a21a
Emekli Yönetici
Kanserin modası geçmiş tedavisi
Değerli maxicepli arkadaşlarım. bu yazıyı bir diyet uzmanı olarak özellikle hazırladım. Allah hiç bir zaman kimseyi sağlığından etmesin ama bir gün lazım olursa diye kanser hakkında çok önem verdiğim bir kişinin ve benim de inandığım fikirlerimi sizinle paylaşmak istedim. lütfen sonuna kadar okuyun.
a21a
1997-1998 yıllarında 9 ay kadar Ödemiş devlet hastanesinde diyet uzmanı olarak görev yaptım. o esnada tesadüfen tanıştığım ve hayran kaldığım bir doktor abimizi sizlere biraz tanıtmak istiyorum. zira bu kişi belki
ölümcül hastalık kanserin tedavisi konusunda çareye yaklaşmış ve dünyada klasikleşmiş kemoterapi- radyoterapi gibi yöntemleri şiddetle kafa tutan birisidir. adı Dr. İlhami GÜNERAL
Uzun yıllar Amerikada çalışmış ülkemize dönmüş kansere yakalanmış kemoterapi ve radyo terapiyi reddedip doğal yöntemlerle kendisini tedavi etmiştir. kendisi ile tanıştığım dönemde aşağıda adı geçen kitabını daha yeni yayınlamıştı. kitabında; dünyada halen devam eden kanserle savaşın bir aldatmaca olduğunu özellikle Amerikada kanserle savaş dernek ve kuruluşlarının hisselerinin yönetimlerinin % çoğunluğunun sigara,, asbest gibi kanserojen madde üreten şirketlerin elinde olduğunu bu şirketlerin kemoterapik ilaçların üretiminde hissedar olduklarını, dünyanın neresinde kansere yönelik bir çalışma bir umut olsa bu şirketler tarafından baskılandığını, yok edildiğini hatta bazı bilim adamlarının öldürüldüğünü ayrıntılarla anlatıyordu.
aşağıda doktorumuza yönelik biografi hürrüyetim.com dan alıntıdır
Kanseri yenen Ödemişli Dr. İlhami Güneral, binlerce kişiye umut oldu. ‘‘Kanserden Korkma’’ adlı kitabı ikinci baskı yapan Güneral, kendisine ikinci yaşam sunan ABD'deki kliniğin şubesini açacak. Prostat tedavisi gördü
86 YAŞINDAKİ jinekolog Dr. Güneral, 1993'te prostat kanserine yakalandı. ABD Sn. Diago'daki Livingston Kliniği'nde 6 aylık tedaviden sonra sağlığına kavuşan Güneral'in 1997'de yazdığı kitap İngilizce'ye çevrildi. Yer arayışı sürüyor
GÜNERAL şube için yer ararken, ‘‘Kanser, mikrobik bir hastalık. İnsanları kanser değil, modası geçmiş kemoterapi, radyoterapi öldürüyor. Oysa çare, oksijen ve ozonla karıştırılan kanda’’ dedi.
KANSERİ yenen Ödemişli Dr. İlhami Güneral, amansız hastalığın pençesindeki binlerce kişinin umudu oldu. Yazdığı ‘‘Kanserden Korkma’’ adlı kitabı ikinci baskısını yapan Dr. Güneral, şimdi de Ödemiş'te, kendisine ikinci yaşamı sunan ABD'deki kliniğin şubesinin açılması için harekete geçti.
