Sitemizde mevcut olmayan kitap özetleri istekleri burdan !!

Sponsorlu Bağlantılar

keremerson

keremerson

Üye
    Konu Sahibi
Sitemizde mevcut olmayan kitap özetleri istekleri burdan !!
KİTAP ÖZETİ İSTEKLERİ BURDAN
Arkadaşlar, sitemizde arayıpta bulamadığınız kitap özetlerini buraya yazın, yardımcı olmaya çalışalım..
 


erek

Üye
küçük kemancı
 

umurrrrr

Üye
uykusuzlar
 

ALONE_WOLF_

Üye
ahmet hamdi tanpınarın huzur adlı kitabını bulabilirmisiniz arkadaşlar şimdiden teşekkürler
 

Anıl Umut

Emekli Yönetici
ahmet hamdi tanpınarın huzur adlı kitabını bulabilirmisiniz arkadaşlar şimdiden teşekkürler
buldum buyur al

KİTABIN ADI:
HUZUR
KİTABIN YAZARI:
AHMET HAMDİ TANPINAR
YAYIN EVİ VE ADRESİ:
DERĞAH YAYINLARI

1.KİTABIN KONUSU:

Mümtaz’ın Nuran’a olan aşkının öyküsü.

2.KİTABIN ÖZETİ:

Mümtaz ve Suat'ın Nuran'a olan aşklarıdır öykünün merkezi. Mümtaz ve Nuran birbirini sevmekte ve evlenmeyi tasarlamaktadırlar. Ümitsizliğe düşen Suat ise kendini asarak intihar eder. Bu trajedi nedeni ile Nuran'dan ayrılan Mümtaz'ın iç dünyası yıkılmıştır. Radyoda II.Dünya savaşının başladığı haberi verildiği sırada, Suat'ın hayalini gören Mümtaz merdiven başına yıkılır (bazı edebiyat incelemecileri, sonda Mümtaz'ın öldüğü biçiminde yorumlar yapmış olsalar da, Tanpınar'ın metninde ölüm telaffuz edilmiyor).

Mümtaz, Beyazıt Sahaflar Çarşısında, salaş dükkanlarda, bit pazarında, Çekmece'de balıkçı muhitinde ve kır kahvelerinde dolaştırırken, İstanbul'un bir kronikçisi, İstanbul'da eski zamanın donup kaldığı ve biriktiği köşelerin bir tasvircisi oluyor romanda. Huzur'un sonraki bölümlerinde Boğaz'a, zengin bir eve, sanki başka bir dünyaya geçiyoruz. Pırıl pırıl görünen modern semtte önceleri çok mutlu olan Mümtaz, giderek bu çevrede yaşayan insanlardan kaynaklanan olayların sonucunda yıkılır. Geçilmemesi gereken bir sınırı çiğnemiştir o!

Her yeni tecrübe gibi şahsîdir, her yeni tecrübe gibi ilktir. Mümtaz, bindiği bir Ada vapurunda Nuran’a rastlamış ve “Tehlikeli denecek derecede zengin, her ihtimale gebe, her mânasında velûd bir kadınlık hayatı(nın), bakımsız bir tarla gibi sırf kendisini işleyecek erkeğin yokluğundan yarı hülyâ, yarı verimsizliğin bütün sebeplerini kendisinde gören bir aşağılık duygusu içinde akıp gittiğini” farketmiştir. Bu tesbitin arkası kendiliğinden gelecek ve zalim bir çocukluğun ara sokaklarından geçerek kendisini İhsan’ın kollarına atan Mümtaz, fikrî zeminini sağlamlaştırmış bir insan olarak duygusal arka planını inşa etmeye soyunacaktır: “O madem ki artık benim için herşeydir, o halde bütün kâinatımla ona taşınmalıyım.” der.




3.KİTABIN ANA FİKRİ:

Her aşkın bir ızdırap ve çilesi bazen insana mutluluk bazen de mutsuzluk verir.


