HeiLmasTer®
Üye
Viyana Çevresi
Wittgenstein’ın Maşası
David Edmons
John Eidinow
Çeviri: Aslı Biçen
Yapı Kredi Yayınları
(......)
Schlick Viyana’ya şehrin daha aydınlık zamanlarında gelmişti. Alman aristokrasisinin altlarındaki bir aileden gelen Schlick, Berlin’de tıp eğitimi almış, Max Planck ’ın öğrencisi olmuştu ve çağının büyük bilim adamlarını şahsen tanırdı. 1922’de Viyana’da profesör tayin edilmesiyle birlikte, üniversitenin ününü arttırmakla kalmadığı, nadir ve beklenmedik bir de becerisi olduğu anlaşılmıştı: adeta bir yetenek mıknatısıydı.
Çok geçmeden etrafına, felsefi meseleleri tartışmak için Perşembe akşamları bir araya gelen dikkate değer bir grup topladı. Bu grup Viyana Çevresi olarak tanındı ve iki savaş arasında asırlık felsefi varsayımları yerle bir etti. Özellikle etik ve metafiziği bu disiplinden çıkardılar. Modus operandi’leri olan mantıkçı pozitivizm onlara göre geleceğin dalgasıydı — bu dalga gerçekten Ingilizce konuşan dünyada yerleşik felsefenin kıyılarını dövdü.
Grubun üyeleri arasında filozofların yanı sıra iktisatçılar, sosyal bilimciler, matematikçiler, mantıkçılar ve bilim adamları vardı — Otto Neurath, Herbert Feigl, Rudolf Carnap, Kurt Gödel, Viktor Kraft, Felix Kaufmann, Phillip Frank, Hans Hahn ve Hahn’ın Boole cebiri uzmanı, puro içen, kör kızkardeşi Olga çapında düşünürler. Önce Nazizmin yükselişi sonra da Wittgenstein’ın hoyratlığı yüzünden geçimini sağlayamaz hale gelen Friedrich Waismann da bu gruba dahildi.
Çevre, Karl Popper, Wittgenstein arasındaki ilk felsefi bağlantıyı da kurmuştu. Wittgenstein üyeliği ve sahiplenilmeyi reddetse de onlar Wittgenstein’ı şeref üyesi ve kılavuz olarak görüyorlardı. Popper üye olmak istese de olamamış, muhalefet rolünü üstlenmişti.
Farklı farklı huyları ve entelektüel ilgi alanları olan bir grup akademisyenden oluşan Viyana Çevresi, usulca egoları yatıştıran ve nezaketiyle gerilimi dağıtan, yumuşak huylu Schlick’in ayartıcı ve olumlu teşvikleri olmasa harekete benzer bir şeye dönüşemezdi. Katılması istenenleri sadece onun davet etmesi işe yarıyordu. Bu daveti alanlar kendilerini ayrıcalıklı ve minnettar hissediyorlardı; Popper gibi davet alamayanlarsa değerlerinin bilinmediğini düşünüyordu.
Grubun teknik yıldızı, yüce notasyon ve simge büyücüsü, mantıkçı Rudolf Carnap’tı — Schlick gibi o da Almanya’da doğmuştu. Çevre’nin siyasi tavrı iktisatçı ve sosyolog Otto Neurath’tan geliyordu; muazzam enerjik, şakacı, hayatı ve kadınları seven, işçi şapkası, gür ve dağınık kızıl sakalı, devasa cüssesi sayesinde hemen seçilen bir adamdı — mektuplarını fil resmiyle imzalardı. Genç akademisyenler arasında entelektüel açıdan en fazla öncülük niteliği olan Kurt Gödel ’di; bu ince, gözlüklü, sosyal açıdan zayıf adamın tamamlanmamışlık teoremleri, Russell’ın mantıktan matematik çıkarma teşebbüslerinin boşuna olduğunu göstermek için kullanılmıştı.
