bRuTaL`
Üye
Neden 2 değil de 3 çocuk?
1400’lü yıllardaki kara vebanın dünya nüfusunu düşürmesinden beri istikrarlı şekilde kalabalıklaşıyoruz. 1600 yılında dünyada 500 milyon insan yaşıyordu. 1804 yılında 1 milyar sınırını geçtik. İkinci milyara ulaşmamız tam 123 yıl sürdü. 32 yıl sonra 1959’da üç milyar olduk. 15 yıl sonra 4 milyar, ondan 13 yıl sonra ise 1987 yılında 5 milyara ulaştık.
Dünyadaki insan sayısı 2012 yılında 7 milyara ulaşacak. Oysa ki 6 milyar eşiğine daha 1999 yılının Ekim ayında ulaşmıştık. “Her 10 yılda bir milyar artarsak, birgün oturacak yer bulamayıp ayakta mı gideceğiz? Bu kadar insanı nasıl doyuracağız, küresel ısınma, çevre, fakirlik gibi sorunlarla nasıl baş edeceğiz?” diye mi korkuyorsunuz. Korkmayın, dünyanın nüfusu bir daha hiç bu kadar kısa sürede bir milyar artmayacak. Aksine yeniden aralıkların süresi artmaya başlayacak.
Eğer, dünyadaki bir başka büyük gelişmeden korkmaya ihtiyacınız varsa meraklanmayın. Sizin için iyi bir korku senaryom var. Kaderin bir cilvesi olarak, bundan sonra korkmamız gereken şey de aynı konuyla alakalı, dünyadaki insan nüfusunun hızla azalmaya başlayacak olması. Az once, nüfusun artışından korkuyorduk, değil mi? 'Ne oldum dememeli ne olacam' demeli.
Nüfusun bazı az gelişmiş ülkelerde hızla artmaya devam ettiği bir gerçek. Ancak, bilime çoktan sırt çevirmiş “modern kafa yapımızın” algılamakta zorlandığı bir başka tehdit daha, dünyanın tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerinde hızla büyüyor. Başbakan Erdoğan, her “en az 3 çocuk” uyarısı yaptığında 20 yıl once öğrendiği ezberlerle “bu çağda bu düşünce” diye dalga geçen “ultra modern” zihniyet bilim ve realite ile bağını çoktan koparmış durumda. “Çocuksuz ya da tek çocuklu modern hayat” felsefesi, insan soyunu asıl şokunu 2020’li yıllarda hissetmeye başlayacağı büyük bir felakete götürüyor, haberimiz yok.
2020’li yıllarda ekonomik ve jeopolitik iklime en büyük tehdit, terör ya da ekonomik kriz olmayacak. Demografik tehdit olacak. Hızla insan kıtlığına gidiyoruz. Demografi yani nüfus yapısı ilk defa bu kadar belirleyici olmuyor tabi. Roma’dan beri birçok medeniyeti yıkıp birçok medeniyeti kuran demografik değişiklikler oldu. 20’nci yüzyılı hallaç gibi dağıtan, tamamına yakını gençlerden oluşan sosyopolitik hareketler oldu. Hani şairlerimiz, lafa “ihtiyar dünyamız” diye başlamayı sever ya, hah işte 2020’li yıllarda bu laf teşbih olmaktan çıkacak. İhtiyarı çok, delikanlısı az bir dünya olacak.
Dünyadaki insan nüfusu artış hızı gittikçe yavaşlayacak ve BM raporlarına göre 25 yıl içinde insan nüfusunda azalma dönemi başlayacak. Nüfustaki azalma trendinin gelişmiş Batı ülkelerine ait bir sorun olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Güney Amerika’da da sorun, Uzakdoğu’da da, Türkiye’de de… Türkiye’nin nüfusunun hiçbir zaman 100 milyona ulaşmayacağını birkaç ay once öğrendik. Ve dün Anadolu Ajansının geçtiği habere göre Türkiye’deki 0-24 yaş arası genç nüfus sayısı son 8 yılda yüzde 8,5 gerilerken, 65 yaş üzeri nüfusumuz, toplam nüfus içinde yüzde 26 oranında yükseldi.
