Milli Mücadele Dönemindeki Dernekler

Sponsorlu Bağlantılar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Doğuş Pertez

Doğuş Pertez

Admin
    Konu Sahibi
Milli Mücadele Dönemindeki Dernekler
İSTANBUL HÜKÜMETİ'NİN MUSTAFA KEMAL'E KARŞI MÜCADELE KARARI

Damat Ferit Paşa Milli Kurtuluş teşkilatını yıkmak için Mustafa Kemal'i ortadan kaldırmağa karar verdi. 18 Haziran 1919'da İçişleri Bakanı Ali Kemal, valilere çektiği telgrafta Mustafa Kemal'in işten çıkarıldığını, emirlerinin dinlenilmemesini bildirmişti. Fakat bundan bir sonuç çıkmadı.

Sivas Kongresi'nin toplanacağını duyan İstanbul Hükümeti, Kongreyi dağıtmak için çareler düşündü ve derhal harekete geçti. O sırada Harput Valiliğine tayin edilmiş olan Ali Galip'e, Sivas'ı basmak ve kongreyi dağıtmak emrini verdi. Ali Galip Malatya'da kuvvet toplayarak baskına hazırlandı. Fakat durumdan haberdar olan Mustafa Kemal tedbir alarak Ali Galip'i İstanbul'a kaçmağa mecbur etti.

Sivas Kongresi sona erince Mustafa Kemal, Türk Milletine karşı ihanetleri açıkça görülen Damat Ferit Hükümetine, halkın duyduğu nefreti bildirerek; milli emellere hizmet eden bir hükümetin kurulmasını istedi. Kabul edilmeyince, Sadrazama telgraf çekerek meşru bir hükümet iş başına geçinceye kadar merkezle ilişkisini kestiğini bildirdi. Ayrıca Anadolu illerine İstanbul ile haberleşmeyi kesmeleri emredildi. Bunun üzerine Fetit Paşa Kabinesi düştü, yerine Ali Rıza Kabinesi geçti.

İstanbul ile haberleşmenin kesildiği sırada, Sivas'a gelen Amerika Heyeti'nin Başkanı Harbird (Harbörd) Mustafa Kemal'e, başarı kazanamadığı takdirde ne yapacağını sormuş ve şu cevabı almıştı:

"Bir millet mevcudiyet ve istiklalini temin için teşebbüsat ve fedakarlığı yaptıktan sonra muvaffak olur. Ya muvaffak olmazsa demek, o milletin ölmüş olduğuna hükmetmek demektir. Binaenaleyh millet, hayatta oldukça ve fedakarlıkta devam eyledikçe başarısızlık bahis mevzuu olamaz."


MECLİS-İ MEBUSAN'IN TOPLANMASI VE MİSAK-I MİLLİ

Amasya'da ortaya konan Erzurum ve Sivas Kongreleri ile gücünü gösteren ulusal iradenin üstünliiğü karşısında "Meclis-i Mebusan"ın toplanması kabul edilmişti. M. Kemal Paşa, Meclis'in çalışmalarını izlemek için açılıştan önce Ankara'ya geldi. Milletvekillerinin maneviyatlarını güçlendirmek isteyen M.Kemal Paşa, onlara, durumun sanıldığı gibi korkunç olmadığını anlatıyor, bir amaç etrafında toplanmalarını Meclis'te Kuva-yı Milliye ruhunu sürdürmek için bir Müdafaa-i Hukuk Grubu kurmalarını ve kendisini de bu Meclis'e başkan seçmelerini istiyordu. Kendisi Meclis'e katılmayacak olmasına rağmen, başkan seçilmeyi ve Müdafaa-i Hukuk'a dayanan Meclis'in kendi istediği gibi kararları alacağını düşünüyordu.

Meclis'te kendi iradesinin etkisiz kalacağı endişesine düşen Padişah, İstanbul'da seçimleri İttihatçıların kazandığını ileri sürerek Meclis'in toplanmasını geciktirdi. Meclis 12 Ocak 1920 Pazartesi günü Padişah'ın beyannamesinin okunmasıyla açıldı. Fakat M. Kemal Paşa'nın istekleri yerine getirilmedi. M. Kemal Paşa Meclis Başkanlığı'na seçilmediği gibi "Müdafaa-i Hukuk Derneği" Grubu da kurulamadı. Milliyetçi üyeler "Felah-ı Vatan Grubu"nu kurdular. Bu grup, M. Kemal Paşa tarafından Sivas'ta hazırlanmış bulunan "Misak-ı Milli" metni üzerinde 22 Ocak'ta gizli bir toplantı yaptı ve 28 Ocak'ta gizli bir toplantı da, çok az değişikliklerle bu metni kabul etti. Meclis 17 Şubat 1920 tarihinde bu kararı açıkladı. Ulusal Ant anlamını yaşıyan "Misak-ı Milli"ye göre:

1- Osmanlı Devleti'nin 3O Ekim 1918 tarihli ateşkes imzaladığı tarihte düşman ordularının işgali altında bulunan Arap memleketlerinin durumunun, halkın serbestçe verecekleri oya göre belirlenmesi gereklidir. Bu ateşkes sınırları içinde Türk ve İslam çoğunluğu bulunan kısımların tümü, hiç bir şekilde ayrılık kabııl etmez bir bütündür.
2- Halkın oyu ile anavatana katılmış olan üç sancakta (Elviye-yi Selase, Kars, Ardahan, Batum) gerekirse halkın oyuna başvurulmasını kabul ederiz.
3- Türkiye barışına bırakılan Batı Trakya Hukuki durumunun saptanması da halkın tam bir· hürlükte verecekleri oya uygun olmalıdır.
4- Hilafet merkezi ve Osmanlı Devleti'nin başkenti olan İstanbul Şehri'yle Marmara Denizi'nin güvenliği her türlü zedelenmeden korunmuş olmalıdır. Bu esas kabul edilmek şartıyla Çanakkale ve İstanbul Boğazları'nın dünya ticaret ve ulaşımına açılması konusunda bizimle diger bütün ilgili devletlerin, birlikte verecekleri karar geçerlidir.
5- İtilaf Devletleri'yle düşmanları ve bazı ortakları arasında kararlaştırılmış olan anlaşma esasları dairesinde azınlıkların hakları, komşu memleketlerdeki Müslüman halkın aynı haktan yararlanmaları şartıyla tarafımızdan kabul ve temin edilecektir.
6- Ulusal ve ekonomik gelişmemiz imkan dairesine girmek ve daha ileri ve düzenli bir şekilde iş görmeye başarılı olabilmek için her devlet gibi bizim de gelişmemizin sağlanması sebeplerinin temninde bağımsız ve tam bir özgürlüğe sahip olmamız varolma esasıdır. Bu sebeple siyasi, adli, mali gelişmemize engel olan kayıtlara karşıyız. Hissemize düşecek borçlarımızım ödenmesi şartları da bu esasa aykırı olmayacaktır."

Mebuslar Meclisi, M. Kemal Paşa tarfından hazırlanmış olan Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde alınan kararları benimseyen, ulusal sınırlar içinde tam bağımsız bir Türk Devleti'nin esaslarını kapsayan Misak-ı Milli'yi kabul etmekle büyük bir görevi yerine getirmiş oldu. Oysa, Padişah, Hükümet ve İtilaf Devletleri Meclis'in toplanması ile ulusal hareketin ortadan kalkacağını umuyorlardı. Sadrazam Ali Rıza Paşa 14 Şubat 1920'de M. Kemal Paşa'ya gönderdiği telgrafta "Kuva-yı Milliye'nin hükümet içinde hükümet" olduğunu ileri sürerek, ulusal irade adına söz söylemeye yetkili tek yerin "Meclis-i Mebusan" olması gerektiğini belirtiyor ve hükümet işlerine karışılmamasını istiyordu. Bunun aksini yapanların cezalandırılacağını hatırlatıyordu. Böylece M. Kemal Paşa'yı ve Heyet-i Temsiliye'yi etkisiz duruma getirmek istiyordu. Bu pasifize etme politikasını gören M. Kemal Paşa bu yazıya karşı bir genelge yayımlayarak, barışın kurulmasına kadar Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği'nin ulusal emelleri savunacağını belirtti. Anadolu'daki ulusal iradeye dayanmadan çalışan ne Meclis ne de Hükümet başalrılı olamazlardı.