4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Dört bölümden oluşan kitabın her bölümü, öykünün dört kahramanının, İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz'ın adlarıyla verilir. Ancak, romanın ana karakteri Mümtaz'dır. Yazar, diğer üç
karakteri de Mümtaz'la olan ilişkileri çerçevesinde tanıtır bize. Birinci dönem Türk romanında mekan Doğu-Batı değerlerini temsil etmek bakımından bir anlam taşıyor ve kent ikiye ayrılıyordu. İstanbul tarafının mahalleleri Osmanlı-İslam geleneklerinin, göreneklerinin değerlerinin yaşadığı semtlerdi. Beyoğlu tarafı ise kentin Batılılaşmış öteki yarısıydı. Oturulan mekan olarak konak ve apartman Doğu-Batı karşıtlığının simgesiydi. İlk dönem yazarları arasında, Doğu-Batı karşıtlığı ve kimlik sorununu, İstanbul'un farklı semtlerini karşı karşı getirerek işlemektedir.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap okuyucuyu aşırı şekilde etkilememekte ve okurken insanı çok sıkmakta,bunalmaktadır.


6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:


Ahmet Hamdi Tanpınar, 1901 İstanbul doğumlu. Babasının işi gereği, ilkokuldan liseye kadar Andolu'nun çeşitli şehirlerinde sürdürdü eğitmini. İstanbul Darülfünun Edebiyat bölümününden 1923'de mezun olduktan sonra Erzurum, Konya ve Ankara'da edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nde dersler veren Tanpınar, İÜ Edebiyat Bölümü Tanzimat Edebiyatı kürsüsünde proesörlüğe seçildi. 1942-1946 yılları arasında Maraş milletvekili olduktan sonra yeniden eğitim hizmetine döndü, 1949 yılında İÜ Edebiyat Bölümü Yeni Türk Edebiyatı profesörlüğüne getirildi. 1962 yılında kalp rahatsızlığı sonucu ölen Ahmet Hamdi, çok sayıda şiir, hikaye, roman ve deneme yazmıştı.
1949 tarihinde basılan "Huzur", Ahmet Hamdi Tanpınar'ın en tanınmış romanıdır
 
keremerson

keremerson

Üye
    Konu Sahibi
Saolasın 35caldion :oke:
 

sheto55

Üye
ben yunus bir düş kurucusunu arıyorum bana cuma günü hocaya anlatıcagım eger persembeye kadar ıyısallah bulursun yazarı sergio bambaren
 

forzabjk92

Üye
çok acil "bir genç kızın gizli defetri" lazım yazarıda ipek ongun bulursanız çok evinirim şimdiden tesekkürler.
 

HellOrGlory

Üye
umberto eco dan baudolino bulabilirmisiniz????
 

Anıl Umut

Emekli Yönetici

alcakemre

Üye
arkadaslar bana madam bovary lazım ama internetteki örnekleri cok kısa en azında 1sayfa cıkması lzm yardımcı olursanız sewınırım yoksa yıllık odev gıdıo :(
 

Anıl Umut

Emekli Yönetici
arkadaslar bana madam bovary lazım ama internetteki örnekleri cok kısa en azında 1sayfa cıkması lzm yardımcı olursanız sewınırım yoksa yıllık odev gıdıo :(
valla arkadaşım bu kadar bulabildim inşallah işini görür

