silahımı almak için arabaya koşmaya başladım ama büyük bir çeviklikle sırtıma atladı yerde boğuşmaya başladık arabayla az bi mesafe kalmıştı oysaki. Yerde beni ıssırmaması için baya bi çaba gösterdim. Hemen yanımdaki taşı farkettim ve kafasına sert bir şekilde vurmaya başladım. Sersemlemişti hemen arabaya koşup G3 le kafasınına bir el ateş açtım. Olduğu yere yığılmıştı artık Sezer olmadan yolumuza devam etmeliydik.. Diğer arabadan silahları aldım ve yola devam etmiştim. Aklım Sezer'de kalmıştı o garip bi değişim geçirmişti sanki bilinci yerinde gibiydi. Bence sahildeki o kızda aynı şekilde etkilenmişti ve Deniz buna yol açıyordu. Artık bilinci yerinde bir düşmanım daha vardı ve çok dikkatli olmalıydım. Arabayı Konak yönüne sürüyordum bi kaç yerde zombilerin ceset yediğini gördüm. Kafam çok dağılmıştı bu kadar şey beni yormuştu açıkçası. Küçük kıza dönüp;
-"Adın ne bakalım?"
-"Cansu" diye cevap verdi.
-"Kaç yaşındasın" dedim gülerek.
-"6... Peki annemler geri dönmeyecek mi?" diye sordu
Bu soruya mantıklı bir şekilde cevap veremezdim psikolojim bile buna hazır değildi sessiz kaldım sadece..
Konağa varmıştık ve gördüğüm manzara beni çok germişti..

BÖLÜM 27
Terkedilmiş bir askeri sığınma bölgesiyle karşı karşıyaydım. O BestBuy binasında gördüğüm yaratıklardanda vardı. Büyük bir kıyım olmuştu burda kaçan kaçmıştı kaçamayanlarda kan izlerini bırakmıştı ardlarında. Dikkatlerini çekmemeliydim. Dalmıştım birden arabayı hareket ettirince kaldırıma çıktım ve çıkan sesten dolayı dikkatleri üzerime çekilmişti. Tekrar kovalamaca... Arabayı yola çıkartıp köprü tarafından devam ettim. Hızlı koşanları olsada bana yetişemezlerdi. Çiğli hava üssüne gitmeliydim son şansım orasıydı. Birden birinin bana el salladığını gördüm. Orta yaşlarda toplu bi adamdı çekindim ama durdum tam bana doğru koşarken İri olan yaratıklardan biri onun üzerine atlayarak onu asfalta yapıştırdı ve bana döndü o anda gazı kökledim. Ve arkama dahi bakmadan yola devam ettim. Onuda kurtaramamıştım... Yol boyunca gördüğüm hep aynı senaryoydu. Alsancağa vardım kıbrıs şehitleri caddesine son bi kez daha baktım oysaki zamanında ne güzel kızlar geçerdi burdan şimdi yaratıklar mesken edinmiş. Hava gazı fabrikasından yoluma devam ettim Alsancak limanının ordan Karşıyaka yoluna çıktım. Tam o sırada bi tane Reno Kangoo Model araba dikkatimi çekti oda hareket ediyordu..

BÖLÜM 27
Korna çalmaya başladı aynı şekilde karşılık verdim. Sağa çekmemi işaret etti ikimizde yolun kenarına geçtik. Bu sefer arabadan inmedim inmelerini bekledim. Arabadan 60 yaşlarında beyaz saçlı bi adam indi temkinli bir şekilde yanıma geldi.
-"Merhaba" dedi ve elini uzattı aynı şekilde karşılık verdim.
-"Nerden geliyorsunuz nereye gidiyorsunuz" diye sordu
-"Balçova BestBuy şuan Çiğli hava üssüne gidiyoruz" dedim.
-"Orayı duymuştum bizde Aydından geliyoruz ve aynı yöne gidiyoruz orda siviller varmış" diye cevap verdi. ve devam etti "Biraz kalabalığız Ben eşim Oğlum ve ailesi ve iki kişi daha. Eğer uygun görürseniz yanınıza 2 kişi alabilirmisiniz" dedi gayet kibar bi dille.
-"Tabikide arkada yerimiz var" diyerek karşılık verdim.
-"Teşekkür ederim" dedi ve arabadan bir kadın ve bir erkekle geldi arkaya bindiler. Tekrar adama dönüp;
-"Yolda dikkatli olmalıyız" dedim.
-"Farkındayım" diye cevap verdi ve yola devam ettik
Arkadakilerin çift oldukları belliydi. Onlarla kısa sohbet ettim. Erkeğin adı Cem kızınki ise Zehra'ydı nişanlı olduklarını Bu ay evleniceklerini ama nasip olmadığını söylediler her ne olursa olsun birlikte olmaktan hala mutluydular.
Aklıma Ceren geldi...

BÖLÜM28
Biz arkadan takip ediyorduk Bi ara cansunun başını okşadım herşey düzelicek diye onu motive ettim. Küçük bir çocuk olmasına karşın herşeyin farkındaydı. Arkadaki çifte dönüp;
-"Aydında durumlar nasıl peki"diye sordum.
-"Hiç iç açıcı değil millet sağa sola göç etti herkes evini yurdunu terketti ve yanlış bir bilgilendirme yüzünden pek çok yakınımızı kaybettik. Toplu hareket ediyorduk Aydında şehir merkezinde sığınma bölgesi olduğunu söylediler gittiğimizde zombilerden başka birşey olmadığı acı bir şekilde anladık. Zehrayla ben kurtulduk sadece devamlı hareket içindeydik. Yiyecek almak için bi alışveriş merkezine girdik orda zombiler sıkıştırdı neyseki o iyi insanlar bizim imdadımıza yetişti ve bizi kurtardılar. Peki sen neler yaşadın?" diye sordu.
Başımdan geçenleri anlattım Ardından onlara dönüp;
-"Eğer bana birşey olursa Cansu size emanet" dedim.
-"sen merak etme" diye karşılık verdi bayan.
Çiğli hava üssüne varmıştık. Etraf sakindi ve hiç bir zombi izine dahi raslamamıştık. Grişe doğru yaklaştık ve askerler ordaydı doğru tahmin..

BÖLÜM 29
Askerlerden iki tanesi yanımıza geldi;
-"geri dönün artık kimseyi almıyoruz güvenliğimiz açısından."
-"İyi ama bu insanlar ne olacak!!"
-"Bakın beyfendi hastalık farklı boyutlara ulaştı ve bulaşma ihtimali çok yüksek lütfen anlayın"
Beyaz saçlı adam küfürler savurmaya başladı çok sinirlenmişti oğlu onu zor sakinleştirdi. Arabadan aşşağı indim;
-"Görmüyor musun 3 tane çocuk var ve yardıma ihtiyacımız var" diye çıkıştım sert bir şekilde.
-"Üzgünüm emir bu yönde..."
-"Hepinizin allah belasını versin!!" dedim ve arabaya geri bindim.
Biraz ilerledik ve sağa çektik. Herkesin morali bozuktu.. Diğer insanları ilk defa görmüştüm. 6 Kişide diğer arabada vardı.. İlerdeki terkedilmiş Bi bina dikkatimizi çekti hem sakindi bulunduğumuz yer.
-"O binada konaklayacağız madem almıyorlar.." dedi
-"İyi olur hem cephanem var ama daha tanışmadık bile" dedim.
Elini Uzattı
-"Ben Mehmet Eşimin adı Aysel oğlumun adı Kerim eşininki ise İpek çocukların isimler berk ve şenol diğer ikisiyle tanışmışındır." dedi.
-"Memnun oldum benim adım Hakan ufaklığın adı ise Cansu"
Hep birlikte o binaya doğru gitmeye başladık."

BÖLÜM 30
Ya Ceren'de içerdeyse bunu düşünmek bile beni heycanlandırmıştı. Ama içeri giriş imkansızdı adeta. İlk günler sorunsuz geçti onları incelediğimde gayet mutlulardı hepsi. Birtek ben durgundum sanki aralarında. Akşamları balkonda oturuyor ve hayat hikayelerimizi bundan sonra neler olacağını konuşuyorduk. Hatta bi akşam;
-"Sonumuz geldi bile radyodan dinlediğimde İngilterede kanatlı yaratıklar ortaya çıkmaya başlamış. Zaten bu zombilerden evrim geçirenleri var daha iri oluyorlar ve yüzleşmek istemezsiniz." dedim
-"Evet bizde gördük onlarda uzak durmak gerekli" diye cevap verdi Mehmet.
-"Benim tanıştığım bi adam vardı Sezer diye BestBuy binasında o denize düştü ve evrim geçirdi bilinci yerindeydi ama onun içinde yemek ön plandaydı"
-"Aman allahım bu kötü daha neler gelecek başımıza..." dedi.
-"Yarın yemek için kim inecek?" dedi kadınlardan biri"
-"Ben giderim" dedim Cem;
-"bende seninle gelirim" diye cevap verdi.
-"peki o halde hem benzinde alırız iki araba için" diye karşılık verdim
-"O halde yatalım zor bir gün geçireceğiz" dedi gülerek..

Bölüm 31
Yeni bir güne dinç bir şekilde uyanmıştım. İyi bir kahvaltı yapmıştık bu kadar kalabalık olmak benim moralimi düzeltmişti. Bir saat içinde yola koyulacaktık. Mehmet;
-"Siz uyurken etrafı kontrol ettim Kerimle beraber heryer sakindi" dedi.
-"Evet burası oldukca uygun bi yer" diye karşılık verdim. Cem lafa girdi;
-"Ama sonuç olarak burayada gelecekler" dedi
-"Kesinlikle" diye cevap verdim.
Biraz Cansuyla oyalandıktan sonra yola çıkma vaktimiz gelmişti herkesle vedalaşmıştık. Cemle Nişanlısı zor anlar yaşamıştı. Söz vermiştik sağ döneceğimize... Yola Bmw ile çıktık hızla Çiğli'nin merkezine doğru arabayı sürdüm. Cem biraz gergin olsada bana belli etmemeye çalıştı ama anlmıştım. Zombilerin arasından bi alışveriş merkezine doğru arabayı son sürat sürdüm. Cem'e dönüp;
-"Sen direksiyon geç ve zombilerin dikkatini çek bende o sırada içeriye gireyim ara ara gel sana vereyim torbaları" dedim.
-"Tamam ama çabuk ol" dedi.
-"Sen meraklanma" diyip arabadan indim hemen çöp konteynırının arkasına saklandım tüm zombilerin onun peşinden gittiğine emin olduktan sonra Alışveriş merkezine giriş yaptım. Kasiyerlerlerin oldu bölümde kan izleri vardı bu beni endişelendirmişti. Susturucu takılı 9mm i sıkıca kavradım ve kendime 2-3 BİM poşeti aldım hemen makarna doldurdum. 2 poşete daha un ve yağ doldurdum ve ufaklar için bi poşet dolusu abur cubur.
Hemen dışarda çöpün dibinde beklemeye başladım ve çıka geldi arka koltuğa attım hepsini yine turlamasını fazla uzaklaşmamasını söyledim. Yine İçeri girdim ve bu sefer alabildiğim kadar su şeker yağ ve tuz aldım ve beklemeye başladım tam o sırada bi tane zombi beni farketti tam üzerime gelecekken Cem arabayla ona çarptı. Geri kalan torbalarıda doldurup yola çıktık. Fazladan 2 su bidonu almıştım benzin için istasyona vardık ve Cem arabaya bende bidonlara doldurmaya başladım 20 tane kadar zombi üzerimize gelmeye başladı bizi istasyona girerken farketmişler sanırım. Bi yandan benzinleri doldurup bi yandan ateş etmeye başladık kafalarına diye bağırdım.;
-"Çabuk çabuk hadi hadi.."
bi tane bidon telaşla yere dökülmüştü ve tam kalkarken yanmaya başladı sanırım patinajdan olmalı... Son hızla orayı terkettik ve istasyon ardımızda havaya uçmuştu...