İSTANBUL'UN İŞGALİ, MECLİS-İ MEBUSAN'IN KAPATILMASI VE İSTANBUL FETVASI

Ulusal iradenin Mebuslar Meclisi'nde "Misak-ı Milli" biçiminde belirlenmekte olduğunu gören İtilaf Devletleri, daha Ocak ayı içinde baskı yollarına baş vurdular. Kuva-yı Milliye'yi destekleyen Harbiye Nazırı Cemal Paşa ile Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa'nın tutumunu 20 Ocak'ta protesto eden bir notayı İstanbul Hükümeti'ne verdiler. Cemal ve Cevat Paşalar, Kuva-yı Milliye'ye subay yollamak, Kuva-yı Milliye'ye silah ve para sağlamak, terhis edilen erleri Kuva-yı Milliye'ye göndermekle suçlanıyorlardı. Hükümet bir açıklama yaptıysa da İtilaf Devletleri Yüksek Komiserleri bunu kabul etmediler. M. Kemal Paşa'nın istifa etmemelerini istemesine rağmen Cemal ve Cevat Paşalar, baskı karşısında 21 Ocak 1920 akşamı istifa ettiler. Fakat Hükümet bu baskıya rağmen, M. Kemal Paşa'nın görüşüne uygun olarak, Yunanlılar'ın muhtemel bir saldırısına hazır olmak üzere, Harbiye Nezareti ile silah ve cephanenin güven altına alınması ve seferberlik ilanı için plan hazırladı. Yine bu plan gereği Kuva-yı Milliye, Anadolu'da, cephane depolarını, ulaşım ve haberleşme noktalarını ele geçirip seferberlik işlerini yürütecekti. Eğer İngilizler ve Fransızlar işe karışırlarsa, yani sorun Türk-Yunan sorunu olmaktan çıkarsa, Doğu'da 15. Kolordu Ermeniler üzerine yürüyecekti. Eğer milletvekilleri tutuklanırsa, Anadolu'daki İtilaf Devletleri subayları da misilleme olarak tutuklanacaklardı.

Bu sırada İngilizleri kızdıran başka bir olay gerçekleşti. "Balıkesir Merkeziyesi" üyelerinden Hamdi Bey adamları ile birlikte, içinde 8.000 Rus Tüfeği, 40 Mitralyöz, 20.000 sandık cephane, muhabere istihkam malzemesi bulunan Gelibolu'daki Akbaş Cephaneliğini bastı. 26-27 Şubat gecesi Hamdi Bey Fransızların elindeki bu cephaneliği basıp, silah ve cephaneyi kaçırırken, Dramalı Rıza Bey de Fransız Karagahı'nı bastı. Silah, cephane ve esir edilen Fransız subay ve erlerini mavnalarla Anadolu'ya taşıdılar. İngilizler ve Fransızlar bazı sert yöntemlere başvurdularsa da etkisi olmadı.

Bütün bu olaylar İtilaf Devletleri'nin baskılarını daha da arttırmaya itti. Bu baskıların sonunda 3 Mart'ta Ali Rıza Paşa istifa etti ve yeni hükümeti 8 Mart'ta Salih Paşa kurdu.

İstanbul'un Türkler'de kalmasını istemiyerek kabul etmiş bulunan Lloyd Geoerge, bu olayların ortaya çıkması ve Adana yöresinde 20.000 Ermeni'nin Türkler tarafından katledildiği yolunda çıkarılan asılsız haberleri doğru kabul ederek İstanbul Hükümeti'ni sorumlu tuttu. Bu fırsattan yararlanarak, M. Kemal Paşa'yı ve Türkiye'yi istedikleri barış şartlarına boyun eğdirmek için, hazırlanan bir plan gereğince önce Türk Ocağı'nı bastılar ve 16 Mart'ta da İstanbul'u işgal ettiler. Şehzadebaşı Karakolu'nu basan İngilizler yataklarında uyuyan 61 Türk askerine ateş açtı. Beş Türk şehit oldu ve bir kısmı yaralandı. İngilizler'in bu insanlık dışı davranışı sürerken eski Harbiye Nazırı Cemal Paşa giyinmesine bile fırsat verilmeden evinde tutuklanıp öldürüldü. İstanbul'daki bütün resmi yerler işgal edildi. Harbiye Nazırı'nın odasına giren İngiliz askerleri Fevzi Paşa'nın göğsüne süngülerini dayadılar. Yollar İngilizler tarafından tutuldu. Şehrin önemli yerlerine top ve makinalı tüfekli birlikler yerleştirildi. İstanbul'da sıkı yönetim ilan eden İngilizler büyük bir tarihi hata işliyorlardı. Bir bildiri yayımlayan işgal kuvvetleri, işgalin esaslarını açıkladılar:

1- İşgal geçicidir.
2- İtilaf Devletleri'nin niyeti Saltanat Makamı'nın nüfusunu kırmak değil, aksine olarak Osmanlı idaresinde kalacak memleketlerde nüfusu kuvvetlendirmektir.
3- Taşralarda isyan çıktığı veya katliam yapıldığı takdirde, İstanbul Türkler'den alınacaktır.
4- Herkesin, Saltanat Makamı olan İstanbul'dan verilecek emirlere uyması gereklidir.

Böylece M. Kemal Paşa'nın otoritesinin kırılacağı umuluyordu. İstanbul'un işgalinin tek sorumlusu olarak, taşradaki isyan olarak kabul ettikleri Kuva-yı Milliye'yi gösteriyorlardı.

İstanbul Hükümeti, işgalin haksızlığını protesto etti. Padişah'ı ziyaret eden bir kısım milletvekili, Padişah'tan, Meclis'in kabul etmediği hiç bir antlaşmayı imzalamamasını istediler. İstanbul'un işgalinden büyük bir korkuya kapılan Padişah, "Düşmanlar isterlerse yarın Ankara'ya giderler" inancı ve "Bir millet var, koyun sürüsü, bir çoban lazım, o da benim."görüşüyle bu önerileri red etti. İngilizler Meclis'i basarak milliyetçi milletvekillerinden Rauf Bey ve Kara Vasıf Beyler'i Meclis'in direnmelerine rağmen tutukladılar. Bu hareketiyle Türk Ulusu'nu yıpratacaklarını ve M. Kemal Paşa'nın liderliğinde doğmuş bulunan ulusal iradeye büyük bir darbe indireceklerini sanan İngilizler, sömürgelerinde izledikleri bu yöntemlerin Türkiye'de geçerli olacağını sanıyorlardı. Oysa, ne kadar yanıldıklarını, M. Kemal Paşa gibi bir "dahi" ile karşılaştıklarını göreceklerdir. İşgal ve tutuklamalar M. Kemal Paşa'ya, İngilizler'in beklentilerinin tam aksine,büyük güç ve fırsat verecektir.