Madam Bovary
19.yüzyıl romanının en başarılı örneklerinden birisidir “Madam Bovary”. Hem ele aldığı konu, hem de Flaubert’in üslubudur metni çarpıcı kılan. Anlatılan, Emma Bovary’nin trajik hayat hikayesi ve karşılıksız aşkları gibi görünmekle birlikte, Flaubert Emma’nın şahsında, 19.yüzyıl Fransız kadınının kıstırılmış hayatını, evlilik müessesesinin insan doğasına aykırılığını ve toplumsal değer yargıları ve ahlak ölçülerinin iki yüzlülüğünü ele alır.
“Flaubert, romanındaki her detayı gerçeklerle yoğurmaya çok önem vermiştir. Gerçekten de karısının sadakatsizliği sebebiyle perişan bir halde ölen Normandiyalı bir kasaba doktorunun yaşamış olduğu, Yonville kasabasının ise Honfleur yakınlarındaki Ry olduğu bilinmektedir. Bunun yanı sıra Dr. Lariveire’i tanınmış bir doktor olan babasını örnek alarak yaratmıştır. Emma’nın öldüğünü anlatan manzarayı yazarken küçükken yaşadıkları hastanenin pencerelerinden otopsilerin yapıldığı yerde gördüklerini yazdığı ve hatta Emma’nın intiharını anlatabilmek için kendisini arseniğin tadına bakacak kadar yoğun bir çalışmaya verdiği ve bu yüzden hasta olduğu söylenir”.
Gerçekçiliğe olan tutkusuyla Flaubert, roman kahramanlarının hiç birine yakınlık duymadan yazmıştır metnini. Natüralizmin kurallarına uygun olarak, “bilimsel” bir yaklaşımı vardır. Her karakteri ve her olayı titizlikle inceler, kişilerin ve olayların nedenlerini araştırır ve bütün bunları mükemmel bir dille okuyucuya aktarır. Bu nedenle, kahramanları ile duygusal bağlar kurmaz, onları haklı çıkarmağa çalışmaz, ama araya girip bir yargılamada da bulunmaz. Emma Bovary, okuduğu romanların etkisiyle aristokrasiye ve büyük burjuvaziye hayranlık duyan, aristokrasinin bir parçası olmayı hayal eden ve buna ulaşmak için çabalayan, bu sınıfa dahil olamasa da, en azından aristokrat sınıfına yakın bir sınıf içinde bulunmayı arzulayan bir kadındır. İçten yapılmış bir pazarlık değildir onunkisi ama bir üst sınıfa dahil olabilmesinin tek yolunu o sınıftan erkeklerle birlikte olmakta bulmuştur. Kocası Charles ise pasif, silik, karısının isteklerini karşılamaktan uzak biridir. İşini annesi sayesinde elde eder, karısının hırsı nedeniyle de felakete sürüklenir.
Romantizm eleştirisi
“Kadın kahramanın manevi dramı, yani romantik düşlerin yitimi, aşk acıları, yaptıklarından duyduğu korku ve pişmanlık, yüce duygulardan aniden silkinip küçük burjuva hesaplara geçişi, hem duygusal bakımdan hem de Flaubert’in bunlara verdiği önem, hikayenin ardındaki bencil toplumsal çerçeveye nazaran ağır basar”. Bu bakımdan bir tip romanıdır “Madame Bovary”. Emma Bovary’nin başka bir hayata duyduğu ihtiras, çok büyük düş kırıklıklarına sebep olur. Toplumdaki yozlaşma, Emma Bovary karakterleri üzerinden okuyucuya iletilir. Flaubert, burjuva yaşamını, insanı tüketen, çabalarını ve umutlarını silip götüren bir bataklık olarak görür ve Madame Bovary’de bir küçük burjuva kadınının çöküşünü, manevi acılarını ve bu kadının dramının arkasında yatan bayağı, önemiz ve küçük dünyayı anlatır. Toplumsal olayların sözcüsü ise eczacı Homet’tir. Bu karakter ise, Fransız Devrimi’nin ‘kutsal’ ilkelerini iki yüzlü bir biçimde ağzından düşürmeyen ama pratikte asla onlara sadık olmayan liberalizmin temsilidir.
Kendinden kısa bir süre sonra yazmaya başlayan Zola tarafından sistematize edilen Natüralizm (Doğalcılık) akımının ilk yazarıdır Flaubert. Romanını biraz da manifesto olarak görmüş ve Fransa’da o yıllara kadar egemen edebi akım olan romantizme saldırmayı görev edinmiştir. “Madame Bovary”de, romantizm hareketinin prensip ve duygularına kapılan ve onları ciddiye alan boş kafalı bir kadının nasıl felakete sürüklendiğini göstermeyi de amaçlamıştır. Flaubert’in bütün metne yayılan hicvi, en çok, Emma’nın okuduğu eserler aracılığıyla romantizme yönelir. Romanda bir kaç ana temanın yanında, çok sayıda da yan tema var. Mesela, Suçkov, “Gerçekçiliğin Tarihi” adlı incelemesinde, “Madam Bovary”nin önemli bir motifi olarak, yabancılaşma sürecini gösteriyor; “kalabalık içerisinde yalnızlık… Gerçek iletişimin, manevi ilintinin pratikte ortadan kalkmasına varacak denli insanların birbirine yabancılaşmış ve birbirine kayıtsız olduğu çok kalabalık bir dünyadaki ıssızlık…”
 