Rusya bu sorunu derinden yaşan bir ülke. Son 6 ayda okuduğum birçok Amerikalı politik analiz raporunda Rusya’nın nasıl büyük bir nüfus erimesi sorunuyla karşı karşıya olduğunu ve bunun nasıl büyük bir zaafiyet teşkil ettiğini okudum. Avrupa zaten yakın gelecekte göçmenlerin çoğunlukta olacağı bir kıta olacak. Doğum oranı en düşük 10 ülkeden 9’u bu kıtada.
Bir zamanlar genç nüfusuyla bilinen Brezilya hızla yaşlı bir ülke olma yolunda. Şili, Kosta Rika ve Arjantin çoktan bu trende girdi. BM raporlarına göre ortalama 15 yıllık periyotta nüfusunun büyük bölümü yaşlı ülkeler arasına, Endonezya, Hindstan, Çin, Vietnam, Cezayir gibi dünyanın her yerinden biçok ülke daha katılacak. Sahara’nın güneyindeki Afrika doğum oranı en yüksek bölge. Ama orda bir başka sorun var, nerdeyse her 5 çocuktan biri 5 yaşına ulaşmadan ölüyor kara bahtlı kıtada.
Çocuk sayısı azalsa ne olur?
Dünyadaki insan nüfusunun giderek yaşlanmasının sebep olacağı sosyo ekonomik problemler çok büyük. Daha fazla yaşlı ve onları destekleyecek daha az genç çalışan dengesi ekonominin bugünkünden bile daha hızlı çalışmasını gerektirecek. Aksi takdirde, bütün dünyada yaşam standartları çok hızla düşecek. Yani, "fakirleşmeyelim" diye çocuk yapmamanın kendisi fakirleşmeye sebep oluyor. Nerdeyse, birçok gelişmiş ülke şimdiden, emekli nüfusun ikramiye ve sağlık giderlerinin yükü altında eziliyor. İkinci Dünya Savaşından sonraki 10 yıllık yoğun nüfus artışı sırasında dünyaya geldikleri için ABD’de “baby boomer” diye adlandırılan kuşak, geçtiğimiz yıldan başlamak üzere emekli olmaya başladı. Beşte biri hiç çocuk sahibi olmayan bu kuşak, Amerikan politikasının bir numaralı iç konusunu “sağlık sigortası” yapıyor. Nüfus uzmanı Phillip Longman’ın bugünlerde çocukları olmadığı için devletin eline bakan bu kuşağa söylediği, “Köpekleriniz sadık hayvanlar. Elbette siz yaşlandınız diye sizi terketmeyecekler ama bu yaşta yüzleşeceğiniz başka da hiçbir sorununuza deva olmayacaklar” sözünü aktarmadan geçemiyeceğim. Dünyadaki bu çocuksuz hayat trendi sadece, çalışan kadın sayısının yüksek olduğu ülkeleri değil, kadınların çok azının çalıştığı ülkeleri de tehdit ediyor. Komşumuz İran’da çocuk nüfus sayısı çok büyük bir hızla düşüyor. İran nüfusu, Batı Avrupa’daki yaşlanma hızının 3 katı hızla yaşlanıyor.