EVLİ ve iki çocuk babası jinekolog, 86 yaşındaki Dr. İlhami Güneral, 1993'te prostat kanserine yakalandı. Ölümcül hastalığa pes etmeyen Dr. Güneral, ABD'nin Sn. Diago kentindeki Livingston Kliniği'ne gitti. Burada iki hafta yatıp Ödemiş'e dönen Dr. İlhami Güneral, 6 aylık tedaviden sonra sağlığına kavuştu. 1997'de ‘‘Kanserden Korkma’’ adlı kitap yazan Dr. Güneral, dikkatleri üzerine çekti. Hasta akını DR. İlhami Güneral'ın Ödemiş'teki jinekoloji muayenehanesi, çeşitli kanser türlerine yakalananların akınına uğramaya başladı. Hastaları ABD'deki kliniğe yönlendiren, ilaçlarının temini ve diğer işlemleri için herkese yardımcı olan kanser savaşçısının telefonları susmaz oldu, muayenehanesi hasta akınına uğradı. DR. Güneral'ın ikinci baskı yapan kitabı, ABD'deki Livingston Kliniği yöneticileri tarafından İngilizce'ye çevrilirken, klinik, Ödemiş'te şube açmak için Dr. İlhami Güneral'a teklif götürdü. Dr. Güneral, kendisinin ve doktor arkadaşlarının da ortak olacağı kanser tedavi kliniği için yer arayışına girdi. Hayata döndüren tedavi KENDİSİNİ hayata döndüren tedaviyi özetle, ‘‘Kanserin mikrobik hastalık olduğunu keşfeden klinik sahipleri, eşim Gönül'den aldıkları kanı oksijen ve ozonla karıştırıp bana verdiler. İlaç, vitamin ve mineral takviyesiyle hastalığı yendim’’ diye açıklayan Dr. İlhami Güneral, şunları söyledi:
‘‘BEN hekimim. Kanser ölümcül bir hastalık, ama pes edemezdim. Pekçok kitap okudum. Amerika'da bir eser buldum, hayatım değişti. O eserden öğrendim ki, kanser çok basit bir enfeksiyondur ve bir bağışıklık sistemi hastalığıdır. Bağışıklık sistemini takviye ederseniz, yüzde 85-90 oranında bu hastalığı yenersiniz. Sn. Diago'ya gittim, tedavi gördüm ve kanseri yendim. Amerika'nın sadece bir eyaletindeki klinikte kullanılan oksijen tedavisi yöntemi ve Antineo Plaston adlı ilaç tüm Avrupa'nın ilgisini çekti. Japon bilim adamları, bu ilacın 2005'e kadar kanseri dünyadan sileceğine inanıyor. İnsanları kanser değil modası geçmiş kemoterapi, radyoterapi öldürüyor. Kemoterapi sağlıklı hücreleri öldürürken, kanserli hücreleri büyütüp çoğaltıyor. Oysa kanserli hücre oksijenli ortamda yaşayamıyor. Oksijen ve ozonla karıştırılan kan vücuda verildiğinde kanser yok oluyor.’’
KLİNİK yöneticilerinin Ödemiş'te şube açmak istediğini belirten Dr. Güneral, ‘‘Kitabım ve yönlendirdiğim hastalar klinik yöneticilerinin dikkatini çekti. Yer bulmamı istediler. Bina ya da uygun arsa arıyorum. Kliniğin açılmasıyla Türk hastalar ABD'ye gitmekten kurtulacak’’ dedi.
Dr. İlhami Güneral, Livingston Kliniği'nin Ödemiş'te açacağı şubenin ortakları arasında yer alacağını belirtti, ‘‘Kanser hastaları ABD'ye gitmekten kurtulacak’’ dedi.
aşağıda Dr ilhami Güneral'ın zeytinyağı ve kanser hakkında çok önemli düşünceleri yer almaktadır.
ZEYTİNYAĞI mucizesi!
Egzoz gazları, fabrika bacalarının kustuğu kanserojenler, içme sularımıza karışan sanayi atıkları, bir yandan da belediyelerin temizlemek için suya kattıkları klor, fast food gıdalardaki, hazır yiyeceklerdeki tehlikeli katkı maddelerine karşı elimizde iki silah var: EKMEĞİMİZ ve ZEYTİNYAĞIMIZ
Doktor İlhami Güneral, bugün dünyanın en önemli kanser ilacı olarak kabul edilen köpekbalığı kıkırdağının Küba'nın ihracat kalemleri arasında ilk sırada yer alışını gülümseyerek karşılıyor. Köpekbalığından çıkarılan squalene adlı madde sızma zeytinyağında bol miktarda bulunuyor. Günde 100 cl. Zeytinyağı tüketimi ile köpekbalığı kıkırdağından alınacak kadar squalene alınır...