Matematik ve fizik enstitülerinin bulunduğu Boltzmangasse’de bir binada, zemin kattaki bakımsız bir okuma odasında toplanırlardı. Sandalyeler tahtanın önünde yarım daire şeklinde dizilirdi; arkada sigara içenler ya da not almak isteyenler için uzun bir masa vardı. Sayıları yirmiyi nadiren geçen Viyanalılara zaman zaman yurtdışından konuklar katılırdı, bunlar arasında Amerika’dan W.V.O. Quine, Polonya’dan Alfred Tarski , Britanya’dan A.J. Ayer ve Berlin’den Carl Hempel vardı. Dışarıdan gelenler, egzotik bir bitkiyi yiyen kuşlar gibi memleketlerine döner ve oraya bitkinin tohumlarını saçarlardı. Bu şekilde Çevre’nin etkisi hızla yayıldı. Mesela 1936’da İngiltere’de Ayer, onu bir gecede akademi dünyasının ünlüleri arasına sokan Dil, Doğruluk ve Mantık adlı kitabını yayımlamıştı. Hoş ve saldırgan bir polemik sunan kitap neredeyse tümüyle yazarının Avusturya’da geçirdiği birkaç ayda içine sindirdiği fikirlere dayanıyordu.
Toplantılar belli bir düzene göre yapılırdı. Schlick herkesi sessizliğe davet ettikten sonra (Einstein, Russell, Alman matematikçi David Hilbert ya da Niels Bohr gibi) seçkin mektup arkadaşlarından gelen, grup içinde tartışma yaratabilecek mektupları okur; sonra bir hafta önce belirlenmiş olan konu üzerin de tartışmaya başlanırdı.
İdeolojik açıdan onları birbirine bağlayan felsefede bilimsel yöntem uygulanmasının önemine olan inançlarıydı — mantığın kesinliğinden felsefenin de diğer disiplinler kadar fayda göreceğini düşünüyorlardı. Bu noktada, dünyanın diğer felsefe başkentinde, bilimin felsefeden öğrenecek çok şeyi olduğunu düşünen Cambridge’li meslekdaşlarından ayrılıyorlardı. Gilbert Ryle’ın ifadesiyle, “Felsefe Viyana’da kan emici bir asalak, İngiltere’deyse tedavi edici sülük gibi görülüyordu.” Ancak gerçek düşman Cambridge değil Alman idealizmiydi — Fichte, Hegel ve kısmen Kant’ı içine alan bu gelenekte akıl ve ruh, fizik ve mantıktan üstün tutuluyordu. Avusturyalılar bu ekolün karanlıkçılık, tevatür ve kafa karışıklığından ibaret olduğunu düşünüyordu.
David Edmons
John Eidinow
Çeviri: Aslı Biçen
Yapı Kredi Yayınları
(......)
Schlick Viyana’ya şehrin daha aydınlık zamanlarında gelmişti. Alman aristokrasisinin altlarındaki bir aileden gelen Schlick, Berlin’de tıp eğitimi almış, Max Planck ’ın öğrencisi olmuştu ve çağının büyük bilim adamlarını şahsen tanırdı. 1922’de Viyana’da profesör tayin edilmesiyle birlikte, üniversitenin ününü arttırmakla kalmadığı, nadir ve beklenmedik bir de becerisi olduğu anlaşılmıştı: adeta bir yetenek mıknatısıydı.
Çok geçmeden etrafına, felsefi meseleleri tartışmak için Perşembe akşamları bir araya gelen dikkate değer bir grup topladı. Bu grup Viyana Çevresi olarak tanındı ve iki savaş arasında asırlık felsefi varsayımları yerle bir etti. Özellikle etik ve metafiziği bu disiplinden çıkardılar. Modus operandi’leri olan mantıkçı pozitivizm onlara göre geleceğin dalgasıydı — bu dalga gerçekten Ingilizce konuşan dünyada yerleşik felsefenin kıyılarını dövdü.
Grubun üyeleri arasında filozofların yanı sıra iktisatçılar, sosyal bilimciler, matematikçiler, mantıkçılar ve bilim adamları vardı — Otto Neurath, Herbert Feigl, Rudolf Carnap, Kurt Gödel, Viktor Kraft, Felix Kaufmann, Phillip Frank, Hans Hahn ve Hahn’ın Boole cebiri uzmanı, puro içen, kör kızkardeşi Olga çapında düşünürler. Önce Nazizmin yükselişi sonra da Wittgenstein’ın hoyratlığı yüzünden geçimini sağlayamaz hale gelen Friedrich Waismann da bu gruba dahildi.
Çevre, Karl Popper, Wittgenstein arasındaki ilk felsefi bağlantıyı da kurmuştu. Wittgenstein üyeliği ve sahiplenilmeyi reddetse de onlar Wittgenstein’ı şeref üyesi ve kılavuz olarak görüyorlardı. Popper üye olmak istese de olamamış, muhalefet rolünü üstlenmişti.
