Tuba
Üye
Resulullah (sav) ile ilgili yerlerde neden gül resimi olur olmalı mıdır ????
Resulullah (sav) ile ilgili yerlerde neden gül resimi olur olmalı mıdır ????
Şu sitede gördüğüm güzel bi açıklama :
Resulullah (sav) ile ilgili her sitede illa ki gül resimi olur, olmalıdır, sizinkinde neden yok?
Bu acayip bir olgudur. Ben de gözlemledim. Türk İslamiyet’in de (Türk diyorum çünkü diğer Müslüman ülkelerde böyle bir benzeştirme yoktur) Resulullah -S.A.S.- GÜL ile remz edilir. Hâlbuki bize bu Osmanlıdan kalmış olan alışkanlığın derinlerine inilirse güle benzeştirmenin aslında Hıristiyanlıktan gelen bir adet olduğunu görürüz. Tamam, şimdi bu yazdıklarım birçoğunuza şok edici gelecektir kabul ediyorum. Fakat sizde önyargısız olarak yaklaşırsanız aynı fikre ulaşacaksınızdır. Hıristiyanlıkta gül Hz. İsa aleyhisselamın remzidir. Basit bir örnek vermek gerekirse İsevilikteki 'Gül ve Haç' tarikatı vardır.
Söylencelere göre; 'İsa çarmıha gerilir gerilmez ölmemiş,
(Kur-an'ımızda Allah, Hz İsa yı öldürmediklerini bildirir, bizde buna inanırız. Doğrusu da budur Nisa 157 ; Bir de inkarlarından ve Meryem’e büyük bir iftira atmalarından ve “Biz Allah’ın peygamberi Meryemoğlu İsa Mesih’i öldürdük” demelerinden dolayı kalplerini mühürledik. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler. )
Uzun süre acı çekmişti. Bunu gören askerlerden biri çektiği acılara son vermek için mızrağıyla göğsüne bir darbe vurdu. Akan kan çivili olduğu hacın dibine damladı ve bir anda birbirinden güzel çiçekler, en çok da güller yeşeriverdi. İsa bir nevi form değiştirmiş, bir çiçek oluvermişti . Haç simgesi de burada önemlidir, sonuçta İsanın kanı güle haçtan damlayarak dönüşmüştü.'
Bu yazılanlar Hıristiyanlığın temel prensibidir. Dolayısı ile gül Resulullah dan çok önce İsa aleyhisselama İseviler tarafından atfedilmiştir. Biz Türkler 1453 yılında İstanbul’u ele geçirdiğimizde bu kültür zenginliğine adeta gark olmuşuz ve yıllar içinde bu gül remzi bize de sirayet edip nihayetinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize kadar iliştirilmiştir. Eğer ki erken İslam literatürü araştırılırsa; Osmanlıdan önce İslamiyet’te gül ile Resulullah asla benzeştirilmemiştir. Hele ki Asr-ı saadette asla böyle bir şeyin adı dahi anılmış olamaz. Günümüzde ise Bu gül sadece bizim Türkiye’mizde vardır. Eğer ki bir gün Hac da ya da Umre de bir Malezyalıya bir Endonezyalıya bir Hindistanlıya ya da bir Mısırlıya dönüp İslamiyet’te gül ne manaya gelir diye bir sorarsanız. Size tamamıyla boş gözlerle bakacaklardır. Böyle bir bağlantıdan haberleri yoktur çünkü. Nereden mi biliyorum? Çünkü ben sordum.
Bu gül benzeştirmesini ben zararsız bidatlardan buluyorum. Bununla beraber tasvipte etmiyorum. Aynı şeyler bizim şu Camilerdeki söylenilen ilahilerin okuma tarzı içinde söylenebilir (altını çiziyorum ilahi için değil, söyleme tarzından bahsediyorum). Dikkat ediniz söyleme şeklini, dış hatlarıyla ile kulaklarınıza getiriniz. Aynı Ortodoks kiliselerinde söylenen tarzdır. Daha da öze girecek olursak özellikle de sinagoglarda söylenen ilahi tarzı ile tamamıyla özleşir. Bu da Osmanlının zaman içinde Yahudi ve Hıristiyan halklarla kaynaşması ve 'güzele' özenmesiyle oluşmuştur. Bilhassa 'Mevlit' in kelimelerine odaklanmadan genel yapısını dinlerseniz; belirli yerlerde söyleyenin sesini yükseltmesini, uzatmasını, durmasını gibi. Tamamıyla bir sinagog ilahisi ile aynı tarz bulacaksınızdır.
