Salihyet
Üye
Prince of Persia İncelemesi
Bir yürek, bir kılıç ve bir prens, serüvenin başlangıcına göz attığım zaman, efsanenin benimle aynı yaşta olduğunun farkına vardım. Ama ben bu oyunla ancak 2004’te tanışabildim. Sands of Time’dan sonra iki oyun daha çıktı piyasaya. Bu sefer ise kapımızı, yapımcıların sürekli olarak ‘Bu oyun serinin diğer oyunlarından farklı ve onlarla bir bağlantısı yok’ diyerek piyasaya sürdüğü, yeni nesil Prince of Persia çaldı.
Sands of Time harika grafikleriyle büyülemişti beni. Ancak PoP’un temelinde yatan bir yerden bir yere atlamak, beni pek de içine çeken bir olay değildi. Sürekli olarak zorlu engellerden, platformlardan ve duvarlardan, istenen yerlere ulaşmaya çalışmak sıkıcı geliyordu bana. Ama ‘Warrior Within’ içerdiği bolca aksiyon ve düşmanla daha zevkli bir hal almıştı. PoP oyunlarından benim en çok sevdiğim WW’den sonra çıkan Two Thrones önceki oyunlara göre biraz daha geri kalıyor gibiydi, özellikle görsel anlamda. Yeni nesil PoP önceki oyunlardan çok daha farklı, hatta sadece oyun değil, karakterimiz bile önceden bildiğimiz prens değil. Daha fazla kafalarda soru işareti oluşturmadan girelim konuya.
Koca Prens Hırsızlık Yapar mıymış Hiç?
Oyunun menüsü doğu kültürünü bizzat yansıtıyor, aynı şekilde ana menüdeki müzikler de öyle. Göze hoş gelen dizayn insanı savaştan çok barışa doğru götürür gibi. Hemen ‘yeni oyun’ diyerek, giriş videosuyla başlıyoruz oyuna.
Prens çölün ortasındadır ve ‘Farah’ diye bağırmaktadır. ‘Farah’ prensin eşeğidir, ve prensin çaldığı kraliyet altınlarını taşımaktadır. Çölde devam etmekte olan kum fırtınası sebebiyle prens eşeğini kaybetmiştir. Prens gerçek prens değil elbet, sadece lakabı bu, karakterimiz bu sefer basit bir hırsız ve bencil bir kişi. Sadece kendini düşünen biri ve umursamaz bir kişiliğe sahip. Tabi prenses Elika’yı görene kadar. Bir anda yardım sever birine dönüşüveriyor sonra.
Oyunun hikayesinin önceki oyunlarla alakası yok. Efsaneye göre Orhmazd ve Ahriman dünyadaki dengeyi sağlayan iki büyük tanrıdır ve kardeşlerdir. Dünyayı eşit bir şekilde paylaşmışlardır ve düzen böyle ayaktadır. Fakat sonra Ahriman her şeye sahip olmak ister ve iki kardeş arasında savaş başlar. Orhmazd Ahriman’ı yener ve bir tapınağa hapseder. Tapınağın güvenliğini kraliyet ailesine verir ve kimsenin bilmediği bir yere gitmek üzere ayrılır. Ahriman bulunduğu yerde rahat durmaz ve yavaş yavaş kraliyete ait şehirde kendini hissettirmeye başlar.
Prenses Elika babasından kaçmaktadır ve çölde Prensle karşılaşır. Zaten belaya bulaşmaya meyilli olan karakterimiz bir anda hiç olmaması gereken bir yerde bulur kendini. Kral işin içine biz de girince daha fazla dayanamaz ve tek bir kılıç darbesiyle Ahriman’ı serbest bırakır. Ahriman kötülüğünü hızla tüm şehirlere yayar ve Elika ile Prense de günü kurtarma görevi böylece düşer.
Öncelikle şuna açıklık getireyim; bana göre Ahriman felaketinde suçlu tamamen Elika. Prenses olmuşsun, yediğin önünde yemediğin arkanda. Herkes emrine amade. Hala afralar tafralar bitmek tükenmek bilmeyen mızmızlanmalar. Babasının da bir sabrı var sonuçta. Adamcağız dayanamadı ve saldı Ahriman’ı. Olan bizim Prense oldu.