engin 1910

Üye
insan ne ile yaşar yazarı tolstay yardımcı olun

--------------- Ekleme ---------------

tesekür ederim bulursanız
 
by_bilinmez

by_bilinmez

Üye
insan ne ile yaşar yazarı tolstay yardımcı olun

--------------- Ekleme ---------------

tesekür ederim bulursanız

bu da benden olsun

insan Ne ile Yaşar

Simon, karısı ve çocuklarıyla beraber bir kulübede yaşayan fakir bir kunduracıydı Geçimini ancak karşılıyordu Kış yaklaşırken paltosu yoktu ve kışı geçirmek için ona palto gerekiyordu. Palto almak için bir miktar parası vardı ama tam yetişmiyordu arta kalanı arkadaşlarındaki borçlarını alarak kapayacaktı Köye palto almaya gitti ama arkadaşları borçlarını ediler ve parası palto almaya yetişmedi. Bunun üzerine sinirlenip evine dönmeye karar verdi.

Dönüş yolunun köşesinde bir türbe vardı ve türbenin arkasında beyaz bir şeye gözü ilişti Biraz yakalaşınca bunun çıplak bir adam olduğunu gördü Ona acıdı hava çok soğuktu ve adam üşümüş olmalıydı Adama kendi giysilerinden bir kısmını verdi ve onu evine davet etti Kim olduğunu sordu ise de bir cevap alamadı

Evde Simon’un karısı Matryona karşıladı onları ama Matryona bu durumdan hoşnut görünmüyordu yabancıdan hoşlanmamıştı Zaten yabancının yüzü hep asıktı, kötü biriydi heralde Simon bu durumu fark etti ve karısına Sende hiç sevgisi yokmu dedi Karısı bu laf üzerine yumuşadı ve birden kalbinde yabancıya karşı bir şefkat oluştu Bunun üzerine yabancı gülümsedi ve mutlu oldu. Matryona onlara getirdi ve yabancıya kim olduğunu sordu Yabancı “Beni Allah cezalandırdı diye cevapladı ve adının Mihael olduğunu söyledi

Simon, Mihael’in onlarla kalabileceğini ama bir iş yapması gerektiğini söyledi Mihael bir iş bilmiyordu ama Simon ona ayakkabı yapmayı öğretti. Mihael işi hepen kaptı ve çok geçmeden çok iyi ayakkabı diker oldu, ünü her yana yayıldı. Artan talepler ile durumları giderek düzeliyordu

Bir kış günü zengin bir beyefendi geldi. Beyefendi çok kıymetli bir deri getirmişti ve bu deriden çizme yapılmasını yapılacak çizmelerin çok sağlam olmasını öyle ki bir yıl giyse bile eskimeyip şeklinin bozulmaması gerektiğini söyledi. Simon işi kabul etti ve adama işin ustasının Mihael olduğunu bu işi onun başaracağını söyledi Adam Mihael’e ayakkabıyı kim için yapacağı ve derinin kıymeti hakkında bir sürü laf saydı ama Mihael adama değil sanki onun arkasında biri var gibi arkasına bakıyor ve gülümsüyordu

Adam gidince Mihael işe başladı ama deriden çizme yerine hafif terlikler dikti Bu duruma Simon çok kızdı ve Mihael’i paylamaya başladı Tam bu sırada bir uşak kapıya geldi ve beyefendinin öldüğünü, deriden çizmeler yerine ölüye hafif terlik dikilmesi gerektiğini söyledi Simon çok şaşırmıştı terlikler hazırdı zaten. Terlikleri uşağa verdi ve uşak da böylece gitti