Çin’deki “her aileye bir çocuk” politikası, dünyanın en kalabalık ülkesini, 15 yıl içinde dünyanın en yaşlı ülkesi haline getirecek. Demografi uzmanları Çin’deki değişime, "4-2-1 sistemi" diyor. Yani tek çocucuğun, yaşlanan anne ve babasına da, dede ve nenesine de bakmak zorunda kalacağı sosyo ekonomik yapı kastediliyor. 4 kişinin ekonomik ihitiyaçlarına karşılık tek kişinin ekonomik üretimi… Kolay değil…
Nüfus uzmanları 1980’li yıllarda 'sadece doğum oranı gerileyen ülkelerin zenginleşebileceği' propagandası yaptı. Çin zenginleşmeden nüfusu ihtiyarlayan ilk ülke oldu. Çin’in 2020’li yıllarda içine gireceği sosyal türbülansı nasıl aşabileceği muamma. Rusya ve Doğu Avrupa, ortaçağdan beri en yüksek oranda nüfus erimesi yaşayan ülkeler. Hem doğum oranının hem de ortalama yaşam süresinin beraber gerilemesi Rusya’yı çok derin bir problemle karşı karşıya getirdi. 1950 yılında dünyadaki en kalabalık dördüncü millet olan Ruslar, 2050 yılında 20’nci sırada yer alacak. Putin, “Bu konu, ülkemizin bugün yüzleştiği en vahim sorundur” diyor ve Rus aydınlar dalga geçmiyor. Birleşmiş Milletler, her yıl dünyanın en kalabalık 12 ülkesinin adını yayınlıyor. 1950’lerde bu listenin yarısını gelişmiş ülkeler oluşturuyordu. 2000 yılında listede sadece 3 gelişmiş ülke vardı. 2050’de sadece ABD kalacak bu listede.
Birleşmiş Milletler Nüfus Dairesi verilerine göre nüfusun ortalama yaşı 1980 yılında Batı Avrupa’da 34 ve Japonya’da 33’tü. Yakalaşık 10 yıl içinde Batı Avrupa’nın yaş ortalaması 47, Japonya’nınki 52 olacak. Japonya, İtalya ve İspanya’da yetişkinlerin yarısından fazlası emeklilik yaşını geçenlerden oluşacak ve 70’lerinde olan insan sayısı, 20’lerinde olan insan sayısından çok fazla olacak. Çalışma nüfusu, Almanya ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerde gerilemeye başladı bile. Her ki ülkenin de göçmene ihtiyacı var. Tabi burda da kültürel sorunlar baş gösterecek. Nüfus uzmanlarına göre Fransa’daki Müslüman nüfusu çok yakın gelecekte 2 katına, Almanya’da ise 3 katına çıkacak. 2030 yılı itibarı ile, Amsterdam, Marsilya, Birmingham, Cologne gibi birçok Batı Avrupa şehri Müslüman çoğunluklu olacak. Bu veriler, şimdiden bir gerilime sebep oluyor.
Çocuksuzluk neden yayılıyor?
Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde 1970’li yıllarda başlayan bir trend, virus gibi 20 yılda dünyaya yayıldı; “çocuksuz hayat”. Bunun sebepleri üzerine çok çeşitli tespitler var.
2008 yılında tarihte ilk kez, dünyadaki şehirlerde yaşayan insan sayısı kırsal kesimde yaşayan insan sayısını geçti. İnsanların büyük bölümünün, topraktan elde ettiğiyle yaşadığı yakın yıllara kadar, çok çocuk sahibi olmanın, ekonomik ve sosyal getirileri daha fazlaydı. Ancak şehirlerde, çocuk, Philip Longman’ın deyişi ile “kaçınılabilir bir sorumluluk” olarak görüldü. Ve bu bakışı dünyaya genel olarak medya özel olarak televizyon yaydı. Rahat ve konforlu yaşam ile, çocuklu aile fedakarlığı arasındaki zıtlık o kadar işlendi ki, kürenin en kırsal kesimlerinde bile insanlar artık mutlu aile tablosu olarak, “anne-baba-çocuk” üçlüsünü düşünmeye başladı. Siz hiç, ikiden fazla çocuklu mutlu aile tablosu içeren bir Hollywood filmi gördünüz mü? Nüfus uzmanlarının, Brezilya’daki doğum oranı düşüklüğünün yayılma alan ve zamanlarıyla, aynı bölgelerdeki televizyon yayınlarının başladığı alan ve zamanlar arasındaki orantıya dikkat çekiliyor.