- - - Eklendi - - -

BÖLÜM 32
Bu tip şeylere artık şaşırmamaya başlamıştım. Hemen hızla diğerlerinin yanına döndük. Epey bi yorulmuştum ister istemez.. Ama sağ salim dönmüştük olan biten herşeyi anlattık. Daha sonra balkonda dinlenmeye başladık. Daha sonra akşamı yaptık.. Ertesi sabah bir çığlıkla uyanmıştı herkes.. Çığlık Dİğer çocuklardan gelmekteydi.. Hızlıca sesin geldiği yöne doğru G3 ü kapıp koştum. Olay yerinde iki çocuk ağaçtaydı sonra yere baktığımda aç ama çok ürkütücü 3 tane kurt vardı. Kimseye kıpırdamasını söyledim amacım birini vurup diğer 2 sinin kaçmasını sağlamaktı en iri olana ateş etmeye başladım.. O yere yığıldı ama diğerleri kaçmadı aksine üzerimize doğru gelmeye başladılar. Bu sefer bir diğerine sıkmaya başladım hemen arkamdan mehmet silahını çıkardı ve oda sıkmaya başladı diğer ikiside yerdeydi. Hemen etrafı kontrol edip çocukları indirdik.. Biri 12 diğeri 10 yaşındaydı. Sonra 3 erkek etrafı iyice bi kolaçan ettik temizdi.. Daha sonra fazla hiç bir olay yaşanmadı.. Günler geçiyor zaman akıp gidiyordu. Pek bir anormallik yoktu ara sıra şehre iniyorduk ordada pek bi farklılık göremiyordum ama günlerden bir sabah gökyüzünün rengi kızıla çalıyordu ve çok garipti..

BÖLÜM 33
olduğundan erken kalkmıştım herkesi uyandırdım ve gökyüzünü işaret ederek;
-"Birşeyler yine ters gidiyor." dedim
-"Umarım hayra alamettir" diye cevap verdi Kerim..
-"Ben hiç hayra alamet olduğunu düşünmüyorum" diye araya girdi Mehmet
Herkes şaşkınlıkla gökyüzüne bakıyordu.. Ve o sırada havada uçan cisimler belirdi yarasa gibiydiler ve çok ürkütücülerdi.. Hava üssüne doğru uçuyorlardı ve kalabalıklardı..
-"Hemen çocukları arabalara bindirin burdan gidiyoruz" diye bağırdı Mehmet
Herkes arabalara binmeye başladı uçak savarların sesi gelmeye başlamıştı gittiğimiz yol bozuktu zaten hızlıca tümseklerden atlaya atlaya gidiyorduk ve dardı hemen aşşığımızda vadi ve deniz vardı.. Tam kurtulduk derken karşımıza büyük bir zombi ordusu belirdi Aralarında o iri olanlarından ve bilinçli olanlarındanda vardı çokça. Mahşer alanı gibiydi hemen arabaları geriye doğru sürdük.. Yolun sonunda ise hava üssü vardı kapana kısılmıştık zombilerle arayı açtık ama hava üssünede çok yaklaşmıştık uzaktan artık roket atar ve uçak savarların sesi kesilmişti dumanla çıkmaktaydı orda bir kıyım olduğundan emindim. Hemen arabaları kenara çektik. Ormana yaya kaçıp gizlenmekti belki çare çünkü onlar hava üssüne gideceklerdi. Hemen arabalardan indik ve ormana doğru koşmaya başladık..

BÖLÜM34
Tepelere doğru hızlı bir şekilde ilerlemeye başladık. Ağaçların arasında mağa gibi bi yer görmüştüm oraya gidiyorduk. Bir ara Cem'in nişanlısı yere düşsede tekrar kalkıp devam etti. Mağaraya varmıştık herkes teker teker içeriye girmeye başladı bende başlarında etrafı kontrol ediyordum. En son kişi girdikten sonra bende içeri girmek üzereyken birden havalandım. O kanatlı yaratıklardan biri beni yakalamıştı. Hılzıca uçmaya başladı ne yapsam hareket edemiyordum ve gördüğüm şey dehşet vericiydi.. Askeri üs ten asker ve sivilleri yakalıyorlardı ve savunma sistemi çökmüştü. Kuzeye doğru baktığımda alev gibiydi sanki bulutlar yanıyor alev alıyor gibiydi. daha sonra denize doğru geldik ve gördüğüm manzara çok garipti. Bu kanatlı yaratıklar yakaladıkları insanları denize salıyordu. Ama neden yemiyorlardı.. Bi nedeni elbet olmalıydı, Aklıma korkunç birşey geldi ya bir bilinçli ordu kuruluyorsa!! Aniden beni bıraktı ve hızla denize doğru süzülüyordum tüm hayatım gözümün önünden geçmişti ailem çocukluğum arkadaşlarım Ceren... Ve denizin soğuk suları beni kollarına almıştı..İnsanlar bağırıyordu acı içinde feryat ediyorlardı. Çok korkmuştum sonumuz gelmişti bizde onlardan olacaktık ve gözlerimi kapadım...

________________________________________
BÖLÜM35
Pek birşey hatırlamıyorum.. Bi kumsaldayım zor nefes alıyorum üşüyorum ve titriyorum.. Kimse yok sürünmeye başladım güneş soğuk bedenimi okşuyordu... Kızgın kumun üzerinde bir yılan gibi sürünüyordum tepemde garip kuşlar uçuyordu hava hala kızıl... Çok canım yanıyordu ve sanki bütün organlarım parçalanır gibiydi.. Kalbimin her atışını çok sert bir şekilde hissedebiliyordum. Birden ufukta birşey gördüm bana geliyordu yavaş... yavaş... Enerjim tükenmişti sadece onu izliyordum bana doğru geldi yalpalayarak bir zombiydi bir kadın.. Yavaşca yanıma eğildi bi hayli aç görünüyordu bulanık bir şekilde onu izliyordum.. Ve beni ıssırdı ama hissetmiyordum bi et parçamı kopardı.. Sonra sanki birşeyler garipleşmişti.. Geri gitti beni bırakmıştı birden sırt üstü yattım güneşe bakıyordum dalmıştım. Yavaş yavaş ısınıyordum ve hala enerjim yoktu.. Gözlerimi tekrar kapattım ve sonumu beklemeye başladım... Uyandım.. hala düşünebiliyordum ve canım et çekmiyordu çok müthiş bir enerjiye sahiptim kanayan ve vücudum kendini toparlar gibiydi ayağı kalktım yalpayarak yüzüme su serptim.. Çok net ve hiç olmadığı kadar güçlü düşünüyordum.. Ama çok garipti kelimelere sığmayacak kadar garip. Kumsalda ilerleyemeye başladım kızıl gökyüzünün eşliğinde.. Sadece yürüyordum hiç yorulmayacak gibiydim ve kalbimi dinledim ATMIYORDU!!

BÖLÜM 36
1-2 hafta geçmişti sanırım bu ada gibi yerde amaçsızca dolanıyordum bi anda karşıma bir zombi çıktı benim üzerime gelmeye başladı iyi ama ben ölüyüm? Nedenini bilmediğim bir üçgüdüyle ona saldırdım ve onu sanki bir kağıt gibi parçalara ayırdım müthişti!! Sonra kolyesi dikkatimi çekti kapaklıydı kapağı açtım güzel bir bayandı saçları kızıl ve kıvırcıktı ve ayna vardı kolyenin diye yüzünde. Aynayı suratıma tuttum birden ürktüm ve yere attım damarlarım çok kalınlaşmış yüz hatlarım değişmişti ve gözlerim daha kotu bir kırmızıydı daha farklı bir ton.. Ten rengim koyulaşmıştı güneşten olsa gerek.. Ve sert bir surat ifadesine sahiptim eski halimden çok farklı ve ürkütücüydü.Boyum bi hayli uzamış ve vücudum çok gelişmişti. Bu benmiydim değişmiştim inanamıyordum hatıralar gözümün önünde buğulu bir şekildeydi geçmişimi tam çözemiyordum aslında.. Sanki bir görevim vardı ve dünyada hala masumların olduğuna emindim. Kızıl gökyüzüne baktım ve bütün gücümle haykırdım. İçimdeki labirentte kaybolmuştum adeta Hakan ölmüştü artık. Amaçsızca koşmaya başladım...

BÖLÜM 37
Nerde olduğumu hiç bilmiyordum kıyı boyunca sadece yürüdüm bir yunan adasında olmalıydım.. Ve türkiyeye geri dönmeliydim. Yaklaşık 1 saat boyunca yürümüştüm ve bi tane bot dikkatimi çekmişti sanırım adaya zombilerden kaçanlar tarafından bırakılmıştı.. Daha sonra bi takım sesler duymaya başladım iç taraflardan duyu organlarım çok iyi gelişmişti gözlerim kadar keskinlerdi.. Sesin geldiği noktaya doğru ilerlemeye başladım ingilizce konuşuyorlardı. Bi anda beni farkettiler 4 kişiydiler içlerinden biri eline bir zıpkın aldı ve bana doğru fırlattı okunu. Tam omzuma saplanmıştı hemen çıkardım korkup kaçmaya başladılar onlardan daha çevik bir şekilde ağaçlardan yararlanarak onlardan birini yakaladım;
-"Söyle diğerlerinede dursunlar zarar vermeyeceğim" dedim. Sadece bağırdı ve biraz sıktım..
-"Duruuun zararsız" diye bağırdı.
Diğerleri tereddüt içindeydi;
-"Amacım sadece bilgi almak" dedim
Gelmeye başladılar korkarak.. 3 ü ingiliz biri yunan olduklarını söylediler..
-"sen nesin peki" dediler
-"Uzun hikaye bunu anlatarak fazla vakit harcayamam! Sadece bana neler olduğunu anlatın ve burası yunan adasıysa Türkiye'ye nasıl geçebilirim?" diye sordum.
-"Dünyanın çeşitli yerlerinde merkezleri var bu merkezlerde enerji topluyorlar ve dünyanın korkarım sonu geldi bizde buraya sığındık. Radyolar en son Umutların tükendiğini Ve artık düzenin değiştiğini söylediler ve burası evet bi Yunan adası Türkiye'ye tahta iskelenin baktığı yönden gidebilirsin" dedi içlerinden biri.
-"O zaman botunuzu alıyorum"
Ses çıkarmadılar ve bota atlayıp Karasularıma doğru hareketlendim.

BÖLÜM 38
Yol boyunca denizde nadirde olsa cesetlere rastlıyordum. Sonunda kıyıya varmıştım kayalık bi yerdi ve tırmamam gerekliydi. Yukarıya çıkmaya başladım tepeye vardığımda ortalık sakin görünüyordu. Ormanlık alana girdim ve yürümeye devam ettim. Bi tane bilinçsiz zombi gördüm ama bana saldırmıyordu. Ağacın birinden kalın bir dal koparım kafasına iki kere vurdum yere düşmüştü. Tekrar ilerledim yarım saat kadar yürümüştüm daha sonra bir yol çıktı önüme Yolu takip etmeye başladım...
Bayağı yürüdüğümü sanıyorum. Ufukta binalar görünmeye başlamıştı yaklaştıkça kafamın içindeki karmaşa çok büyüyordu sanki buraya daha önce gelmiş gibiydim. Şehre girmiştimdaha sonra ilerledikçe bi çarşıya varmıştım burası tanıdık geliyordu açıkçası hafızam zayıflamıştı aksine daha sonra bi kaç kesit gözümün önüne geldi.. Evet buraya gelmiştim Seferihisar burası.. Ama zombiler nerdeler biraz daha yürüdüm. Daha sonra onları gördüm bir dükkanın başındaydı hepsi ne yaptıkları hakkında bir fikrim yoktu. Beni görselerde hiç saldırmaya yeltenmediler bile yavaş yavaş onlara doğru hareket etmeye başladım içerde yardıma ihtiyacı olan biri olabilirdi. Tam bu anda kırmızı gözler dikkatimi çekti!!

