Türban üstü peruk trajedisi

Sponsorlu Bağlantılar

FerreT

FerreT

Üye
Ya kardeşim, sizin kendi fikriniz yok mu yahu? Hepiniz bir Fetullah bey (Harun Yahya) okumuşsunuz, önüme geliyorsunuz. Başka vereceğiniz bir örnek yok mu ya çok merak ediyorum. Ayrıca yeşil ile yazılan yerleri dikkate dahi almıyorum. Sizin bunları yazabilmeniz için beni şahsen tanımanız gerekiyor. Benim geçmişimi bilmeden bunu yazamazsın. Kırmızı ile yazılan yerlerin ise sadece demogoji olduğu ortada. Konumuzla hiç alakası yok.

Ben yukarıda gayet bilimsel bir şekilde ve elle tutulur şekilde iddiamı açıklamışım. Ya sen napıyorsun?

Ama genelleme yapmayın ben hayatımda Fettullah gülen veya Harun yahyanın kitaplarını okumadım.Benim size sunduklarım Öz kaynak Kurandan alıntıdır..ve tabi bunu yorumluyan gerçek zatlardan.. Bunca bilgi yazdık hala elle tutulur bi kaynak yok gözüyle bakıyorsunuz..iddaalarınız kabul etmiyorum.. bunuda sormak gerek kendimize..Sanki dinin bütün gerekliliğini yaptıkta bi baş örtüsü kaldı :)
 


_KadirşinaS_

Üye
Ya kardeşim, sizin kendi fikriniz yok mu yahu? Hepiniz bir Fetullah bey (Harun Yahya) okumuşsunuz, önüme geliyorsunuz. Başka vereceğiniz bir örnek yok mu ya çok merak ediyorum.............. Kısacası İslamın kitabı oyuncak değildir..günümüze bozulmadan gelen tek kitaptır her gelen bu kitabı yorumlayamaz..yorumlayan Burhani vardır..:)

Karides arkadaşım çok bilgili olduğunu sanıyorsun ama Harun Yahya'nın gerçekte Adnan Oktar olduğunu bile bilmiyorsun Fethullah Gülen olduğunu sanıyorsun, hadisleri yorumlayan önemli şahsiyetlerden Buhari'nin adını Burhani diye yazıyorsun bu biir(zaten bu noktada, biliyorum dediği şeyi bile aslında bilmeyen biriyle tartışmamam gerekir ama yine de cevap hakkımı kullanayım). Ben sadece saydığın kişileri değil her kesimden yazanı okudum, okuyorum. Ayrıca başı örtmek Allah'ın emri değildir diyerek vicadınını rahatlatanların ve onları destekleyenlerin yaptıkları demagojinin kralıdır bu da ikiii.
Hem mesajımı alıntı yapmışsın. Niçin saçın örtülmesi gerektiği ile ilgili olan kısmı almadın. Ben orada en azından fikrimi bir sonuca bağladım. Senin gibi ucu açık bırakarak laf cambazlığı yapmadım.Buyur söz sende
 

karides

Üye
Karides arkadaşım çok bilgili olduğunu sanıyorsun ama Harun Yahya'nın gerçekte Adnan Oktar olduğunu bile bilmiyorsun Fethullah Gülen olduğunu sanıyorsun, hadisleri yorumlayan önemli şahsiyetlerden Buhari'nin adını Burhani diye yazıyorsun bu biir(zaten bu noktada, biliyorum dediği şeyi bile aslında bilmeyen biriyle tartışmamam gerekir ama yine de cevap hakkımı kullanayım). Ben sadece saydığın kişileri değil her kesimden yazanı okudum, okuyorum. Ayrıca başı örtmek Allah'ın emri değildir diyerek vicadınını rahatlatanların ve onları destekleyenlerin yaptıkları demagojinin kralıdır bu da ikiii.
Hem mesajımı alıntı yapmışsın. Niçin saçın örtülmesi gerektiği ile ilgili olan kısmı almadın. Ben orada en azından fikrimi bir sonuca bağladım. Senin gibi ucu açık bırakarak laf cambazlığı yapmadım.Buyur söz sende


Sıcak sıcak tartışırken oluyor böyle şeyler. Burada kendimi ıspat çabası içerisine de girmedim. Bir fikrim var ve sadece bu fikri savunuyorum. Küçük klavye hataları sadece. Ben fikrim ile ilgili tüm argümanları ortaya koymaya çalıştım ve işin açıkçası tartışmanın başından bu yana iki tarafın da kendi söyleyip kendi dinlediğini fark ettim. Dönüp dolaşıp aynı şeyleri tekrar etmekte yarar görmüyorum. Ayrıca sürekli alıntısını yaptığınız kişiyi ben de okudum, emin ol kim olduğunu biliyorum;) Sen burada kalıp ne anlatmak istediğimden ziyade yazdıklarımın içerisinden cımbızla kelime hatalarını seçmeye devam edebilirsin. Sana da kolay gelsin.
 
mservank

mservank

Üye
off yeter valla bu konu çok uzadı kilitlense çok iyi olacak
 

karides

Üye
Aslında Numansabit adlı arkadaşın konuyu nasıl takip ettiği de ortada. O bahsettiği klavye hatası bana ait bile değil. Kaldı ki olsa n'olur. Melesemizle ne alakası var. Öyle laf olsun, torba dolsun misali. Ben şimdi "Ankara" yerine "Aknara" desem anlaşılmayacak mı ne dediğim? Ya da Harun Yahya'nın gerçek kimliğimi varsayalım bilmiyorum (ki bunu da kanıtlama yükümlülüğüm yok size karşı). Ne olmuş? Yukarıda yazdıklarımla ve ileri sürdüğüm iddiayla ne alakası var Harun Yahya'nın gerçek kimliğinin? Galiba arkadaş, benim hatalarımı ararken cımbızıyla biraz fazla heyecanlanmış. Ayrıca bu tartışma sırasında yaptığım tüm genellemelerden Ferret ve Kyoman'ı ayrı tutuyorum zaten (Ferret'e cevaben).

Ha bi de bu arkadaş beni ucu açık laflarla, "laf cambazlığı yapmak"la suçluyor. Ben buna sadece gülerim. Tartışmada o kadar net bir uslup kullanıyorum ki, bunu bile anlayamamış. Kaldı ki, anlaşılamayacağımı bildiğimi için de tüm fikirlerimi ve aklımdaki soru işaretlerini 95. mesajda madde madde yeinden aktardım ve demek ki bana cevap veren diğer arkadaşlar beni anlamadan cevap verebilmişler (!) Ya yazarken insan biraz düşünür, sen benim burada tartıştığım en az 6. kişisin. Demek ki herkes ne dediğimi anlamış (zira karşı argümanlarla gelen çok), bi sen anlayamamışsın. Kusura bakma; ama bu durumda da benim yapabileceğim bir şey yok.

Artık meseleyle ilgili bir şey yazmayacağım; zira hakikaten fikirlerimi, yetirince aktarabildiğimi düşünüyorum. Ama böyle kişisel saldırılar geldiği zaman cevap hakkı doğuyor, (cevap yazdığım arkadaşlar hariç) post kastığım için de diğer arkadaşlardan özür diliyorum.
 

_KadirşinaS_

Üye
Aslında Numansabit adlı arkadaşın konuyu nasıl takip ettiği de ortada. O bahsettiği klavye hatası bana ait bile değil. Kaldı ki olsa n'olur. Melesemizle ne alakası var. Öyle laf olsun, torba dolsun misali. Ben şimdi "Ankara" yerine "Aknara" desem anlaşılmayacak mı ne dediğim? Ya da Harun Yahya'nın gerçek kimliğimi varsayalım bilmiyorum (ki bunu da kanıtlama yükümlülüğüm yok size karşı). Ne olmuş? Yukarıda yazdıklarımla ve ileri sürdüğüm iddiayla ne alakası var Harun Yahya'nın gerçek kimliğinin? Galiba arkadaş, benim hatalarımı ararken cımbızıyla biraz fazla heyecanlanmış. Ayrıca bu tartışma sırasında yaptığım tüm genellemelerden Ferret ve Kyoman'ı ayrı tutuyorum zaten (Ferret'e cevaben).

Ha bi de bu arkadaş beni ucu açık laflarla, "laf cambazlığı yapmak"la suçluyor. Ben buna sadece gülerim. Tartışmada o kadar net bir uslup kullanıyorum ki, bunu bile anlayamamış. Kaldı ki, anlaşılamayacağımı bildiğimi için de tüm fikirlerimi ve aklımdaki soru işaretlerini 95. mesajda madde madde yeinden aktardım ve demek ki bana cevap veren diğer arkadaşlar beni anlamadan cevap verebilmişler (!) Ya yazarken insan biraz düşünür, sen benim burada tartıştığım en az 6. kişisin. Demek ki herkes ne dediğimi anlamış (zira karşı argümanlarla gelen çok), bi sen anlayamamışsın. Kusura bakma; ama bu durumda da benim yapabileceğim bir şey yok.