Çalışan kadın sayısındaki artış bir başka önemli etken. Artık, çocuğun kariyerini olumsuz etkileyeceğini düşünen kadın sayısı daha fazla. “Kariyer de yaparım çocuk da” diyen kadın sayısı da çok fazla değil. Hakeza, evlenme yaşı büyüdükçe büyüdü. 30 küsur yaşına gelip de hala evlenmeyen kişiler de, bu saaten sonra en fazla bir ya da iki çocuk sahibi oluyor. Yine özellikle gelişmiş ülkelerde, evliliklerin önemli bir kısmı artık boşanma ile bitiyor. Boşanmış çiftlerin çocukları, genelde ya çok geç evleniyor ya da hiç evlenmiyor.
Bir başka faktör ise, evlilik harici beraber yaşama oranının yükselmesi. İskandinav ülkelerinde, evli çift sayısı kadar, evli olmadan aynı evde yaşayan çift var. “Ölüm beni gelip buluncaya kadar…” kısmı eksik bir beraberlik doğal olarak çocuk yapma fikrine çok sıcak bakmıyor. Bazı uzmanlar, “aşırı sekülerleşmenin de” , yani “dini hayatın azalmasının da” bu gelişmede payı olduğuna inanıyor. Toplumların sekülerleşme oranı ile doğum oranı arasındaki ters orantı bu görüşü de etkili bir faktör olarak görmeyi gerektiriyor.
Rusya Federasyonu her çocuk için 250 bin ruble ikramiye ödüyor. Nüfusu hızla artan Avrupa ülkeleri ve ABD’de de artık çocuk doğurmayı artırmaya yönelik yığınla teşvik uygulaması yapılıyor. Ama nafile. Tecrübeler şunu gösterdi ki, insanoğlu, para için, ikramiye için çocuk yapmıyor. Çocuk sahibi olmak tamamen sosyo-psikolojik ve kültürel bir konu. Bir kültürü öldürürseniz, geri dönülmez bir yola girersiniz.
Peki neden 2 değil de 3 çocuk?
Başbakan Erdoğan, bu mevzuda kitabın ortasında konuşuyor. Nüfusun azalmasını istemiyorsanız 2 çocuk yetmiyor. Ülke nüfusunun ne azaldığı ne de büyüdüğü denge durumuna “nüfus istikrarı” deniyor. Bu ne demek? Ölen her insanın yerine birçocuğun doğması demek. Her anne ve babanın en az 2 çocuk olmalı ki, nüfus istikrarı korunsun. Ancak nüfus istikrar oranı genelde 2’nin üzerinde. Çünkü doğan her çocuk yaşamıyor. Bugün genel nüfus istikrar oranı 2,1. Yani her anne ve babanın 2,1 çocuğu olursa dünyanın nüfusu sabit kalır. İki çocuk kurtarmıyor. Avrupa’nın 1.3’lük doğum oranı dünyadaki en düşük oran. Gelişmiş Batı ülkeleri içinde bir tek ABD’nin doğum oranı 2,1. Yani tam sınırda. ABD, hem aldığı yoğun göç hem de doğum oranının yüksekliğiyle önümüzdeki 40 yılda da nüfus açısından kafası en rahat Batı ülkesi. Ama Batı Avrupa’nın yaşadığı tecürbeyi yaşamamak için, yani yumurta kapıya dayanmadan önce bu konuda şimdiden harıl harıl çalışmalar yapılıyor. ABD o meşum gerçeği biliyor. "Çocuk sahibi olma kültürü ölürse, bir daha toplumda yeşertmesi çok zor". Bu da o milletin sonu oluyor.
Eğri oturalım doğru konuşalım. Başbakan, kalıplaşmış bir önyargıya rağmen nüfus konusunda durmadan bizi çok önemli bir tartışmaya davet ediyor. Konuşmanın tartışmanın vaktidir. Yalnız bunları tartışacaz diye de nikah masasına geç kalmamak lazım. Ben bu yazıyı okuyacak annemin ve babamın, “önce kendine bak sonra millete akıl ver” fırçasını göze alarak bu uyarıları paylaşıyorum.