BÖLÜM 39
Bana doğru elinde bir levyeyle saldırmaya başladı. Kollarımla kendime siper aldım ve boğuşmaya başladık levyeyi elinden düşürmüştüm ve ona doğru sağlam bir yumruk salladım. Daha sonra yere yüz üstü yatırıp kafasını asfalata doğru gömmüştüm kendimi tutamıyordum. Daha çok yoketmek kan istiyordum!! Levyeyi aldım ve diğer zombilere doğru saldırmaya başladım. Kendimi kaybetmiştim Hepsine vuruyordum etraf kan içindeydi kalabalık içersinde onlara delirmişcesine saldırıyordum. Bana karşılık veremeye başladılar ama aciz ve zavallılardı. Acımadan hepsine vuruyordum yaklaşık yarım saat bir kıyım gerçekleştirmiştim. Vücudumun çeşitli yerlerinde ıssırlıklar vardı. Yorulmuştum biraz yerde bi kısmı sadece çırpınıyordu bi kısmı hareketsizdi.. Daha sonra dükkanın içine doğru baktım. Beni dehşetle izleyen insanlar vardı yine hafızam zorlanmaya başladı bu insanları tanıyor gibiydim içerde korkuyorlardı. Kanlardan cama zarar vermem kapıyı açın yazdım. Tereddüt ve korku içinde kapıyı açtılar. Ufak bir oğlan çocuğuda vardı aralarında başını okşadım. Kim olduklarını sordum buranın yerlisi olduklarını söylediler. Onları hatırlamaya çalışsamda başaramadım bir aileydi. Ve bu insanlar için bu bölgeyi temizleyip yola çıkmalıydım

BÖLÜM 40
-"Burda bekleyin ben etrafı temizleyecem"
Kafalarını salladılar sadece ve dışarı çıktım. İlk önce yerdeki hala çırpınanları indirdim. Daha sonra belediye binasından başladım karışıma 2-3 tane daha çıkmıştı onlarıda teker teker büyük bir soğuk kanlılıkla indirdim. Belediye binasından ilerlermeye başladım pazaryerinde yine gördüklerimi indirmiştim tam köşeyi döndüğümde köpekler dikkatimi çekti. 2 taneydi onlara doğru hareketlendim birine saldırdım bacaklarından tutup direğe vurmaya başladım. Diğeride bacağıma yapışmıştı ve elimdekiyle bacağımdakine bi tane vurdum korkuluklara girmişti boynu. Ve elimdekinide aynı şekilde korkuluklara yapıştırdım. Ve bu şekilde gördüklerimi indirmeye devam ettim. Çevreyi temizlemiştim geri döndüm o ailenin yanına.
-"Çoğunluğu temizledim ben gidiyorum çok dikkatli olmalısınız" dedim
-"Teşekkür ederiz" diye yanıt verdiler.
Bi anahtarı üzerinde olan bi tane kamyonet buldum ve onla yoluma devam ettim artık tekrar izmire gidiyordum bu sefer kaçmak için değil saldırmak için!!

BÖLÜM 41
İzmire doğru tekrar yola çıkmıştım. Gökyüzünde bir değişiklik yoktu hala kızıldı güzelbahçeye vardığımda zombilerden tekrar görmüştüm. Bunları indirsem amaçsızdı sonu gelmeyecekti bi kaçına çarpıp yoluma devam ettim. Daha sonra ne kadar cephane o kadar çok ölü zombi diyerek Narlıdere kışlasına giriş yaptım. Ordaki tanklar dikkatimi çekti işe yarardı tabi kullanmasını bilseydim.. Ama ordaki askeri jipler iyi fikir olabilirdi ondan önce cephane edinmeliydim. Yarım saat kadar silahları aradım poligonun orda bulmuştum cephaneliktekiler bomboştu. 3 tane g3 ve mermiler vardı hepsini aldım. Daha sonra anahtarların olduğu bölümü buldum ve tüm anahtarları denedim ve sonunda çalıştırdım askeri jiple yoluma devam edecektim. Yola çıktım tekrardan narlıdereye vardığımda arabadan indim ve yolda gördüğüm her zombiye sıkmaya başladım. Tam o sırada telsiz sesleri dikkatimi çekti askeri üniformalı bi zombiden geliyordu. Onunda kafasına 1 el sıkarak telsizi elime aldım. "Merkez... Merkezz.. Burda kimse yok.. Anlaşıldımı... Merkez.. Yaratıklar geliyor destek..Helikopter arızalandı!! "
-"Hey ordakiler!! Yeriniz nedir"
-"Konaktayız destek..!"
-"Sakin olun ve saklanın hemen destek geliyor"
-"Anlaşıldı çabuk olun Tamam"..

BÖLÜM 42
Yola çıkmıştım hızlıca diğer zombilere çarpA çarpa ilerledim. İbre 100 ü aşmıştı acilen onlara yardım etmeliydim. Göztepe üzerinden sahilden yolda boş duran arabaların arasında manevralar yaparak olay yerine gidiyordum. Arabayı gören bilinçli zombiler arkamdan koşmaya başlamıştı. Konağa giriş yapmıştım, telsizi tekrar açıp "Tam olarak yeriniz nedir" diye sordum. Bir dakika sonra cevap geldi -"konaktaki ufak askeriyenin ordayız." -"Tamam kapıyı açın geliyorum" dedim. Dedikleri gibi yaratıklar ve bilinçli zombiler o bölgeye doğru ilerliyordu. Kapıdan girişi yaptım ve bakışları arasında arabadan indim. Yavaş adımlarla onlara doğru ilerliyordum gözleri üzerimdeydi. Çok dikkatliydi ekstradan hareketlerden kaçınıyordum. Elimi kaldırdım ama arkadan zombiler gelmeye başlamıştı. Ve onun korkusuyla üzerime roket atar ateşlediklerini gördüm en son.. Heryer bembeyazdı... Sanki üşenen bir tembel gibiydim hiç kalkasım yoktu... Hiç birşey hissetmiyordum duymuyordum. Gözlerimi açamıyordum bırakmıştım kendimi yavaş yavaş dalıyordum öylece sonsuzluğa..


- - - Eklendi - - -

BÖLÜM 43
-"Anne tom da bizimle gelsin mi?" Tomu 4 ay önce sokakta yaralı bir şekilde bulmuştum..
-"Hayır olmaz baban izin vermez Hakan hem 2 günlüğüne gidicez İstanbula"
İstabula gidiş sebebimiz dayımızın düğünü olmasıydı. Onu bi kaç kere görmüştüm.. Tomun yanına gittim koşarak
-"Tom sanırım seni götüremiyorum ama ağlama tamam mı? küsme tamam mı?. Hem istanbuldan geldiğimizde söz en sevdiğin şeyi yapcaz ormana ava gidicez sapanımla o büyüük kuşları vurcağız..
Başını okşadım daha sonra tomla sık sık ormana ava gidiyordum sapanımla bu ikimizinde hoşuna giderdi.
-"Hakan koş hadi banyo yapmalısın baban gelmeden tertemiz olmalısın değilmi.."
-"Öf ya ama ben temizim annee dün tomla yıkanmıştım hortum tuttum ben ikimize"
-"Olmaz hakan su ısındı hadi soyun ve gel"
Boynumu eğip dudaklarımı büzmüştüm. Üzüldüğümü bu hareketimden kolayca anlayabiliyordu annem.
-"Haydii küçük adam marş marş.." Gülümsemesi çok iyiydi herşeyi unutturuyor güvende olmamı sağlıyordu.
Sıcak su tüm vücudumu yakıyor ufacık bünyem buna zor dayanıyordu. Gözüme sabun kaçtı yine bağırmıştım. Banyodan çıktığımda gözümü bir süre açamadım daha sonra yana yana açtım.
-"Al bakalım yeni elbiselerini giy baban nerdeyse gelir" dedi gülümseyerek. Annem giydirmişti beni,mavi askılı bir şort beyaz ördekli bir tişörttü. Bunları çok sevmiştim aslında her böyle elbiselerim vardı. Annem bana baktı çok güzel bir kadındı sonra birden sarıldı ve başımı okşamaya başladı o an işte çok huzurluydum..

BÖLÜM 44
Bir tane bavul hazırlanmıştı babamın gelmesini beklemeye başladık. Yarım saat sonra babam belirdi bana ve anneme sarıldı.
-"Bi ben kalmışım galiba hazırlanmayan o zaman hemen hazırlanıyorum" dedi gülerek.
Babam çok eğlenceli bir adamdır moralini pek bozmaz hep pozitif düşünürdü. Onuda çok seviyordum orta boylu geyet yakışıklı bir adamdı ben çok şanslıydım ailem beni bende onları seviyordum. Tomun yanına gitti annem çoktan tomun yemeklerini vermiş çokçada su doldurmuştu.
Anneme doğru seslendim;
-"tom ama acıkır bunları yemeye başladı bile"
-"Merak etme küçük adam Hüsnü amcanlar ilgilenecekler"
Rahatlamıştım tomu iyice okşayıp yanından ayrıldım. Babamda hazırdı artık
-"Çıkıyoruz haydi bakalım" dedi gülerek. Bavulları arabalara yükleyip yola çıktık. Şarkı söylüyorduk hep bir ağızdan hemde en sevdiğim arnavut kaldırımları çalıyordu. Ondan sonra kınalı bebek.. Çok seviyordum bu parçaları daha sonra diğer şakılara eşkil edemesemde alkış tutuyordum. Yol eğlenceli geçiyordu daha sonra arkada uyumak üzereydim annem uyumuştu babam ise aynadan baktığımda uyanıktı hala. Benim baktığımı fark etti elini bana uzattı geriye doğru o anda göz bebeklerim birden büyümüştü karşıdan gelen ışık üzünden.
-"ANNEEEEEEEEEEEE!"

BÖLÜM 45
Ilık su damlacıkları vücuduma damlıyordu gözümü açtığımda başımda bi kadın vardı benle ilgileniyor bir bezle vücudumu siliyordu. Benim gözümü açtığımı görünce birden heyecanlanım elindeki tası yere düşürdü.;
-"Uyandı sonunda!!" diye seslendi
-"Yaratık uyandı sonunda haa.." diye karşılık verdi umursamaz bir ses..
-"Hey duyacak öyle deme" başka bir erkek sesi
-"Onu buraya getirerek başımıza bela aldık!"
-"Tekrar başlama" diye cevap verdi kadın.
Gözümü açtığımda etrafımda 10 u aşkın insan vardı ve merakla bana bakıyorlardı tabi korkuda eksik olmuyordu. Karanlık bi yerdeydi ama nerde olduğumu anlayamamıştım.
-"Siz.. siz kimsiniz buraya nasıl geldim" diye sordum bitkin bir sesle..
-"O konuşuyor" dedi ufak bir çocuk
-"Biz yaratıklardan saklanmak için eski maden ocaklarından birine saklandık burası oldukça güvenli yanı güvendesin. Helikopter için konaktaki terkedilmiş sığınma bölgesine varmıştık daha sonra anne diye bağırdın baya bir düşündük hatta seni bıraktık ama içim elvermedi seni tekrar almaya geldik. Burda bir hafta kadar sana baktık sonuç olarak burdasın peki ya sen kimsin?"
-"Ben.. ben hatırlamıyorum hiç birşey bilmiyorum" diye cevap verdim
-"Biraz daha dinlen daha sonra konuşuruz uzun uzun"...

