Nesne İlişkileri Kuramı

  • 16 Nisan 2010
  • 629 Okunma
  • 0 Cevap

Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.
  1. Nesne İlişkileri Kuramı
    Nesne İlişkileri Kuramı

    Nesne ilişkileri kuramı, psikanaliz ekollerinden biridir. Melanie Klein tarafından ortaya atılan kuram, W.Ronald D. Fairbairn, Harry Guntrip ve Donald W. Winnicott tarafından revize edilmiştir.

    Kuramın Gelişimi

    Karl Abraham’ın psikoseksüel gelişimi; oral, anal, oidipal (fallik) ve latans olarak dönemlere ayırması, psikanalizi Oedipus Kompleksi’nin tekelinden kurtarmış ve psikolojik gelişime bütüncül bir yaklaşımın ortaya çıkması açısından bir zemin sağlamıştır. Psikopatolojilerin etiolojileri açısından da kuramsal yaklaşımların genişletilmesi bir zorunluluk olarak belirmişti. Sigmund Freud’un oidipal dönemdeki örselenmelerin ürünü olan konversiyon histerisi ile ilgili incelemeleri son derece zengindi,ne var ki, paranoya üzerine yazdıkları ise o denli yoksuldu. Freud’un psikanalizi, Heinz Kohut’un sonradan belirteceği gibi, kendilik yapıları görece iyi durumda olan vakaları ele aldığı için, psikozlar söz konusu olduğunda bocalıyordu. İşte bu noktada, Melanie Klein’ın oral dönemi – ya da “paranoid konum”u – temel alan kuramı, psikozların ve buna ek olarak çağımızın psikopatolojileri olan kişilik bozukluklarının açıklanmasını kolaylaştırdı.

    Psikotikler niçin tüm dünyayı karşılarına alıyor ya da niçin büyüklük sanrılarına kapılıp kendilerini tümgüçlü figürler olarak algılıyor ya da vice versa tümgüçlü figürlerce zulme uğradıklarına inanıyorlardı? Nesne ilişkileri kuramı, bunu oral dönemdeki “çocuksu bağımlılık”la açıkladı. Buna göre, bebek doğduktan sonra da annesine olan bağımlılığını sürdürür. Bebeğin anneye olan mutlak bağımlılığı – ki Margaret Mahler bunun altını özellikle çiziyor – annenin en ufak ihmalinin bebeğe fiziksel ve ruhsal olarak büyük zararlar vermesine yol açar. Bu mutlak bağımlılık nedeniyle, bebeğin biricik nesnesi olan anne onun için tümgüçlü figürdür ve belirli nedenlerle bu nesneyle olan ilişki aksarsa, bebek bu aksaklıkları tümgüçlü nesnesi tarafından zulmedilme olarak algılayacaktır. Anne bakımının önemi, böylece kuramsal olarak da temellendirilmiştir. Donald W. Winnicott, bu evreye ilişkin ayrıntılı betimlemelere girişerek nesne ilişkileri kuramını pediatriye uyarlamıştır.????:

    < Resmi açmak için tıklayın >



    Freud&#8217;dan sonra Anna Freud ve Melanie Klein, farklı biçimlerde de olsa, Alfred Adler&#8217;i izleyerek çocuk psikolojisi ve buna bağlı olarak ego psikolojisine yöneldiler. Ama Anna Freud&#8217;la çatışan Klein; Heinz Hartmann, Erik Erikson gibi ego psikologlarından da farklı bir yol izliyordu. Ne var ki, Klein&#8217;ın yaklaşımı da henüz psikolojinin sosyal boyutunu ortaya çıkarmaya aday olan nesne ilişkileri kuramına hak ettiğini verebilmiş değildi. Klein, Freud&#8217;un ortaya koyduğu ego-id diyalektiğinin etkisinden kurtulamadığı için kuramındaki potansiyelleri harekete geçirememişti. Harry Guntrip&#8217;in belirttiği gibi bunun gerçekleşmesi W.Ronald D.Fairbairn&#8217;in revizyonu ile olmuştur.

    Nesne ilişkileri kuramı, dinamik bir analize dayanır. Diğer ego psikologlarının yaklaşımları ise statiktir; ego&#8217;nun nasıl biçimlendiğinden çok psikoseksüel gelişme şemasının oral, anal, fallik, latans vs. aşamalarında ego ile idin ilişkilerini inceler. Belki Fairbairn&#8217;in dinamik bir analizi ortaya koyabilmesi Freud&#8217;un id-ego-süperego şeklindeki metapsikolojik sınıflandırmasına sadık kalmamasından ileri gelmektedir.

    Klein-sonrası nesne ilişkileri kuramı, gerçekleştirdiği büyük evrime karşın &#8220;dürtü&#8221;leri ve onların merkezi olan &#8220;içgüdüleri&#8221; analizden çıkararak büyük bir boşluğa neden olmuştur. Buna karşın çıkan Otto Kernberg, Kleincı ve Freudcu yaklaşımların kuramsal sentezine gider. Böylece ne dürtüler, ne de bireyin ruhsal aygıtlarını kuran nesne ilişkileri analizden dışlanmış olur.