Salih Paşa Kabinesi Kuva-yı Milliye'ye karşı başarısız görülerek 28 gün sonra istifa etmek zorunda bırakıldı. Padişah İngilizler'in isteği üzerine Damat Ferit Paşa'yı yeniden iktidara geçirmeye karar verdi. Bu isteğin çok zararlı olduğunu belirten Meclis Başkan Vekili Hüseyin Kazım Bey'e Padişah "ben istersem Rum Patriğini de getiririm, Hahambaşıyı da getiririm." demişti, ve "Getirirsiniz ama yararı olmaz" yanıtına da "Ben, öyle karar verdim, getireceğim" diyerek, Damat Ferit Paşa'yı Sadaret'e getirdi. Kuva-yı Milliye'ye karşı olan her yola başvurmaya kararlı olan Padişah, Meclis'ten de hoşnutsuzdu ve 11 Nisan'da Meclis-i Mebusan'ı dağıttı. Kararda dört ay içinde yeniden seçim yapılacağı yazılı idi. 11 Nisan'da bir yandan Meclis dağıtılırken, diğer yandan Damat Ferit Paşa bir beyanname yayımladı ve yine aynı tarihte Ferti Paşa'nın isteği ile ve kendisinin ifadesine göre İngilizler'in ısrarıyla, Kuva-yı Milliye aleyhine Şeyhülislam Dürrizade Abdullah imzasıyla fetva yayıladı. Buna Padişah'ın fermenı eklenerek her üç metin bir arada basılarak Yunan ve İngiliz uçakları ile Anadolu'ya dağıtıldı. Ferit Paşa'nın beyannamesinde, Birinci Dünya Savaşı'na istemiyerek sürüklenildiği, yenilmekten kurtulanılamadığı, Mondros Ateşkes Ateşkes'i ile çok kötü bir duruma düşüldüğünü belirttikten sonra, bazı çıkarcıların Anadolu'da ulusal teşkilatlar kurdukları, bu nedenle İstanbul'un işgal edildiği, bu kişilerin kanunlara aykırı olarak halktan para ve asker topladıkları ileri sürülerek, pişman olup bir hafta içinde teslim olanların af edileceği, diğerlerinin ise şiddetle cezalandırılacağı açıklanıyordu. Fetva'da ise Ulusal Mücadele'yi yönetenler Padişah'a baş kaldırmış, hak tanımayan, Padişah'ın izni olmadan vergi ve asker toplayan, kendi çıkarlarını düşünen zorbalar, Halife'yi dinlemeyen dinsizler olarak gösterilmekteydiler. Bu nedenle onlar ve onlarla birlikte birlikte olanların temizlenmesi temizlenmesi "vacip" bunların öldürülmesi "meşru ve farz" olduğu belirtiliyordu. Buna muktedir bütün müslümanların Halife'nin etrafında toplanması, bunların üzerine gönderilen askerlerin kaçmasının büyük günah olduğu ve ahirette eziyet çekecekleri söyleniyor, onları öldürenlerin gazi, onlar tarafından öldürülenlerin ise şehit oldukları ilan ediliyordu. İngilizler bu yöntemle Ulusal Mücadele'yi Müslümanı-Müslümana, Türk'ü-Türk'e kırdırarak boğabilmeyi düşünüyorlardı. Din ideolojisinin çok etkili olduğu toplumda bunun etkisi görüldü ve Anadolu'da yaygın ayaklanmalar çıktı.

MÜDAFAA-İ HUKUK DERNEKLERİ

Türkiye'nin parçalanmak istendiği, Batı Anadolu'nun İtalya ve Yunanistan'a özellikle "Güzel İzmir"in Yunanistan'a verileceği, Doğu Anadolu'da Ermenistan Devleti kurulmak istendiği, Mondros Ateşkesi'nden sonra sezilmeye başlamıştı. Paris Barış Konferansı'nın sürdüğü sıralarda bu gibi haberlerin Avrupa gazetelerinde yer alması ile bunların gerçekleşmek üzere olduğu anlaşıldı. Bu gelişmeler karşısında Padişah ve Osmanlı Hükümeti, acizlik içinde, sadece nasihat heyetleri göndererek halkı işgaller karşısında sükunete ve işgallere direnmemeye çağırıyorlardı. Türk Ulusu tarihinde ilk kez bu kadar perişan, çaresiz umutsuz hir durumdaydı. Tüm dünya, Türkler'in bu durumundan memnundu. Avrupa'dan çıkarılıp atılan Türkler'in Asya içlerine sürülmesini bekliyorlardı. Yüzelli yıllık bir kin ve yağma hırsı içinde bulunan "Uygar Dünya"nın politikacısı, düşünürleri, ilim adamları, şairleri ve sanatkarlarının amaçları, en büyük arzuları gerçekleşiyordu. "Yer yüzünde her ulusun hakları, hakikatleri, yurdu ve tanrısı vardır. Yalnız Türk Ulusu haksız, hakikatsiz, yurtsuz ve Tanrısızdı. Tıpkı, büyük Perseküsyon devirlerindeki Beni-İsrail gibiydik. Gökten inecek mesihi bekliyorduk ve iki asır hasreti ile yandığımız ulusal kahraman, hala bir türlü görünmüyordu." diye yazan Yakup Kadri Karaosmanoğlu bu çaresizliği dile getiriyordu. Çanakkale'de dünyanın en güçlü donanmasını ve ordularını dize getirmiş olan, yüzyıllardır efendi yaşamış Türk Ulusu özgürlüğünden vazgeçip, boynuna vurulmak istenen kölelik zincirini kabul edecekmiydi?

Yunanistan'a ve Ermenistan'a Türk topraklarının verileceği haberi Türk Ulusu'nun aydınlarını harekete geçirdi. Öncelikle Yunanistan ve Ermenistan'a verilecek toprakların savunmasını sağlamak için yurdun çeşitli yerlerinde Müdafaa-i Hukuk Dernekleri kuruldu. "Müdafaa-i Hukuk" dar anlamında kurulan yerel dernekleri tanımlar. Geniş anlamda ise M. Kemal'in önderliğini yaptığı hareketin tümüdür. Bu anlamıyla "Müdafaa-i Hukuk", Osmanlı Devleti'nin asırlık hatalarından sorumlu tutulan, Mondros Ateşkekesi'nin haksız uygulanmasıyla zulüm ve adaletsizlik baskısı altında ezilmek, sömürge halinde yaşatılmak suretiyle cezalandırılmak istenen Türklerin; ulus olarak ve bu topluluğun siyasi ifadesi olan ulusal bağımsız bir devlet kurarak yaşamak hakkını, Osmanlı Hükümeti'ne, İmparatorluğun diğer unsurlarına ve bu hakkı tanımayan Birinci Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı fiili bir mücadele sonunda elde etmesidir. Fakat bu duruma gelinmesi için M. Kemal Paşa'nın Anadolu'ya geçmesi gerekecektir.

Başlangıçta kurulan Müdafaa-i Hukuk Dernekleri, tarih, nüfus üstünlüğü haklarına dayanarak, propaganda yöntemiyle bölgelerinin kurtarılmasını amaçlıyorlardı. Bütün bir yurdu, bağımsız bir devlet ve ulus olarak kurtarmayı ve bunun silahlı bir savaşla gerçekleştirilebileceğine hemen hiç kimse inanmıyordu. 1. Dünya Savaşı'nda müttefiklerimizle birlikte yenemediğimiz İtilaf Devletleri'ni şimdi tek başımıza yenmemiz olanaksız görülüyordu. Boşyere hayale kapılmadan İngiltere'nin himayesinin sağlanması İstanbul Hükümeti'nin ve basınının genel görüşü idi. Tek kişi, düşman donanmasını gördüğü gün "Geldikleri gibi giderler." diyen M. Kemal (Atatürk) bağımsız bir Türk Devleti'nin, ancak topyekün ulusal bir savaşla gerçekleşeceğine ve emperyalistlerin yenileceğine inanıyordu.