Artık meseleyle ilgili bir şey yazmayacağım; zira hakikaten fikirlerimi, yetirince aktarabildiğimi düşünüyorum. Ama böyle kişisel saldırılar geldiği zaman cevap hakkı doğuyor, (cevap yazdığım arkadaşlar hariç) post kastığım için de diğer arkadaşlardan özür diliyorum.

Kelime haznen süper. Bu kadar iyi Türkçe kullanan kişilerin hala var olduğunu görmek çok sevindirici. Ama yazdıklarının içi boş. Yazdığın ithamlara da cevap vereyim:
1.Kendi ellerinle yazmışsın, sen bir bilgiyi orataya koyma değil, kendi fikrini kabul ettirme, kendini ispatlama derdindesin.
2.Eğer amacın bilgilendirme olsa yazdıklarına dikkat eder, araştırma yapacak insanları yanlış yönlendirmemeye özen gösterirsin.(Hatalar sana ait. Ben Ferret'ten alıntı yaptığım için onun adı yazıyor alıntı açıklamasında)
3.Yazdıklarını bu denli incelemem, benim seni kadar ciddiye aldığımın ve verdiğin bilgilerin güvenilirliğini ölçtüğümün bir göstergesidir. Diğerleri hiç takılmamış diyorsun ya, onlar muhtemelen senin yazdılkarına pek önem vermemişlerdir.(Önem vermekle hata eden benim aslında)
4.Laf cambazlığından kastımı da sen anlayamamışsın. Senin ilk yazdığın ve en net yorumum dediğin yerde, konuyu bir sonuca bağlamamışsın. Önce Kur'an'da baş örtme hükmünün açıkça geçmediğni kendince ispatlamışsın, sonra da isteyen örter, istemeyen örtmez demişsin.Ah benim bilgi yumağı arkadaşım. Madem Kur'an'da olmadığını ispatladın. O zaman desene bu hurafedir, şirktir.
 
ALpeRenBuGRa

ALpeRenBuGRa

Üye
Ciddi Ciddi Gülüyorum Karides :haha:
Hakikaten Bu Konu Iyi Geldi. ( Her Ne Kadar Arada Bir Bende Kafaları Demlesem De Içki Konusunuda Açıp Içki Günah Değildir Konusunu Da Gündemimize Alalım. Iyi Eğlencelik Cıktı Burda Bana. ) Okumuş Zeka Seviyesi Belli Bir Düzeyin Uzerinde Olan Arkadaşlardan Akılla Mantıkla Fikirle Bağdaşmayan Yorumların Yazılması Komik Otesi Bir Durum Ortaya Cıkarmakta :ehe
Yönlendirilmiş Beyinlerin Bazı Düşünceleri Ortaçağdaki Skolastik Düşüncenin De Otesine Geçmiş Durumda Olduğunu Görmek Içler Acısı. :ehe
Karides Kişiselleştirmeden Bahsetmişsin. Kişiselleştirme Yapmam Için Başörtülü Bir Tanıdık Eş Dost Akrabanın Olması Lazımdır Ki Bu Da Benim Cevrem De Yok. Ben Aklı Hür Vicdanı Hür Olan Biri Olarak Yorumumu Yapıyorum. Yönlendirilmiş Beyin Olmamak Lazım. Allah Bir Akıl Vermiş Düşünüp Düşündüğünü Söyleme Düşündüğünden Cıkarımlar Yapabilme Yetisi Vermiş. Uzun Lafın Kısası Trajedi Oldu Traji Komik Bir Konu :ehe
 
Salihyet

Salihyet

Üye
Ben şahsen alıştım artık bu durumlara, Türkçe hakkında bir konu açılıyor.. Hemen isteyen istediği yöne kaydırıyor.. (Osmanlıca uyduruk bir dilmiş mesela..) Burada konu yök'ün insan üstü uygulaması, dünyanın hiç bir yerinde olmaması gereken, ve ALLAH (c.c.) 'ün emri olan Başörtüsünü yasaklayan yasadır.. Bu konu bana göre kapanmıştır, çünkü daha önce benzer bir konuda uyarı almıştım.. Benim aldığım cezayı görüyorum ki başkası da almayacak (eşi benzeri yok :ehe ) ..
Karides arkadaş, okumuş bir kişidir ve görüyoruz ki gerçek müslümanların içinde pek bulunamamış ve konunun esasını öğrenememiş, çünkü Kur'an günümüzde de bu haliyle idi, 1000 yıl önce de yani hiç değişmedi, değişmiş olsaydı ve başörtüsünün mecburi olduğunu şimdi fark etmenizi anlardım.. ama ilk mümin ablalarımızdan, şimdiki anamıza, annanemize yine böyledir.. Eğer şu yıla kadar yanlış biliniyorsa, bu kadar hoca efendiler, alimlerin göremediğini görmüşsünüz.. Süper bişey bu,.. :)

Sadede gelirsek, namaz kılmanın şartlarına bakabilirsiniz, orası en saf en temiz geçireceğimiz zamandır.. ve Allah (c.c.) nasıl emretmiş bakabilirsiniz..

Şahsen açıkca söyliyeyim karides arkadaş, yazdıklarını 8. sayfadan sonrasını okuduğum söylenemez (o kadar vaktim yok zatn ;) ), ben osmanlıcaya uyduruk denilmesinden sonra bu forumda ifade özgürlüğünün olduğunu mantıklı veya mantıksız anladım o yüzden ne sen boşuna kendini yor, nede konu daha fazla uzasın.. Zamanınıza yazık bence, ola ki ceza alırsınız (hiç sanmıyorum..) daha da sinirlenirsiniz.. Dediğim gibi, gerçek bir müslüman emir ve yasaklara uymayabilir ama onları inkar etmek büyük riskdir ;)
 
ALpeRenBuGRa

ALpeRenBuGRa

Üye
Salih Olur Mu Hiç Stres Atmak Için Bu Konudaki Bazı Yorumları Okumak Birebir :ehe
 
kyoman

kyoman

Üye
Beyler , bayanlar şaka maka bir yana ben elimden geldiğince açıklamaya çalıştım, ve halada sözümün arkasındayım " İSLAMDA BAŞÖRTÜSÜ VARDIR." Şunu fark ettim ne kadar yazsak ne karşı taraf ikna olcak , o ne kadar yazsa bizim ikna olacağımız yok.. En iyisimi yormayalım birbirimizi belki ilerde birgün hatalı olan taraf yanlışını anlar tövbe eder. Eğer ilerde birgün hatalı olan taraf hala yalnışından vazgeçmediyse , Öldüğü zaman artık tövbesinin kabul olmayacağını heppimiz iyi biliyoruz..
 
iremm

iremm

Üye
Valla Ayrıca Sunuda Belirtmeden Gecemeyeceğim Burda Herkes Birbirini Kandırabilir Ancak Allah'ı Kimse Kandıramaz Bunu Da Unutmamak Lazım :cool

:oke: çok haklısın arkadaşım sözün bittiği nokta bu.

Kelime haznen süper. Bu kadar iyi Türkçe kullanan kişilerin hala var olduğunu görmek çok sevindirici. Ama yazdıklarının içi boş.
3. Diğerleri hiç takılmamış diyorsun ya, onlar muhtemelen senin yazdılkarına pek önem vermemişlerdir.(Önem vermekle hata eden benim aslında)
:D doğru söze ne denir ki...

alperenbugra birkez daha haklısın hakikaten bu konuya gelince benide gülme tutuyor :ehe
 
FerreT

FerreT

Üye
Arkadaşlar Lütfen birbirimizin düşüncesine saygı duyalım..hepimiz aynı düşünecez die bi kural yok..Gülmekle,küçük düşürmekle bi yere varılmaz.Bu güne kadar baş örtüsü dinimizde açıkça yasak edilmemiştir görüşünü savunan arkadaşlardan böyle bi tepki çıkmadı.Eleştiri ve karşıt yorumlara açık olun gülmek çözüm olsaydı bunu en baş yapardık..

Daha uzun vadeli ve sağlıklı tartışmalar için saygının her türlüsü şart..
 
ChavRash

ChavRash

Emekli Yönetici
Din kavramı özneldir, Kur'an-ı Kerim artık her şahsın kendi görüşleriyle harmanlanıyor. Her şey Allah ile kul arasında. Kur'an'ı içtihad edenler hata ettilerse buna karar verecek olan da bunun için hesabı soracak olan da yaradandır.