Dr. İlhami Güneral ile sürdürdüğümüz dizinin beşinci gününde ülkemizde de bol miktarda bulunan, ancak ne yazık ki yeterince tüketmediğimiz zeytinyağı birinci tartışma konumuzu oluşturuyor.
Bu konuşma sırasında Dr. Güneral, Dr. Klinkhamer'in şu sözünü anımsamadan edemiyor: 'Büyük ilaç firmaları, havucun ya da baklanın sağlık yönünden değerini araştırmayı istemezler. Zira kendi ürünlerine büyük yatırımları vardır. Para musluğu neredeyse, ilgi ve araştırma da o tarafta. Böylece anlaşılıyor ki, konvansiyonel tıbbın kanser problemini çözmesi olanaksızdır'
Köpekbalığı kıkırdağı yerine ZEYTİNYAĞI
Dr. Güneral, zeytinyağının da ABD'de unutturulmak istendiğini anlatıyor. Biz de bir süre önce İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlanan 'Tarihten Günümüze İzmir Mutfağı' adlı kitabımızda, zeytinyağının Akdeniz'in bir mucizesi olduğunun altını çizdiğimizi söylüyoruz. Gerçekten de, Akdeniz'de kalp krizleri ve kanser dünya ortalamalarının çok altındaydı.
Konuşmamızda hem fikir olduk ki, egzoz gazları, fabrika bacalarının kustuğu kanserojen- ler, içme sularımıza karışan sanayi atıkları, bir yandan da belediyelerin temizlemek için suya kattıkları klor, fast food gıdalardaki, hazır yiyeceklerdeki tehlikeli katkı maddelerine karşı elimizde iki silah vardı: Ekmeğimiz ve zeytinyağımız... ikisine de çok iyi sahip çıkmalıydık.
Bir süredir gazetelerde ilanlar çıkıyor, TV'lerde haberlerini izliyoruz. Köpekbalığı kıkırdağı AIDS ve kansere iyi gelmektedir, hatta önleyicidir. Doktor Güneral'e soruyoruz:
- Köpekbalığı kıkırdağı gerçekten önleyici mi?
- Evet önleyicidir. Köpek balığı karaciğerinde bulunan Squalene maddesi tümörlerin yok edilmesinde yapıtaşı niteliğindedir. Bu madde bazı böceklerde ve karıncalarda da vardır. Squalene kanser tedavisinde başarı ile kullanılmaktadır. En önemli üreticisi Küba'nın da önemli bir zenginlik kaynağıdır. Ancak unutmayınız ki bu maddenin en çok bulunduğ madde ise bizim sızma, geleneksel yöntemlerle çıkarılmış zeytinyağıdır. Zeytinyağında yüzde 2 oranında Squalene bulunur. Günde en az 100 cl. Zeytinyağı tüketen bir kişi gerektiği kadar Squalene almış olur. Amerikan Tabipler Birliği'nin yayınladığı Archive of Internal Medicine Dergisi'nin 12 Ocak 1998 sayısında çıkan bir makale hayati bilgiler içeriyor. İsveç'teki Karolinska Enstitüsü'nden başta Dr. Alicya Wolk olmak üzere 8 bilim adamının yıllar süren 61.471 kadın üzerinde yaptıkları araştırma da şu çok önemli sonucu vermiştir: Zeytinyağı kanser riskini yüzde 50'ye yakın azaltmaktadır. Buna mukabil soya, mısır, ayçiçek yağları, hayvani yağlar ve margarinler kanser riskini yüzde 69 yükseltmektedir. O nedenle buğday kadar önemli olan zeytinyağının tüketiminin artmasına çalışmamız gerekiyor.
Yüksek ateş tedavisi
İki yıl kadar önce Rusya'da bir grup hekimin kanserli hücreleri yüksek ateş tedavisiyle öldürdüğü iddia edilmiş, ancak başta Türkiye'deki 'ortodoks' hekimler tarafından bu iddia kabul görmemişti.
Dr. ilhami Güneral ile yaptığımız söyleşi de bu konuyu da gündeme getirdik. Güneral bu yöntemin de doğru bir yöntem olduğu kanısında, ancak sadece Ruslar'ın bildiği iddiasına katılmıyor. Bakın uzmanımız bu konuda neler diyor:
-Bu iddialar doğru mudur?