Sivil dernekler Anadolu ve Trakya topraklarının kurtuluşu için dağınık ve merkezi otoriteden yoksun olarak, yalnızca kendi bölgelerinin kurtuluşunu sağlamak için örgütlenmeye başladılar. Derneklerin kurulmasındaki temel duygu Türklük duygusuydu. Temsil ettikleri bölgelerin tarih, coğrafya ve nüfusça Türklere ait olduğunu ispat etmek ve ve böylece Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılmamayı sağlamak amacıyla kurulmuş olan dernekler, programlarında silahlı mücadeleyi benimsememişlerdi. Bilimsel araştırma, istatistik bilgi ile büyük devletlere haklı olduklarını kabul ettirmek için propaganda yolunu yeterli görüyorlardı. Programları vatanın bütünlüğü ve Türk Ulusu'nun bütünü düşünülerek hazırlanmamıştı. Taşıdıkları adlar da bunu açıkça göstermektedir. Müdafaa-i Hukuk Dernekleri'nin hemen hepsinin merkezi İstanbul idi. Dernekler bölge esaslarına göre kurulduklarını ve siyasetle ilgili olmadıklarını ilan ettikleri için siyasal görünümleri yoktu. Dernekler İ.T veya Hürriyet ve İtilaf Partileri'ne resmen bağlantıları bulunmadıklarını da belirttiler. Yalnızca kurtuluş amacıyla kurulmuş olan bu dernekler, siyasi partiler mücadelesine karışmak istemiyorlardı. Fakat şurası da bir gerçekti ki, hemen bütün Müdafaa-i Hukuk Dernekleri'nin tabanını eski İttihat Terakki mensupları oluşturuyordu. Birinci Dünya Savaşı süresince milliyetçilik temelleri atılmıştı. Enver Paşa'nın "Turan" hülyaları sona erdiğine göre, milliyeçilik akımının yeni bir temele oturtulması gerekiyordu. Bunu da M. Kemal Paşa başaracaktır. Bu dernekler içinde bazıları İ.T.'yi yeniden yaşatmak ve Enver Paşa'yı yeniden başa geçirmek isteyeceklerdir. Müdafaa-i Hukuk Dernekleri'nin kurulmasının yakın sebebi, Trakya'nın Batı Anadolu'nun Yunanistan'a, Doğu Anadolu'nun Ermenistan'a verileceği ve Kilikya'nın Osmanlı Devleti'nden alınacağı, Karadeniz kıyılarında Samsun-Trabzon yöresinde Pontus Rum Devleti kurulacağı endişeleri oldu. Bu sebeple bu derneklerin önemlilerini şöyle sayabiliriz:

1-Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Heyeti Osmaniyesi

2-İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Derneği Hareket-i Milliye Reddi İlhak İlhak-ı Red Heyeti Milliyesi

3-Kilikyalılar Derneği

4-Vilayet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Derneği

5-Trabzon Muhafaza-i Hukuku Milliye Derneği


1. Trakya Paşaeli Müdafaa-i Heyet-i Osmaniyesi

2 Aralık 1918 tarihinde merkezi Edirne'de kurulan bu dernek, Mondros Ateşkesi'nin azınlıklara tanıdığı taşkınlık ve haksızlıklar karşısında Trakya'da yaşayan Türkler'in direnişini sağlamak, gerekirse silahla karşı koymak amacıyla çalışmışır. Venizelos tarafından önerilen, Yunan idaresinde Trakya muhtariyeti önerisini red ederek, Sivas Kongresi kararıyla Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği'ne ve sonra T.B.M.M. Hükümeti'ne bağlandı. Sivas Kongresi kararlarının 9. maddesine uyularak adı, "Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Derneği"ne çevrildi. Bu derneğin kurulması için ilk öneriler Sadrazam Talat Paşa tarafından yapılmıştı. Balkan Savaşı'nda Batı Trakya'nın nasıl elden gittiği henüz tüm canlılığı ile yaşanıyordu. Ateşkes döneminde ise Ahmet İzzet Paşa gibi devlet adamları, Trakya heyetine "Türkiye'de kalmıyacağı anlaşılınca Trakya'nın bağımsızlığını ilan ediniz." öğüdünde bulunmuşlardı.

Merkez Edirne olmak üzere, Kırklareli, Çatalca, Tekirdağ ve Gelibolu'da kuvvetli teşkilat kurmuş olan dernek daha ilk günden itibaren Avrupa merkezlerine Osmanlı Hükümeti'nden ayrı olarak heyetler göndererek notalar vermişlerdi. 31 Mart 1920'de Lüleburgaz ve 9-13 Mayıs 1920'de Edirne kongrelerini yaptı. Bu son kongrede, Trakya'nın silahlı savunmasını sağlamak için, derneğin, halktan asker toplamak yetkisi kabul edildi ve tamamen T.B.M.M.'ne bağlanıldı.

Dernek, 1919 Meclis-i Mebusan seçimlerine ve onun kapatılmasından sonra da Heyet-i Temsiliye'nin ilanı üzerine T.B.M.M. seçimlerine katılarak , buralara mebus gönderdi. "Yeni Edirne", "Ahali" Gazeteleri derneğin yayın organı kabul edildi, fakat "Teminat" Gazetesi muhalif olarak kaldı.


2. İzmir Müdafaa-i Hukuku Osmaniye Derneği

2 Aralık 1918 tarihinde, tüccar Moralızade Halit ve Nail Beyler tarafından kuruldu. Derneğin kuruluş girişimleri, Mondros Ateşkesi'nden bir hafta sonra başlamış, fakat Hürriyet ve İtilaf Partisi'nin, bu girişimleri İttihatçı ve Bolşevik çabalar olarak suçlaması yüzünden gecikmişti. İzmir'in Yunanlılara verilmesini engellemek için, İzmir'in Türklüğü hakkından dünya kamuoyunu propaganda yoluyla inandırmak, Paris Barış Konferansı'na başvurarak haklarını korumak istiyorlardı. 2-19 Mart 1919 tarihinde İzmir'de büyük bir "Müdafaa-i Hukuk Kongresi" toplamayı sağladı. İtilaf Devletleri'ne sunduğu bir bildiri ile İzmir üzerindeki muhtemel tehlikeleri ilan ve gerekirse silahlı direnmeyi kabul etti. Vali Nurettin Paşa zamanında, onun geniş desteğini gören dernek, Nurettin Paşa'nın alınıp, yerine İstanbul Hükümeti'nin sadık ajanı İzzet Bey'in atanmasından sonra çalışmaları baskı altında tutuldu. İzzet Bey'in de derneği İttihatçı ve Bolşevik olmakla suçlaması nedeniyle kuvvetli bir örgüt oluşturamadı.


3. Müdafaa-i Vatan (İlhak-ı Red Heyet-i Milliyesi)

Yine aynı tarihlerde İzmir Türk Ocağı'nda kurulan Müdafaa-i Vatan, İzmir'in işgalinden bir gün önce adını "Reddi-i İlhak" olarak değiştirdi. İzmir'deki diğer "Müdafaa-i Hukuk" kuruluşlarıyla ilişki kurdu ve İzmir'in işgaline karsı İzmir'in Türk halkını yayınladığı bildirilerle uyardı. İzmir'in işgalini bütün illere telgrafla duyurarak, Türk kamuoyunun galeyana gelmesini sağladı. Olağanüstü kongreler ve protesto mitingleri tertipleyerek işgal kuvvetleri üzerinde baskı yaptı. Çabaları sonucu, Balıkesir ve Alaşehir Kongreleri'nin toplanmasının hazırlamış oldu. İzmir'in işgalinden bir gün önce bir beyanname yayınlavarak, eski "Maşatlık" denen bugünkü Bahri Baba Parkı'nda İzmir halkını İzmir'in savunması için toplantıya çağırdı Bu beyanname aynen şöyledir:

"EY BEDBAHT TÜRK"

Wilson prensipleri ünvanı insaniyetkaranesi altında senin hakkın gasp ve namusun hetkediliyor (saldırılıyor). Buralarda Rum'un çok olduğu ve Türkler'in Yunan halkını memnuniyetle kabul edeceği söylendi. Ve bunun neticesi olarak güzel memleketin Yunan'a verildi.

ŞİMDİ SANA SORUYORUZ?.. RUM SENDEN DAHA MI ÇOKTUR?..


YUNAN HAKİMİYETİNİ KABULE TARAFTAR MISIN?..

Artık kendini göster... Tekmil kardeşlerin maşatlıktadır. Oraya yüz binlerle toplan. Ve kahir ekseriyetini orada bütün dünyaya göster. İlan et ve ispat et... Bu sana düşen en büyük vazifedir. Geri kalma Hüsran ve nikbet faide vermez. Binlerle, yüzbinlerle maşatlığa koş. Ve Heyet-i Millye'nin emrine itaat et.