Hepiniz Kur'an-ı Kerim'i yorumlayın. Kur'an'da da belirtildiği gibi akıl insan için çok önemlidir. Aklı olan herkes mutlaka Kur'an'ın anlatmak istediklerini bir yerinden tutup yakalayacaktır; tabii, yukarda belirttiğim gibi, kelimelerin de taşıdıkları öznel anlam paralelliğinde.
 
ALpeRenBuGRa

ALpeRenBuGRa

Üye
:oke: çok haklısın arkadaşım sözün bittiği nokta bu.

alperenbugra birkez daha haklısın hakikaten bu konuya gelince benide gülme tutuyor :ehe

Eyvallah İrem :cool

Ayrıca Konu Soğumasın Yorumlar Bekliyorum :ehe
 

karides

Üye
Arkadaşlar, ben sizi hiç alaya aldım mı?
Ya burada adam gibi bir fikir teatisi içine girmeye çalıştım.
Bu mu suç oluyor yani? Yani açıkda bir şey mi var ki gülüyorsunuz?
Esasen bu tartışmadaki zayıflığınızı da gösterir. Çünkü, yazacak birşeyiniz yok. Yanlış anlamayın, ama entellektüel ortamlarda inanın ki sizin gibileri ortamdan kovarlar. Böyle tartışma olunmaz ki. Ben fikir öne sürüyorum. Siz gülüyorsunuz. Sözünüz varsa söylersiniz, yoksa dinlersiniz. Ama neyi alaya alıyorsunuz. Sizin yaptığınız şudur: "Benim gibi düşünmüyorsan, o zaman git, öl, geber, yazma". Buna açıkça fikir faşizmi denir.
Vallahi ayıp ediyorsunuz. Bakın bu tartışma sırasında ne cahilliğim kaldı, ne geri zekalılığım. Ben size karşı böyle bir söz sarfettim mi öncesinden. Sonra da cevap verince, beni hakaret etmekle suçladınız.
İrem hanım, yani siz bana cahil derken herşey normal de, ben size cevap verirken mi suç oluyor. Lütfen çuvaldızı bana batırırken, iğneyi de kendinize saplayın. Gerçekten samimi olarak da söylüyorum, madem içinizde Allah korkusu var 'Hakkımı helal etimiyorum" size, beni kırdığınız için. Hem de niye? Fikrimi belirttim diye! Bakın tüm olgunluğumla, bu alaya alınmaların altından kalkmaya çalışıyorum, hem de tek başıma. Ama bu kadarı yeter. Ben özellikle İrem hanımı bile Yönetime şikayet etmedim. Neden? Çünkü, kırılmama rağmen "bu tartışma ortamıdır, olur" dedim. siz ne yaptınız, ben ne yazarsam hafife aldınız. Benim iddiama karşılık veremiyorsanız, bari susun. Lütfen bırakın da bir şeyler bilenler bana cevap yazsın.

Bu arada Numansabit arakadaşım, gerçekten tartışmayı iyi takip edememişsin. Galiba okumuyorsun, tartışmayı. "O klavye hatası bana ait değil" diyorum, zahmet edip ona bile bakmıyorsun. Ayrıca şirk meselesine gelince GERÇEKTEN TARTIŞMAYI OKUMADIĞIN ORTAYA ÇIKIYOR. ÇÜNKÜ, GEÇMİŞ MESAJLARIMDA AÇIKÇA BUNU DA DİLE GETİRDİM. AMA HANGİ MESAJ OLDUĞUNU DA YAZMAYACAĞIM. Belki böylece tüm mesajlarımı zahmet edip de okur, bulursun hangi mesajda yazdığımı. Tartışmaya da vakıf olursun böylece.Bu da Numansabit arkadaşın ayıbı arkadaşlar. Daha tartışmada kim ne demiş bilmeden, ortaya dalarsan olacağı budur. Ben daha ilk mesajlarımda sonuca bağlamışken bunu bile görememişsin, zira okumamışsın. Ayrıca "isteyen örter, istemeyen örtmez" demedim hiçbir zaman. Hakikaten seninki iyice uydurmaya girdi kardeşim. Ya okumuyorsun, ya da okuduklarını iyice karıştırdın. Ben ne bu tartışmada ne de başka bir tartışmada ne bunu ima ettim; ne de direk söyledim. Ben daha ne diyeyim size bilemiyorum ki. Bi de sırf onun tarafında diye, yazdıklarına başkaları da alıntı yapıp onay veriyor. Adam ne yazdığmı okumadan, bi de, fikir despotluğu yapmakla suçluyor beni. Kendisiyle karıştırdı galiba. Ben "herkes benim gibi düşünsün" demiyorum ki. Ben sadece bir fikir ortaya atıyorum, gerektiğinde de kaynak gösteriyorum ve bu iddialarımı kabullenip kabullenmemek size kalmış diyorum (mesaj 95). Bu mu fikir despotluğu.

Sadece şunu istiyorum sizden, buraya cevap yazarken sadece alay etmeyin ve en azından birilerine cevap verecekseniz, "bu adam ne demiş" iyice bi okuyun.

Bu tartışmanın seviyesini iyice düşürdüğünüz için, bir daha girmemek üzere de bu konudan çıkıyorum. Yani istediğiniz oldu. HAAA, SAKIN KAÇTI DEMEYİN, ZİRA ANLATMAK İSTEDİKLERİMİ, 7. SAYAFADAN BU YANA AKTARDIM. BEN SADECE BANA HAKARET EDİLİRKEN İZLEYİCİ OLMAYACAĞIMI SÖYLÜYORUM. Zaten, aktaracağım herşeyi aktarmışım; amacım da buydu. Kabullenirsiniz veya kabullenmezsiniz bu size kalmış. Ne anlatmak istediğimi merak eden arkadaşlar, mesajlarımı 7. sayfadan itibaren takip edebilirler. Burada düşük seviyeli tartışma ortamınızla başbaşa bırakıyorum sizi ve tekrar söylüyorum, beni kıran hiçbir arkadaşa da hakkımı helal etmiyorum. Bu da kul hakkıdır, gerisini siz düşünün. Yani, sanal ortamda bulunuyoruz diye kimsenin benim gururumla, akli dengemle alay etmesine müsaade edemem ve belli ki bana bunu hissettirdiğiniz için günaha girdiniz.

İşin ilginci de neydi biliyor musunuz? Bu tartışma sırasında beni zorlayan sadece Ferret ve Kyoman oldu. Gerisi ya kulaktan dolma, ya da aşırdığı fikirlerle karşıma çıktı. Bazıları hiçbirşey yazamadı. Sadece güldü. Ama tabii olarak, temel olmayınca olmuyor ki! Belki onlar olmasa idi çok daha iyi bir tartışma olacaktı, kim bilir? Onlara gösterdikleri anlayış ve sabırları için teşekkür ediyorum. Sürç-ü lisan ettikse affola arkadaşlar.


Salihyet'e ise ayrı bir değer veriyorum. Ama şurada bir hatasını düzeltmek istiyorum müsaadesiyle. Benim geçmişimi bilmeden, geçmişimle ilgili tek laf ettirmem. Niye mi? Hayatımın ilk 15 yılı, Türkiye'nin en büyük Nakşi gruplarından MENZİL grubuna (Adıyaman dergahı) bağlı bir ailede geçti. Bu 15 yıl içerisinde televizyon bile çok ama çok sonra girdi hayatıma. Kuran-ı Kerim'i hem Türkçe, hem de Arapça olarak kaç kez hatmettiğimi hatırlamıyorum bile. Çevremdeki tüm ailem abim ve ben hariç, İmam Hatip Lissesinde okudu. Lise öğrenimim boyunca Nur cemaatine ve Fetullah Gülen'e bağlı yurtlarda kaldım farklı dönemlerde. Yine Lise-2'ye kadar (anlayamam diye) elime verilmeyen RİSALE-İ NUR KÜLLİYATINDAN SÖZLER'i okudum ve hala da vakıf olabilmiş değilim. Dedim ya; beni tanımadan geçmişimle ilgili fikir sahibi olmanız mümkün değil arkadaşlar.
 
ALpeRenBuGRa

ALpeRenBuGRa

Üye
Arkadaşlar, ben sizi hiç alaya aldım mı?
Ya burada adam gibi bir fikir teatisi içine girmeye çalıştım.
Bu mu suç oluyor yani? Yani açıkda bir şey mi var ki gülüyorsunuz?
Bu esasen bu tartışmadaki zayıflığınızı da gösterir. Çünkü, yazacak birşeyiniz yok. Yanlış anlamayın, ama entelliktüel ortamlarda inanın ki sizin gibileri ortamdan kovarlar. Böyle tartışma olunmaz ki. Ben fikir öne sürüyorum. Siz gülüyorsunuz. Sözünüz varsa söylersiniz, yoksa dinlersiniz. Ama neyi alaya alıyorsunuz. Sizin yaptığınız şudur: "Benim gibi düşünmüyorsan, o zaman git, öl, geber, yazma". Buna açıkça fikir faşizmi denir.