Hikaye bundan ibaret. Yeni nesil PoP’ deki serüven işte böyle başlıyor. Oyunun ilerleme mantığı da değişmiş. Harita üzerinde belli yerler var ve buraları kötülükten arındırmak için çabalayacağız. Başlangıçta açık dört bölge var, bu bölgeler dört şehre ait girişler. Oyunda ilerleme kaydettikçe kilitli olan bölgelerde açılıyor. Bölgeleri kötülükten arındırdığımız zaman civarda ortaya çıkan ‘Light Seeds’ yani ışık tohumlarını topluyoruz. Belli sayıda ışık tohumu topladığımız zaman Orhmazd’a ait dört güçten birine Elika sahip olabiliyor. Ancak her bir gücü aldıktan sonra toplamamız gereken tohum sayısı artıyor. Bu yüzden gördüğünüz ışık tohumunu alın, daha sonra bir de tohum aramak için uğraşmayın.
Koruyucu Meleğimiz
Elika ikinci karakter olmasına rağmen bize baya bir yardım ediyor. ‘E’ tuşuna bastığımız zaman haritada seçtiğimiz yere gidilecek yolu gösteriyor bize. Atlayarak ulaşamayacağımız bir yerde artık korkmayın düşmezsiniz. Çünkü atladıktan sonra yine ‘E’ tuşuna bastığınızda, Elika sizi tutup karşıya fırlatabiliyor. Yine düşmanla savaşırken ‘E’ tuşu ile Elika ile Prens ortak özel hareket yapabiliyor.
Elika sadece bu basit işleri görmüyor, kızımız pek bir hamarat, elinden her iş geliyor. Prensin oyun süresince hayatını kurtarıyor. Yüksek bir platformdan düşerken elimizden tutuyor, düşmanla mücadele verdiğimiz esnada tam ölecekken sihirli gücünü kullanıyor. Yani Prense oyunda ölüm yok, siz kendiniz ölmek isteseniz bile ölemiyorsunuz. Hatta bir bölümde, Ahriman’ın sadık askerlerinden biri Elika’yı bağladığı halde, Elika bize yardım edebiliyordu. Ben bu durumu pek beğenmedim açıkçası, Elika gereğinden fazla yardım ediyor bize. Oyun bir hayli kolaylaşıyor bu açıdan. Oyunu oynarken bazen sorduğum oldu kendime ‘ Biz niye uğraşıyoruz Elika halledebilecekken her şeyi?’
Bir de kafama takılan ilginç bir detay var, onu sizlerle paylaşayım; Elika uçuyor, sihirli güçlere sahip, hep hayatımızı kurtarabiliyor, koca canavarı yere serebiliyor. Tüm bunları yapabiliyorken nasıl oluyor da bir sarmaşığa dahi tutunamıyor da Prensin sırtına biniyor? Anlamadığım şey bu, yapımcılar niye böyle bir şey yapmışlar bilmiyorum.
Yeni Nesil Prens
Prensin sadece kişiliği değişmemiş, aynı zamanda yetenekleri de farklı bir boyut kazanmış. Karakterimiz artık daha atik ve daha hızlı hareket ediyor. Assasins Creed’in kahramanı Altair gibi bir yerlere tırmanabiliyor, yeri geldiğinde Örümcek Adam gibi yerçekimine karşı gelebiliyor. Cüneyt Arkın’ın bir filminde, ismini şu an tam hatırlayamadım, sağ eli düşman tarafından eritiliyordu. Bunun üzerine Cüneyt ağabeyimiz pençe geçiriyordu eline. İşte böyle bir pençe var Prensin sol elinde. Bu pençe sayesinde yüksek duvarlardan yavaşça inebiliyoruz, duvarda kısa bir süre de olsa asılı kalabiliyoruz.