Vakit de epey geçmiş. “Census Bureau” saatine göre nüfusumuz şu dakika itibarı ile 6 milyar 783 milyon, 179 bin 126'ya çıkmış. Yani mektubun başından beri dünyadaki nüfusumuz yaklaşık 30 bin arttı. Ne kadar azaldık bilmiyorum. Aramıza yeni katılan bebeklere, sağlıklı sıhhatli, kendine de dünyaya da hayırlı bir ömür diliyorum. Hoşgeldiniz!
.
Cemal Demir
Dünyadaki insan sayısı 2012 yılında 7 milyara ulaşacak. Oysa ki 6 milyar eşiğine daha 1999 yılının Ekim ayında ulaşmıştık. “Her 10 yılda bir milyar artarsak, birgün oturacak yer bulamayıp ayakta mı gideceğiz? Bu kadar insanı nasıl doyuracağız, küresel ısınma, çevre, fakirlik gibi sorunlarla nasıl baş edeceğiz?” diye mi korkuyorsunuz. Korkmayın, dünyanın nüfusu bir daha hiç bu kadar kısa sürede bir milyar artmayacak. Aksine yeniden aralıkların süresi artmaya başlayacak.
Eğer, dünyadaki bir başka büyük gelişmeden korkmaya ihtiyacınız varsa meraklanmayın. Sizin için iyi bir korku senaryom var. Kaderin bir cilvesi olarak, bundan sonra korkmamız gereken şey de aynı konuyla alakalı, dünyadaki insan nüfusunun hızla azalmaya başlayacak olması. Az once, nüfusun artışından korkuyorduk, değil mi? 'Ne oldum dememeli ne olacam' demeli.
Nüfusun bazı az gelişmiş ülkelerde hızla artmaya devam ettiği bir gerçek. Ancak, bilime çoktan sırt çevirmiş “modern kafa yapımızın” algılamakta zorlandığı bir başka tehdit daha, dünyanın tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerinde hızla büyüyor. Başbakan Erdoğan, her “en az 3 çocuk” uyarısı yaptığında 20 yıl once öğrendiği ezberlerle “bu çağda bu düşünce” diye dalga geçen “ultra modern” zihniyet bilim ve realite ile bağını çoktan koparmış durumda. “Çocuksuz ya da tek çocuklu modern hayat” felsefesi, insan soyunu asıl şokunu 2020’li yıllarda hissetmeye başlayacağı büyük bir felakete götürüyor, haberimiz yok.
2020’li yıllarda ekonomik ve jeopolitik iklime en büyük tehdit, terör ya da ekonomik kriz olmayacak. Demografik tehdit olacak. Hızla insan kıtlığına gidiyoruz. Demografi yani nüfus yapısı ilk defa bu kadar belirleyici olmuyor tabi. Roma’dan beri birçok medeniyeti yıkıp birçok medeniyeti kuran demografik değişiklikler oldu. 20’nci yüzyılı hallaç gibi dağıtan, tamamına yakını gençlerden oluşan sosyopolitik hareketler oldu. Hani şairlerimiz, lafa “ihtiyar dünyamız” diye başlamayı sever ya, hah işte 2020’li yıllarda bu laf teşbih olmaktan çıkacak. İhtiyarı çok, delikanlısı az bir dünya olacak.
Dünyadaki insan nüfusu artış hızı gittikçe yavaşlayacak ve BM raporlarına göre 25 yıl içinde insan nüfusunda azalma dönemi başlayacak. Nüfustaki azalma trendinin gelişmiş Batı ülkelerine ait bir sorun olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Güney Amerika’da da sorun, Uzakdoğu’da da, Türkiye’de de… Türkiye’nin nüfusunun hiçbir zaman 100 milyona ulaşmayacağını birkaç ay once öğrendik. Ve dün Anadolu Ajansının geçtiği habere göre Türkiye’deki 0-24 yaş arası genç nüfus sayısı son 8 yılda yüzde 8,5 gerilerken, 65 yaş üzeri nüfusumuz, toplam nüfus içinde yüzde 26 oranında yükseldi.