Bunları neden yazdım? Sevgili kardeşlerim; Dinimiz maalesef uzun yüzyıllar boyunca dış etkilere tesirlere zaman zaman da kasti olarak yanlış bilgilere maruz kalmıştır. Bizde günlük hayatımızda hiç sorgulamadan bunları uyguluyoruz. Bu yanlıştır. Mesela başka bir örnek vereyim. Bizim milletimiz asla süt içtikten sonra balık yemez -ya da tam tersi- Zehirleneceğini ve öleceğini düşünür. Öyle değil midir? Siz öyle düşünmüyor musunuz? Hâlbuki hiçbir insan bunu yaptığında kesinlikle zehirlenmez. Ama yediğiniz yiyecek bozuksa o başka gel gör ki bu durum bütün gıdalar için geçerlidir. Dünya da balık ile sütü bir arada tüketmeyen. İkisini birden yediğinde zehir yemiş gibi olan tek millet vardır; Yahudilerdir. Onların şeriatına (tabii ki Tevrat’ına göre) deniz ürünü ile hayvansal ürünü bir arada yemek haramdır. Hatta mutfaklarında deniz ürünleri ve hayvansal ürünler için kullandıkları çatal, bıçak, kaşık dahi ayrıdır. Kestikleri yer de ayrıdır. Biz Müslümanlar için domuz yemek, alkol içmek ne kadar haram ise onlar içinde balık ile beraber süt içmek o derece haramdır yasaktır. İşte bu acayip alışkanlık ve batıl inanç bize Yahudilerden geçmiştir. Bizim dinimizde böyle bir yasaklama olmadığı gibi her iki gıda da Kuran da övgüyle bahsedilmişlerdir.
Sonuç; Araştıralım, öğrenelim. Dedelerimizin yaptıkları bazı hataları devam ettirmeyelim.
Ben ettirmiyorum. Ya siz?
Resulullah (sav) ile ilgili yerlerde neden gül resimi olur olmalı mıdır ????
Şu sitede gördüğüm güzel bi açıklama :
Linkleri görüntülemek için kayıt olmalısınız
Resulullah (sav) ile ilgili her sitede illa ki gül resimi olur, olmalıdır, sizinkinde neden yok?
Bu acayip bir olgudur. Ben de gözlemledim. Türk İslamiyet’in de (Türk diyorum çünkü diğer Müslüman ülkelerde böyle bir benzeştirme yoktur) Resulullah -S.A.S.- GÜL ile remz edilir. Hâlbuki bize bu Osmanlıdan kalmış olan alışkanlığın derinlerine inilirse güle benzeştirmenin aslında Hıristiyanlıktan gelen bir adet olduğunu görürüz. Tamam, şimdi bu yazdıklarım birçoğunuza şok edici gelecektir kabul ediyorum. Fakat sizde önyargısız olarak yaklaşırsanız aynı fikre ulaşacaksınızdır. Hıristiyanlıkta gül Hz. İsa aleyhisselamın remzidir. Basit bir örnek vermek gerekirse İsevilikteki 'Gül ve Haç' tarikatı vardır.
Söylencelere göre; 'İsa çarmıha gerilir gerilmez ölmemiş,
(Kur-an'ımızda Allah, Hz İsa yı öldürmediklerini bildirir, bizde buna inanırız. Doğrusu da budur Nisa 157 ; Bir de inkarlarından ve Meryem’e büyük bir iftira atmalarından ve “Biz Allah’ın peygamberi Meryemoğlu İsa Mesih’i öldürdük” demelerinden dolayı kalplerini mühürledik. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler. )
Uzun süre acı çekmişti. Bunu gören askerlerden biri çektiği acılara son vermek için mızrağıyla göğsüne bir darbe vurdu. Akan kan çivili olduğu hacın dibine damladı ve bir anda birbirinden güzel çiçekler, en çok da güller yeşeriverdi. İsa bir nevi form değiştirmiş, bir çiçek oluvermişti . Haç simgesi de burada önemlidir, sonuçta İsanın kanı güle haçtan damlayarak dönüşmüştü.'