Prens dövüşlerde de farklı yeteneklere sahip. Ancak özel hareket sayısı fazla yok, çeşitliliğin az olması bir yerden sonra sizi sıkabilir. Güzel olan kısım, karakterimizin pençesini dövüş esnasında kullanabilmesi. ‘R’ tuşuna bastığınız zaman düşmanınızın karın bölgesine sapladığınız pençenizle onu havaya fırlatabiliyorsunuz.
Nerede Aksiyon?
PoP’un değişim rüzgarı yukarıda saydıklarımla sınırlı değil. Artık öyle adım başı düşman karşımıza çıkmıyor. Dövüşlerin hepsi ‘Boss’ yani bölüm canavarı sistemiyle yapılıyor. Karşımıza tek tek ve nadiren çıkan Ahriman’ın askerleri, bize zorlu dakikalar yaşatabiliyor. Ancak alt ettiğiniz düşman tekrardan başka bir yerde karşınıza çıkabiliyor. Ayrıca bu askerler öyle basit yaratıklar değil. Hepsi Prense göre daha büyük ve hepsinin birbirinden farklı özellikleri var.
Ancak genelde hep aynı sistemle düşmanlarınızı yenebiliyorsunuz. Bazen farklı şeyler yapmanız gerekiyor ama çoğu zaman tek taktikle halledebiliyorsunuz. Bunun yanında basit askerlerin ve yaratıkların olmaması, canınızın sıkılmasına yol açabiliyor. Önceki oyunlarda sürekli karşımıza çıkan düşman askerleri ile mücadele vermekten vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorduk. Bu oyunda ise ‘Ne zaman bir yaratık çıkacak?’ diye soruyoruz kendimize.
Aksiyonun az olmasının yanında, şiddet de epey bir azalmış. Gövdelerinden ayrılan başlar, ikiye ayrılan vücutlar, indirdiğimiz kılıç darbesiyle iğrençliklerine daha da kötü bir görünüm verdiğimiz basit yaratıklar yeni nesil PoP’da olmayan şeyler. Bir canavarın omzuna çıkıp ötekinin üstüne atlayarak ensesinde keskinliğimizi hissettiremiyoruz. Bu nedenle oradan oraya atlama benim için daha da sıkıcı bir hal alıyor.
En çok beğendiğim yenilik kayıt sisteminde yapılan değişiklikler. Oyunu kaydetmek için artık sağda solda çeşme aramayacağız. İstediğimiz zaman oyunu kaydedilme imkanına sahibiz. Bunun yanında sistem belirli yerlerde otomatik kayıt yapıyor. Yapımcıların sonunda bu konuya değişiklik getirmeleri, geç de olsa iyi olmuş.
Yeni Nesil Grafikler
Her şey değişiyor da grafikler yerinde durur mu? Tabi ki de hayır, hem de değişimin ta kendisini yaşayan yer burası. Çizgi romansı yeni grafikler, PoP’a bambaşka bir hava katmış. Renkli ve oldukça detaylı çizimlere sahip oyun. Çizgi filmi andırmasına rağmen grafikler oldukça özenerek hazırlanmış. Red Alert 3’ün getirdiği değişimi anımsatıyor insana ama bu değişim çok daha farklı olmuş. Ancak ben Sands of Time’nin grafiklerini hala özlüyorum.
Çizgi film tarzı grafiklere sahip bir oyunda genelde görsel detaylar fazla olmaz ama bu oyunda öyle değil. Çevre çizimleri, fizik modellemeleri ve görsel detaylar oldukça iyi. Prens koşarken yerden kalkan toprak, bir yerlere tutunurken havaya karışan toz duman, sarmaşıkta tırmanırken dökülen yapraklar, oyunda bulunan detaylamayı anlatmam için en iyi örnekler.
Bir bölgeyi Elika ile kötülükten arındırırken, çevrenin koyuluktan kurtulması, etrafta çiçeklerin açması ve toprağın yeşile kavuşması oldukça iyi yansıtılmış. Aynı şekilde iyileştirilmiş bir bölgeden karanlık güçlerin egemen olduğu bir bölgeye geçerken bir anda çevreyi saran karamsarlık da, bölgeden bölgeye geçişlerin çok iyi hazırlandığının kanıtı.