Yıllarca bu şekilde beraber çalıştılar. Mihael hep aynıydı az konuşuyor çok çalışıyor arada bir yukarı bakıyor az dışarı çıkıyor ve nerdeyse hiç gülmüyordu Şimdiye kadar yalnızca iki kez gülmüştü biri Matryona onu sevdiğinde diğeri beyefendi geldiğindeydi

Bir gün bir ve yanında iki kız çocuk geldi. Kızlar ikizdi ve biri topaldı Kadın kızlara baharlık ayakkabı gerektiğini söylüyordu Mihael bu gelen kızlara çok dikkatli bakıyordu, sanki onları tanıyordu. Matryona merak edip niçin birinin sakat olduğunu sordu Kadın anlatmaya başladı

Altı yıl önce anne ve babaları aynı hafta içinde öldü, kimseleri yoktu ve çok fakirdiler Bizim komşumuzdular Babaları onlar doğmadan birkaç gün önce anneleri ise onları doğururken ölmüş ve cesedi birinin üzerine düşüp çocuğun bacağını kırmış Ben komşuları olarak onlara acıdım, onları yanıma aldım ve büyüttüm Bu sırada Allah bize bereket verdi kocamın işleri açıldı ve zengin oldum onları da bu yaşa kadar büyüttüm

Kadın bunları anlatınca Mihael yerinden kalktı önlüğünü çıkardı gülüyordu ve etrafa ışık saçıyordu Simon’a selam verdi ve Elveda efendim dedi

Simon çok şaşırmıştı ve şöyla dedi
Görüyorum ki sen sıradan biri değilsin, seni alıkoyamam ama lütfen kim olduğunu söyle Niçin üç kez güldün ve niçin şimdi gidiyorsun Mihael anlatmaya başladı

Ben bir melektim ve Allah bir kadının canını almam için beni görevlendirdi Kadının yanına gittim henüz doğum yapmıştı ve kimsesi yoktu iki çocuğu olmuştu ve bana sağ kalıp onlara bakabilmek için yalvardı Ben ona acıdım ve Rabbimin huzuruna geri döndüm Rabbim bana gidip onun canını almamı ve üç hakikati öğrenmeden gelmemem gerektiğini söyledi benden şunları öğrenmemi istedi İnsan kalbine ne hükmeder insana ne verilmemiştir insan ne ile yaşar

Dönüp kadının canını aldım fakat göğe yükselemedim bir insana dönüşmüştüm. Kendimi çok aciz hissettim ve türbeye sığındım Sen beni buldun ve bana yardım ettin üç hakikati senin yanında öğrendim

İlk geldiğim gün karın beni sevmemişti ama sen ona Allah’ı hatırlatınca yumuşadı. Birinci hakikati burda öğrendim yani insan kalbine neyin hükmettiğini İnsan kalbine sevgi hükmeder Bunu öğrenince ferahladım gülümsedim ama hâlâ iki hakikati bilmiyordum

Bir sene sonra o beyefendi geldi ve çizme istedi. Onun arkasında arkadaşım ölüm meleğini gördüm ve onun öleceğini anladım. Adam sonunu bilmiyor ve bir yıllık çizme istiyordu oysa öğleyin ölecekti İkinci hakikati burada öğrendim İnsana kendi ihtiyaçlarının bilgisi verilmemiştir Hem ikinci hakikati öğrendiğim için hem de arkadaşımı gördüğümden gülümsedim artık sadece bir hakikat kalmıştı yani insanın ne ile yaşadığını öğrenecektim.