Rusya bu sorunu derinden yaşan bir ülke. Son 6 ayda okuduğum birçok Amerikalı politik analiz raporunda Rusya’nın nasıl büyük bir nüfus erimesi sorunuyla karşı karşıya olduğunu ve bunun nasıl büyük bir zaafiyet teşkil ettiğini okudum. Avrupa zaten yakın gelecekte göçmenlerin çoğunlukta olacağı bir kıta olacak. Doğum oranı en düşük 10 ülkeden 9’u bu kıtada.
Bir zamanlar genç nüfusuyla bilinen Brezilya hızla yaşlı bir ülke olma yolunda. Şili, Kosta Rika ve Arjantin çoktan bu trende girdi. BM raporlarına göre ortalama 15 yıllık periyotta nüfusunun büyük bölümü yaşlı ülkeler arasına, Endonezya, Hindstan, Çin, Vietnam, Cezayir gibi dünyanın her yerinden biçok ülke daha katılacak. Sahara’nın güneyindeki Afrika doğum oranı en yüksek bölge. Ama orda bir başka sorun var, nerdeyse her 5 çocuktan biri 5 yaşına ulaşmadan ölüyor kara bahtlı kıtada.
Çocuk sayısı azalsa ne olur?
Dünyadaki insan nüfusunun giderek yaşlanmasının sebep olacağı sosyo ekonomik problemler çok büyük. Daha fazla yaşlı ve onları destekleyecek daha az genç çalışan dengesi ekonominin bugünkünden bile daha hızlı çalışmasını gerektirecek. Aksi takdirde, bütün dünyada yaşam standartları çok hızla düşecek. Yani, "fakirleşmeyelim" diye çocuk yapmamanın kendisi fakirleşmeye sebep oluyor. Nerdeyse, birçok gelişmiş ülke şimdiden, emekli nüfusun ikramiye ve sağlık giderlerinin yükü altında eziliyor. İkinci Dünya Savaşından sonraki 10 yıllık yoğun nüfus artışı sırasında dünyaya geldikleri için ABD’de “baby boomer” diye adlandırılan kuşak, geçtiğimiz yıldan başlamak üzere emekli olmaya başladı. Beşte biri hiç çocuk sahibi olmayan bu kuşak, Amerikan politikasının bir numaralı iç konusunu “sağlık sigortası” yapıyor. Nüfus uzmanı Phillip Longman’ın bugünlerde çocukları olmadığı için devletin eline bakan bu kuşağa söylediği, “Köpekleriniz sadık hayvanlar. Elbette siz yaşlandınız diye sizi terketmeyecekler ama bu yaşta yüzleşeceğiniz başka da hiçbir sorununuza deva olmayacaklar” sözünü aktarmadan geçemiyeceğim. Dünyadaki bu çocuksuz hayat trendi sadece, çalışan kadın sayısının yüksek olduğu ülkeleri değil, kadınların çok azının çalıştığı ülkeleri de tehdit ediyor. Komşumuz İran’da çocuk nüfus sayısı çok büyük bir hızla düşüyor. İran nüfusu, Batı Avrupa’daki yaşlanma hızının 3 katı hızla yaşlanıyor.
Çin’deki “her aileye bir çocuk” politikası, dünyanın en kalabalık ülkesini, 15 yıl içinde dünyanın en yaşlı ülkesi haline getirecek. Demografi uzmanları Çin’deki değişime, "4-2-1 sistemi" diyor. Yani tek çocucuğun, yaşlanan anne ve babasına da, dede ve nenesine de bakmak zorunda kalacağı sosyo ekonomik yapı kastediliyor. 4 kişinin ekonomik ihitiyaçlarına karşılık tek kişinin ekonomik üretimi… Kolay değil…
Nüfus uzmanları 1980’li yıllarda 'sadece doğum oranı gerileyen ülkelerin zenginleşebileceği' propagandası yaptı. Çin zenginleşmeden nüfusu ihtiyarlayan ilk ülke oldu. Çin’in 2020’li yıllarda içine gireceği sosyal türbülansı nasıl aşabileceği muamma. Rusya ve Doğu Avrupa, ortaçağdan beri en yüksek oranda nüfus erimesi yaşayan ülkeler. Hem doğum oranının hem de ortalama yaşam süresinin beraber gerilemesi Rusya’yı çok derin bir problemle karşı karşıya getirdi. 1950 yılında dünyadaki en kalabalık dördüncü millet olan Ruslar, 2050 yılında 20’nci sırada yer alacak. Putin, “Bu konu, ülkemizin bugün yüzleştiği en vahim sorundur” diyor ve Rus aydınlar dalga geçmiyor. Birleşmiş Milletler, her yıl dünyanın en kalabalık 12 ülkesinin adını yayınlıyor. 1950’lerde bu listenin yarısını gelişmiş ülkeler oluşturuyordu. 2000 yılında listede sadece 3 gelişmiş ülke vardı. 2050’de sadece ABD kalacak bu listede.