Oyun içi sesler de benden geçer not alan diğer bir kısım. Seslendirmeler güzel olmuş, diyaloglar bazen komik olabiliyor, Prens bazen gereksiz espriler yapsa da yerinde espri yaptığı da oluyor. Müzikler ise çeşit bakımından sınırlı olsa da çok güzel uyum sağlamış oyunla. Müziklerin doğu kültürünü bize ekran karşısında yaşatması, oyun ile muhteşem uyum sağlamış. Düşmanla yaptığımız acımasız bir mücadeleden sonra etrafın çiçekler açması ve arka fonda çalmaya başlayan müzik, insanın içine şiddet içinde huzur serpebiliyor, bir an için uzaklaşıyorsunuz tüm kötülüklerden.
Aynı şekilde çevre sesleri de çok iyi hazırlanmış. Civardaki kuşların, böceklerin sesleri, suyun hışırtısı, şelalelerin gürültüsü, hepsini duymak mümkün. Pençenin duvara sürtünmesiyle meydana gelen ses bir anda içinizi ürpertebilir. Kılıçları çarpışma sesi ve arada bir duyduğumuz Ahriman’ın fısıldayışı da her an korkmanıza sebep olabilir.
Mutlu Son mu?
Her yazıda olduğu gibi bir incelemenin daha sonuna geldik. Yeni Nesil PoP’u beğenenler olduğu gibi sevmeyenler de olacak ki, beğenmeyenlerin sayısının az da olacağını sanmıyorum. Yapımcılar seriyle alakası bir olmayan bir oyun yaptıklarını söyledikleri için beklentilerimizin ne yönde olacağına karar veremedik aslında. Aksiyonun ve dövüşün az olması oyunun en büyük eksiği. Diğer eksiklik içeren kısımlardan da bahsettim zaten. Ancak Ubisoft en azından oynanması gereken bir oyun yapmış. Yani senaryosu, yenilikleri ve yeni prensiyle kötü denemeyecek bir oyun yapmışlar, oyunun hikayesini sevmemek biraz zor. Keşke farklı bir isimle çıkarsalardı, sanki daha iyi olurdu. Prince of Persia serisini başka bir oyunla devam ettirselerdi ve bu oyuna da farklı bir isim verselerdi.
Sands of Time harika grafikleriyle büyülemişti beni. Ancak PoP’un temelinde yatan bir yerden bir yere atlamak, beni pek de içine çeken bir olay değildi. Sürekli olarak zorlu engellerden, platformlardan ve duvarlardan, istenen yerlere ulaşmaya çalışmak sıkıcı geliyordu bana. Ama ‘Warrior Within’ içerdiği bolca aksiyon ve düşmanla daha zevkli bir hal almıştı. PoP oyunlarından benim en çok sevdiğim WW’den sonra çıkan Two Thrones önceki oyunlara göre biraz daha geri kalıyor gibiydi, özellikle görsel anlamda. Yeni nesil PoP önceki oyunlardan çok daha farklı, hatta sadece oyun değil, karakterimiz bile önceden bildiğimiz prens değil. Daha fazla kafalarda soru işareti oluşturmadan girelim konuya.
Koca Prens Hırsızlık Yapar mıymış Hiç?
Oyunun menüsü doğu kültürünü bizzat yansıtıyor, aynı şekilde ana menüdeki müzikler de öyle. Göze hoş gelen dizayn insanı savaştan çok barışa doğru götürür gibi. Hemen ‘yeni oyun’ diyerek, giriş videosuyla başlıyoruz oyuna.
Prens çölün ortasındadır ve ‘Farah’ diye bağırmaktadır. ‘Farah’ prensin eşeğidir, ve prensin çaldığı kraliyet altınlarını taşımaktadır. Çölde devam etmekte olan kum fırtınası sebebiyle prens eşeğini kaybetmiştir. Prens gerçek prens değil elbet, sadece lakabı bu, karakterimiz bu sefer basit bir hırsız ve bencil bir kişi. Sadece kendini düşünen biri ve umursamaz bir kişiliğe sahip. Tabi prenses Elika’yı görene kadar. Bir anda yardım sever birine dönüşüveriyor sonra.