-Kanser hücreleri 42 derecenin üzerindeki ısıya dayanmaz ve ölür. Bu, ta Mısırlılar zamanından beri bilinen ve tedavi maksadıyla uygulanan bir yöntemdir. Günümüzde bu uygulamalar daha bilimsel yöntemlerle, lokal olarak iyi odaklanmış, ultrason, mikro dalga ve radyo dalgalarıyla yapılır. Kanser kitlesi 42-44 C dereceye kadar ısıtılır ve böylece sağlıklı komşu dokulara zarar vermeden tümör kitlesi tahrip edilir.
- Türkiye'de neden uygulanmıyor?
- Bu kadar sade, böylesine etkili ve zararsız bir kanser tedavisi, ne yazık ki, ülkemiz onkologları tarafından ya bilinmediğinden, ya da ilaç firmalarına sadakatten kanser hastalarına ulaşamıyor. Yüksek ateş şokunun kanseri tedavi etmesi yanında, koruyucu niteliğini de gösteren çok parlak bir örnek verelim: Bundan 50 yıl kadar önce Orta İtalya'da Pontine Bataklığı diye anılan ve adeta sıtma tarlası olan bir bölge vardı. 500 kilometrekarelik bir bölgede hemen herkes sıtma geçirmekte ve bu hastalığın sık sık nükseden yüksek ateş krizlerini yaşamaktaydı. Fakat bu bölge yerlileri arasında hiçbir kanser olayı saptanmamıştı. Görüldüğü gibi yüksek ateş kanseri önleyici bir etken…
Dr. Güneral'dan tavsiyeler..
1) Gün boyu, susadıkça, evde yapılmış fazla koyu olmayan sebze çorbaları ve taze sıkılmış sebze ve meyve suları içiniz. Bu vücudunuza gereken vitamin, mineral ve enzimleri depolar ve ayrıca vücudu toksinlerden temizler.
2)Ne içmede ne de pişirmede asla klorlu olabilecek su kullanmayın. Özellikle pişirme sırasında klor yoğunluk kazanabileceğinden daha da tehlikeli olabilir.
3) Gıdalarınızı paslanmaz çelik ya da cam kaplarda pişirin. Az su kullanın. Düdüklü tencere, mikro dalga fırını ve alüminyum kap kullanmayın.
4)Alkollü içki kullanmayın. Yoğun sigara dumanı olan yerlerden kaçın.
5) Rafine besinler ve muamele görmüş gıdaları kullanmayın. Yedikleriniz ne derecede doğal ve taze iseler o kadar yararlıdırlar.
6)Toksik maddelerle ilaçlanmış sebze ve meyveleri kullanmayın. Bahçeniz varsa bu ürünleri kendiniz yetiştirin.
7) Tuzu azaltın ve iyotlu tuz kullanın.
8) Patates, kuru fasulye, fındık, yeşil sebzeler gibi potasyum yönünden zengin gıdalar alın...
9) En az 8 saat uyuyun. Gündüz ara sıra dinlenin. Elinizden geldiğince hareketli olun.
10) Bitki çayları için, kekik, kuşburnu, ıhlamur, adaçayı gibi,
11) Beyaz ekmek yerine, çavdar, yulaf, kepek ekmeği ve bulgur kullanın. Esmer pirinç de tavsiye edilir.
12) Sadece koyun sütünden yapıldığına inandığınız peynir ve yoğurtları yiyin.
13) Taze meyve yerken, içerdiği şeker düzeyine göre elma, armut ve portakal gibi iri meyveler günde 3-4 tane, çilek, vişne; kiraz ve ahududu gibi meyveler 150/200 gram yenebilir.
14) Zeytinyağı kullanın.
15) Taze olarak beyaz etli derin su balıkları yiyin.
16) Kuzu eti ve ciğeri yiyin.
17) Kavrulmamış kayısı çekirdeği yiyin
18) Bol bol ısırgan otu yiyin... Tohumunu balla karıştın, kendisini börek ya da salata şeklinde yiyin.
19) Acı biber dışındaki baharatları kullanabilirsiniz.