Kimse Kimseye Böyle Diyemez. Hem Süper Yorumlar Var :ehe
Komik Matrak Şeylere Elbette Gülünür Bunda Ne Var Anlamadım :bilmem:
Leman, L-Manyak, Gırgır, Penguen'den Sonra En Çok Güldüğüm Yer Bu Konu Oldu :kop:
Aynen Devam :sn:

--------------- Ekleme ---------------

Ayrıca Karides Arkadaş Kişiselleştirmekten Bahsetmişsin Nasıl Bir Kişiselleştirme Yaptığımı Merak Ediyorum Doğrusunu Söylemek Gerekirse? Türbanı Neden Kendimle Kişiselleştireyim Yakın Cevremde Türbanlı Hiçkimse Olmadığı Halde Nasıl Yapabilirim Bunu?

--------------- Ekleme ---------------

Demokrasiyi Kaldıramayanlar Hazmedemeyenler Başka Ulkeye Gitsin. Kimse Kimsenin Giyim Kuşamına Yaşayış Ve Inanış Tarzına Karışamaz. Herkes Karşısındaki Kişinin Inancına Saygı Duymak Zorundadır.
 

_KadirşinaS_

Üye
Karides burada senden çok ama çok ÖZÜR DİLİYORUM. Sebebini özel mesaj olarak atacağım.:utan:(
 
SALVADORE

SALVADORE

Üye
Birincisi üslubunuza dikkat edin!

İkincisi siz kimsiniz de bana cahil diyebiliyorsunuz. Vizyonunuz ne? Ya eğitiminiz? Hangi kürsüde profesörsünüz?

Üçüncüsü, tartışma adabından daha bi habersiniz. Ben açık açık kronolojik bir tablo ortaya koydum ve yüce Kitabımı da lafzi olarak yorumladım. Ya siz? Siz beni çürütebilecek ne doneler ortaya koydunuz ki, böyle cüretkar davranabiliyorsunuz.

Dördüncüsü, tüm mesajlarımı okuyabilirsiniz (zahmet ederseniz). Acaba kime hakaret etmişim. Kimi aşağılamışım. Yani haketmiş miyim bu aşağılanmayı? Bu kadar basit mi herşey. Yani sizinle aynı fikirde olmamam yeterli mi? Ben somut veriler ortaya koymuşum. Siz ne yaptınız bana karşı hakaretinizden başka?

Söylediğiniz sözün ağırlığını kaldırabilecek misiniz acaba? Hadi, meydan sizin. Beni aydınlatın. Belki ben anlayamam; ama başkalarına anlatabilirsiniz (böylece sevap kazanırsınız, bu fırsatı kaçırmayın derim). Ama öyle hikaye falan yoook, beni çürüteceksiniz.Yazdığımı anlayabiliyorsanız tabi. Size bir-iki-üç hafta da verebilrim. Yeter ki beni çürütün hanımefendi. Bizi o engin bilgilerinizden mahrum etmeyin; değil mi ama.

Bundan sonra da, ağırlığını kaldıramayacağınız laflar etmeyiniz. Her zaman karşınızda ben olmam. Cok üzülürsünüz.

--------------- Ekleme ---------------



İrem'e sölediklerim senin içinde geçerli dostum; bak Kyoman'da, Ferret'de benimle aynı fikirde değillerdi. Onlarla tartışırken neden bi sorun yaşanılmadı acaba. Seninle aynı fikirde olmadığım için mi "aklı zayıfım". Yani senin yaptığın açıkça bel altına vurmaktır. Oyunun kuralına göre oynamadığın ortada.

Salihyet'le de zamanında çok tartışmıştık başka meseleleri. Ama en azından karşımdakinin kendi fikirleri vardı. Şimdi ona daha bir saygı duyuyorum. Neden mi? Çünkü sen açık açık bana "Harun Yahya"nın fikirlerini satmaya kalkıyorsun burada. En azından bunu kendi fikirlerinmiş gibi ortaya sunma, bilenler için komik duruma düşüorsun. Bak ben ilk mesajım için 15-20 dakika ekmek verdim, burada. Eminim o kopyala-yapıştır yaptığın insanda emek vermiştir o yazdıklarına. Bari bir "alıntıdır" ibaresi ekle arkadaşım. İstersen dana fazla ileri gitmeyeyim ha nedirsin. Yazdıklarının aynısının bulunabileceği kitabın isimini bile verebilirim. Ne oldu. Benim gibi Sosyalist'den beklemiyor muydun? Eee sen çirkinleşirsen, benden de güzellik bekleme.
Yazdıklarına gelince, ben diyeceğimi dedim yukarıda ve sen yazdıklarımı çürütebilidiğini düşünüyorsan yazdıklarınla, sadece kendini avutursun şimdiden söyleyeyim. En azından kendi fikirlerinle gelmeyi dene bi daha ki sefere.

Bu arada tüm Maxicep ahalisine duyurulur, lütfen tartışırken salt sizinle aynı fikirde olmadığım için şahsıma hakaret etmeyin. Gerçekten gücüme gidiyor. Her şeyden önce bu sizin ayıbınız oluyor.


karides dostum benim yazımı tek gözünlemi okudun onu anlayamadım ben seni zeki birisi olarak biliyordum dedim sana hakaret etmedim yani sana gerizekalı yada aptal demedim sen yazmışsın hakkımı helal etmiyorum diye sen kendi yazılarınla zaten beni ve irem arkaşı küçük düşürmek istemişsin yani senin anlayacagın sen bizim hakkımızı zaten yazılarınla fazlasıyla rencide etmişsin lafın kısası helal etmemek bu kadar basitse bende sana hakkımı helal etmiyorum.

Türk Diyanet Vakıf-Sen Osmaniye-Kahramanmaraş Şube Başkanı İsmail Gümüş başörtüsünün dinin gereği olduğunu söyledi.
Konuyu sulandırmak isteyenlerin, mensubu oldukları dini tahrip ettiklerini bilmesi gerektiğini aktaran Gümüş başörtüsüyle ilgili, "Herkes, ülke insanımızın yüzde 99'unun Müslüman olduğunu ifade ediyor ama inanan insanların kutsallarına dil uzatmaktan geri durmuyor." değerlendirmesinde bulundu.
"Dine ve Diyanet'e gün geçmiyor ki saldırı olmasın" diyen Gümüş "Bu saldırıların dış kaynaklı veya içeriden olması fark etmiyor. Yıllardan beri kanayan bir yara haline dönüşen başörtüsü konusu gündemde. Bizim, ülke olarak hastalığımız din konusunda herkesin kendini konunun uzmanı olarak göstermesidir. Herkes güya İslam'ı savunuyor, ama İslam'a bilerek veya bilmeyerek zarar veriyor" ifadelerini kullandı.
Başörtüsü hakkında Diyanet İşleri Başkanı'nın gerekeni söylediğini ifade eden Gümüş şöyle devam etti: "Başörtüsü dinin gereğidir. Kimse, bu gibi konularda uluorta açıklamalar yapmamalı, birlik ve beraberliğimizi zedelememelidir. İnsan hayatını etkileyen ve toplumlarda bir bilinç oluşturan kültürün temel kaynağı inançlarıdır. Bir toplumun dini değerleri kendileri için çok önemlidir. Bir başkasının mukaddeslerine hakaret etmekle kendi inancı yükselmeyeceği gibi, başka inançları da küçültmez."





Yeryüzünde yaşayan milletlerin, onları temsil eden toplumların mutsuzlukları hiçbir düşünen kafa için inkâr edilemeyecek kadar aşikârdır. İşin en ilginç yanı insanlık tarihi tanındığı günden bugüne çoğunlukla bu mutsuzluk aynı çizgileri değişik renklerde de olsa tekrar edip durmuştur.Mutsuzluklar, temelde sevgi eksikliğine dayanır. İnsanlar birbirini sevemedikçe hırçınlaşır, kavgalar yaygınlaşır. İnançsızlığın bir damgası olan şükürsüzlük de, buna eklenince mutsuzluk bir kâbus gibi toplumların üzerine çöker.