Birleşmiş Milletler Nüfus Dairesi verilerine göre nüfusun ortalama yaşı 1980 yılında Batı Avrupa’da 34 ve Japonya’da 33’tü. Yakalaşık 10 yıl içinde Batı Avrupa’nın yaş ortalaması 47, Japonya’nınki 52 olacak. Japonya, İtalya ve İspanya’da yetişkinlerin yarısından fazlası emeklilik yaşını geçenlerden oluşacak ve 70’lerinde olan insan sayısı, 20’lerinde olan insan sayısından çok fazla olacak. Çalışma nüfusu, Almanya ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerde gerilemeye başladı bile. Her ki ülkenin de göçmene ihtiyacı var. Tabi burda da kültürel sorunlar baş gösterecek. Nüfus uzmanlarına göre Fransa’daki Müslüman nüfusu çok yakın gelecekte 2 katına, Almanya’da ise 3 katına çıkacak. 2030 yılı itibarı ile, Amsterdam, Marsilya, Birmingham, Cologne gibi birçok Batı Avrupa şehri Müslüman çoğunluklu olacak. Bu veriler, şimdiden bir gerilime sebep oluyor.
Çocuksuzluk neden yayılıyor?
Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde 1970’li yıllarda başlayan bir trend, virus gibi 20 yılda dünyaya yayıldı; “çocuksuz hayat”. Bunun sebepleri üzerine çok çeşitli tespitler var.
2008 yılında tarihte ilk kez, dünyadaki şehirlerde yaşayan insan sayısı kırsal kesimde yaşayan insan sayısını geçti. İnsanların büyük bölümünün, topraktan elde ettiğiyle yaşadığı yakın yıllara kadar, çok çocuk sahibi olmanın, ekonomik ve sosyal getirileri daha fazlaydı. Ancak şehirlerde, çocuk, Philip Longman’ın deyişi ile “kaçınılabilir bir sorumluluk” olarak görüldü. Ve bu bakışı dünyaya genel olarak medya özel olarak televizyon yaydı. Rahat ve konforlu yaşam ile, çocuklu aile fedakarlığı arasındaki zıtlık o kadar işlendi ki, kürenin en kırsal kesimlerinde bile insanlar artık mutlu aile tablosu olarak, “anne-baba-çocuk” üçlüsünü düşünmeye başladı. Siz hiç, ikiden fazla çocuklu mutlu aile tablosu içeren bir Hollywood filmi gördünüz mü? Nüfus uzmanlarının, Brezilya’daki doğum oranı düşüklüğünün yayılma alan ve zamanlarıyla, aynı bölgelerdeki televizyon yayınlarının başladığı alan ve zamanlar arasındaki orantıya dikkat çekiliyor.
Çalışan kadın sayısındaki artış bir başka önemli etken. Artık, çocuğun kariyerini olumsuz etkileyeceğini düşünen kadın sayısı daha fazla. “Kariyer de yaparım çocuk da” diyen kadın sayısı da çok fazla değil. Hakeza, evlenme yaşı büyüdükçe büyüdü. 30 küsur yaşına gelip de hala evlenmeyen kişiler de, bu saaten sonra en fazla bir ya da iki çocuk sahibi oluyor. Yine özellikle gelişmiş ülkelerde, evliliklerin önemli bir kısmı artık boşanma ile bitiyor. Boşanmış çiftlerin çocukları, genelde ya çok geç evleniyor ya da hiç evlenmiyor.