20) Soğan ve sarımsağı da bol bol tüketin...
a21a
1997-1998 yıllarında 9 ay kadar Ödemiş devlet hastanesinde diyet uzmanı olarak görev yaptım. o esnada tesadüfen tanıştığım ve hayran kaldığım bir doktor abimizi sizlere biraz tanıtmak istiyorum. zira bu kişi belki
ölümcül hastalık kanserin tedavisi konusunda çareye yaklaşmış ve dünyada klasikleşmiş kemoterapi- radyoterapi gibi yöntemleri şiddetle kafa tutan birisidir. adı Dr. İlhami GÜNERAL
Uzun yıllar Amerikada çalışmış ülkemize dönmüş kansere yakalanmış kemoterapi ve radyo terapiyi reddedip doğal yöntemlerle kendisini tedavi etmiştir. kendisi ile tanıştığım dönemde aşağıda adı geçen kitabını daha yeni yayınlamıştı. kitabında; dünyada halen devam eden kanserle savaşın bir aldatmaca olduğunu özellikle Amerikada kanserle savaş dernek ve kuruluşlarının hisselerinin yönetimlerinin % çoğunluğunun sigara,, asbest gibi kanserojen madde üreten şirketlerin elinde olduğunu bu şirketlerin kemoterapik ilaçların üretiminde hissedar olduklarını, dünyanın neresinde kansere yönelik bir çalışma bir umut olsa bu şirketler tarafından baskılandığını, yok edildiğini hatta bazı bilim adamlarının öldürüldüğünü ayrıntılarla anlatıyordu.
aşağıda doktorumuza yönelik biografi hürrüyetim.com dan alıntıdır
Kanseri yenen Ödemişli Dr. İlhami Güneral, binlerce kişiye umut oldu. ‘‘Kanserden Korkma’’ adlı kitabı ikinci baskı yapan Güneral, kendisine ikinci yaşam sunan ABD'deki kliniğin şubesini açacak. Prostat tedavisi gördü
86 YAŞINDAKİ jinekolog Dr. Güneral, 1993'te prostat kanserine yakalandı. ABD Sn. Diago'daki Livingston Kliniği'nde 6 aylık tedaviden sonra sağlığına kavuşan Güneral'in 1997'de yazdığı kitap İngilizce'ye çevrildi. Yer arayışı sürüyor
GÜNERAL şube için yer ararken, ‘‘Kanser, mikrobik bir hastalık. İnsanları kanser değil, modası geçmiş kemoterapi, radyoterapi öldürüyor. Oysa çare, oksijen ve ozonla karıştırılan kanda’’ dedi.
KANSERİ yenen Ödemişli Dr. İlhami Güneral, amansız hastalığın pençesindeki binlerce kişinin umudu oldu. Yazdığı ‘‘Kanserden Korkma’’ adlı kitabı ikinci baskısını yapan Dr. Güneral, şimdi de Ödemiş'te, kendisine ikinci yaşamı sunan ABD'deki kliniğin şubesinin açılması için harekete geçti.