Mutsuzluktan kurtulmanın çaresini Yüce kitabımız özellikle Sûre-i Bakara’da “Felâha (mutluluğa) çağırırken net bir şekilde ittikaya yani Allah?a karşı saygı ve sorumluluğa bağlamaktadır. Şüphesiz ki insanların birbirini sevmesi toplumun çekirdeği olan aile düzeni içerisinde doğar. Hilkatin bir sırrı olarak ayrı psikolojik yapılara sahip erkek ve kadının sevgiye bağlı birliği ve dirliği mutluluğun temel anahtarıdır. Hayatın akışı içerisinde bu dengeyi sürekli koruyabilmek ise bu iki cinsin birbirlerine bakış açısı ve sevgi cereyanı ile mümkündür. Eğer kadın ve erkek arasındaki cazibeyi şehvet vitesine bağlarsanız kısa bir süre sonra cazibeler kaybolur, etkileşim söner. Bir erkeğin veya kadının aile yuvası içinde birbirlerine karşı sevgi ve isteklerini kesiksiz sürdürebilmeleri için hem erkeğin hem kadının cînslerine has manevi cereyanlarını telef etmemeleri gerekir. İşte tesettür dediğimiz güzelliklerin gizlenmesi olayı bu cazibeyi ayakta tutan en büyük kuvvettir. Kadının arzulanan, erkeğin arzulayan cereyanları sürdükçe aile içindeki sevgi devam eder. Tesettürün zıddı olan açılıp saçılma ise, erkeği arzulayan kadını da arzulanan varlık olmaktan çıkartır. Dolayısıyla her iki cinsin sevgi cereyanları kısa bir süre içinde söner gider. Bundan sonra artık ailelerde süregelen birliğin itici gücü menfaatten ibaret kalır. Bu kökleri kurumuş aile birliği eşleri ya ihanete ya da nefrete sürükler. Böyle toplumlarda yalnız varlıkları sınırsız şehvet sapıklığına sürükleyen yanılgılar özellikle gençleri yanlış bir etkileşimle ahlâksızlığın çukuruna yuvarlar. Ve orta yaştan itibaren hem kadının hem erkeğin cinsel etkileşimleri biteceği için her iki cinsin maddi manevi gücü tükenir. İşte tesettür bu gerçeklerin ışığında tetkik edilirse yalnız ailelerin değil, toplumların da ayakta kalarak varlıklarını sürdürebilmeleri için bir kilit işarettir.
Binlerce yıl önce denenip toplumları çökerten ahlâki bunalımlar esir pazarında çıplak kadın teşhir eden fotokopilerini bu kez televizyonlarda tekrar ediyor. Ne yazıktır ki ne istediklerinden, ne yaptıklarından habersiz olan kadın hakları savunucuları da ağzını açmak cesaretini bile gösteremiyorlar. Tarihte Ortadoğu’daki Sodom ve Gomore kentlerini ilâhi gazaba uğratan Roma gibi dev bir imparatorluğu sona erdiren müstehcenlik senaryolarını hep beraber soğukkanlılıkla ve vurdumduymazlıkla seyrediyoruz.
Kur’an verdiği emrin müthiş bir takipçisidir. O açılıp saçılmayın demişse getirdiği sosyal yasaları psikolojik, biyolojik, yasalar mutlaka bu emrin takipçisidir. Farkında mısınız bilmem, açılmış vücutlara bakanlar kalmadı. Ve yıllarca önce bir erkeği heyecandan heyecana sürükleyen kadın güzelliğini duvardan farksız hale soktunuz. Hilkatin bir sanat şaheserini teşhir ede ede ne hale getirdiniz. Lânet olsun size!..
Gerçek gözüyle seyrediyor musunuz bilmem. Tesettürlü kadın mevcut güzelliğini kat be kat güzelleştirmektedir. İnanmayan varsa denesin kendini aynada seyretsin.
İÇ DÜNYA SÜKUNETİ?
Aslında güzelliğin vazgeçilmez bir parçası iç dünyamızdaki sükûnettir. İnanan bir insanın bu sükûneti bulacağı aşikârdır. Onun bakışlarındaki mutluluk güzelliğin temel ışıklarından biri olarak gözlere yansıyınca her çehrede akıl almaz bir değişim sağlar. Tam aksine bakışlarında kıskançlık, ihanet gizlenen kimseler ise Allah’ın verdiği fizik güzelliği en alt düzeye çekerler. Ne makyaj ne estetik cerrahi arz ettiğim bu kuralı bozamaz.
Yüce kitabımızın emrettiği çizgiler içerisinde ve Fahr-i Kâinat Efendimiz’in uygulayarak bize tanıttığı tesettürü, lüzûmsuz gayretkeşliklerle sevimsiz hale getirmek ve insanları tesettüre karşı saygısız kılmak fevkalade yanlış ve yüce dinimizi rencide eden bir tutumdur.
Tesettürün en ilginç bir sırrı da İslâmiyetin erkekle kadını eşit görerek onları toplum içerisinde birbirinden rahatsız olmayarak birlikte yaşayabilmeye teşvik etme hikmetidir. Kadın açılıp saçılmazsa toplum içerisinde dü­şünen, üreten bir varlık olarak erkekle eşit görüntü arz eder. Aksi takdirde müstehcenliği nisbetinde kendisine rağbet edilen bir eşya hüviyetine bürünür ya da ilgi görmediğinden sıkıntılanan bunalımlı bir kişilik kazanır.



KUR'AN'A GÖRE BAŞÖRTÜSÜ YASAKÇILARININ DURUMU*


Türkiye'de ve bazı İslam ülkelerinde müslüman kadının başını örtmesi istenmemektedir. Bunu istemeyenler genellikle dine ve gerçek dindarlara saygılı olduklarını söyler ve din dışılıkla suçlanmayı reddederler.

Bir taraftan da Müslümanlar dini hayatlarını Kur'an ışığında gözden geçirmeye başlamış­lardır. Kur'an'a yönelme ile birlikte hurafelere karşı da savaş açılmıştır. Artık iki türlü müslümanlıktan söz edilmektedir; biri Kur'an müslümanlığ, diğeri Kur'an dışı müslümanlıktır. Kur'an dışı müslü­manlıkla kastedilen geleneksel müslümanlıktır. Dindarların büyük çoğunluğu, geleneksel an­lamda müslüman oldukları için Kur'an müslümanlığı başörtüsü yasakçılarının da ilgisini çekmek­tedir.

Bu yazıda başörtüsü yasakçılarının durumu sırf Kur'an ayetleri ışığında ele alınmıştır. Okuyucuya kolaylık olması için karşılıklı sohbet havası içinde yazılan yazı ile sizi baş başa bırakıyorum.


- Müslüman kadınların başlarını örtmelerine karşı çıkanlarla ilgili bir hüküm gerçekten Kur'an'da var mı?

- Elbette var. Müslüman kadınların başını örtmesi Allah'ın bir emridir. Allah'ın bir tek emrini bile kabul etmeyenin durumu Kur'an'da açıklanmıştır. Her müslümanın bunu çok iyi bilmesi gerekir. Şimdi ben sorayım, Kur'anda sapmanın ve saptırmanın simgesi haline gelmiş varlık hangisidir?


- Şeytan mı?

- Evet.. Şeytan, diğer adı ile İblis, meleklerle beraberken Allah ona ve bütün meleklere Adem için secdeye kapanma emri verdiğinde o bu emri kabul etmediği için kafir olmuştur. Konu ile ilgili ayetler şöyledir:

"Vaktin birinde Rabbin meleklere demişti ki: "Ben, kurumuş çamurdan, değişken kara balçık­tan bir insan yaratacağım.

Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için secdeye kapanın."

Bütün melekler hemen topluca secde ettiler.

İblis öyle yapmadı. O, secde edenlerle beraber olmamakta direndi.

Allah buyurdu ki: "Ey İblis! Senin neyin var ki, onlarla birlikte secde etmedin?"

Dedi ki, "Kurumuş çamurdan, değişken kara balçıktan yarattığın insana secde edemem."

Allah buyurdu ki, "Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun."
(Hicr 15/28-34)

Demek ki, İblis Allah'ın bir tek emrini kabul etmediği için kovulmuştur.


- Bir de kibirlenmesi var. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "...İblis direndi, büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu." (Bakara 2/34)

- Şeytanın kibirlenmesi, aslında Hz. Adem'e karşı değil, Allah'ın emrine karşıdır. Yani Allah'ın, çamurdan yarattığı biri için secdeye kapanmasını istemesi İblis'in ağırına gitmiştir. Bundan dolayı Allah ona, "...İn oradan, orada büyüklenmek sana düşmez, çık, sen alçağın te­kisin" demiştir. (Araf 7/13)


- İblis bu haliyle Allah'ı inkar etmiş mi oluyor?