BÖLÜM 46
Tekrar uyanmıştım kimse yoktu ayağı kalktım toparlanmış hissediyordum kendimi. Ufak adımlarla loş ışığın altında dolanmıştım direklerde gaz lambaları asılıydı. Her yerde bir oda vardı sanki ayrı eşyalar fotoğraflar masalar. Bu insanlar burda varolmuşlardı maden ocaklarında.. Daha sonra ilerlemeye başladım iç taraflara doğru ilerledikce bir ses dikkatimi çekmeye başlamıştı. Kalın gür bi sesti ve kendinden emin bir tondaydı. Yavaş yavaş ilerledim. Ve gördüklerime inanamadım bu kadar insanı uzun zamandır bir arada görmemiştim. Kalabalıklardı sayamıcağım kadar çoklardı bir toplantı yapıyorlardı sanırım. Söylenenlere kulak misafiri oldum;
-"Güvenliğimiz için buradan asla ayrılmamalıyız son zamanlarda uçan zombiler çoğalmaya başladı bilinçli ve iri olanlarıda cabası.. Onlarla savaşacak kadar cephanemiz olsada gücümüz yok ve böyle bir riske aska girişemeyiz. Aramızda askerler var evet doğru ama onlar çok kalabalıklar diğer sığınaklarla bağlantımız kopmuş durumda ve durumumuz içler acısı. Açıkça söylemeliyimki dostlarım burada durup mucizeyi beklemek zorundayız elimizden gelen sadece bu"
-"İYİ AMA BURDA DURUP İNSANLIĞIN SONUNUN GELMESİNİ BEKLEYEMEYİZ DİRENMEDEN HİÇ BİR SAVAŞ KAZANILMAZ" Kendimi tutamamıştım birden ortaya çıkmıştım ve kelimeler ağzımdan dökülüvermişti.
Onlarca şaşkın göz üzerimdeydi...

BÖLÜM 47
Herkes bana doğru bakıyordu;
-"Buraya ne ara geldin sen!"
-"O yaratığamı güveneceğiz yani" tarzında kelimeler saçılmaya başlamıştı o anda;
-"SUSUUUN!" diye seslendi konuşmayı yapan adam. Ve devam etti "Bak kim olduğunu dahi bilmiyoruz senin ağzında hiç birşey yapamayız riskten uzak duracağız" dedi bana doğru.
-"Bakın bende sizler gibi insandım benimde bir ailem vardı rüyamda görmeseydim onları hatırlayamazdım. Benimde hayallerim varmış sizlerin olduğu gibi! Şimdi o hayallerimiz geleceğimiz baltalandı ve yokediliyor eğer buna karşı durmassak sonumuz gelir onlar eninde sonunda burayıda işgal edeceklerdir. Tek ihtiyacımız olan cesaret... Bakın ordumuz dengesiz bir şekilde yakalandı hazır değildi ve biz hazırız askeriyelerde kullanılmayı bekleyen askeri mühimmat var. Diğer insanlarla bağlantıyı ben kurarım ve bi yerden başlamış oluruz. Emin olunki dünyada bizden başka başkaldıranlarda vardır. Biz heleki Türk ırkı olarak asla boyun eğmemeliyiz. O yüzden diyorum aziz insanlar içinizden içgüdülerinizden gelen sese kulak verin ve bir mermide siz sıkın!!!"
Bi anda alkış ve gürültü kopmuştu insanlar adeta coşmuşlardı bu dediklerimle kendilerinden bir haylide emin olamaya başlamışlardı. Sanırım bir DEVRİM başkaldırış başlatmıştım..
 
Sercan1Yaman

Sercan1Yaman

Üye
45 dkdan fazla oldu okuyorum ama hikayelerin sonları yok :D
 
Superfan

Superfan

Üye
Ya karakter limiti yok mu?xD

- - - Eklendi - - -

Ya karakter limiti yok mu?xD
 
haydaravısyon

haydaravısyon

Üye
    Konu Sahibi
BÖLÜM 48
-"Eğer yarın diğerleriyle tekrar bağlantı kurmamızı sağlarsan olur. Şimdi herkes yemeğe" dedi liderleri.
-"Tebrik ederim güzel bir konuşmaydı" dedi benle ilgilenen kadın.
-"Teşekkür ederim" diye karşılık verdim.
-"Haydi o zaman akşam yemeğine bizimle gel"
-"Yemek yiceğimi sanmıyorum" dedim gülerek.
-"Olsun gel yinede.."
Büyük bir alana daha hareket ediyorduk sanki ortaçağ gibiydi tahta masalar pasaklı insanlar. Kimse kimseden çekinmiyordu burda herkes mutlu gibiydi sanki. Yemeklerini yediler koyu bir sohbete girmişlerdi bi kaç kere beni işaret etmişlerdi hatta bi kısmı, bir kısmı ise beni süzüyordu.
-"Bir adın varmı" diye sordu güzel kadın bana.
-"Evet bir adım var rüyamda annem bana Hakan diyordu."
-"Güzel bir isim benimki Elif"
20 li yaşlarda olduğu belliydi ve güzel bir kadındı. Saçları beline kadar geliyordu beyaz tenliydi suratında hep bir gülümseme varmış gibiydi.
-"Sence insan oğlu galip gelecekmi?" diye sordu.
-"Eğer biz istersek galip gelebiliriz" diye cevapladım gülümsedi.
-"Neyse yarın büyük gün diğerleriyle bağlantıyı kurcam biraz dinlenmem gerek" dedim ve oradan ayrıldım..

BÖLÜM 49
Sabah kaltığımda saatin kaç olduğunu bilmiyordum hazırlanmaya başladım. Daha sonra;
-"Uyandın demek" insanlardan biri benden önce uyanmıştı.
-"Diğer insanlarla bağlantıyı kurmaya gidicem nerde olduklarını öğrenmem lazım."
-"Peki seni Talat Albayın yanına götüreyim."
Maden ocağının koridorundan ilerliyorduk. daha sonra oda gibi bir yerin başına geldik.;
-"Sen burda bekle uyandırıp geliyorum."
Beklemeye başladım ama hala çıkmamıştı kimse dışarıya şüphelenmeye başladım tam perdeyi aralamıştımki birden birşey üzerime atladı. Kafamı yere düştüğümde duvara çarpmıştım. Çok atikti ten rengi çürük vişne rengiydi. Tısıldar gibi nefes alıyordu birden nasıl yaptığını anlayamadığım bir hamleyle bıçağa benzer aşırı keskin birşey çıkardı sağ kolundan ve bana doğru atıldı. Son anda hamlesine karşılık vermiştim boğazıma kadar yaklaştı ve iki elimle sağ kolunu zaptettim. Daha sonra ters bir hamleyle üste çıktım. Ve kafasını bi kaç kere yere vurdum. Karnımı sağlam bir çizik darbesi geçirmişti. Bi anda salmamdan yararlanarak sırtıma çıktı ve ve sol omzuma ağzıyla yapıştı. Çok keskin dişleri olduğunu hissetiğim acıyla anlamıştım. Gölgesinden elindeki keskin bıçağın havaya kalktığını gördüm tam saplacakken iki elimde onu sırtımdan çektim biraz et parçamıda ağzında götümüştü ve duvara yapıştırdım. Tekrar ayağı kalktı ve bana doğru gelmeye başladı çevik bir hamleyle ellerimle boynunun iki tarafını kavradım ve kafasını duvara doğru sürümeye başladım ve büyük bir hırsla olduğu gibi yere çarptım ve eline bitişik olan keskin bıçağı kafasına sapladım!
Böyle bir şeyi ilk defa görüyordum odaya girdiğimde kimse yoktu!

BÖLÜM 50
Odayı iyice yoktum kimse olmadığına emindim sadece kıyafetler vardı. Hemen koridordan diğerlerinin yanına doğru koştum orda herşey yolunda gibiydi. Hemen Elifi uyandırdım;
-"Başımız dertte olabilir insan şekline girmiş bir yaratık çıktı karşıma sabah."
-"Nasıl yani!"
-"Basbaya sabah uyandığımda bi kişi uyanıktı beni albayın yanına götüreceğini söyledi bir odaya girdi çıktığında başka bir yaratık olarak üzerime atıldı istersen cesedi göstereyim gel benimle"
Koşarak olay bölgesine geldi cesedi görünce baya bir irkilmişti
-"Hemen albaya haber verelim" dedi. Koşarak onu olduğu odaya gittik.İçeri girip albayı uyandırdık olanları anlattık. Bizimle birlikte cesedin başına geldi.;
-"Durum ciddi peki insanken farklı birşey gördünmü onda?" diye sordu.
-"Hayır farketmedim dedim başta ama yaratığın kolunda değişik bir işaret var. evet ya ondada dikkatimi çekmişti bu belki yardımcı olur bize." İşaret 6 gen içinde garip şekillerden oluşuyordu.
-"Herkesi toplayalım sen kontrolleri yap birazdan anons geçicem."
Odasına gittti bi kaç dakika sonra anons geçilmişti herkes ne olduğunu bilmeden geniş yerde toplandı. Herkes sıraya geçmişti Eli silahlı adamlar güvenliği sağlıyordu. Albay bana döndü ve işareti verdi
Herkesi tek tek kontrol etmeye başladım sonuç temizdi. Askerleride tek tek kontrol ettim hatta albay bile emin olmam için kendi kolunu gösterdi."
daha sonra diğerlerine durumu anlattık.. Albaya dönüp;
-"Yola çıkma zamanım gedi"dedim
-"Pekala o halde hazırlan yanına 2 tane silahlı adam ve bi tane sağlam araba veriyorum" dedi.

BÖLÜM 51
Yola çıkmak için iki askerde son hazırlıklarını yaptı. O anda albayda bana haritayı ve işaretli olan bölgeleri gösterdi. Banada bi tane g3 vermişlerdi. Dışarı çıktığımızda bir dağda olduğumuzu anladım. Arabayı askerlerden biri kullanıyordu bi hayli bozuk olan yoldan aşşağı doğru inmeye başladık;
-"Albay nasıl bir adamdır" diye sordum.
-"Üstün cesaret ve başarı madalyası olan biridir. Bu çoğu insanın kurtulmasını o sağlamıştır ileri görüşlü ve güçlü bir yapıya sahip biri" diye cevap verdi.
Şehre doğru inmeye başladık albayın bana verdiği haritayı inceliyordum. Bizden başka 3 yerde daha insan toplulukları vardı. İlk uğrayacağımız yer izmir manisa arasındaki bölgeydi orda bir fabrikada kalıyorlarmış. Yer yer yine yaratıkları görmeye başladım ama araç zırhlı olduğu için pekde zarar verebildikleri söylenemezdi. Hızla yolumuza devam ettik ve bornovaya vardığmızda ara ara binaların yerle bir olduğunu gördüm. Deprem felaketi izlenimi veriyordu daha sonra manisa yoluna doğru saptık haritaya bakarak 5 km falan ilerledikten sonra toprak bi yola girdik ve ilerlemeye başladık yolun sonunda devasa ve etrafı zırhlanmış bir bina dikkatimizi çekti. Sanırım varmıştık. Ben arabada bekledim askerler aşşağıya inip kapıya bi kaç kere vurdular biraz bekledik daha sonra yukardan bir ses yükseldi;
-"Siz kimsiniz?"
-"Maden ocağındaki sığınma bölgesinden geliyoruz"
-"Tamam o halde"
Bir kaç dakika sonra kapıyı açtılar kapı önünde ayak üstü konuştular daha sonra arabaya doğru yaklaştıklarını gördüm. Başıma geldiler;
-"Ürkütücü" dedi içlerinden biri.
-"O bize yardım ediyor"
-"Peki nasıl?" diye sordu.
-"İzninizle içerde yardımcı olayım burda güvende olmayabiliriz" diye cevap verdim.
Daha sonra binaya giriş yaptık.