Bir başka faktör ise, evlilik harici beraber yaşama oranının yükselmesi. İskandinav ülkelerinde, evli çift sayısı kadar, evli olmadan aynı evde yaşayan çift var. “Ölüm beni gelip buluncaya kadar…” kısmı eksik bir beraberlik doğal olarak çocuk yapma fikrine çok sıcak bakmıyor. Bazı uzmanlar, “aşırı sekülerleşmenin de” , yani “dini hayatın azalmasının da” bu gelişmede payı olduğuna inanıyor. Toplumların sekülerleşme oranı ile doğum oranı arasındaki ters orantı bu görüşü de etkili bir faktör olarak görmeyi gerektiriyor.
Rusya Federasyonu her çocuk için 250 bin ruble ikramiye ödüyor. Nüfusu hızla artan Avrupa ülkeleri ve ABD’de de artık çocuk doğurmayı artırmaya yönelik yığınla teşvik uygulaması yapılıyor. Ama nafile. Tecrübeler şunu gösterdi ki, insanoğlu, para için, ikramiye için çocuk yapmıyor. Çocuk sahibi olmak tamamen sosyo-psikolojik ve kültürel bir konu. Bir kültürü öldürürseniz, geri dönülmez bir yola girersiniz.
Peki neden 2 değil de 3 çocuk?
Başbakan Erdoğan, bu mevzuda kitabın ortasında konuşuyor. Nüfusun azalmasını istemiyorsanız 2 çocuk yetmiyor. Ülke nüfusunun ne azaldığı ne de büyüdüğü denge durumuna “nüfus istikrarı” deniyor. Bu ne demek? Ölen her insanın yerine birçocuğun doğması demek. Her anne ve babanın en az 2 çocuk olmalı ki, nüfus istikrarı korunsun. Ancak nüfus istikrar oranı genelde 2’nin üzerinde. Çünkü doğan her çocuk yaşamıyor. Bugün genel nüfus istikrar oranı 2,1. Yani her anne ve babanın 2,1 çocuğu olursa dünyanın nüfusu sabit kalır. İki çocuk kurtarmıyor. Avrupa’nın 1.3’lük doğum oranı dünyadaki en düşük oran. Gelişmiş Batı ülkeleri içinde bir tek ABD’nin doğum oranı 2,1. Yani tam sınırda. ABD, hem aldığı yoğun göç hem de doğum oranının yüksekliğiyle önümüzdeki 40 yılda da nüfus açısından kafası en rahat Batı ülkesi. Ama Batı Avrupa’nın yaşadığı tecürbeyi yaşamamak için, yani yumurta kapıya dayanmadan önce bu konuda şimdiden harıl harıl çalışmalar yapılıyor. ABD o meşum gerçeği biliyor. "Çocuk sahibi olma kültürü ölürse, bir daha toplumda yeşertmesi çok zor". Bu da o milletin sonu oluyor.
Eğri oturalım doğru konuşalım. Başbakan, kalıplaşmış bir önyargıya rağmen nüfus konusunda durmadan bizi çok önemli bir tartışmaya davet ediyor. Konuşmanın tartışmanın vaktidir. Yalnız bunları tartışacaz diye de nikah masasına geç kalmamak lazım. Ben bu yazıyı okuyacak annemin ve babamın, “önce kendine bak sonra millete akıl ver” fırçasını göze alarak bu uyarıları paylaşıyorum.
Vakit de epey geçmiş. “Census Bureau” saatine göre nüfusumuz şu dakika itibarı ile 6 milyar 783 milyon, 179 bin 126'ya çıkmış. Yani mektubun başından beri dünyadaki nüfusumuz yaklaşık 30 bin arttı. Ne kadar azaldık bilmiyorum. Aramıza yeni katılan bebeklere, sağlıklı sıhhatli, kendine de dünyaya da hayırlı bir ömür diliyorum. Hoşgeldiniz!
.
Cemal Demir