- Burada İblis Allah'ın bir emrini tanımamış oluyor. Bu da onun kafir olması için yeterli sayıl­mıştır. Yoksa iblis, Allah'ın ne varlığını, ne birliğini, ne yaratıcılığını ne de kudretini reddetmiştir. Kur'an-ı Kerim İblis'in saptıktan sonra, "..Doğrusu ben Allah'tan korkarım, Allah'ın cezası pek ağırdır." (Enfal 8/48) dediğini bildirmektedir. Allah'ın bazı emirlerini tanımamaya devam ettiği için bu sözü onu kafir olmaktan kurtaramamıştır.


- Doğru, Allah'a "Rabbim" diye hitap ediyor. Nitekim bulunduğu makamdan Allah tarafından indirilince şöyle demişti: "Rabbim! Hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar bana süre tanı." (Hicr 15/36)

- Buradan onun ahirete inandığı da açıkça anlaşılmaktadır.


- O zaman çok ilginç bir durum ortaya çıkıyor. İblis Allah'a inanıyor, meleklere inanıyor, çünkü zaten kendisi onların arasındaydı. Ahiret gününe inanıyor. İnanması gereken bir pey­gamber henüz yok, çünkü Hz. Adem daha peygamber olmamıştır. İndirilmiş bir kitap da yok. Bazıları böyle birini iyi bir müslüman sayabilir ama Bakara suresinin 34. ayeti onun kâfir oldu­ğunu açıkça ortaya koyuyor. Üstelik Kur'an'ın bütününe baktığınızda onun kâfirlikte en önde olduğu açıkça gözükür.

- İşte Allah'ın bir tek emrini tanımaması onun bu hale gelmesi için yetmiştir. Onun kâfirliği böyle başlamış, sonra da günah yükünü ha bire çoğaltmıştır.


- Dilden dile dolaşan bir söz var, deniyor ki, "Bir kimsenin kâfir olduğuna dair doksan dokuz, müslüman olduğuna dair bir delil bulunsa müftünün o bir delil ile amel etmesi gerekir."

- Böyle bir şey kabul edilemez. O sözün doğrusu şöyledir: "Bir tek konunun farklı yorumları olsa ve bu yorumlar kişinin kafir olmasını gerektirse ama bir yorumu da o kişinin kafir olma­dığı şeklinde olsa müftüye düşen kâfir olmayacağına dair olan yorumu dikkate almaktır. Eğer o kişinin niyeti bu ise zaten müslümandır. Ama eğer niyeti böyle değilse müftünün onu kâfir say­mamasının ona bir faydası yoktur[1]." Yoksa ayette olduğu gibi, kafir olmayı gerektiren bir tek söz ve davranış bile kişiyi Allah yanında kâfir yapmaya yeter.


- Başörtüsü konusunda, Allah Teâlâ'nın “Başörtülerinin bir kısmını yakalarının üstüne vur­sunlar....” (Nur 24/31) diye emri var; ama deniyor ki, ayette "başörtüleri" diye tercüme edilen ke­lime, humur kelimesidir. Bu hımar'ın çoğuludur. Bu kelime örtü anlamına da gelir. Burada başör­tüsü yasakçıları lehine bir yorum yapılamaz mı?

- Evet ayette geçen, hımar (خمار) kelimesinin kökü hamr ( خمر) dır. Bunun anlamı bir şeyi örtmektir. Hımar (خمار) da örtü anlamında kullanılmıştır. Ama bu kelime Arap örfünde kadının başını örttüğü örtüye isim olmuştur. Bunun kadının başörtüsü anlamına geldiği eski Arapça sözlüklerde yazılı­dır[2].

Bu ayet indiği zaman Araplarda hımar kelimesi kadının başörtüsü anlamındaydı. İçinde hımar kelimesi geçen çok sayıda hadis vardır ve bunlar kadının başörtüsü anlamınadır. Bunlardan üç örnek verelim:

1- Allah'ın Elçisi sallallahu aleyhi ve selleme ipekli kumaşlar getirilmişti. Ömer'e bir parça gön­derdi. Üsâme b. Zeyd'e bir parça gönderdi. Ali b. Ebî Talib'e bir parça verdi ve dedi ki; Onu ka­dınların arasında hımar (başörtüsü) olarak parçalara ayır. (Müslim, Libas 7-2068)

2- Alkame b. ebî Alkame annesinin şöyle dediğini naklediyor: Abdurrahman'ın kızı Hafsa Allah'ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellemenin eşi Ayşe'nin yanına girdi Hafsa'nın üzerinde ince bir hımar (başörtüsü) vardı. Ayşe onu parçaladı ve ona kalın bir hımar (başörtüsü) giydirdi. (El-Muvatta, Libas, 4, hadis no 6)

3- Hz. Ayşe Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle dediğini bildirmiştir. "Allah adet gören bir kadının namazını başı hımarlı (başörtülü) olmadan kabul etmez." (Ebu Davud Salat 85, H. no 641)

Bugüne kadar, müslüman kadının başını örtmesinin Allah'ın emri olmadığını söyleyen bir tek mezhep çıkmamıştır. Uygulama da hep böyle olmuştur.


- Şu anda "Başörtüsünün serbest, türbanın yasak olduğu" noktasına gelinmiştir. Başörtüsü serbest dendiğine göre onlar lehinde bir yorum yapılamaz mı?

- Türban kelimesi Fransızcadır ve sarık anlamınadır[3]. Bu kelime Türkçemize de geçmiştir. Türkçe'de, sarık gibi kat kat olan, boyun kökünden alnın üstündeki tüy bitimine kadar saçları örten, kulağı, göksü ve boynu açıkta bırakan ve kadınların kullandığı bir örtü anlamındadır. Yasaklanan türban bu ise başörtüsüne bu manada özgürlük tanıyanlar Kur'an açısından Allah'ın bir yasağına karşı çıkmış olmazlar.

Ama son bir kaç yıldır bu kelime, ısrarla kadınların başörtüsü anlamında kullanılmaktadır. Bunlara göre türban, omuzları da örten başörtüsüdür. Ne gariptir ki, asırlardır müslüman Türk kadınının dışarda kullandığı başörtüsü omuzları da örter. Eğer türban bu ise neden şimdiye kadar bunu hiç bir sözlük yazmamıştır?


- Herhalde olayı Kur'an'a göre değerlendirenler pek azdır.

- Günümüzdeki müslümanlar henüz konuları Kur'an'a göre değerlendirme alışkanlığı kazanmış değillerdir. Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "İnsanların çoğu ayetlerimizden gerçekten habersizdirler." (Yunus 10/92) Yukarıdaki ayetleri yazmamın sebebi de Allah'ın tek bir ayetine karşı çıkan bir müs­lümanı, Kur'an'ın nasıl değerlendirdiğini göstermektir.



Tesettür farz mıdır?