Altıncı yıl kadınla beraber ikiz kızlar geldi Kızları hemen tanıdım çünkü bu kızlar canını almakta tereddüt ettiğim annenin kızlarıydı. Ben onlara acımış ve onalara kimin bakacağını düşünüp üzülmüştüm oysa Allah yardım etmiş komşu kadın kendi çocukları gibi onlara bakmış ve sevgi göstermişti Burada anladım ki İnsan sevgi ile yaşar Hayat sahibi Allah’ın varlığını anladım vew üçüncü hakikati öğrendiğim için üçüncü kez gülümsedim

Bunları anlattıktan sonra melek bir nur ile örtündü ve şöyle dedi
Anneye, çocuklarının neye muhtaç olduğu bilgisi verilmedi. Zengin adama kendinin neye muhtaç olduğunun bilgisi Hiçbir insana akşam olduğunda vücudu için çizmelere mi yoksa cesedi için terliklere mi muhtaç olduğu bildirilmedi. Yetimler yaşadıysa, bu annelerinin ihtimamlarından değil yabancıları olduğu halde onlara acıyıp sevgi duyan bir kadının yüreğinde sevginin bulunmasındandı ki bütün insanlar kendi esenlikleri için harcadıkları düşünceyle değil insana verilen sevgiyle yaşarlar

Önceden, Allah’ın insana hayatı ve yaşaması için arzular verdiğini biliyordum; şimdi anladım ki gerçek bunların ötesindeymiş

Anladım ki Allah insanların birbirlerinden ayrı ayrı değil tekvücut halinde yaşamasını istediğinden herbirine kendi ihtiyaçlarını değil herbirine, hepsi için gerekli olan şeyleri ilham ediyor

Anladım ki insanlar kendilerini düşünerek yaşıyor gibi görünse de hakikatte onları yaşatan tek şey sevgidir. Kim severse Allah’a yaklaşır Allah da ona yaklaşır Çünkü O sevgiyi yaratandır

Melek Allah’a şükretti Evin çatısı açıldı gökten bir nur sütunu indi ve melek göğe yükseldi

Simon kendine geldiğinde kulübesi normaldi ve içinde ailesinden başka kimse yoktu.
 
james54

james54

Üye
nazan bekiroğlundan yusuf ile züleyha kıtabı ile ihsan oktay anar ın efrasıyabın hıkayelerı adlı kıtaplarının dıl ve anlatım gıbı her yonden ıncelenmesı benım yıllık odevım. bı yardım edebılır mısınz?hıc olmadı yusuf ıle zuleyha nın ozetını bulabılır mısınız?
 