EVLİ ve iki çocuk babası jinekolog, 86 yaşındaki Dr. İlhami Güneral, 1993'te prostat kanserine yakalandı. Ölümcül hastalığa pes etmeyen Dr. Güneral, ABD'nin Sn. Diago kentindeki Livingston Kliniği'ne gitti. Burada iki hafta yatıp Ödemiş'e dönen Dr. İlhami Güneral, 6 aylık tedaviden sonra sağlığına kavuştu. 1997'de ‘‘Kanserden Korkma’’ adlı kitap yazan Dr. Güneral, dikkatleri üzerine çekti. Hasta akını DR. İlhami Güneral'ın Ödemiş'teki jinekoloji muayenehanesi, çeşitli kanser türlerine yakalananların akınına uğramaya başladı. Hastaları ABD'deki kliniğe yönlendiren, ilaçlarının temini ve diğer işlemleri için herkese yardımcı olan kanser savaşçısının telefonları susmaz oldu, muayenehanesi hasta akınına uğradı. DR. Güneral'ın ikinci baskı yapan kitabı, ABD'deki Livingston Kliniği yöneticileri tarafından İngilizce'ye çevrilirken, klinik, Ödemiş'te şube açmak için Dr. İlhami Güneral'a teklif götürdü. Dr. Güneral, kendisinin ve doktor arkadaşlarının da ortak olacağı kanser tedavi kliniği için yer arayışına girdi. Hayata döndüren tedavi KENDİSİNİ hayata döndüren tedaviyi özetle, ‘‘Kanserin mikrobik hastalık olduğunu keşfeden klinik sahipleri, eşim Gönül'den aldıkları kanı oksijen ve ozonla karıştırıp bana verdiler. İlaç, vitamin ve mineral takviyesiyle hastalığı yendim’’ diye açıklayan Dr. İlhami Güneral, şunları söyledi:
‘‘BEN hekimim. Kanser ölümcül bir hastalık, ama pes edemezdim. Pekçok kitap okudum. Amerika'da bir eser buldum, hayatım değişti. O eserden öğrendim ki, kanser çok basit bir enfeksiyondur ve bir bağışıklık sistemi hastalığıdır. Bağışıklık sistemini takviye ederseniz, yüzde 85-90 oranında bu hastalığı yenersiniz. Sn. Diago'ya gittim, tedavi gördüm ve kanseri yendim. Amerika'nın sadece bir eyaletindeki klinikte kullanılan oksijen tedavisi yöntemi ve Antineo Plaston adlı ilaç tüm Avrupa'nın ilgisini çekti. Japon bilim adamları, bu ilacın 2005'e kadar kanseri dünyadan sileceğine inanıyor. İnsanları kanser değil modası geçmiş kemoterapi, radyoterapi öldürüyor. Kemoterapi sağlıklı hücreleri öldürürken, kanserli hücreleri büyütüp çoğaltıyor. Oysa kanserli hücre oksijenli ortamda yaşayamıyor. Oksijen ve ozonla karıştırılan kan vücuda verildiğinde kanser yok oluyor.’’
KLİNİK yöneticilerinin Ödemiş'te şube açmak istediğini belirten Dr. Güneral, ‘‘Kitabım ve yönlendirdiğim hastalar klinik yöneticilerinin dikkatini çekti. Yer bulmamı istediler. Bina ya da uygun arsa arıyorum. Kliniğin açılmasıyla Türk hastalar ABD'ye gitmekten kurtulacak’’ dedi.
Dr. İlhami Güneral, Livingston Kliniği'nin Ödemiş'te açacağı şubenin ortakları arasında yer alacağını belirtti, ‘‘Kanser hastaları ABD'ye gitmekten kurtulacak’’ dedi.
aşağıda Dr ilhami Güneral'ın zeytinyağı ve kanser hakkında çok önemli düşünceleri yer almaktadır.
ZEYTİNYAĞI mucizesi!
Linkleri görüntülemek için kayıt olmalısınız
Egzoz gazları, fabrika bacalarının kustuğu kanserojenler, içme sularımıza karışan sanayi atıkları, bir yandan da belediyelerin temizlemek için suya kattıkları klor, fast food gıdalardaki, hazır yiyeceklerdeki tehlikeli katkı maddelerine karşı elimizde iki silah var: EKMEĞİMİZ ve ZEYTİNYAĞIMIZ
Doktor İlhami Güneral, bugün dünyanın en önemli kanser ilacı olarak kabul edilen köpekbalığı kıkırdağının Küba'nın ihracat kalemleri arasında ilk sırada yer alışını gülümseyerek karşılıyor. Köpekbalığından çıkarılan squalene adlı madde sızma zeytinyağında bol miktarda bulunuyor. Günde 100 cl. Zeytinyağı tüketimi ile köpekbalığı kıkırdağından alınacak kadar squalene alınır...
Dr. İlhami Güneral ile sürdürdüğümüz dizinin beşinci gününde ülkemizde de bol miktarda bulunan, ancak ne yazık ki yeterince tüketmediğimiz zeytinyağı birinci tartışma konumuzu oluşturuyor.