"İlhak-ı Red Heyet-i Milliyesi"

Vali İzzet Bey'in düşmana teslimiyetçi ve işbirlikçi politikası yüzünden İzmir'in işgali kolayca sağlanınca derneğin çalışmaları etkili olamadı.


4. Kilikyalılar Derneği

21 aralık 1918'de İstanbul'da kuruldu. Mondros Atreşkesi sonrası, Yıldırım Orduları'nın dağıtılması üzerine, Ordu komutanlığında kalan Ali Fuat Paşa'nın girişimi ile Dernekler Kanunu'na uygun olarak kuruldu. Nizamnamesi'nin birinci maddesinde "Madde-l Kilikya namı kadimi altına bulunan Adana ve mülhakatı (bağlı yerler) ile İçel ve Maraş Sancakları'nda ve buralara komşu olan Ayıntap Sancağı ile Antakya, İskenderun, Beylan ve Reyhaniye kazalarında nüfusu umumiyenin yüzde doksanı aşan bir ekseriyet teşkil eden Türkleri temsil etmek ve bu mahallerin efkar ve amali ekseriyete uygun olarak kemekan Devleti Osmaniye'ye bağlılıklarını kuvvetlendirmek için iç ve dış lazım gelen teşebbüsat ve neşriyat ve mesaide bulunmak üzere Dersaadette (İstanbul) "Kilikyalılar Cemiyeti namıyla bir cemiyet teşkil ediimişti." şeklinde geniş bir amaç belirtmesine rağmen etkili olamadı.


5- Vilayet-i Şarkiye (Doğu Anadolu) Müdafaa-i Hukuk Derneği

Doğu Anadolu'da bir Ermenistan Devleti kurulmak istendiği Mondros Ateşkesi hükümlerinden ve özellikle Paris Barış Konferansı ile Batılı ülkelerin basınlarında yayınlanan haberlerinden anlaşılıyordu. Sadrazam Damat Ferit Paşa'nın bu haberler karşısında teslimiyetçi bir politika izleyerek, Saltanat-Hilafet'in Mekke ve Medine'de manevi varlığını sürdürmesi pahasına, öz Türk olan Erzurum ve çevresini feda etmek politikasına karşı, illerinin bütün Müslüman halkının haklarını savunmak için, merkezi İstanbul'da kurulan bu derneğin başında Süleyman Nafiz Bey vardı. Savaşın sona ermesi üzerine terhis olan Cevad (Dursunoğlu) Bey, memleketi Erzurum'da öğretmenlik yapmak için Maarif Vekaleti'ne (Milli Eğitim Bakanlığı) başvurduğunda "Erzurum'un mukadderatı, yani hudutlarımızın içinde kalıp kalmayacağı henüz belli olmadığından, orada bir Dar'ül-muallimin açmaya lüzum kalmamıştır." yanıtını almıştı. Dernek merkezinden, Erzurum'da Şube açma yetkisi alan Cevat Bey Erzurum'a gelerek, bir şube açtı. 10 Mart 1919'da kurulan "Erzurum Müdafaa-i Hukuk Şubesi"hızla örgütlenmeye, çevre illerle özellikle Trabzon ile ilişki kurarak Doğu Anadolu'nun Ermenistan'a verilmesini engellemek için çalışmaya başladı. Bir süre sonra İstanbul merkezine bağlılıktan kurtulan Dernek, Mustafa Kemal Paşa, Kazım Karabekir Paşa, Rauf Bey gibi Ulusal Mücadele liderlerini de bünyesine almak ve Erzurum Kongresi'ni toplamakla en önemli dernek oldu. Ermenilere karşı mücadeleyi amaç edinen dernek,

1. Asla göç etmemek

2. Derhal bilim, iktisat ve din alanında teşkilat yapmak

3. Doğu_illerinin saldırıya uğrayacak herhengi bir bucağının savunmasında birleşmek kararlarını alarak uygulamaya koydu.

Doğu illerinde Türkler'in Ermenilere sayıca üstün olduğu kadar tarih, kültür ve uygarlık eserleriyle de üstün olduğunu göstermek için propagandaya girişti. "Albayrak" Gazetesi derneğin yayın organı haline geldi. Sivas Kongresi kararıyla da "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği" nin bir şubesi oldu.


6. Trabzon Muhafaza-i Hukuk Milliye Derneği

Trabzon ve Samsun'u içine alan Karadeniz kıyılarında bir Rum Pontus Devleti kurmak için çalışan Rumların, çabalarının İtilaf Devletleri tarafından desteklenmesi ve yöredeki Amerikan Kolejleri'nin de bu çalışmalara araç haline gelmesi üzerine Trabzon ve çevresinin hukukunu korumak üzere 12 Şubat 1919 tarihinde kurulan dernek içinde çoğunluk ve etkinlik İttihat ve Terakki'nin eski üyelerinin elindeydi. Yerel bir amaçla kurulmasına rağmen, etkili oldu. Pontus çeterinin çevrede silahlı saldırılarına karşı Türkler de silah kullanarak karşı koyunca olaylar genişledi. Dernek 22 Şubat ve 22 Mayıs 1919 tarihlerinde iki kongre topladı. İstanbul Hükümeti'ne bağlılığını bildiren dernek, 7 Haziran 1919'da Padişah'a çektiği telgrafla, Fatihlere ve Kanunilere yakışır hareket etmesini istedi. Örgütünü çevre kazalara da yaydı. Erzurum Kongresi'nin toplanmasında çok etkili rol oynamış olan dernek, daha sonra Kongre sırasında Ömer Fevzi isimli üyesinin, kongrenin Padişahın izni olmaksızın toplandığı yolundaki iddiaları ve Servet ve İzzet Beyler'in zorluk çıkarması nedeniyle Mustafa Kemal Paşa'ya karşı sorun yarattı. Özellikle derneğe egemen olan eski İttihatçılar'ın M. Kemal Paşa'nın yerine, Rusya'da bulunan Enver Paşa'yı getirmek için çalışmaları Sakarya Savaşı sonuna kadar endişe kaynağı oldu. Kayıkçılar kahyası Yahya tarafından Mustafa Suphi'nin öldürülüşü ayrı bir sorun oldu. Diğer yandan derneğin Trabzon Limanı'na giren ve çıkan mallardan kendi başına vergi alması ve bu paraların yolsuzluk konusu olduğu suçlamaları üzerine T.B.M.M. dernek hakkında soruşturma açtırdı. Soruşturma ile ilgili olaylar ve derneğin savunucusu Trabzon Mebusu olan Ali Şükrü Bey'in Topal Osman tarafından öldürülüşü ve Topal Osman'ın da Hükümet kuvvetlerince öldürülmesi olayların sürmesine sebep olduğu için Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti (Madüfaa-i Hukuk) nin sorunları Cumhuriyet'in İlanı'ndan sonra da bir süre daha devam etti.