    Kuramın Temel Varsayımları

    Klein, teoriyi ilk olarak öne sürdüğünde, analizin konusu salt bebek ile anne memesi arasındaki ilişkilerdi. Bu durum da - özellikle Guntrip'te görüldüğü gibi - insan psikolojisinin tüm yapı taşlarının geri dönülmez biçimde oral aşamada ya da Klein'in deyimiyle "paranoid-depresif" aşamada kurulduğu türünden deterministik bir yaklaşıma yol açmıştı. Fairbairn, küçük ama etkili bir revizyonda bulundu: Ona göre oral aşamanın ilk evresinde bebek için yalnızca meme, ikinci evrede ise memesi olan anne vardı. Birinci aşamada saplanıp kalanlar, insanlarla gerçekçi ilişkiler kuramamak gibi şizoid özellikler göstermekteydi. Winnicott ise Oyun ve Gerçeklik isimli eserinde "meme"nin bir jargon olduğunu ve nesne ilişkileri ile kastedilenin anne ile çocuk arasındaki bütün ilişkiler olduğunu belirtiyordu.

    Fairbairn'in klasik Abrahamcı şemayı reddederek yalnızca oral aşamayı önemli görmesinin iki nedeni vardır:

    1- Bebek, doğumundan itibaren anneye karşı "çocuksu bağımlılık" (infantile dependence) içerisindedir. Anne bu durumda çocuğun bakıma muhtaç olması nedeniyle çocuk için tümgüçlü figürdür. Annenin bebeğin gereksinimleriyle ne kadar uyum içerisinde olduğu çocuksu bağımlılık nedeniyle sonraki aşamalarda oral aşama denli önemli olmayacaktır. Çünkü çocuk, diğer aşamalarda anneye bu denli bağımlı olmayacaktır. Demek ki, çocuğun kişilik yapısının en temel öğeleri oral aşamada yalnızca anne tarafından kurulmaktadır.

    2- Fairbairn, sonraki aşamaları şöyle çürütmektedir: a- Anal aşamanın nesnesi olarak belirlenen dışkı bir nesne değildir. b- Oidipal aşamadaki anne-çocuk ilişkisi, fanteziden ibarettir ve bu fantezi oral aşamadaki gerçek ilişkiden türetilmiştir.

    Kuram, salt çocuksu bağımlılıkla ilgilendiği için, psikodinamik gelişimin tek koşulu da bu bağımlılığın aşılması olarak belirlenmiştir. Psikopatolojiler, bu bağımlılığın ya zamanından önce aşılmasından ya da bağımlılığın sürdürülmesinden kaynaklanmaktadır. Çocuğun bağımlılığı zamanında aşabilmesi ise annenin bakımına bağlıdır. Anne bebeğin gereksinimleriyle en uygun biçimde ilgilenebilmişse gelişim de sağlıklı bir biçimde gelişecektir. Eğer annenin bakımı bebeğe yeterli doyumu sağlayamadıysa, çocuk da bu aşamaya saplanıp kalacaktır.

    Oral aşamaya saplanıp kalmanın en belirgin özelliği de bu aşamaya ilişkin ilkel nesne ilişkilerinin korunmasıdır. Bu aşamada bebek için nesne düşünsel olarak "iyi" ve "kötü" olarak ikiye ayrılmıştır. Bebeğin egosu henüz zayıf olduğu için nesnesinin aynı zamanda "kötü" olduğunu da kabul edemez. Bebek için tek nesne budur, bu nedenle maddi ve manevi varlığını sağlayan nesnenin doğal olarak "kötü" olmasına katlanamaz. Erken oral aşamada birbirinden ayrı iki nesne tasarımı söz konusuyken, geç oral aşamada bebek, annesi yeterli bakımı sayesinde egosu yeterince güç kazandığında, iki ayrı nesne yerine "iyi" ve "kötü"nün sentezi olan bir nesne tasarımı geliştirir.????:

    < Resmi açmak için tıklayın >



    Erken oral aşamada saplanıp kalan kişiler, diğer ilişkilerinde de insanları "iyi" ve "kötü" olarak sınıflandıracaklardır. Bu davranış biçimi sınır kişilik bozuklukluğunda görülen en önemli tanı ölçütüdür. Aynı zamanda bu kişiliklerde birlikte oldukları insanlara yönelik "oral yapışkanlık" da erken oral aşamada saplanıp kaldıklarına ilişkin bir göstergedir. İnsanlara sanki onlar biricik nesneleriymiş gibi davranırlar.

    Klein, bebeğin doğuştan getirdiği saldırganlığın kendisine ait olduğuna katlanamadığı için yansıtmalı özdeşim denilen bir savunma mekanizması ile "kötü" yönlerini nesnesine yansıttığını/yüklediğini söyler. Böylece kendisi tamamiyle "iyi" kalabilecektir. Bu aşamaya saplanıp kalma, "kötü" bir dünyada yaşamaya ilişkin negatif paranoid sanrıların gelişimine neden olur. Sınır kişilikler de yansıtmalı özdeşime başvurmayı sürdürürler. İlişkilerindeki bağımlılığın nedeni kendi "kötü" yönlerini birlikte oldukları kişilere yansıtarak "iyi" kalma çabasıdır. Bu nedenle sınır kişiliklerde kimlik dağınıklığı görülür. Kendiliklerini bu bölünme nedeniyle gerekli biçimde kavrayamazlar. Oral aşamada bebeğin kendiliği ile nesnesi arasında da kesin bir ayrım yoktur. Bu nedenle nesnenin bölünmesi, aynı zamanda kendiliğin de ikiye bölünmesi anlamına gelir. Sınır durumlarda bebek, "kötü" yönlerini nesneye terkederek kendi egosunu nesnesinden ayırır. Ne var ki, bu düşünsel olarak gerçekleştiği ve "kötü" yönleri halen ona ait olduğu için, bu yönleri sonraki ilişkilerinde de yansıtmak zorunda kalır
     


    Yazan: kum kзđiśi
Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.
Yüklüyor...
26/09/2018 - 05:31