Doğuş Pertez

Doğuş Pertez

Emekli Yönetici
nazan bekiroğlundan yusuf ile züleyha kıtabı ile ihsan oktay anar ın efrasıyabın hıkayelerı adlı kıtaplarının dıl ve anlatım gıbı her yonden ıncelenmesı benım yıllık odevım. bı yardım edebılır mısınz?hıc olmadı yusuf ıle zuleyha nın ozetını bulabılır mısınız?
YUSUF İLE ZÜLEYHA
Yusuf ile Züleyha hikayesi Yusuf’un rüya görmesiyle başlar. Yusuf rüyasında on bir yıldız, ay ve güneşi görür. Ardından on bir yıldızın, ayın ve güneşin etrafında döndükten sonra yere eğilip kendisine secde ettiklerini görür. Sabah olduğunda Yusuf gördüğü rüyayı babası Yakub’a anlatır. Yakub, Yusuf’a bu rüyayla peygamberlik haberi verildiğini ve kardeşleri dahil hiç kimseye hiçbir şey söylememesi gerektiğini söyler.
Bir süre sonra Yusuf’un gördüğü rüyayı kardeşleri öğrenir. Kardeşleri babalarının Yusuf’u daha çok sevmesini kıskanır. Yusuf’u yalancı düş görmekle ve kalp hırsızlığıyla suçlarlar. Yusuf’tan kurtulmak isterler. Bir gün kıra gezmeye gittiklerinde Bir gün kıra gezmeye gittiklerinde Yusuf’un kardeşleri plan yaparlar. Yusuf’u kuyuya atıp babalarına Yusuf’u kurdun yediğini söyleyerek, Yusuf’un kanlı gömleğini verirler.
Bir gün sonra Mısır’a mal götüren kervanlar kuyuyu görünce durup kuyudan su çekmek isterler. Birkaç kervancı kuyudan suyu yukarı çektiklerinde bakracın içinde Yusuf’u görürler ve Yusuf’un güzelliğinden çok etkilenirler. O sırada Yusuf’un kardeşleri de Yusuf’a bakmak için kuyunun yanına gelirler. Kardeşleri Yusuf’un kendi köleleri olduğunu söyleyip kervan başına Yusuf’u satarlar.
Bu arada Mısır’ın en güzel kızı Züleyha rüya görür. Züleyha rüyasında çöllerin göklerinden gelen ay aydınlığının başının üzerinden geçerken, kendisinin kocaman, parlak, mavi ışıklar saçarak ufuktan doğan çok köşeli yıldıza dönüştüğünü ve çöllerden gelen ayın aydınlığının içinden geçtiğini görür. Daha sonra suret aynasında güzel bir görüntü görür.
Bu rüyadan kısa bir süre sonra Züleyha’nın babası Züleyha’ya Mısır azizi Potifar’ın talip olduğunu söyler. Bunun üzerine Züleyha Potifar’ı görmek ister. Züleyha Potifar’ı gördüğünde onu rüyasında gördüğü güzellik zanneder ve Potifar ile evlenir. Ancak fazla zaman geçmeden yanıldığını anlar. Buna rağmen evliliğe devam eder.
Bu sırada Yusuf’u satın alan kervan Mısır’a varır. Yusuf’u köle pazarında satılığa çıkarırlar. Potifar Züleyha’ya köle almak istediği için açık artırmaya katılır ve Yusuf’u satın alır. Ardından Yusuf’u Züleyha’ya gösterir. Züleyha Yusuf’un çok güzel bir çocuk olduğunu söyleyip ona iyi bakar ve büyütür. Rüyasında gördüğü güzelin o olduğunu hatırlamaz.
Yusuf artık büyür ve Züleyha Yusuf’u hatırlar. Züleyha öyle hale gelir ki ona her şey Yusuf’u hatırlatır. Yusuf’un kendisini görmesi için elinden gelen her şeyi yapar.
Züleyha’nın Yusuf’a olan aşkı Mısırlı kadınların diline düşer. Züleyha ayıplanır ve kınanır. Züleyha bunu öğrenince Yusuf’u Mısırlı kadınlara göstermeye karar verir ve ziyafet vereceğini duyurarak bütün kadınların gelmesini sağlar. Ziyafette kadınların önüne portakal konur. Kadınlar portakal soyarken Yusuf içeri girer ve Yusuf’u gördükleri an ellerini keserler. Kadınlar Yusuf’a hayretle bakıp bu bir insan olamaz, bu bir melek diye mırıldanırlar ve Züleyha’ya haklı olduğunu söylerler.