ZARARLI DERNEKLER



Azınlıkların, özellikle Rumlar'ın İstanbul'a İtilaf kuvvetlerinin gelişinden sonra taşkın davranışlarından söz etmiştik. Osmanlı İmparatorluğu çöktüğüne göre "Büyük Yunanistan"ı gerçekleştirmek olanağı doğmuştu. 1814 yılında kurulmuş bulunan "Etniki Eterya" Derneği "Megalo İdea" için çalışmış ve 1829'da Yunanistan, İngiltere, Fransa ve Rusva sayesinde bağımsızlığını kazanmış ve Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminde her fırsattan yararlanarak topraklarını genişletmişti. Girit başta olmak üzere Ege Adaları'nı Batı Anadolu Adaları'nı ve Balkan Savaşı'nda da Selanik dahil Makedonya'nın büyük bir kısmını ele geçirmişti. Girit Adası'nı Yunanistan'a kazandıran Yunan Başbakanı Venizelos Paris Barış Konferansı'nda İzmir başta olmak üzere bütün Batı Anadolu'yu Yunanistan'a katmak için uğraşırken, Trakya ve "Bizans'ın eski başkenti İstanbul" üzerindeki emellerini de saklamıyordu. İstanbul Rumlar'ın taşkınlıklarının yanı sıra, gizli Rum dernekleri kurularak "Büyük İdeal" için çalışmaya başladılar. Bunların en önemlisi "Mavri Mira" (Kara Gün) idi.Doğrudan Yunan Hükümeti'nin maddi ve manevi desteği ile bu dernek Fener Patrikhanesi aracılığı ile büyük destek bulmuştu. Rum okullarının izci örgütlerini de emrine alan dernek, Rumlar'ı silahlandırıp tedhiş hareketleri yapıyordu. Yunan Kızıl Haç'ı ve Göçmenler Komisyonu da bu dernekle çalışmakta idiler. İstanbul ve Trakya'da birçok cinayet ve ırza geçme olayları yaparak tedhiş yaratan dernek, Ege ve özellikle Anadolu'da Pontusçuluğu destekliyordu. Patrikhane de İstanbul'un Yunanistan'a verilmesi veya uluslararası bir yönetime konmasını Lloyd George'den istemişlerdi.

Bu derneğin yanı sıra, onun desteğini gören diğer bir dernek "Pontus Derneği" idi. Rize'den İstanbul'a kadar uzanan kıyı şeridinde (özellikle merkez Samsun-Trabzon) olan yörede bir Pontus Devleti kurmak istiyordu. Samsun yöresindeki Rumlar'ın bir bölümü daha I.Dünya Savaşı içinde askere gitmeyip silahlanarak eşkiyalığa başlamışlardı. Ateşkes'ten sonra ise örgüt daha da güçlendi. Rusya'dan getirilen göçmenlerle de sayıları arttı. İtilaf Devletleri de bunları koruduğu için olaylar büyüdü. (İleride bu konudan iç ayaklanmalar bölümünde ayrıca söz edilecektir).

Azınlıkların yıkıcı çalışmaları içinde önemli bir yeri de Ermeniler alıyordu. Mondros Ateşkesi'nin "Altı Ermeni Vilayeti" sözu, Ermenistan kurulması için önemli bir adımdı. Birinci Dünya Savaşı içindeki "Tehcir" olayı yüzünden İtilaf Devletleri'nin ilgisini ve şimdi de koruyuculuğunu kazandılar. Rumlarla da işbirliği yaparak güçlenmeye çalıştılar. Yalnız Ermeniler de Trabzon üzerinde hak iddia ediyorlardı. Padişah'ın Ermeni'lerin haksızlığa uğramış oldukları biçimindeki beyanatı da, onlara güç verdi. Mavri Mira ile sıkı ilişki kurdular. Tehcir suçlusu ilan edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'in İstanbul Sıkı Yönetim Mahkemesi'nce mahkum edilip, 10 Nisan 1919'da idam edilmesi Ermeni'lere umut verdi. Haklarını ileri sürerek,30 Kasım 1918'de İtilaf Devletleri'ne başvurarak tam bağımsız bir Ermenistan kurulmasını ve İtilaf Devletleri ve Cemiyet-i Akvam'ın himayesini istediler. Patrik Zaven Efendi de Paris ve Londra'ya giderek Ermeni sorununu görüştü. 26 Şubat 1919'da da "Onlar Konseyi"nde Ermeni isteklerini savunarak Maraş, Kilikya, İskenderun ve "Altı Ermeni Vilayeti" ile Trabzon ilinin bir kısmını da içine alan büyük Ermenistan isteklerini ileri sürdüler. İtilaf Devletleri silahlı kuvvetleri aracılığı ile de tehcir edildikleri topraklara dönmek istediler. Hiçbiri bu kuvveti vermeye yanaşdı. Suriye'den Doğu Anadolu'ya böyle bir yolculuğun sıkıntılarını Türk Ulusu'nun direnmesini göze almak gerekiyordu. Fakat Başkan Wilson Ermeniler'in savunucusu oldu. Fransız basını ise Kilikya, İskenderun ve Maraş yöresinin Suriye'ye ait oldıığunu ileri sürdü. Fransız Hükümeti Kilikya ve İskenderun üzerindeki isteklerini kabul etmemekle beraber, Anadolu'da nüfus üstünlüğüne sahip olduklarını ileri sürerek Barış Konferansı'na asılsız nüfus listeleri verdiler. Oysa Amerikan İstihbarat Şubesi Başkan Wilson'a 21 Ocak 1919'da verdikleri raporda, Ermeniler'in en çok bulundukları yerlerde bile ancak nüfusun % 30-35'ni oluşturduklarını bildirdi. En son ve en gerçek Amerikan araştırması General Harbord tarafından 1919 yılı sonunda hazırlanmıştı. Hemen tüm Doğu Anadolu'yu inceleyen Harbord, Ermenilerin hiç bir zaman çoğunluk olmadığını bildirdi. İngiltere Başbakanı Lloyd George bile Ermeni isteklerini aşırı buluyordu. Buna rağmen 14 Mayıs'ta Dörtler Konseyi'nin toplantısında A.B.D. İngiltere, Fransa ve İtalya arasında kararlaştırılacak sınırlar içinde ve manda idaresi altında, Ermeniler'in azınlıkta olduklarını bildiği Akdeniz'den Karadeniz'e uzanan ve Ermeni isteklerini kapsayan topraklar üzerinde Ermenistan kurulmasını önerdi. Ermeniler'in isteklerinin bu derece ileri gitmesinde İstanbul Hükümeti'nin sorumsuz ve aciz politikasının da etkisi vardı. İstanbul Hükümeti Şubat 1919'da Osmanlı Devleti sınırları içinde Ermeniler'e özerklik, hatta bazı yerlerde nüfus mübadelesi yapmayı önermişti. Fakat Ermeniler bağımsızlık istedikleri için bunu kabul etmemişlerdi. Çünkü Osmanlı Devleti'nin çaresizliğini görüyor ve isteklerini büyük devletlere kabul ettirmeye çalışıyorlardı.

Azınlıklar içinde Yahudiler de yüzyıllar önce İspanya'dan katliamdan kaçıp, kendilerine kapılarını açan Türklere karşı Rumlarla işbirliğine girdiler. Bütün Yahudiler olmamakla birlikte Hahamhane, Patrikhane ile birlikte çalışıyordu. "Alyans İsrailit" adlı İstanbullu Yahudilere ait gençlik örgütü faaliyette idi.


TÜRKLÜĞE ZARARLI DERNEKLER

Ateşkes'in yarattığı ortam, İmparatorluğun dağıldığı ve Devletin ne olacağı düşüncesi, yalnızca siyasi partilerin değil, "Heyet", "Cemiyet" adı altında çeşitli kuruluşların da ortaya çıkmasını hazırladı. Bunlar; da siyasi partiler gibi siyasi ve hukuki işlere karıştılar. Hatta bunların içinden İngiliz Muhipleri Derneği ile Kürdistan Teali Cemiyeti'nin 1919 seçimine katılmama kararı almış olmaları pek önemli yeri olmayan Mühendisler Cemiyeti'nin ise aday göstermek istemesi bu durumu açıkça belirler. İttihatçı düşmanlığı ve İ.T. mensuplarının tutuklanması Hürriyet ve İtilaf Partisi'ni İstanbul'da güçlendirmiş ve iktidarı ele geçirmelerini sağlamıştı. Fakat bu parti bu fırsatı değerlendirememiş İngiliz güdümüne girmişti. Diğer küçük cemiyetler de amaç ve yöntemleri bakımından zararlı ve yararlı olmak üzere iki guruba ayrılıyorlardı.