"Mutlak tesettür (örtünme)" ile başörtüsü aynı âyetlerde ve aynı üslûb içinde hükme bağlanmıştır. Örtünme emrinin kadının başını da içine alıp almadığı bütün devirlerde konuşulmuş ve hür müslüman kadının baş ve saçlarının avret olduğunda, örtülmesi gerekli bulunduğunda, örtünme emrinin bu uzuvları da içine aldığında ittifak edilmiştir. Bu hüküm, bütün fıkıh kitaplarının namaz bahsi ile helal-haram konularına ayrılan "kerâhiye, hazr ve ibâha" bahislerinde yazılmıştır. Kur'ân-ı Kerîm'de ve hadîslerde baş dahil olmak üzere avret yerlerinin örtülmesi ile ilgili emir ve talîmatın bağlayıcı (vücûb için) olduğunda ittifak edildiğini, "özellikle ittifaklı meseleleri toplayan" icmâ kitaplarında da görmek mümkündür. Burada birkaç icmâ kitabından nakiller yapmakta fayda görüyoruz: "Ergenlik çağına gelmiş hür ve müslüman bir kadının namaz kılarken başını örtmesi gerektiğinde va başı tamamen açık olarak namazını kılmış olması halinde namazı iade etmesinin gerekli bulunduğunda müctehidler ittifak etmişlerdir." (İbnu'l-Munzir, el-İcmâ', s. 41) Bu ifadede "namaz kılarken" kaydı vardır, bu kayıt bizi yanılgıya düşürmemelidir; çünkü meselemiz, kadının avret yerlerinin tesbitidir, namazda örtülen yerler avret yerleridir ve yukarıdaki ifade başın avret olduğunu açıklar ve kesin olarak ortaya koymaktadır. (Ayrıca bak. Cessâs, Ahkâmu'l-Kur'ân, c. III, s. 316) "Kadının eli ve yüzü müstesna olmak üzere bedeni ve saçının avret (kapatılması gerekli uzuv) olduğunda fıkıh âlimleri ittifak etmişlerdir. Kadının yüzü, elleri, hattâ tırnaklarının avret olup olmadığı konusunda ise görüş farkları (ihtilâf) vardır." (İbn Hazm, Merâtibu'l-icmâ, s. 29) "İlim sahipleri, namaz kılarken kadının başını örtmesi gerektiği, başı tamamen açık olarak kıldığı namazı yeniden kılması icabettiği hususunda ittifak etmişlerdir. " (İbn Kudâme, el-Muğnî, c. I, s. 633) "Alimler, avret yerlerinin mutlak olarak (namaz dışında ve içinde) örtülmesinin farz olduğunda ittifak etmişlerdir. Ancak bu örtünmenin namazın sıhhat şartı olup olmadığı konusu ile avret yerlerinin sınırlandırılması konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir... Kadının el ve yüzü hariç bütün vücudunun avret olduğu ulemâ çoğunluğunun görüşüdür. (Geriye kalan müctehidlerden) Ebû Hanîfe'ye göre ayakları da avret değildir, Ebû Bekr b. Abdurrahman ve Ahmed b. Hanbel'e göre kadının bütün vücudu avrettir." (İbn Rüşd, Bidâye, c. I, s. 98-90) Bu nakillerde, kadının saçları avret değildir diyen bir âlimin bulunmadığı, başka bir deyişle kadının başının örtülmesi gerektiğinde ittifak ve icmâ bulunduğu açıkça görülmektedir. Bu icmâ ve ittifakın dayanağı âyet olsun, hadîs olsun fark etmemektedir; icmâ bu nasların delâlet ve hükmüne kesinlik kazandırmaktadır. Hicrî üçüncü asrın ikinci yarısında yaşayan Taberî (v. 33210/992), dördüncü asırda yaşayan Ebû Bekri'r-Râzî el-Cessâs (v. 370/980), beşinci asırda yaşayan Şâfiî mezhebinden el-aaaâ el-Herrâsî (v. 504/1110), çağdaşı, Mâlikî mezhebinden İbnu'l-Arabî (v. 543/1148) gibi birinci veya ikinci dereceden müctehid veya mezhebe bağlı âlimlerin, ahkâm âyetleri ile ilgili tefsirleri elimizdedir. Bu tefsirlerde örtünme ile ilgili âyetlerin mânâ ve hükümleri incelenmiş, üzerinde birleşilen noktalar ile ihtilâf edilen hususlar açıkça kaydedilmiştir. Bunlara dayanarak, konunun ne zamandan beri tartışıldığını ve kimin ne dediğini tesbit etmek kolaylıkla mümkün bulunmaktadır. Bizim tesbitlerimize göre sahâbe müfessirlerinden günümüze kadar her asırda yapılan ve kısmen yazılan tefsirlerde "hür, müslüman kadınların, el, yüz ve ayakları hariç, bütün vücutlarının avret olduğu, örtülmesi gerektiği konusunda sözbirliği ve görüş beraberliği vardır. Nûr ve Ahzâb sûrelerinde yer alan âyetleri ile bunları açıklayan hadîslerin, "yüz, el ve ayaklar" dışında kalan yerlerin örtülmesi gerektiğini kesin ve bağlayıcı olarak ifade ettiğinde birleşilmiştir. Hiçbir fakîh "Başın veya örtülmesi gereken diğer yerlerin, dünya hayatında faydası bulunduğu için ve âdete dayalı olarak örtülmesi tavsiye edilmiştir, fayda ve âdet değişirse örtülmeyebilir." şeklinde bir görüş ileri sürmemiş, müctehidler bu konudaki talîmatın devamlı ve bağlayıcı olduğunda birleşmişlerdir. Örnek olarak bak. (Taberî, Câmi'u'l-beyân, c. XVIII, s. 82 vd; Cessâs, Ahkâmu'l-Kur'ân, c. III, s. 314 vd.) Kadının saçı ve başı dahil olmak üzere örtünmesinin gerekli ve bu konudaki emir ve talîmatın bağlayıcı olduğunu müfessir ve fıkıhçılar nereden çıkarmışlardır? Bir kere "Emir vücûb içindir, bağlayıcıdır; aksine bir işaret bulunmadıkça böyle yorumlanır." diyen usulücülere göre ortada bir problem yoktur; Allah ve Rasûlü kadın ve erkeğin belli yerlerinin örtülmesini emretmiş ve istemişlerdir; baş ve saç da örtülmesi gereken yerler içindedir, bu emirler de bağlayıcı olduğuna göre örtünmek (başörtüsü, türban... kullanmak) gereklidir, farzdır, dinin vazgeçilmez bir isteğidir. İmam Gazzâlî gibi "Emrin bağlayıcı olup olmadığı belli değildir, bunun için ayrıca bir delil, karîne ve işarete ihtiyaç vardır, meselâ oruç emri bağlayıcıdır; çünkü seferde ve hastalık yüzünden tutamayanların nasıl tutacakları anlatılmış, böylece bağlayıcı olduğuna işaret edilmiştir..." diyenlere göre de bu konuda bir kapalılık ve problem yoktur. Çünkü Allah Teâlâ örtünme ile ilgili âyetlerde şöyle bir seyir takip etmiş ve arka arkaya açüıklamalar getirmiştir: a) Erkeklerin gözlerini haramdan korumalarını, iffetlerine sahip olmalarını istemiş, ancak bu davranışın onları ruhen temiz kılacağını bildirmiştir. b) Kadınların da gözlerini haramdan (cinsî arzuyu uyandıracak yerlere bakmaktan) sakınmalarını, iffetlerini korumalarını emretmiş, hemen bunun arkasından zarûrî olarak açıkta kalanlar (eller, ayaklar ve yüz) müstesnâ bütün vücudu kapatmalarını, güzel ve çekici yerlerini (zînet) nâmahreme açıp göstermemelerini istemiştir. c) Başörtülerini boyun ve göğüslerini örtecek şekilde bağlamalarını emretmiştir. d) Örtülecek ve açıkta bırakılacak yerleri sınırladığı gibi vücudunu kimlere karşı örteceğini ve kimlere karşı açabileceğini ayrıntılı olarak açıklamıştır. e) Son âyetin sonunu "Ey mü'minler! Hep birden Allah'a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!" şeklinde getirmiştir; bu ifade, gerek daha önceki davranışlar ve gerekse bu âyet geldikten sonra ona uymayan hareketlerin günah olduğuna, bunlardan kurtulmak için Allah'a tövbe edilmesi gerektiğine işaret etmektedir. (Nûr: 24/29-31) f) Bu âyetler nâzil olunca müslüman kadınlar, bulundukları yerden ayrılmadan, etekliklerinin uygun yerlerini yırtarak başörtülerini bununla bağlamışlar ve bundan sonra hiç aksatmadan bu emri yerine getirmişler, Hz. Peygamber (s.a.) de bu âyetin uygulanmasını titizlikle takip etmiştir. Bütün bu karîne, delil ve işaretler, konumuz olan örtünme emrinin bağlayıcı olduğunu kesin olarak ortaya koymaktadır. Bu emir âdete de bağlı değildir; çünkü o zaman cârî olan âdeti olduğu gibi bırakmak için değil, değiştirmek ve ıslâh etmek için gelmiştir, başörtülerini omuzlarından arkaya atarak boyun ve göğüslerini açıkta bırakan cahiliye kadınlarına yeni bir örtünme şekli öğretmiş, İslâmî örtüyü tarif etmiştir." H.Karaman

Namaz ne kadar farz ise, tesettür de o kadar farzdır. Zekat ne kadar Allah'ın emri ise, örtünme de o kadar Allah'ın emridir. Oruç ibadeti nasıl tüm semavi şeriatlarda varsa, tesettür de tüm semavi şeriatlarda vardır. Bu nedenle aşağıdaki iddia geçerliliğini kaybetmektedir : "Türbanı bir islami sembol sananlar, yanılıyorlar çünkü türban eski bir yahudi geleneğidir. İslam'a da diğer çoğu yalan gibi hadis ve sünnet kitapları altında girdi. Dindar yahudi kadınlar hala sinagoglarda, düğünlerde ve dinsel ayinlerde saçlarını örtmektedirler.Aynı şekilde hıristiyan kadınlar da dinsel törenlerde saçını kapatırken; rahibeler her zaman kapatır. Kapanma islam alimleri türban'ı bir islami sembol ilan etmeden çok önceler yaygındı. Çeşitli dinlere inanan (müslüman, hıristiyan, yahudi) geleneksel Araplar o zamanlar başörtüsü giyerlerdi."
Namaz içbüaaa bir talimatken, örtü dışbüaaa bir talimattır. Birincisinin illeti Kur'an tarafından "her türlü haddi aşma ve çirkin davranıştan kişiyi uzaklaştırarak onda her davranışını gözetleyen bir Allah bilinci oluşturmak" (29.45) şeklinde tanımlanmışken, ikincinin illeti "iffetin korunması için simge" ve "tanınacak bir kimlik" (33.59) oluşturmaktadır.