Züleyha bir gün sudan bir nedenle Yusuf’u odasına çağırır. Yusuf’a helsene diye seslenir. Yusuf şaşırır. Züleyha birkaç kez yine gelsene gelsene diye seslenir. Yusuf bunun üzerine “ Rabbim bana istememeyi isteyebilmeyi nasip et” diye dua eder. Yusuf bu duayı ederken Züleyha Yusuf’un üzerine doğru koşar. Züleyha Yusuf’un gömleğini tam arkadan yakalar ve Yusuf’un gömleği yırtılır. O sırada kapı açılır ve kapını önünde birkaç adamıyla birlikte Potifar vardır. Potifar bu duruma çok sinirlenir. Potifar Yusuf’un suçlu olduğunu düşünürken orada bulunan ak sakallı bilge görünüşlü biri oraya gelerek: “Gömleğin yırtığı öndeyse Züleyha suçsuzdur yok eğer gömleğin yırtığı arkadaysa Yusuf suçsuzdur.” der. Bunun üzerine Yusuf’un gömleğine bakılır ve Yusuf’un gömleği arkadan yırtıldığı görülür. Gömlek arkadan yırtıldığı için Yusuf suçsuzdur. Potifar Mısır’ın geleceği için kendi varlığının gerekliliğini ve bu olayın gizlenmesi gerektiğini düşünür. Bu nedenden dolayı Yusuf’u zindana atar.
Firavunun ekmekçisiyle, şerbetçisi de Yusuf ile aynı zindandadır. Yusuf daha önce görmüş olduğun rüyayı zindanda bir kez daha görür. Yusuf daha önceki rüyasında on bir yıldız, güneş ve ay vardı. Yusuf’un bu rüyasına mavi, kocaman bir yıldız katılır. Güneş, ay ve on iki yıldız birer birer Yusuf’un önünde secde ederler. Ardından Yusuf’a rüya yorumu verilir ve Yusuf zindanda gördüğü rüyayı yorumlar.
Yusuf’a zindanda rüya yorumu verildikten sonra bir sabah Firavun’ın ekmekçisiyle şerbetçisi Yusuf’un yanına gelerek Yusuf’a rüya gördüklerini söylerler. Yusuf’a gördükleri rüyayı anlatırlar ve Yusuf’tan rüyalarını yorumlamasını isterler. Yusuf rüyaları yorumlar ve kısa bir sürer sonra Yusuf’un yorumları gerçekleşir. Şerbetçi affedilip zindandan çıkarılır, ekmekçi asılır. Şerbetçi Yusuf’a veda etmeye geldiği zaman, Yusuf şerbetçiye efendinin (Firavunun) yanında beni an der. Ama şerbetçi Yusuf’un bu isteğini unutur. Ta ki yedi yıl sonra Firavun rüya görene kadar. Firavun rüyasında yedi zayıf ineğin yedi semiz ineği yediğini görür. Sonra yedi dolgun başak ardından yedi kurumuş başak görür. Firavun hemen müneccimleri, kahinleri,rüya tabircilerini yanına çağırır. Rüyayı anlatır ve yorumlamalarını ister. Hiçbiri bu rüyayı yorumlayamaz. O sırada şerbetçinin aklına Yusuf gelir ve Firavuna söyler. Firavun da şerbetçiye hemen Yusuf’a gitmesini emreder. Bunun üzerine şerbetçi Yusuf’un yanına gider. Yusuf’a Firavunun rüyasını anlatır ve Yusuf’tan yorumlamasını ister. Yusuf Mısırda yedi yıl bolluktan sonra yedi yıl kıtlığın olacağını söyler. Ardından ilk yedi yılda ekinlerin ihtiyaç olduğu kadarı tüketildikten sonra kalanının saklanıp, ikinci yedi yıldaki kıtlıkta tüketilmesini söyler. Bunun üzerine şerbetçi hemen Firavunun yanına dönerek Yusuf’un söylediklerini anlatır. Firavun işte bu benim rüyam diyerek Yusuf’u görmek istediğini söyler. Şerbetçi tekrar zindana Yusuf'un yanına gider ve Yusuf’u zindandan çıkartıp, Firavuna getirir. Firavun Yusuf’un zindana atılmasında payı olan herkesi saraya çağırır. Bir tek Potifar gelemez ölmüştür, Mısırlı kadınlar gelir. Firavun kadınlara neden ellerinizi kestiniz diye sorar ve devan eder yoksa Yusuf mu size kötü niyet besledi der. Kadınlar o masumdur, onu isteyen bizdik diye cevap verirler. Firavun adamların Züleyha’yı getirmelerini ister Züleyha gelir ve Firavun “Züleyha’ya bize bir şey söylemeyecek misin ?” diye söyler. Firavun soruyu birkaç kez tekrarlar. Züleyha “ Yusuf masum, onu isteyen bendim.” der. Böylece Yusuf’un suçsuzluğu kesinleşmiş olur. Daha sonra Firavun Yusuf’u Mısır’a aziz yapar ve Züleyha ile evlendirir.
 
erendou

erendou

Üye
isteyene bu özetlerini e-book olarak 240x320 veya 128x160 jar ve jad java olarak upload edebilirim istek için imzama tıklayın
 

HeyJJ

Üye
Banada ''bir pazar günü'' kitabı özeti ile ''köşebaşı'' kitabının özeti gerekli yazarı Ahmet Kutsi Tecer
 


Üst Alt