- - - Eklendi - - -

BÖLÜM 52
İçeri girdiğimde etraf çok düzenliydi merdivenlerden yukarıya doğru çıkmaya başladık. İnsanları görmeye başladım bize göre az olsalarda kalabalık sayılırlardı. Beton bir binaydı pencerelerin hepsi kapalıydı tenekelerle. İnsanlar korkuyla bana doğru bakıyordu. İkinci kata çıktık orda 30 lu yaşlarda bi tane adam bizi karşıladı. 1,80 boylarındaydı zayıf sayılırdı elini uzattı.;
-"Talat Albaymı yolladı sizi"
-"Evet diye cevap verdi askerlerden biri." Bana dönüp;
-"Peki sen kimsin?" Hiç beni gördüğüne şaşırmışa benzemiyordu. Soğuk kanlılıkla bu soruyu yöneltmişti.
-"İnsanlık için kendini adayan biri Peki siz?" diye cevap verdim. Güldü;
-"Adım Serkan burdaki insanları kurtardım özel harekatcıydım. Peki gelme sebebiniz nedir?" diye sordu.
-"Artık karşı koymaya başlıyoruz bir dalga gibi büyüyeceğiz hızla onun için ilk önce siz benimle gelmelisiniz. Kapalı bir toplantı yapacağız bu arada bu büyük telsiz burda kalsın bizimle irtibat için gerekli" diye cevap verdim ve telsizi masaya koydum.
-"Albayın fikriyse gelirim tabiki" diye cevap verdi.
Ve arabaya atlayıp yola çıktık Bir sonraki durak yeraltıydı Halkapınarda.

BÖLÜM 53
Tekrar yola çıkmıştık yanına bir adamını daha almıştı. aynı bozuk yoldan devam ettik. Telsizle albaya plan değiştiğini ve Serkan’ı aldığımı ilettim. Sonraki durak Halkapınardı tabi şuan orda yaratıklar olabilirdi hazırlıkl olmalıydık İzmir’e çıkan dönemeçli yollardan geçiyorduk;
-“Biliyor musun aslında pek bir umudum yok” dedi birden bire.
-“Ama benim var buda benle insanlar arasında farkı apaçık ortaya koyuyor. Yenilgiyi kabullenmiyorum ve kazanmak için güç kadar zengin bir aklada ihtiyaç olduğununda farkındayım. Özel harekatçı olduğunu söylemiştin değil mi?”
-“Evet...”
-“Bak işte umudunun olması gerekirdi ama şunu söyleyeyin Türkiye’de özel harekat polislerinin dağlara verildiği günden beri şehirde olaylar çoğalmaya başlamıştı şehir içi terör örgütleri falan. Ama hükümet geçde olsa bunun farkına varmıştı. Tabi bu olaylar yaşanalı 8 yıl oldu ve 2020 yılındayız. Burdan çıkaracağın şey özel harekatcılar güçden çok akla ihtiyacı olan kuvvetlerdir. Ve şehirlerde akla daha çok ihtiyac vardır zamanlama falan. Kazanmamız sadece güce dayalı değil.”
-“Etkileyici planın vardır umarım.”
-“Sen merak etme...”
Bir sessizlik oluştu daha sonra birden bir gürültü kopmuştu. Araba kontrolden çıkmış gibiydi sağa sola savruluyordu. Ve devamlı tavandan gürültüler geliyordu. Birşey sanki devamlı vuruyordu.;
-“Siz burda kalın!” dedim ve elime bir tane G3 alıp arka kapakları açtım. Asfalta baktığımda olağan bir hızda olduğumuzu anlamıştım ve gölgeler beni germişti kanatlı olan yaratıklar şuan tam tepemizdeydi. Hemen arabanın üst tarafını ellerimle sıkıca kavradım ve kendimi yukarıya doğru çektim. Karşımdaki yaratık beni farketmemişti. Elleriyle tavanı indirme çabası içersindeydi. Tam kafasına doğru nişan aldım ve elimi tetiğe adeta yapıştırdım. Olduğu yere yığılmıştı. Tam o anda havalandığımı hissettim yaratıklardan biri beni kapmıştı ve havalınıyordum. Elimdeki silahda yere düşmüştü o anda yaratığın boynunu dişlerimle kavradım. Ve bu onun canını yakmıştı daha fazla havalanamadan beni bıraktı ve ağaçların üzerine düştüm. Ufak bir sarsıntı yaşamıştım kafamın içinde ama kendimi toparladım. Ağaçların arasından yola çıktım arabayı göremiyordum. Ve yaklaşık 1 dakika sonra araba karşımda belirdi ama tepesinde 2 tane daha yaratık vardı. Bir şeyler yapmalıydım aksi halde diğerlerini kaybedebilirdim. Elimle durmalarını işaret ettim biden firene bastılar ve yaratıklar dengesini kaybedip önüme doğru düştü Birini sıkı bir şekilde boğazınından kavramıştım o anda Serkan arabanın üzerinde belirdi ve benim tuttuğum yaratığı tam kafasından vurarak etkisiz hale getirdi. Diğeri havalanmıştı ve tam Serka’nın üzerine doğru yöneliyordu. Ve yerde hareketsiz bir biçimde yatan yaratığı iyice etrafımda döndürmeye başladım yerini ve zamanlamamı ayarlayıp Serkan’la yaratığın arasına bıraktım ve tam istedğim gibi diğer yaratık çarpmanın etkisiyle dengesini kaybetti. Onuda diğer askerler etkisiz hale getirmişti.
-“Ölümün ucundan döndük” dedi serkan şaşırmış gözlerle.
-“Şanslı sayılabilirdik.” Dedim.
Arabaya tekrar atladım. Atladım 10 dakika sonra bornovaya varmıştık aylak yaratıklardan görmeyede başladık tabii.

BÖLÜM 54
Hantal olanların aralarından onlara çarpa çarpa ilerliyorduk. Kanatlı yaratıkların açtı delikten gün ışığını görebiliyordum. Halkapınar yönüne doğru saptık aşşağı yukarı 5 dk sonra metro istasyonunun oraya varmıştık. Harita tam bulunduğumuz yeri gösteriyodu rögar kapaklarının altında kanalizasyonlarda olmalılardı. Yerken bi tane demir yardımıyla söktüm. Kafamı içeri sokup bağırmaya başladım ama yankılarımdan başka birşey yoktu. Daha sonra o civardaki tüm rögar kapaklarını söküp aramaya devam etmiştim ama bulamadım. Tam onlardan umudumu kesmişken eski bir Ford kamyonet dikkatimi çekti hantal hantal yaklaşıyordu. Bizi farketti ve birden durdu.;
-“Onlar olabilir el sallayın.”
Diğer iki asker el sallamaya başladılar ve tekrar yanımıza gelmeye başladılar yaklaştıklarında kasanın yiyecekle dolu olduğunu farkettim. Arabadan 40 lı yaşlarda uzun sakallı bi tane adam birde 17-18 yaşlarında genç bir çocuk indi gözlerini benden ayırmıyorlardı.
-“Kimsiniz?” diye sordular.
-“Biz madenden geliyoruz önemli bir durum var” diye cevap verdim.
-“Konuştuğuma şaşırmış gibilerdi iyice gözleri açıldı.”
-“Peki bizimle gelin” diye cevapladı.
Etrafı telle örgülü bir yere geldik metroların tamir ve test edildiği bir yerdi burası biliyordum. Daha sonra metronun kapısını çaldı ve kapıyı açabilirsiniz diye seslendi. Ve sadece tek bir kapı otomatik olarak açıldı bu şaşırtıcıydı oysa yeraltındalar sanıyordum...

BÖLÜM 55
İçeri girdiğimde vagonların birine bağlı ve birleşik olduğunu farkettim. Vagonlarda pekçok insan vardı. Herkes yine bana şaşkınlıkla bakıyordu. Pencereler katlanan perdelerle kapalıydı. Ve metronun kenarlı ağır silahlarla savunulabilir hale getirilmişti. En ön tarafa kadar yürüdük daha sonra en ön vagonda yaşlı bir adam bizi karşıladı.;
-"Kenan bunlarda kim"
-"Madenden geldiklerini söylediler."
-"Evet doğru ama siz burda nasıl hayatta kaldınız" diye cevap verdim
-"Hey sen nesin böyle şaka mı dışarda dikkat etmen lazımdı yukardada teller vardı ve bütün teller elektirikli zaten silah savunmamızda var.?"
-"Şaka veya gerçek buraya gelmek için bir amacımız var size ihtiyacımız var ki geldik" dedim
-"Peki neymiş o amaç?" diye cevapladı.
-"başkaldırış"
-"Bu şaka değil değil mi Talat albaya bi kaç kere savunalım diye haber yollamıştım ama reddedmişti." diye cevap verdi.
-"Artık atağa geçiyoruz merak etme" diye cevap verdim.
-"Bu çok iyi bi haber diye cevap verdi ve "Kenan sen benle gel" diye deva etti.
Tekrar yola çıkmıştık sıradaki hedef çiğli tarafıydı ve bi hayli tehlikeliydi...

BÖLÜM 56
Alsancağa çıkmadan çevre yolunu kullanmak en iyi fikirdi. Hem başımız beladan daha az uzakta kalırdı. Son aldığımız adam 60-70 yaş arasında gösteriyordu. Suratının belli yerleri kırışmış saçları ise beyazdı. Ama oldukca güçlü bir görünümü vardı. Bana döndü;
-“Bir adın varmı?”
-“Evet adım Hakan peki ya sizinki” diye cevapladım.
-“Benimde Arif Peki bir hikayen var mı?” Diye sordu. Sadece hatırladığım bölümleri kısa bir şekilde ona anlattım. Daha sonra;
-“Peki sen ne iş yapıyordun.” Diye sordum.
-“Yerel gazetede bi köşe yazarıydım. Bundan önce pek çok yerde görev aldım Türkiye’nin uluslar arası konumu ile ilgili yerlerde tabiki”
-“Bu etkileyeci” diye cevap verdim.
-“Zor bi ömür tükettiğimi söyleyebilirim açıkcası.”
-“Bu arada son durağımız olan Çiğli oldukca tehlikeli bir bölge çok dikkatli ve hızlı olmalıyız.”
-“Evet orda neler olduğunu biliyorum” diye söze girdi Serkan.
O arada arabayı kullanan asker;
-“Önümüzde Sivil insanlar var 3 kişiler ama etraftaki yaratıklar onları farketmiş durumda bunlar ne yapıyor?”
-“Hemen arabayı durdur siz burda bekleyin” diye cevap verdim.
Hemen arka kapağı açıp yola atladım beni farketmemişlerdi. 3 tane genç oğlan ve ne yapacaklarını şaşırmış haldeler. Onlara doğru bağırdım
-“Sakin olun bunlar bilinçli zombi sizi bilerek kapana kıstırmaya çalışıyorlar ani hakeretlerden kaçının.”
Ama beni duymamışlardı sert bir rüzgar hakimdi. Yaya geçit tabelasını yerinden söktüm mermi kullanıp hepsini buraya çekemezdim. Aşırı rüzgardanda yararlanıp dikkatli ve yavaş adımlarla zombilere doğru yaklaştım. O anda beni diğer üç oğlan farketmişti. Elimle sus işareti yaptım ve elimdeki tabelayı büyük bir kuvvetle boyunlarına doğru savurdum ilk sallayışta 2 tanesini haklamıştım. Arabaya doğru koşmalarını söyledim. Ve arkalarına bakmadan arabaya doğru koşmaya başladılar. Yaratıkların dikkatini çekmiştim üzerime ilk atılan çiftcinin bağırsaklarını tabelanın sivri tarafıyla dışarı döktüm. Sersemlemişti daha sonra kafatasının yarısını parçaladım. Karşıdaki dükkanın camlarından arkamdan geç bir kız yaklaştığını farkettim. Tabelanın arkasıyla ona sert bir darbe indirdim ve 180 derece dönüp kafasını uçurdum yine aynı şeyleri hissediyordum daha çok öldürmek daha çok kan. Ve düşünmeden bi kaçını daha aynı taktikle kafalarını vücudlarından ayırdım. Birden silah sesleri duymaya başladım bizimkiler arabadan inmişti diğer kalan yaratıkların ve zombilerin üzerine mermi yağdırmaya başladılar ve kısa sürede orayı temizlemişlerdi ama bu büyük bir hataydı.
-“Çabuk arabaya!” diye bağırdım. Hepsi arabaya bindi en arkadan ben kalmıştım arabaya direk atladım. Arka kapıları kapamıştım herkes nefes nefese kalmıştı. Kaldığımız yerden tam hızla devam ediyorduk. Diğer 3 kişiye baktığımda H***S***R!...