Bununla amaçlanan, kadını toplumun içinde dişiliğiyle öne çıkan bir nesne değil, kişiliğiyle öne çıkan bir özne kılmaktır. Dolayısıyla örtü emri, kadının kişiliğinin bir parçası olan mahremiyetine yönelik ihlalleri peşinen durduran bir önlem, kendisini dişiliğiyle değil kişiliğiyle tanımladığını çevresine bildireceği bir iletişim biçimidir. Yani bir kimlik ibrazı (en yu'rafne) yöntemidir.9.2.2002:MİLLİYET : "... LAF ATICILARIN İTİRAFINDA TÜRBANLILARIN " LAF ATILMAKTAN MUAF " OLDUKLARI ANLAŞILIYOR."
Örtünmek insânî ve dolayısıyla fıtrîdir. Bu nedenle hayvanlar örtünmezken insanlar örtünürler. Dolayısıyla örtünme ve çıplaklık arasındaki tercihi, İslamlıktan önce insanlık kriterlerine vurmak, dînî çerçeveden önce insanî ve ontolojik çerçevede tartışmak gerekir.

Bu bilindikten sonra, "Örtünmenin sınırlarını kim belirleyecek?" sorusu gündeme gelir. Bu sorunun "kişisel arzu, moda, gelenek, toplum, devlet, inanç" gibi birden fazla cevabı olabilir. Bir insanı "müslüman" olarak nitelememize yol açan şey, onun "Allah'a kayıtsız şartsız teslimiyeti"dir. Bu teslimiyet, şu ön bilgiye/tasavvura dayanır: "Beni yaratan, beni herkesten çok iyi biliyor ve seviyor. O halde, onun bana yaptığı öneriler, benim için en hayırlı olandır. Ben kendim için, onun benim için seçip-beğendiğine razı ve teslim oldum."

İşte insanı Müslüman kılan tasavvur budur. Bu tasavvurdan neş'et etmeyen bir müslümanlık iddiası, Allah'a göre, sahte bir iddiadır. Esasen, müslüman olmak söz konusu olduğunda, sizin kendinizi ne olarak tanımladığınız değil, Allah'ın sizi ne olarak tanımladığı önemli ve belirleyicidir. Bunu anlamak için de sizin müslüman tanımınızın Allah'ın müslüman tanımıyla örtüşüp örtüşmediğine bakmanız yeterlidir.

Yukarıdaki tasavvurdan neş'et eden imanıyla bir müslüman "Örtünmenin sınırını kim belirleyecek?" sorusuna Allah'tan ve O'nun vahyinden bağımsız bir cevap arayamaz. Çünkü bir davranışın "İslamî" olması, referansının Allah olmasıyla mümkündür. Eğer Kur'an örtünmenin sınırları konusunda hükümler vaz etmişse, bu, müslüman olma iddiasındaki herkesi bağlar. Tabii ki o kimse iddiasında samimiyse.

Samimiyetin ölçüsü bellidir: Kitaba uymak. Samimi olmayanlara ise tek yol kalmıştır: "Kitabına uydurmak!" Tarihin tüm samimiyetsizlerine bakınız; kitabına uydurmayı kafaya koyduktan sonra, hangi emre karşı mazeret, hangi yasağa kılıf bulunamaz ki? İnsan istedikten sonra; dinin en temel kurallarının tam aksine 'fetva' verecek bir merci bulur. Hatta bir inanç sistemini, onun esaslarını aaafi yoruma tabi tutarak, tam tersi bir işleve büründürebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta da; müslüman olmanın gerek şartını yerine getirenlerin, başörtüsü veya örtünme konusundaki eksikliklerinin onları İslam dairesi dışına çıkarmadığı gerçeğidir. Bunların İslami terminolojideki karşılığı kafir değil, günahkârdır. Öyleyse yapılması gereken bu kardeşlerimizi dışlamamak, bunları kucaklamaktır. Toplumu kamplaştırmak isteyenlerin arzusunun bunun tersi olduğu unutulmamalıdır. O açıdan böyle bir oyuna gelinmemelidir.

Tefsircilerin nakline göre cahiliye kadınları da hiç baş örtüsü kullanmaz değillerdi. Fakat yalnız enselerine bağlar veya arkalarına bırakırlar, yakaları önden açılır, gerdanları ve gerdanlıkları açığa çıkardı, zinetleri görünürdü. Demek ki, son zamanlarda asrîlik sayılan açık saçıklık böyle eski bir cahiliye âdeti idi. İslâm böyle açıklığı yasaklayıp baş örtülerinin yakalar üzerine örtülmesini emir ile tesettürü farz kılmıştır.

Cahiliyet devrinde Arap kadınlarının iki adeti vardı :

Başörtülerini başlarına örtüp iki omuzları arasında arkaya doğru sarkıtarak boyunlarını tamamen, göğüslerininde bir kısmını açık bırakırlardı.
Süslendikten sonra evlerinden çıkıp yabancı erkeklerle karışık gezip otururlardı.
İslam'dan sonra, Medine'de hicab ayeti gelene kadar bu iki adet devam etti. Hz.Aişe hicab ayet-i geldikten sonra müslüman hanımların durumunu şöyle anlatır: "Vallahi ben Allah'ın kitabını tasdik, Onun indirdiğine iman açısından ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nur suresinin örtünme ayeti gelince erkekleri kendilerine varıp Allah'ın indirdiği ayetleri okumaya başladılar. Hanımların hepisi Allah'ın emrine uyarak yünden ve pamuktan yapılmış örtülerine büründüler, Resulullah'ın arkasında sabah namazı kılmaya geldiler."
Hicab ve tesettür ayetleri geldikten sonra iki çeşit tesettür farz kılındı.

Erginlik çağına girdiği andan itibaren her kadının bütün vücudunu örtmesi, mahremlerin dışında hiç kimseye göstermemesi
Meşru bir ihtiyaç olmadıkça evlerinden dışarı çıkıp namahrem erkeklerle karışık dolaşıp oturmak
Bu konuda haremlik-selamlık müessesini İslam getirmiştir.
Tesettür, kadının dişiliğini değil kişiliğini ön plana çıkarma, onun iffetini, şahsiyetini ve saygınlığını korumaya yönelik başka hikmetler de içermektedir.

Bugün çıplaklığın yaygın olduğu, kadının cinselliğinin sömürüldüğü ülkeler diye tanıtılırken, bütün insani değer ve şereflerini koruyarak kadınların kendilerini örttüğü, kendi varlıklarını, erkeklerin ihtiraslı duygularına hayvani isteklerini tatminine sunmadıkları ülkeler gerici, yobaz ülkeler diye niteleniyor…
İnsanoğlu, maneviyatı için özel bir müziğe sahip olduğu gibi, kendi cinsel zevkleri için de özel bir müzik yapmıştır. Hâlbuki su ve ekmek gibi sadece maddi gereksinimleri için müzik yaptığı görülmemiştir. Bütün aşkların cinsel kökenli olduğunu iddia etmiyoruz. Mevlana, Yunus Emre vb. şairlerin cinsel içgüdüleri diliyle konuştuklarını söyleyemeyiz. Ancak şurası açıktır ki, yazılan, söylenen şiir ve gazellerin büyük bir çoğunluğu erkek tarafından kadın için dile getirilmiştir. Erkeğin kadına olan yönelişinin, ekmek ve suya olan ihtiyaç gibi, karnı doyunca tatmin olacak türden olmadığını bilmemiz gerekir. İslam, bu içgüdüye gem vurmak ve hayırlı yola yöneltmek için tedbirler düşünmüş, bu konuda hem kadınlar, hem de erkekler için belli görevler ön görmüştür. Hem kadının hem de erkeğin uymakla görevli oldukları bu görevler, karşı cinsten olana bakmakla ilgilidir:
Tüm ilahi dinler, insanın derununda yerleştirilmiş eğilimi esas alarak kadına örtünmeyi farz bilmişlerdir.İlahi dinlerin sonuncusu ve en mükemmeli olan İslam dini, Allah tarafından insanlığa gönderilen son din olarak giysiyi insanlığa verilen ilahi bir hediye olarak nitelemiş, kadına farz olan örtünmenin ölçülerini tam olarak belirlemiş ve bu vesileyle kadının örtünmesi hususundaki aşırılık ve ihmalkarlıkları dengelemeye çalışmıştır.


Kuran bilmeyenlere
Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun. (Enbiya,7)

Ben de bilmeyenlere ayni şeyi tavsiye ederek yazima son veriyorum.
 


Üst Alt