Birinci Dünya Savaşı içinde İtilaf Devletleri Osmanlı İmparatorluğu'nu içten yıkmak amacıyla, yaptıkları propagandalardan birisi de Kürt Devleti kurulması kıskırtmaları oldu. Kürtler tarafından bir dernek kurulması olayı 1908 yılında İkinci Meşrutiyetle başladı. 1908'de "Kürt Teavün Derneği" kuruldu. Kanun-u Esasi ve Osmanlıcılık ideali için çalışmıştır. Fakat savaş sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalandığını gören başta Seyyit Abdülkadir olmak üzere birkaç kişi, Mayıs 1919 da merkezi İstanbul'da olan "Kürdistan Teali Derneği" ni kurdular. Bu dernek Kürtleri ayrı bir kavim sayarak, bu dağılma döneminde Wilson prensiplerinden yararlanarak ayrı bir devlet kurmayı amaçlamakta idi. İstanbul dışında Diyarbakır, Bitlis, Elazığ illerinde de şubeleri açılmıştı. Vilayet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuku Milliye Derneği ile birleşmeyi kabul etmiyerek, işgal kuvvetlerine dayanmak ve bu yolla Kürt göçmenlerin yerlerine dönmesini sağlamak, Kürdistan'a (Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput bölgesi olup 207.000 km2 dir) Kürt memurlar atanmasını sağlamak istiyordu. Bu amaçla İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthrope'a 2Ocak 1919'da baş vurarak, Erzurum, Van, Bitlis, Harput, Diyarbakır ve Musul illerinin nüfusunun ezici çoğunluğunun Kürt olduğunu ve Ankara, Konyra, Sivas, Adana, Halep illerinde de çok sayıda Kürt yaşadığını ileri sürerek İngiliz mandası altına özerklik istediler. Aslen Türk olan ve İngilizler tarafindan kışkırtılan Kürtler'in istedikleri iller, Ermeni istekleri ile çatışıyordu. Binbaşı Noel İngiltere adına Barış Konferans'ında Kürtlerin istekteklerinin ihmal edilmediğine dair Kürtler'e güvence vermekle görevlendirildi. Kürtler de Ermeniler gibi İngiliz çıkarları için İngiliz entrikalarına alet ediliyorlardı. ÖzellikleTürk-Kürt arasında tarihsel bağlar ve din bağlarının bulunuşu ve Doğu Anadolu'da bir Ermeni devleti'nin kurulmasının kendileri için de büyiik tehlike olması ayrılıkçı Kürtleri etkisiz bıraktı. Buna karşılık birçok aşiret Mustafa Kemal hareketini desteklediler ve T.B.M.M.'ne temsilci gönderdiler.

Zararlı bir başka dernek de, merkezi İstanbul'da bulunan "Teali İslam Derneği" idi. 19 Şubat 1919'da İskipli Mehmet Atıf Efendi'nin başkanlığında İstanbul Medreseleri'nde görevli bazı müderrisler tarafından kuruldu. Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu çaresizlikten din esaslarına dayanılarak, ilmi, sosyal ve ahlaki araçlarla Saltanat ve Hilafet makamının nüfusunu kuvvetlendirmek, siyasi hayata etki yapmak istiyordu. Bu amaçla çalıştığı için Hürriyet ve İtilaf Partisi'ni destekledi ve Ulusal Kurtuluş Mücadelesi'ne cephe aldı. Bunun için çeşitli bildirilerle Ulusal Kurtuluş Mücadelesi'ne saldırdı. Özellikle Konya yöresindeki ayaklanmalarda büyük etkisi oldu.

Yine İstanbul merkez olmak üzere kurulan zararlı ve düşmanla işbirliğinin en açık örneklerinden birini oluşturan bir dernek te "İngiliz Muhipler Derneği" idi. Ağustos 1919'da kurulmuş olan bu dernek üyeleri arasında Osmanlı Padişahı ve "Halife-yi Ruyi Zemin" ünvanını taşıyan Padişah Vahdettin, Damat Ferit Paşa bir çok politikacı da bulunmakta idi. Derneğin başkanı Rahip Fru idi. Bu derneğe göre idaresi altında milyonlarca Miislüman barındıran İngiltere "Kavm-i Necip" (Seçkin Kavim) idi. İngiltere ile Osmanlı Hilâfet ve Saltanatı arasında mevcut samimiyetin devamı ve kuvvetlendirilmesini bir beyanname ile ilan eden bu dernek, İstanbul'da yirmi ve İstanbul dışında da Hürriyet ve İtilaf Partisi'nin desteği ile çeşitli şubeler açmayı başardı. Ulusal Mücadele'ye karşı olan bu dernek, Kavm-i Necip olan İngiltere ile ilişkilerini yeniden düzeltmek ve himayesini kazanmak amacıyla kurulmuştu. 1919 seçimlerinde ise Hürriyet ve İtilaf Partisini destekledi. Dernek ileri gelenlerinden ikinci reis Said Molla grubu ile muhalif grubun anlaşamaması üzerine 1921 sonunda da ulusal kuvvetlerin üstünlük elde etmesi sonunda silindi.

Ateşkes döneminin en önemli kuruluşlarından birisi de, kuşkusuz Hürriyet ve İtilaf Partisi idi. 21 Kasım 1911'de i.T. ye karşı kurulmuş bulunan bu parti. İ.T.' nin diğer rakipleri ile birleşmiş veya isteklerini sağlamış ve bu sayede seçimlerde etkinlik kazanmıştı. Osmanlılık ve Adem-i Merkeziyet prensibini programına alan parti çalışmasını İ.T.'yi yıkmaya yöneltmişti. Fakat Balkan Savaşı sırasında iktidarı ele geçiren İ.T.'nin baskısı karşısında ve birçok üyesinin sürgün edilmesi üzerine Ateşkes dönemine kadar hareketsiz kaldı. Ocak 1919' da Ateşkes ortamından yararlanarak yeniden çalışmaya başladı. "Mesuliyet", "Peyam Sabah" ve "Alemdar" gazeteleri tarafından desteklendi. Damat Ferit Paşa'nın Sadrazamlığı sırasında kendisini iktidar partisi durumunda görüp, ateşkes döneminin diğer zararlı dernekleriyle işbirliği yapıp seçimlerde onların desteğini sağlamak istediyse de kendi deyişiyle "İttihat ve Terakki Hortlağı" Müdafaa-i Hukuk karşısında yenildi. Damat Ferit Paşa'nın son Sadrazamlığı ve Tevfik Paşa'nın yeniden Sadrazam oluşu ile tarihe karıştı.

Bütün bunların yanısıra ateşkes ve işgal döneminin İstanbul şehrinde kurulan birçok dernek daha bulunmaktadır. Osmanlı İlâyı Vatan, Tarik-i Salâh, Trabzon ve Havalisi Adem-i Merkeziyet Dernekleri buna örnektir. Bütün bu dernekler, Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenligini ve varlığını sürdüremeyeceğine inanan ve başka bir devletin, özellikle İngiltere'nin koruyuculuğu altında yaşama şansı arayan insanlarca kurulmuşlardır. Fakat hepsinin birleştiği tek nokta ise Milli Mücadele'yi boğmak idi.

Bazı aydınlar yukarıdaki dernekler gibi olmamakla beraber ülkenin kurtuluşunu Amerikan Mandası'na (Himayesi) girmekle sağlanabileceğini umarak "Wilson Prensipleri Derneği" ni kurdular. Ocak 1919' da Halide Edip Hanım, Celaleddin Muhtar, Refik Halid , Celal Nuri, Necmeddin Sadık, Ahmet Emin gibi önemli kişilerin yer aldığı bu dernek, İngiltere'nin artık yardımı söz konusu olmayacağı için parası çok ve aramızda ciddi bir sürtüşme geçmemiş, uygar dünyanın büyük devleti A.B.D.'nin mandasını istiyorlardı. Filipinler'i bile kısa zamanda uygarlaştırmış olan A.B.D. Osmanlı Devleti'ni himayesi altına alırsa, hızla ilerleyeceğinini düşünüyorlardı. Bu da diğerleri gibi erimiş ve adı geçen kimseler Ulusal Mücadele'ye katılmışlardır.