- - - Eklendi - - -

BÖLÜM 57
Üçününde kolunda aynı işaret vardı. Oldukça soğukkanlı davranıyordum gözlerimi üzerlerinden ayırmıyordum doğru zamanı beklemeye başladım. Sanırım farketmişlerdi göz göze geldik gözleri kararmaya başladı ve birden biri benim üzerime atladı ve üzerimdeyken değişime uğradı. Bi anda diğerlerini arabayı kullanan askerin üzerinde gördüm ve aynı anda büyük gürültüyle araba dengesini kaybetti ve yan yattı kaldırımdan taklada atmış olabilirdik. Ve içerde silah ve bağırış sesleri duymaya başladım rastgele ateş açılmıştı içerde. Bana tutunan omzumdan ıssırmışrı beni büyük bir acı duydum. Ama var gücümle boynunu bir kısmını dişlerimin yardımıyla bedeninden ayırdım. Bi tane kalmıştı diğerinin kafası uçmuş haldeydi. Elime G3 alıp onuda olduğu yere indirdim.
-“Ağhh koluum!” diye bağırdı asker.
-“S***R hay allahım! Vurulmuşum” dedi Arif.
Daha sonra manzaraya baktığımda ürkütücüydü. Askerlerden birinin kafası diğerinin ise kolu kopmuştu. Serkanın adamı ise bacağından Arif kolundan yara almıştı. Bunları bu halde dışarı çıkaramazdım acilen geniş bi araba bulmalıydım. Diğerlerine burda kalmalarını söyledim ve dışarı fırladım. Cadde boyunca koşturdum bir belediye otobüsü görmüştüm ama çalışmayacak haldeydi tekerleri inikti. Koşmaya devam ettim sonunda sağlam bir minübüs bulmuştum. Ona atlayıp geri döndüm ve aracın arka kısmına yanaştırdım. Yaralı olanları minübüse yavaşca bindirdik askerden başka diğerlerinin sesi çıkmıyorda ama onun canının gercekten yandığına emindim. Herkes bindikten sonra yola devam ettik bi eczane dikkatimi çekti. Sakallı adam;
-“Ben birşeyler bakayım” dedi
-“Tamam ama çabuk ol” dedim.
Beş dakika sonra arabaya atladı;
-“Hızlısın” dedi Serkan.
Pansumanlar yapılıyordu yola devam ettik ama olayın şokunu hala üzerimizden atamamıştık. Herkes susmuştu ve dışarıyı izliyorlardı. Deniz hala aynı metalik gri rengindeydi.
-“Diğer asker için çok üzüldüm” dedi Arif.
-“En yakın arkadaşımdı sizle yola çıkarken seni yalnız bırakamam diye benimle geldi” diye araya girdi kolu kopan asker.
-“Cesur bi askerdi” diye cevap verdim.
-“Gideceğimiz yerde emin olun yaratıklardan yüzlerce olabilir” dedi Serkan.
Sakallı adam;
-“Evet nasıl bir belaya girdiğimizi oraya gidince anlayacağız..”
-“En önemli nokta orası çünkü rütbeli pek çok asker var orda sığınaklarda bolca askerler var yani rütbeli ve rütbesiz ordaki saldırıdan sığınağa kaçan çokmuş. Bu arabayla oraya gidemeyiz yaklaştığımızda güvenli bir yere arabayı çekicez. Siz arabada bekliyeceksiniz bir kişi benimle gelcek aksi halde arabayla gidersek sonumuz gelir dikkat çekeriz” dedim.
-“Sakallı adam söze girdi;
-“Tamam ben seninle gelirim İran’da profösyonel savaş eğitimi aldım.”
-“sen iranlı mısın” diye sordum.
-“Evet babam Türk annem İranlı orda yaşıyorduk buraya yakınlarımızı görmek için gelmiştik şimdi ailem yok oldu. İntikamlarını almalıyım!” dedi kararlı bir şekilde.
-“Hepimiz ölen yakınlarımızın intikamını alacağız merak etme..” dedim.

BÖLÜM 58
Yol boyunca sessizlik hakim olmuştu dağınık caddelerden geçiyorduk devamlı. Rüzgar yol kenarındaki sağ kalabilmiş ağaçların dallarını dövüyordu. Verdiğim sözlerdenmidir bilmiyorum daha çok kararlıydım bu insanların hayatları bana bağlıydı kendi geçmişimi kaybetmiştim ama insanlık geri kazanılmalıydı. Burdaki bütün insanların ailesi vardı geçmiş bir hayatı.. Peki benim? Benim geçmişim ailem varmıydı emin olamıyordum geçmişi düşünmeye çalıştıkca bi soğukluk hissediyordum vücudumda.
"Yaklaştık" artık dedi sakallı adam ve arabayı kenarı çekti dürbünü çıkarıp etrafı izledi bir kaç dakika hepimiz gözlerimizle onu takip ettik. Ardından devam etti"Arabayı koyacak bi garaj buldum" dedi.
Kişisel bir garajdı şansımıza kapısıda sağlam görünüyordu. Diğerleri içeride kaldı sakallı adamla birlikte birtek ben dışarıdaydım. Ona doğru dönüp;
-"Bir adın vardır umarım?" diye sordum bu aslında tam soru sayılmazdı.
-"Hafez" diye cevap verdi ve ardından sanki bir sonraki sorumu sormaya fırsat vermeden cevapladı."Koruyucu anlamına geliyor" hafifce gülümsedi.
-"İddalı bir isim dedim bende adımı hatırlasam keşke" dedim
Sanada bir isim bulalım bu cehennemden çıktıktan sonra" dedi.
Yokuşun sonuna geldiğimizde sığınağı tahmin ettiğimiz yerde manzara hiçde iç acıcı değildi. Bir plan yapmalıydık.
-"Hafez iyi bir planım var" dedi. Pür dikkat onu dinlemeye başladım. "Bir araba bulup onu çok dikkat çekecek bi yerden ateşliyip gaz pedalına bi kaya parçası koyup dikkatlerini o arabanın üzerine çekeriz ve geride kalan kısımı biz haklarız" dedi planı geçerli sayılabilirdi. Ve birden söze girdim;
-"Hadi o zaman yola koyulalım!"


BÖLÜM 59
Çalışır bir araba bulmak yaklaşık 10 dakikamızı almıştı. Gri renk bir meganedı ve oldukca iyi durumdaydı. Ama 6. hissimin kuvvetini bu gibi durumlarda daha iyi anlayabiliyordum. İçimden geçen planın başarısız olcağıydı.Bi an için Hafez'e dönüp;
-"Bence planı daha bir hale getirmeliyiz"dedim. Hafez bana doğru çevirdi gözlerini."Bu ufak bir arabayla olmaz Çiğli sanayi bölgesine gidip bi tır edinmeliyiz böylece herşey daha mümkün hale gelir."
-"Haklısın kendimizi sağlama almakta yarar var. O halde ilk iş sanayi bölgesine gitmek oraya varmamız 20 dakikamızı almaz."
Megane ı kullanarak sanayi bölgesine doğru yola koyulduk yollarda birbirinden bağımsız zombilerden başka birşey görmedik. . Dediği gibi 15 dk bile sürmemişti oraya varmamız ama gittiğimizda girişti devasa bir kapı bizi karşıladı kapıya dokunduğumda yüksek voltta bir elektirik akımına marus kaldım. Hafez;
-"Birşeyin yok ya?"
-"Hayır iyiyim ama buda neyin nesi böyle"
-"Hiç bir fikrim yok ama bunu açmanın bir yolunu bulmalıyız."
-"Bana bırak" diye cevapladım ve arabaya bindim.
Hafezin şaşkın bakışları arasında kapıya odaklandım gaz pedalına sonuna kadar bastım tekerleklerin her bir hareketini hissedebiliyordum son hızla kapıya girdim. büyük bir gürültüyle içeri doğru savruldum ve çöp konteynırlarına çarparak durabililmiştim. Bi anlık şokun ardından hemen kendime geldim Hafez bana doğru koşuyordu bağırarak;
-"Sen bi çılgınsın!!"
Arabanın kapısı sıkışmıştı tekme darbesiyle kapıyı indirdim ve hafifce gülümsedim.
-"Hemen bir tır bulmalıyız" dedim. İç taraflara doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım yaklaşık 5 dk yürüdük daha sonra yaysat ın tırı dikkatimizi çekti. Birbirimizin gözlerinin içine bakıp sanki bir zafer kazanmış gibi güldük. Tırın konteynırı gazetelerle yüklüdü bu iyiye işaretti böylece alev daha etkili hale gelebilirdi. Tam o anda ensemde bir soğukluk hissettim ve ardından ;
-"Sakın kıpırdama.."

BÖLÜM 60
Güldüm tam çeviklikle arkama dönüp onu etkisiz hale getirecektim ki hafez ayağıyla beni uyardı her yerde eli silahlı adamlar vardı. -"Hemen elindeki silahları bırak!" Sesinde keskin bir kararlılık vardı. Hafez yavaşca silahları yere doğru bıraktı. Bu insanların burda olduğunu hiç bilmiyorduk hiç kimse bilmiyordu kimdi bunlar. Bizi başa bi yere doğru götürmeye başladılar hepsi bana bakıyordu. Bomboş bir odaya soktular bizi hepsinin simalarına baktım.
-"Burda ne işiniz vardı ve sen kimsin özellikle?" diye sordu içlerinden biri lider olup olması benim için pek önemli değildi.
-"Benim ne olduğum önemli değil önemli olan tır ve biz onun için geldik"
-"Ha..Ha..haha.. demek tır için geldiniz ne yapacaksınız? Geberiklere gazetemi dağıtacaksınız? dalga geçercesine bize doğru baktı.
-"Bakın zaman kaybetmememiz lazım o yaratıkları durduracaksak zamana ihtiyacımız var bize istediğimizi verin ve bizi bırakın."
-"Beni anlamadım galiba burdan öylece çıkamassın."
-"Pek o zaman istediğini oynayalım" Kendimden emindim.
Çok ani bir reflexle söyledikden 1-2 saniye sonra o adamı yakasına yapıştır birden ve onu kullanarak içerdeki diğer herkesi etkisiz hale getirmeye başladı ayaklarıyla üzerime gelen herkese savurdum onu bir yandan kendime kalkan yaptığım için ateş edemiyorlardı. Bir kaç dakika içinde odadaki herkesi etkisiz hale getirdim hafez hemen silahlarını geri aldı. Adama doğru döndüm ve yere attım.
-"Bak istediğin oldu hoşçakal."
Adamın şaşkın ve öfke dolu bakışları arasında dışarı çıktık ve tıra atladık. Kırdığım ana girişten dışarı çıktık beş dakika yol gittikten sonra bi tane benzin istasyonuna yanaştık ve alabildiğimiz kadar yakıt aldık. Hafez gülerek;
-"Çok aptallardı"
-"Kimdi acaba bunlar?" diye cevapladım.
-"Bi fikrim yok ama ben o adamları sevmedim."
Kovaları doldurdukdan sonra Yola devam ettik 15 dakika daha hareket ettikten sonra varmak istediğimiz noktaya gelmiştik...