Bu yazılanlar Hıristiyanlığın temel prensibidir. Dolayısı ile gül Resulullah dan çok önce İsa aleyhisselama İseviler tarafından atfedilmiştir. Biz Türkler 1453 yılında İstanbul’u ele geçirdiğimizde bu kültür zenginliğine adeta gark olmuşuz ve yıllar içinde bu gül remzi bize de sirayet edip nihayetinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize kadar iliştirilmiştir. Eğer ki erken İslam literatürü araştırılırsa; Osmanlıdan önce İslamiyet’te gül ile Resulullah asla benzeştirilmemiştir. Hele ki Asr-ı saadette asla böyle bir şeyin adı dahi anılmış olamaz. Günümüzde ise Bu gül sadece bizim Türkiye’mizde vardır. Eğer ki bir gün Hac da ya da Umre de bir Malezyalıya bir Endonezyalıya bir Hindistanlıya ya da bir Mısırlıya dönüp İslamiyet’te gül ne manaya gelir diye bir sorarsanız. Size tamamıyla boş gözlerle bakacaklardır. Böyle bir bağlantıdan haberleri yoktur çünkü. Nereden mi biliyorum? Çünkü ben sordum.
Bu gül benzeştirmesini ben zararsız bidatlardan buluyorum. Bununla beraber tasvipte etmiyorum. Aynı şeyler bizim şu Camilerdeki söylenilen ilahilerin okuma tarzı içinde söylenebilir (altını çiziyorum ilahi için değil, söyleme tarzından bahsediyorum). Dikkat ediniz söyleme şeklini, dış hatlarıyla ile kulaklarınıza getiriniz. Aynı Ortodoks kiliselerinde söylenen tarzdır. Daha da öze girecek olursak özellikle de sinagoglarda söylenen ilahi tarzı ile tamamıyla özleşir. Bu da Osmanlının zaman içinde Yahudi ve Hıristiyan halklarla kaynaşması ve 'güzele' özenmesiyle oluşmuştur. Bilhassa 'Mevlit' in kelimelerine odaklanmadan genel yapısını dinlerseniz; belirli yerlerde söyleyenin sesini yükseltmesini, uzatmasını, durmasını gibi. Tamamıyla bir sinagog ilahisi ile aynı tarz bulacaksınızdır.
Bunları neden yazdım? Sevgili kardeşlerim; Dinimiz maalesef uzun yüzyıllar boyunca dış etkilere tesirlere zaman zaman da kasti olarak yanlış bilgilere maruz kalmıştır. Bizde günlük hayatımızda hiç sorgulamadan bunları uyguluyoruz. Bu yanlıştır. Mesela başka bir örnek vereyim. Bizim milletimiz asla süt içtikten sonra balık yemez -ya da tam tersi- Zehirleneceğini ve öleceğini düşünür. Öyle değil midir? Siz öyle düşünmüyor musunuz? Hâlbuki hiçbir insan bunu yaptığında kesinlikle zehirlenmez. Ama yediğiniz yiyecek bozuksa o başka gel gör ki bu durum bütün gıdalar için geçerlidir. Dünya da balık ile sütü bir arada tüketmeyen. İkisini birden yediğinde zehir yemiş gibi olan tek millet vardır; Yahudilerdir. Onların şeriatına (tabii ki Tevrat’ına göre) deniz ürünü ile hayvansal ürünü bir arada yemek haramdır. Hatta mutfaklarında deniz ürünleri ve hayvansal ürünler için kullandıkları çatal, bıçak, kaşık dahi ayrıdır. Kestikleri yer de ayrıdır. Biz Müslümanlar için domuz yemek, alkol içmek ne kadar haram ise onlar içinde balık ile beraber süt içmek o derece haramdır yasaktır. İşte bu acayip alışkanlık ve batıl inanç bize Yahudilerden geçmiştir. Bizim dinimizde böyle bir yasaklama olmadığı gibi her iki gıda da Kuran da övgüyle bahsedilmişlerdir.
Sonuç; Araştıralım, öğrenelim. Dedelerimizin yaptıkları bazı hataları devam ettirmeyelim.
Ben ettirmiyorum. Ya siz?