AZINLIKLAR VE AZINLIK DERNEKLERİ



Azınlıkların, özellikle Rumlar'ın İstanbul'a İtilaf kuvvetlerinin gelişinden sonra taşkın davranışlarından söz etmiştik. Osmanlı İmparatorluğu çöktüğüne göre "Büyük Yunanistan"ı gerçekleştirmek olanağı doğmuştu. 1814 yılında kurulmuş bulunan "Etniki Eterya" Derneği "Megalo İdea" için çalışmış ve 1829'da Yunanistan, İngiltere, Fransa ve Rusva sayesinde bağımsızlığını kazanmış ve Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminde her fırsattan yararlanarak topraklarını genişletmişti. Girit başta olmak üzere Ege Adaları'nı Batı Anadolu Adaları'nı ve Balkan Savaşı'nda da Selanik dahil Makedonya'nın büyük bir kısmını ele geçirmişti. Girit Adası'nı Yunanistan'a kazandıran Yunan Başbakanı Venizelos Paris Barış Konferansı'nda İzmir başta olmak üzere bütün Batı Anadolu'yu Yunanistan'a katmak için uğraşırken, Trakya ve "Bizans'ın eski başkenti İstanbul" üzerindeki emellerini de saklamıyordu. İstanbul Rumlar'ın taşkınlıklarının yanı sıra, gizli Rum dernekleri kurularak "Büyük Ideal" için çalışmaya başladılar. Bunların en önemlisi "Mavri Mira" (Kara Gün) idi.Doğrudan Yunan Hükümeti'nin maddi ve manevi desteği ile bu dernek Fener Patrikhanesi aracılığı ile büyük destek bulmuştu. Rum okullarının izci örgütlerini de emrine alan dernek, Rumlar'ı silahlandırıp tedhiş hareketleri yapıyordu. Yunan Kızıl Haç'ı ve Göçmenler Komisyonu da bu dernekle çalışmakta idiler. İstanbul ve Trakya'da birçok cinayet ve ırza geçme olayları yaparak tedhiş yaratan dernek, Ege ve özellikle Anadolu'da Pontusçuluğu destekliyordu. Patrikhane de İstanbul'un Yunanistan'a verilmesi veya uluslararası bir yönetime konmasını Lloyd George'den istemişlerdi.

Bu derneğin yanı sıra, onun desteğini gören diğer bir dernek "Pontus Derneği" idi. Rize'den İstanbul'a kadar uzanan kıyı şeridinde (özellikle merkez Samsun-Trabzon) olan yörede bir Pontus Devleti kurmak istiyordu. Samsun yöresindeki Rumlar'ın bir bölümü daha I.Dünya Savaşı içinde askere gitmeyip silahlanarak eşkiyalığa başlamışlardı. Ateşkes'ten sonra ise örgüt daha da güçlendi. Rusya'dan getirilen göçmenlerle de sayıları arttı. İtilaf Devletleri de bunları koruduğu için olaylar büyüdü.(İleride bu konudan iç ayaklanmalar bölümünde ayrıca söz edilecektir).

Azınlıkların yıkıcı çalışmaları içinde önemli bir yeri de Ermeniler alıyordu. Mondros Ateşkesi'nin "Altı Ermeni Vilayeti" sözü, Ermenistan kurulması için önemli bir adımdı. Birinci Dünya Savaşı içindeki "Tehcir" olayı yüzünden İtilaf Devletleri'nin ilgisini ve şimdi de koruyuculuğunu kazandılar. Rumlarla da işbirliği yaparak güçlenmeye çalıştılar. Yalnız Ermeniler de Trabzon üzerinde hak iddia ediyorlardı. Padişah'ın Ermenilerin haksızlığa uğramış oldukları biçimindeki beyanatı da, onlara güç verdi. Mavri Mira ile sıkı ilişki kurdular. Tehcir suçlusu ilan edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'in İstanbul Sıkı Yönetim Mahkemesi'nce mahkum edilip, 10 Nisan 1919'da idam edilmesi Ermeni'lere umut verdi. Haklarını ileri sürerek,30 Kasım 1918'de İtilaf Devletleri'ne başvurarak tam bağımsız bir Ermenistan kurulmasını ve İtilaf Devletleri ve Cemiyet-i Akvam'ın himayesini istediler. Patrik Zaven Efendi de Paris ve Londra'ya giderek Ermeni sorununu görüştü. 26 Şubat 1919'da da "Onlar Konseyi"nde Ermeni isteklerini savunarak Maraş, Kilikya, İskenderun ve "Altı Ermeni Vilayeti" ile Trabzon ilinin bir kısmını da içine alan büyük Ermenistan isteklerini ileri sürdüler. İtilaf Devletleri silahlı kuvvetleri aracılığı ile de tehcir edildikleri topraklara dönmek istediler. Hiçbiri bu kuvveti vermeye yanaşmadı. Suriye'den Doğu Anadolu'ya böyle bir yolculuğun sıkıntılarını ve Türk Ulusu'nun direnmesini göze almak gerekiyordu. Fakat Başkan Wilson Ermeniler'in savunucusu oldu. Fransız basını ise Kilikya, İskenderun ve Maraş yöresinin Suriye'ye ait olduğunu ileri sürdü. Fransız Hükümeti Kilikya ve İskenderun üzerindeki isteklerini kabul etmemekle beraber, Anadolu'da nüfus üstünlüğüne sahip olduklarını ileri sürerek Barış Konferansı'na asılsız nüfus listeleri verdiler. Oysa Amerikan İstihbarat Şubesi Başkan Wilson'a 21 Ocak 1919'da verdikleri raporda, Ermeniler'in en çok bulundukları yerlerde bile ancak nüfusun % 30-35'ni oluşturduklarını bildirdi. En son ve en gerçek Amerikan araştırması General Harbord tarafından 1919 yılı sonunda hazırlanmıştı. Hemen tüm Doğu Anadolu'yu inceleyen Harbord, Ermenilerin hiç bir zaman çoğunluk olmadığını bildirdi. İngiltere Başbakanı Lloyd George bile Ermeni isteklerini aşırı buluyordu. Buna rağmen 14 Mayıs'ta Dörtler Konseyi'nin toplantısında A.B.D.,İngiltere, Fransa ve İtalya arasında kararlaştırılacak sınırlar içinde ve manda idaresi altında, Ermeniler'in azınlıkta olduklarını bildiği Akdeniz'den Karadeniz'e uzanan ve Ermeni isteklerini kapsayan topraklar üzerinde Ermenistan kurulmasını önerdi. Ermeniler'in isteklerinin bu derece ileri gitmesinde İstanbul Hükümeti'nin sorumsuz ve aciz politikasının da etkisi vardı. İstanbul Hükümeti Şubat 1919'da Osmanlı Devleti sınırları içinde Ermeniler'e özerklik, hatta bazı yerlerde nüfus mübadelesi yapmayı önermişti. Fakat Ermeniler bağımsızlık istedikleri için bunu kabul etmemişlerdi. Çünkü Osmanlı Devleti'nin çaresizliğini görüyor ve isteklerini büyük devletlere kabul ettirmeye çalışıyorlardı.

Azınlıklar içinde Yahudiler de yüzyıllar önce İspanya'dan katliamdan kaçıp, kendilerine kapılarını açan Türklere karşı Rumlarla işbirliğine girdiler. Bütün Yahudiler olmamakla birlikte Hahamhane, Patrikhane ile birlikte çalışıyordu. "Alyans İsrailit" adlı İstanbullu Yahudilere ait gençlik örgütü faaliyette idi.

Gözünüze Çok Görünmemesi Açısından mümkün olduğunca parçalar halinde bölmeye çalıştım..Umarım İşinize Yarar Bilgilerdir ki Lisede işinize yarıycağına Eminim...İlginiz İçin Teşekkürler
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Takipçi Satın Al


Üst Alt