- - - Eklendi - - -

Bölüm 61
Arazi biraz engebelliydi rüzgarsa çok hafiflemişti. Aşşağıda birer zavallı böcek gibi görünüyorlardı. Dünya bu böceklerden bir an önce temizlenmeliydi. Hakan hafeze gözleriyle işareti verdi. Bu bakış aşırı derecede özgüven anlamı taşıyordu. Benzini gazetelere iyice boca ettiler koku her tarafı sarmıştı. Hakan yerden irice bir kaya aldı Hafez'i bekliyordu artık. Hafez elindeki işlemeli zippoyu ateşleyip gazetelerin üzerine fırlattı. Bu zippo orduda yaptığı tehlikeli operasyonlarda yanından ayırmadığı tek kişisel eşyasıydı. Zipponun yaydığı ateş gazetelere bir anda nüfuz etti. Konteynır bir anda alev aldı ve Hakan Tır'ı çalıştırdıktan sonra kayayı pedala bıraktı. Kendini hareket eden tırdan dışarı doğru savurdu. Tır adeta kızgın bir boğa gibi alevler saçarak bayır aşşağı iniyordu. Koca bir alev topu! Yaratıkların dikkatini bu tıra vermeleri pek de geç olmadı. Hepsi onu takip etmeye başladı...
Hakan;
"Şimdi tam zamanı hadi!"
Hafez cevap vermedeb hakanlar birlikte aşşağıya inmeye başladı. Sırtındaki içi silah dolu çanta onu biraz zorlamıştı. Çok geçmeden karşılarında geride kalanları belirmeye başlamıştı.
Silahlar yaratıkların üzerine mermi kusmaya başladı. İkiside tam profesyonelce her defasında tam kafalarına nişan almayı başarmıştı. Onlarında beklediği gibi kanatlılar belirmişti 3 ü aynı anda üstlerine doğru hızla alçalmaya başladı. Hakan gözlerini kıstı ve belindeki iri kamayı sıkıca eliyle kavradı. Hafez ise bir diziyle yere çökmüştü. Hakan en sağdakine bir çekirge gibi sıçradı ve onun vücuduna tutunup destek alarak çevik bir hamleyle ortadakinin başını gövdesinden ayırdı. Hafez ise çoktan diğerinin vücuduna kurşunları boşaltmıştı. Çok geçmeden soldakide etkisiz hale geldi. Hakan hızla yaratıkla yere düşüyordu. Kamasını yaratığın tam vücuna doğrultup üst tarafta kaldı. Yere indiklerinde yaratığın vücudunda bir delik açılmıştı ve kafasına tereddütsüz kamayı sapladı.

Kafalarını kuzeye çevirdiklerinde oldukları yerde dona kaldılar.



BÖLÜM 62

Ufukta devasa zepline benzeyen bir şey belirmişti. Soğuk ve ürpertici bir görünüşü vardı. Bunun ne olabiliceği hakkında fikirleri yoktu bin metreden uçtuğu belliydi. Hakan'la Hafez yerlerinden kıpırdamamışlardı. Bu iri şeyin seside ürkütücüydü. Ama zamanlarıda çok azalmıştı. Hakan;
"Bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum çok garip zamanımızda yok"
"Evet meraktan çıldıracak olsamda bir görevimiz var"
"Hadi o zaman yakında bunuda öğreniriz" Hakan son sözü söyledikten sonra hemen sığınağa doğru ilerlemeye başladı. Kapı içeriye doğru gömülmüştü sanki. Olağan durumlarda kullanılmak için yapılmış bir yerdi. Ama o zamanlar böyle bir olayın olacağını kimse tahmin edemezdi. Hakan sertce kapıyı çaldı. İçerden ses gelmeyince tekrar denedi. Hafezin dikkatini sağ üst taraftaki güvenlik kamerası çekti. Hakanın omzuna dokundu ve kamerayı işaret etti.
"Beni gördülerse birazdan açarlar" dedi.
"Ama beni gördüler ve bizi onlardan biri sanıyorlardır muhtemelen."
Hafez birden kollarını sıyırarak; "o zaman bizde kollarımızdaki işaretin olmadığını kanıtlarız" dedi.
Tam o sırada kapı açıldı karşılarında iki tane iri yapılı silahlı asker belirdi.Soğuk bir tavırla uzun boylu olan "İçeri" dedi. Hakan ve hafez içeri adım attılar.Ve kapı arkalarından otomatik olarak kapandı. Askerler " bizimle gelin" deyip sırtlarını döndüler.İçerisi çok farklıydı ve neyseki sıcaktı... Duvarlarda Atatürk'ün fotoğrafları ve Türk bayrakları asılıydı. Bir yol ayrımına gelindikten sonra askerler "Buradan" diye talimat verdi. Sola döndüklerinde otomatik bir kapı karşılarına çıktı. Askerlerden biri parmağını bölmeye doğru uzattı. Sinyal sesinin ardından kapı açıldı. Girdikleri oda ferah ve oldukça sadeydi. Eşya barındırmayacak kadar sade. "Burda bekleyin birazdan bir yetkili burada olacak." Askerler dışarı çıktı duvarlar yarı saydam gibiydi. Hafez Hakan'a dönüp;
"Burası çok farklı sence nedir bu."
"Pek bir bilgim yok bekleyip göreceğiz."
"İyi bir açıklaması vardır umarım burasının."
Hafez yutkunup duvarları incelemeye başladı. Bir kaç dakika sonra kapı açıldı... İçeri giren adam kel solgun ve ifadesiz bir mizaca sahipti. Ağır adımlarla özellikle Hakan'a bakarak ilerledi.
"Bu... bu nasıl olur mantıksız ve mükemmel!" Sesi tityordu ve büyük bir şaşkınlık içersindeydi. Hakana dahada yaklaştı. Onu yakından incelemeye başladı "Mucize gibi çok garip. Siz nerden geldiniz?" Hafez sesini yükselterek cevap verdi.
"Öncelikle bilmenizi isterimki biz sizin tarafınızdayız."
"Biliyorum kameradan sizi izledik. Gelin benimle daha iyi şartlar altında konuşmalıyız hikayenizi ayak üstü dinlemek istemem".



Bölüm 63
Kapıdan dışarı çıktıklarına önlerindeki adamla birlikte koridora yöneldiler başka bir kapıdan içeri girdiklerinde bu kez karşılarına çıkan oda daha sıcak ve daha samimiydi. Bürodan daha çok bir çalışma odasıydı. Büyükce bir kitaplık hemen sağ taraflarındaydı. Kitaplığın üzerinde dikkat çekici bir gemi maketi vardı. Adam onlara oturmalarını rica etti. Oturdukları koltuklar oldukca rahattı yer krem rengi bir halıyla döşenmişti. Bu odada asıl dikkat çekici olan ise karşı duvarı kaplamış olan İstanbul boğazının manzarasıydı. Adam yutkunarak;
"Öncelikle adım Yusuf burada insanlık için çalısan bilim adamıyım. Siz her kimseniz" Gözlerini tekrar Hakan'a dikti. "Bizim için çok önemlisiniz şuan ama sen böyle nasıl geliştin söyler misin. Böyle bir durumlar ilk defa karşı karşıyayım burda benim gibi pek çok bilim adamı var onlar da seni çok merak ediyorlar ama onlara beklemelerini ben söyledim. Şimdi sizi dinliyorum hikayeniz nedir?"
Hakan söze girdi "Çok garip ama bilmiyorum tam olarak bana ne oldu bilmiyorum ama ara ara sanki tekrar hatırlıyormuşum gibi ama sonuç olarak yine hatırlamıyorum."
"O zaman sana bi kaç tahlil yapmamız gerekecek umarım hafıza ilaçlarımız sende işe yarar son olanlardan sonra çoğu insana bundan lazım oldu"
"Bu bugün duyduğum en iyi haber ama bizim buraya gelmedeki amacımız bambaşka."
"Ne peki?"
"Bizi Talat Albay tarafından gönderildik maden ocağından bilginiz kesinlikle vardır bir baş kaldırış planlıyoruz insanlık böyle yok olmamalı."
"Böyle gelişi güzel kurtaramazsınız peki bir planınız var mı?
"Henüz yok"
Yusuf dalga geçerek gülmeye başladı "Bir plan olmadan yola çıktınız ama neyseki bizim bir planımız var."
"Peki ne gibi bir planınız var"
Onu zamanla öğreneceksin öncelikle senin şu hafıza olayını halletmemiz lazım benimle gel arkadaşın kalabilir.
Hafez birden araya girdi "Olmaz bende geliyorum"
"Üzgünüm sadece bilim adamları girebilir labrotuvara arkadaşında bizim için önemli"
"Size güveniyorum"
Hakan Yusuf'un peşindenden tekrar koridora çıktı. Hakanın aklı iyice karışmıştı böyle bir laboratuvarı tahmin edemezdi demekki hala birileri insanlık için çalışıyor diye düşündü. Yusufa yönelip;
"Az kalsın unutuyordum buraya gelirken garip bir şey gördük çok büyüktü zeplin gibi hatta zeplinden bile daha iri"
"Aynı şeyi bize gördük bu şey seçkin ve tepelerdeki korkakların sığındığı bir gemi. Diğer insanların ölmesine aldırış etmeden kaçtılar... Ama insanlık onları affetmiyecek"
"Aşşağılık korkak herifler ülke başkanları falan mı var"
"Bazıları öyle Türkiyeden kimseyi almadılar bile ayrım burada kendini belli ediyor. Avrupa ülkeleri, Japonlar, Amerikalılar ve şu zengin Araplar. Bunlardan oluşuyor"
"Allah belalarını versin!"
"Neyseki bizim gibileri var hala senin şu işi hallettikten sonra devam burada neler olduğunu ve planlarımızı sana açıklarım. İşte geldik"
...


BÖLÜM 64
"Yardım edin arkadaşım doğurmak üzere!"
Bu ses... Nasıl böyle tanıdık gelebilir Hakan çok garip hissetmeye başladı. Kafasını sesin geldiği yöne doğru çevirdi. Onu gördüğünde sanki beyninde cam parçaları varmış gibi hissetti. Sesin sahini garip duygular uyandırmıştı onda. 1,75 boylarında buğday tenli küt saçlı bir kızdı. Gözleri derin ve anlamlıydı uzaklara götürüyordu sanki. Hakan için sanki zaman orada durmuş gibiydi. Kız ondan ürkmüştü geri adım atmaya başladı korkudan gözleri iyice açılmıştı. Yusuf ortamdaki gerginliğin farkına vardı homurdanarak cevap verdi;
"Merak etmeyin hemen birini yoluyorum kaç numaralı koğuş"
"Üç numaralı acele edin." Arkasını dönüp telaşlı bir şekilde gitmişti.
O gidince hakan tek başına kalmış gibi hissetti sadece bakakalmıştı arkasından.Yusuf eline bir telsiz aldı ve gerekli bilgileri vermişti. Hakanın hala dalgın olduğunu görünce;
"Hoş bir kız değil mi?" Hakan cevao vermedi. "Neyse gel hadi içeriyi görmelisin.."
Hakan içeri girdiğinde şaşkınlığını gizleyemedi. Burası mükemmel bir yerdi çölde serap gibi bir şeydi. Beyaz gömlekli bilim adamlarıyla doluydu her yer. Bu beyaz odayı göz ucuyla inceledi..
"Harika"
"Tabiki de öyle!" Yusuf sonra yüzünü çalışanlara döndü "Beyler yeni arkadaşımıza hoşgeldin diyelim."
O ana kadar onların geldiğini farktemeyen bilim adamları Hakan'ı gördüklerinde meşgul olduğu işleri bir anda bıraktılar. Yavaş yavaş yanlarına gelmeye başladılar.
"Vay canına.."
"Tek kelimeyle harika!"
"Mucize diye buna derim ben!"
Çevresini saranlar ona karşı baya bir ilgi göstermeye başladılar. Hakan bu ilgiden pek de memnun olmuşa benzemiyordu. Yusuf onlara doğru dönüp;
"Arkadaşımız buraya başka bi sığınaktan gelmiş. Kadir ve Pınar siz benimle gelin diğerleri işine dönebilir."
Hiç biri itiraz bile etmeden işlerinin başına geri döndüler. Kadir kısa boylu ufak tefek biriydi boyuna göre abartılı bol giyinişi vardı. Saçları dökülmeye yüz tutmuştu. Yanındaki Pınar ise kızıl ve uzun saçlı beyaz tenli bir kadındı. Sivilcelerden kalma lekeler vardı yüzünde. Onlarla birlikte laboratuvarın uç noktasına geçtiler. Yusuf;
"Lütfen yat burda senden kan örneği alıcaz ardından röntgen çekilecek"
Hakan tereddüt ederek denileni yaptı. Kolunu sıyırdı bayan olan şırınganın tamamını doldurdu. Kan siyaha yakın bir renkdeydi bu onu çok şaşırtmıştı. Şırıngayla birlikte karşı tarafa doğru uzaklaştı. Yirmi dakika kadar yatmıştı Hakan. Yusuf hakanın yanında belirdi "Akşama sonuçları öğreniriz ama diceğim şu ki kanında büyük farklılıklar var. Kadirle beraber röntgene doğru geçin"
"Peki ama diğer arkadaşlarıma ulaşmamız lazım onlar şuan bi garajda beni bekliyorlar"
"Tamamdır röntgenden sonra senin yanına gelicem bu işi çözeceğiz"
Yüzünde güven hissi oluşmuştu hakanın. Kadirle birlikte röntgen için yürümeye başladılar...