Oyunun hikayesinin önceki oyunlarla alakası yok. Efsaneye göre Orhmazd ve Ahriman dünyadaki dengeyi sağlayan iki büyük tanrıdır ve kardeşlerdir. Dünyayı eşit bir şekilde paylaşmışlardır ve düzen böyle ayaktadır. Fakat sonra Ahriman her şeye sahip olmak ister ve iki kardeş arasında savaş başlar. Orhmazd Ahriman’ı yener ve bir tapınağa hapseder. Tapınağın güvenliğini kraliyet ailesine verir ve kimsenin bilmediği bir yere gitmek üzere ayrılır. Ahriman bulunduğu yerde rahat durmaz ve yavaş yavaş kraliyete ait şehirde kendini hissettirmeye başlar.
Prenses Elika babasından kaçmaktadır ve çölde Prensle karşılaşır. Zaten belaya bulaşmaya meyilli olan karakterimiz bir anda hiç olmaması gereken bir yerde bulur kendini. Kral işin içine biz de girince daha fazla dayanamaz ve tek bir kılıç darbesiyle Ahriman’ı serbest bırakır. Ahriman kötülüğünü hızla tüm şehirlere yayar ve Elika ile Prense de günü kurtarma görevi böylece düşer.
Öncelikle şuna açıklık getireyim; bana göre Ahriman felaketinde suçlu tamamen Elika. Prenses olmuşsun, yediğin önünde yemediğin arkanda. Herkes emrine amade. Hala afralar tafralar bitmek tükenmek bilmeyen mızmızlanmalar. Babasının da bir sabrı var sonuçta. Adamcağız dayanamadı ve saldı Ahriman’ı. Olan bizim Prense oldu.
Hikaye bundan ibaret. Yeni nesil PoP’ deki serüven işte böyle başlıyor. Oyunun ilerleme mantığı da değişmiş. Harita üzerinde belli yerler var ve buraları kötülükten arındırmak için çabalayacağız. Başlangıçta açık dört bölge var, bu bölgeler dört şehre ait girişler. Oyunda ilerleme kaydettikçe kilitli olan bölgelerde açılıyor. Bölgeleri kötülükten arındırdığımız zaman civarda ortaya çıkan ‘Light Seeds’ yani ışık tohumlarını topluyoruz. Belli sayıda ışık tohumu topladığımız zaman Orhmazd’a ait dört güçten birine Elika sahip olabiliyor. Ancak her bir gücü aldıktan sonra toplamamız gereken tohum sayısı artıyor. Bu yüzden gördüğünüz ışık tohumunu alın, daha sonra bir de tohum aramak için uğraşmayın.
Koruyucu Meleğimiz
Elika ikinci karakter olmasına rağmen bize baya bir yardım ediyor. ‘E’ tuşuna bastığımız zaman haritada seçtiğimiz yere gidilecek yolu gösteriyor bize. Atlayarak ulaşamayacağımız bir yerde artık korkmayın düşmezsiniz. Çünkü atladıktan sonra yine ‘E’ tuşuna bastığınızda, Elika sizi tutup karşıya fırlatabiliyor. Yine düşmanla savaşırken ‘E’ tuşu ile Elika ile Prens ortak özel hareket yapabiliyor.
Elika sadece bu basit işleri görmüyor, kızımız pek bir hamarat, elinden her iş geliyor. Prensin oyun süresince hayatını kurtarıyor. Yüksek bir platformdan düşerken elimizden tutuyor, düşmanla mücadele verdiğimiz esnada tam ölecekken sihirli gücünü kullanıyor. Yani Prense oyunda ölüm yok, siz kendiniz ölmek isteseniz bile ölemiyorsunuz. Hatta bir bölümde, Ahriman’ın sadık askerlerinden biri Elika’yı bağladığı halde, Elika bize yardım edebiliyordu. Ben bu durumu pek beğenmedim açıkçası, Elika gereğinden fazla yardım ediyor bize. Oyun bir hayli kolaylaşıyor bu açıdan. Oyunu oynarken bazen sorduğum oldu kendime ‘ Biz niye uğraşıyoruz Elika halledebilecekken her şeyi?’