Farklı farklı huyları ve entelektüel ilgi alanları olan bir grup akademisyenden oluşan Viyana Çevresi, usulca egoları yatıştıran ve nezaketiyle gerilimi dağıtan, yumuşak huylu Schlick’in ayartıcı ve olumlu teşvikleri olmasa harekete benzer bir şeye dönüşemezdi. Katılması istenenleri sadece onun davet etmesi işe yarıyordu. Bu daveti alanlar kendilerini ayrıcalıklı ve minnettar hissediyorlardı; Popper gibi davet alamayanlarsa değerlerinin bilinmediğini düşünüyordu.
Grubun teknik yıldızı, yüce notasyon ve simge büyücüsü, mantıkçı Rudolf Carnap’tı — Schlick gibi o da Almanya’da doğmuştu. Çevre’nin siyasi tavrı iktisatçı ve sosyolog Otto Neurath’tan geliyordu; muazzam enerjik, şakacı, hayatı ve kadınları seven, işçi şapkası, gür ve dağınık kızıl sakalı, devasa cüssesi sayesinde hemen seçilen bir adamdı — mektuplarını fil resmiyle imzalardı. Genç akademisyenler arasında entelektüel açıdan en fazla öncülük niteliği olan Kurt Gödel ’di; bu ince, gözlüklü, sosyal açıdan zayıf adamın tamamlanmamışlık teoremleri, Russell’ın mantıktan matematik çıkarma teşebbüslerinin boşuna olduğunu göstermek için kullanılmıştı.
Matematik ve fizik enstitülerinin bulunduğu Boltzmangasse’de bir binada, zemin kattaki bakımsız bir okuma odasında toplanırlardı. Sandalyeler tahtanın önünde yarım daire şeklinde dizilirdi; arkada sigara içenler ya da not almak isteyenler için uzun bir masa vardı. Sayıları yirmiyi nadiren geçen Viyanalılara zaman zaman yurtdışından konuklar katılırdı, bunlar arasında Amerika’dan W.V.O. Quine, Polonya’dan Alfred Tarski , Britanya’dan A.J. Ayer ve Berlin’den Carl Hempel vardı. Dışarıdan gelenler, egzotik bir bitkiyi yiyen kuşlar gibi memleketlerine döner ve oraya bitkinin tohumlarını saçarlardı. Bu şekilde Çevre’nin etkisi hızla yayıldı. Mesela 1936’da İngiltere’de Ayer, onu bir gecede akademi dünyasının ünlüleri arasına sokan Dil, Doğruluk ve Mantık adlı kitabını yayımlamıştı. Hoş ve saldırgan bir polemik sunan kitap neredeyse tümüyle yazarının Avusturya’da geçirdiği birkaç ayda içine sindirdiği fikirlere dayanıyordu.
Toplantılar belli bir düzene göre yapılırdı. Schlick herkesi sessizliğe davet ettikten sonra (Einstein, Russell, Alman matematikçi David Hilbert ya da Niels Bohr gibi) seçkin mektup arkadaşlarından gelen, grup içinde tartışma yaratabilecek mektupları okur; sonra bir hafta önce belirlenmiş olan konu üzerin de tartışmaya başlanırdı.
İdeolojik açıdan onları birbirine bağlayan felsefede bilimsel yöntem uygulanmasının önemine olan inançlarıydı — mantığın kesinliğinden felsefenin de diğer disiplinler kadar fayda göreceğini düşünüyorlardı. Bu noktada, dünyanın diğer felsefe başkentinde, bilimin felsefeden öğrenecek çok şeyi olduğunu düşünen Cambridge’li meslekdaşlarından ayrılıyorlardı. Gilbert Ryle’ın ifadesiyle, “Felsefe Viyana’da kan emici bir asalak, İngiltere’deyse tedavi edici sülük gibi görülüyordu.” Ancak gerçek düşman Cambridge değil Alman idealizmiydi — Fichte, Hegel ve kısmen Kant’ı içine alan bu gelenekte akıl ve ruh, fizik ve mantıktan üstün tutuluyordu. Avusturyalılar bu ekolün karanlıkçılık, tevatür ve kafa karışıklığından ibaret olduğunu düşünüyordu.