BÖLÜM 65
Burdaki bir çok şey gibi Hakan'ın hayatında ilk defa gördüğü kumandaya benzeyen bir aleti üzerinde gezdirdi buna bağlı bir ekranda herşey kopyalanmıştı. Kadir;
"Organlarında normal insanlara göre daha büyük" dedi. Ardından makinadan çıkan diski alıp dosyaya koydu. Herşey çabucak olmuştu.
Hakan kadire dönüp;
"Yusuf beyin yanına gitmem lazım"
"Peki benimle gel"
Tekrar koridora çıktılar ve yavaş adımlarla Yusuf'un odasına doğru ilerlediler. Yusufun odasını Hafezin kaldığı oda olduğunu Hakan daha ilk geldiklerinde anlamıştı. Kadir kapıyı çaldı ve bir kaç saniye sonra kapı açıldı. Hafezde içerideydi Hakan'a yönelip;
"Seni gördüğüme sevindim biraz önce bizimkileri almak için çıktılar"
"Bunu duyduğuma sevindim keşke bende gitseydim"
Yusuf Hakan'a dönüp"Çok iyi bir birlik gönderdiğime emin olabilirsin gözün arkanda kalmasın."
"Ama dışarıda çok sayıda yaratık var!"
Yusuf omuz silkti."Onlarda son zamanlarda bunu eğitimini gerek koruma bölgesinde gerekse burda aldılar. Burada bulundurduğumuz sivilleri kurtardılar aynı zamanda yani merak etmene gerek yok."
Hakan gözlerini Yusuf'a dikerek "Peki öyle olsun şimdi bana burayı anlat."
Yusuf yutkundu gülerek"Peki koca adam senin için özetlerim" dedi ve önünde duran bir bardak suyun yarısını içti ve devam etti."Savunma bölgesi yok olduktan sonra buraya geçtik, inanılmaz boyutlarda kayıplarımız oldu. Savunma bölgesindeki pek çok sivil halkı kurtardık. Burası gizli bir sığınak pek çok olanaklara sahip bir yer. Burada o yaratıkların anotomisini davranış şekillerini inceledik. Pek çok çeşitilik göstermiş durumdalar."
Hakan sözünü kesti"Hemen hemen hepsiyle karşılaştım."
Yusuf başını sallayıp"Bundan emin olma bence bir nevi mutasyona uğramışlar deniz suyunu incelemeye başladık daha önce görmediğimiz maddeleri içeriyor. Bizim buradaki amacımız dünyamızı geri almak. Dünyanın dört bir yanında bu tip yaratıklarla mücadele eden bilim insanları var. Onlarla devamlı irtibat içerisindeyiz ve bizlerinde bir planı var."
Hafez söze girdi."Neymiş o plan?"
Yusuf ayağa kalktı, garip görünümlü dolaba doğru yöneldi. Kapakları yavaşça açıp dolabından gerip bir şey çıkardı. İşaret parmağı boyutunda mekanik birşeydi ve şeffaf kanatlara sahipti. Hakan ve Hafeze doğru gösterip "Bu yusufcuk şeklindeki bir mikrobot. Bunlarla yaratıklara karşı savaşacağız. Sizide buraya gelirken bunlar sayesinde takip ettik."
Hafez;"Vay be! Ama nasıl bir savaştan bahsediyorsun?"
Yusuf"Kanlı bir savaş... Arge bölümünde (Geliştirme bölümü/Labaratuvar) bunların bir santimetrelikleri için çalışmalar var ve şuan son evrede. Bir sivri sinek büyüklüğünde olacak. Bunlar çok ufak ama çok kuvvetli mide asidine karşı tepkime veren kimyasalları taşıyacaklar. Yaratıklarında ağız kısımlarından girip midelerine bu kimyasalları bırakacaklar. Mide asidiyle temas eden kimyasal içindeki moleküller sıkışacak ve.. BOOMM! Bunu ölü hayvanlara enjekte yapmayı isterdik ama bu p..ç kuruları insan eti istiyor!"
Hakan bu plan karşısında baya etkilenmişti."O halde dünyanın her tarafında aynı hazırlık var."
Yusuf "Evet İNSANLIK KURTULACAK!"


BÖLÜM 66

Tim 5 kişilik küçük bir gruptan oluşuyordu. Çok iyi askeri donanıma sahiplerdi. Hemen hemen hepsi iri yapılılardı. Atvlerden oldukça büyük ancak onların görünümüne sahip olan zırhlı çevik bir araçla çökmül olan karanlığı deliyorlardı. Mücahit bu görevide diğer görevler gibi hiç sorgulamadı. Onun bu denli kuvvetli olmasının parçasıydı buda. 1.93 boyunda 100 kilo yıkılmayan ağır siklet bokscusu izlenimi veriyordu. Grubun hatta tüm güvenliğin lideriydi. Verilen adrese doğru ilerliyordu ve kafası bomboştu..
......
Arif ve diğerleri artık sabredemiyorlardı. Arif'in içinde kötü bir his vardı..Karanlık çökmüş olmasına rağmen hala dönmemişlerdi. Sessizliği bozan Serkan oldu;
"Bence başaramadılar burda durmamız anlamsız"
"Biliyorum ama çok emindiler.."diye cevapladı Arif.
"Karanlık çöktü artık geri dönmeliyiz yaratıkların bizi bulması artık an meselesi"
"Bilemiyorum..."
"Bu kadar insanı riske edemessiz görmüyormusun halimizi!" Serkan bu kelimeleri sinirle ve korkuyla sarf ederken Arif'in gözlerinin içine bakıyordu. "Hadi ne bekliyoruz..."
Arif derin bir nefes aldı"Belkide haklısın"
"O halde arabayı ben kullanırım"
Serkan münibüsden inip garaj kapısını hızlıca açtı karşıda gördüğü manzara ürkütücüydü.. Onlarca yaratık ona bakıyordu ve hepsi yönünü ona doğru dönüp hırıltılarla yürümeye başladılar. Eli kolu boşalmıştı ama saniyeler içinde kendini geri topladı. Direksiyon başına hızlıca geçti.
"Allah kahretsin hepsi burdaymış!" Titereyen elleriyle zorlanarak anahtarı çevirip arabayı çalıştırmıştı. Farları yaktığında arabadakilerin gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Serkan gazı kökledi zombilerin üzerine doğru tereddütsüz sürdü. Hepsini arabanın alına alıyordu ama ne olduysa tekerlek büyük bir tümseğe çıktı Serkan direksiyon kontrolünü kaybetmişti o an münibüs yan yatmıştı. İçerdekiler hırıltıları daha kuvvetli duymaya başlamışlardı. Yaratıklar kırılmış camlardan içeri doğru girmeye başladılar. Yanı başındaki çığlıktan sonra Arif üzerindeki şoku almıştı askerlerden birini yemeye başlamışlardı. Amaçsızca bağırıyordu sadece ama hayır!! Diğerlerinide yemeye başlamışlardı çok kötü vahşet!! Kan!! Serkanın suratı bir maske gibi sanki sökülüp alınmıştı gözünün önünden. Askerlerden birini kanı üzerine sıçramıştı.. Şans eseri aşşağı tarafta kaldığı için yaratıklar onun farkına varmamıştı daha hemen sağ üst çaprazında sağlam olan bir cam vardı onu kırması gerekiyordu ama nasıl. Camın üzerindeki imdat çekicini görmesi fazla zaman almadı. Ama ona ulaşması lazımdı içinde dua edip 3 e kadar saydı ve üç dediğinde nefesini tutup çekice uzandı var gücüyle cama sert bir darbe indirdi. Cam buzlanmıştı daha sonra sağlam olan koluysa sert bir darbe daha indirdi. İçerdeki yaratıkların onu farkettiğini anlamıştı kendini dışarı doğru savurdu. Yaralı olan kolunu üzerine düşmüştü tahmin edilemeyecek bir acı çekiyordu.. Beyni sadece o acıya yoğunlaşmıştı şansı zombilerin arabanın diğer tarafında izdiham olusturacak şeklilde biriktirdiği için yanında olan şansı artık onu terk edeceğe benziyordu. Ölürken zaten insanı herşey terk ederdi şans mutluluk dostları gelecek.. Onun dışarı atladığını fark etmişlerdi üzerine doğru geliyorlardı.. Arif keşke bir silahım olsaydı diye düşündü o zaman acı çekmeden ölebilirdi kafasına sıkıp acısız bir ölüm.. Artık acıları çekecekti onunda sonu gelmişti buraya kadarmış diye düşündü... O anda bi ağ onu kapladı ve geriye doğru gitmeye başladı sürükleniyordu...
 
tempestshine

tempestshine

Üye
oku oku bitmez bu yaw,ama güzelmiş ;)
 
.Kerasus.

.Kerasus.

Üye
30uncu bölüme kadar okudum süperdi :) Sezerin ölmesi kötü oldu ama
 
.Kerasus.

.Kerasus.

Üye
En son onunda ateşi vardı demekki oda gitti :ehe:
 

..YANK..

Üye
super bisey benim cok hosuma gitti bence bunu bi yayinevine filan ver
 
AndroidciMünir

AndroidciMünir

Üye
Ya defter yaprakları şeklinde yazar mısın ilkleri gibi ? İlkleri bitirdimde böyle sırf yazı okuyamıyorum yaprak şeklinde yap lütfen :(
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...




MaxiCep.com internet sitesi 5651 Sayılı Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasının m) bendi ile aynı kanunun 5. maddesi kapsamında BTK kurumu tarafından onaylı Yer Sağlayıcı olarak faaliyet göstermektedir. İçerikler, ön onay olmaksızın tamamen kullanıcılar tarafından oluşturulmaktadır.

MaxiCep.com; Yer sağlayıcı olarak, kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriği ya da hukuka aykırı paylaşımı kontrol etmekle ya da araştırmakla yükümlü değildir.

MaxiCep.com’un yer sağladığı içeriğin 5651 Sayılı Kanun’un 8 ila 9. maddelerine aykırı şekilde; kişilik haklarınızı ihlal ettiğini ya da hukuka aykırı olduğunu düşünüyorsanız Buradan yada [email protected] mail adresine e-mail göndererek iletişime geçerek bildirebilirsiniz.

Bildirimleriniz dikkatle ve özenle incelenmekte olup kişilik haklarınızın ihlali ya da hukuka aykırılığın tespiti halinde mevzuat kapsamında en kısa sürede işlem yaparak bilgi vereceğiz.
Üst Alt