Bir de kafama takılan ilginç bir detay var, onu sizlerle paylaşayım; Elika uçuyor, sihirli güçlere sahip, hep hayatımızı kurtarabiliyor, koca canavarı yere serebiliyor. Tüm bunları yapabiliyorken nasıl oluyor da bir sarmaşığa dahi tutunamıyor da Prensin sırtına biniyor? Anlamadığım şey bu, yapımcılar niye böyle bir şey yapmışlar bilmiyorum.
Yeni Nesil Prens
Prensin sadece kişiliği değişmemiş, aynı zamanda yetenekleri de farklı bir boyut kazanmış. Karakterimiz artık daha atik ve daha hızlı hareket ediyor. Assasins Creed’in kahramanı Altair gibi bir yerlere tırmanabiliyor, yeri geldiğinde Örümcek Adam gibi yerçekimine karşı gelebiliyor. Cüneyt Arkın’ın bir filminde, ismini şu an tam hatırlayamadım, sağ eli düşman tarafından eritiliyordu. Bunun üzerine Cüneyt ağabeyimiz pençe geçiriyordu eline. İşte böyle bir pençe var Prensin sol elinde. Bu pençe sayesinde yüksek duvarlardan yavaşça inebiliyoruz, duvarda kısa bir süre de olsa asılı kalabiliyoruz.
Prens dövüşlerde de farklı yeteneklere sahip. Ancak özel hareket sayısı fazla yok, çeşitliliğin az olması bir yerden sonra sizi sıkabilir. Güzel olan kısım, karakterimizin pençesini dövüş esnasında kullanabilmesi. ‘R’ tuşuna bastığınız zaman düşmanınızın karın bölgesine sapladığınız pençenizle onu havaya fırlatabiliyorsunuz.
Nerede Aksiyon?
PoP’un değişim rüzgarı yukarıda saydıklarımla sınırlı değil. Artık öyle adım başı düşman karşımıza çıkmıyor. Dövüşlerin hepsi ‘Boss’ yani bölüm canavarı sistemiyle yapılıyor. Karşımıza tek tek ve nadiren çıkan Ahriman’ın askerleri, bize zorlu dakikalar yaşatabiliyor. Ancak alt ettiğiniz düşman tekrardan başka bir yerde karşınıza çıkabiliyor. Ayrıca bu askerler öyle basit yaratıklar değil. Hepsi Prense göre daha büyük ve hepsinin birbirinden farklı özellikleri var.
Ancak genelde hep aynı sistemle düşmanlarınızı yenebiliyorsunuz. Bazen farklı şeyler yapmanız gerekiyor ama çoğu zaman tek taktikle halledebiliyorsunuz. Bunun yanında basit askerlerin ve yaratıkların olmaması, canınızın sıkılmasına yol açabiliyor. Önceki oyunlarda sürekli karşımıza çıkan düşman askerleri ile mücadele vermekten vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorduk. Bu oyunda ise ‘Ne zaman bir yaratık çıkacak?’ diye soruyoruz kendimize.
Aksiyonun az olmasının yanında, şiddet de epey bir azalmış. Gövdelerinden ayrılan başlar, ikiye ayrılan vücutlar, indirdiğimiz kılıç darbesiyle iğrençliklerine daha da kötü bir görünüm verdiğimiz basit yaratıklar yeni nesil PoP’da olmayan şeyler. Bir canavarın omzuna çıkıp ötekinin üstüne atlayarak ensesinde keskinliğimizi hissettiremiyoruz. Bu nedenle oradan oraya atlama benim için daha da sıkıcı bir hal alıyor.
En çok beğendiğim yenilik kayıt sisteminde yapılan değişiklikler. Oyunu kaydetmek için artık sağda solda çeşme aramayacağız. İstediğimiz zaman oyunu kaydedilme imkanına sahibiz. Bunun yanında sistem belirli yerlerde otomatik kayıt yapıyor. Yapımcıların sonunda bu konuya değişiklik getirmeleri, geç de olsa iyi olmuş.
Yeni Nesil Grafikler
Her şey değişiyor da grafikler yerinde durur mu? Tabi ki de hayır, hem de değişimin ta kendisini yaşayan yer burası. Çizgi romansı yeni grafikler, PoP’a bambaşka bir hava katmış. Renkli ve oldukça detaylı çizimlere sahip oyun. Çizgi filmi andırmasına rağmen grafikler oldukça özenerek hazırlanmış. Red Alert 3’ün getirdiği değişimi anımsatıyor insana ama bu değişim çok daha farklı olmuş. Ancak ben Sands of Time’nin grafiklerini hala özlüyorum.
Çizgi film tarzı grafiklere sahip bir oyunda genelde görsel detaylar fazla olmaz ama bu oyunda öyle değil. Çevre çizimleri, fizik modellemeleri ve görsel detaylar oldukça iyi. Prens koşarken yerden kalkan toprak, bir yerlere tutunurken havaya karışan toz duman, sarmaşıkta tırmanırken dökülen yapraklar, oyunda bulunan detaylamayı anlatmam için en iyi örnekler.
Bir bölgeyi Elika ile kötülükten arındırırken, çevrenin koyuluktan kurtulması, etrafta çiçeklerin açması ve toprağın yeşile kavuşması oldukça iyi yansıtılmış. Aynı şekilde iyileştirilmiş bir bölgeden karanlık güçlerin egemen olduğu bir bölgeye geçerken bir anda çevreyi saran karamsarlık da, bölgeden bölgeye geçişlerin çok iyi hazırlandığının kanıtı.
Oyun içi sesler de benden geçer not alan diğer bir kısım. Seslendirmeler güzel olmuş, diyaloglar bazen komik olabiliyor, Prens bazen gereksiz espriler yapsa da yerinde espri yaptığı da oluyor. Müzikler ise çeşit bakımından sınırlı olsa da çok güzel uyum sağlamış oyunla. Müziklerin doğu kültürünü bize ekran karşısında yaşatması, oyun ile muhteşem uyum sağlamış. Düşmanla yaptığımız acımasız bir mücadeleden sonra etrafın çiçekler açması ve arka fonda çalmaya başlayan müzik, insanın içine şiddet içinde huzur serpebiliyor, bir an için uzaklaşıyorsunuz tüm kötülüklerden.
Aynı şekilde çevre sesleri de çok iyi hazırlanmış. Civardaki kuşların, böceklerin sesleri, suyun hışırtısı, şelalelerin gürültüsü, hepsini duymak mümkün. Pençenin duvara sürtünmesiyle meydana gelen ses bir anda içinizi ürpertebilir. Kılıçları çarpışma sesi ve arada bir duyduğumuz Ahriman’ın fısıldayışı da her an korkmanıza sebep olabilir.
Mutlu Son mu?
Her yazıda olduğu gibi bir incelemenin daha sonuna geldik. Yeni Nesil PoP’u beğenenler olduğu gibi sevmeyenler de olacak ki, beğenmeyenlerin sayısının az da olacağını sanmıyorum. Yapımcılar seriyle alakası bir olmayan bir oyun yaptıklarını söyledikleri için beklentilerimizin ne yönde olacağına karar veremedik aslında. Aksiyonun ve dövüşün az olması oyunun en büyük eksiği. Diğer eksiklik içeren kısımlardan da bahsettim zaten. Ancak Ubisoft en azından oynanması gereken bir oyun yapmış. Yani senaryosu, yenilikleri ve yeni prensiyle kötü denemeyecek bir oyun yapmışlar, oyunun hikayesini sevmemek biraz zor. Keşke farklı bir isimle çıkarsalardı, sanki daha iyi olurdu. Prince of Persia serisini başka bir oyunla devam ettirselerdi ve bu oyuna da farklı bir isim verselerdi.



of arkadaşlar yardımcı olacak var mı bu sayfanın URL'unu sık kullanılanlara eklicem her qün bakacağım cevap qeldi mi diye...