Bu konuşma sırasında Dr. Güneral, Dr. Klinkhamer'in şu sözünü anımsamadan edemiyor: 'Büyük ilaç firmaları, havucun ya da baklanın sağlık yönünden değerini araştırmayı istemezler. Zira kendi ürünlerine büyük yatırımları vardır. Para musluğu neredeyse, ilgi ve araştırma da o tarafta. Böylece anlaşılıyor ki, konvansiyonel tıbbın kanser problemini çözmesi olanaksızdır'
Köpekbalığı kıkırdağı yerine ZEYTİNYAĞI
Dr. Güneral, zeytinyağının da ABD'de unutturulmak istendiğini anlatıyor. Biz de bir süre önce İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlanan 'Tarihten Günümüze İzmir Mutfağı' adlı kitabımızda, zeytinyağının Akdeniz'in bir mucizesi olduğunun altını çizdiğimizi söylüyoruz. Gerçekten de, Akdeniz'de kalp krizleri ve kanser dünya ortalamalarının çok altındaydı.
Konuşmamızda hem fikir olduk ki, egzoz gazları, fabrika bacalarının kustuğu kanserojen- ler, içme sularımıza karışan sanayi atıkları, bir yandan da belediyelerin temizlemek için suya kattıkları klor, fast food gıdalardaki, hazır yiyeceklerdeki tehlikeli katkı maddelerine karşı elimizde iki silah vardı: Ekmeğimiz ve zeytinyağımız... ikisine de çok iyi sahip çıkmalıydık.
Bir süredir gazetelerde ilanlar çıkıyor, TV'lerde haberlerini izliyoruz. Köpekbalığı kıkırdağı AIDS ve kansere iyi gelmektedir, hatta önleyicidir. Doktor Güneral'e soruyoruz:
- Köpekbalığı kıkırdağı gerçekten önleyici mi?
- Evet önleyicidir. Köpek balığı karaciğerinde bulunan Squalene maddesi tümörlerin yok edilmesinde yapıtaşı niteliğindedir. Bu madde bazı böceklerde ve karıncalarda da vardır. Squalene kanser tedavisinde başarı ile kullanılmaktadır. En önemli üreticisi Küba'nın da önemli bir zenginlik kaynağıdır. Ancak unutmayınız ki bu maddenin en çok bulunduğ madde ise bizim sızma, geleneksel yöntemlerle çıkarılmış zeytinyağıdır. Zeytinyağında yüzde 2 oranında Squalene bulunur. Günde en az 100 cl. Zeytinyağı tüketen bir kişi gerektiği kadar Squalene almış olur. Amerikan Tabipler Birliği'nin yayınladığı Archive of Internal Medicine Dergisi'nin 12 Ocak 1998 sayısında çıkan bir makale hayati bilgiler içeriyor. İsveç'teki Karolinska Enstitüsü'nden başta Dr. Alicya Wolk olmak üzere 8 bilim adamının yıllar süren 61.471 kadın üzerinde yaptıkları araştırma da şu çok önemli sonucu vermiştir: Zeytinyağı kanser riskini yüzde 50'ye yakın azaltmaktadır. Buna mukabil soya, mısır, ayçiçek yağları, hayvani yağlar ve margarinler kanser riskini yüzde 69 yükseltmektedir. O nedenle buğday kadar önemli olan zeytinyağının tüketiminin artmasına çalışmamız gerekiyor.
Yüksek ateş tedavisi
İki yıl kadar önce Rusya'da bir grup hekimin kanserli hücreleri yüksek ateş tedavisiyle öldürdüğü iddia edilmiş, ancak başta Türkiye'deki 'ortodoks' hekimler tarafından bu iddia kabul görmemişti.
Dr. ilhami Güneral ile yaptığımız söyleşi de bu konuyu da gündeme getirdik. Güneral bu yöntemin de doğru bir yöntem olduğu kanısında, ancak sadece Ruslar'ın bildiği iddiasına katılmıyor. Bakın uzmanımız bu konuda neler diyor:
-Bu iddialar doğru mudur?
-Kanser hücreleri 42 derecenin üzerindeki ısıya dayanmaz ve ölür. Bu, ta Mısırlılar zamanından beri bilinen ve tedavi maksadıyla uygulanan bir yöntemdir. Günümüzde bu uygulamalar daha bilimsel yöntemlerle, lokal olarak iyi odaklanmış, ultrason, mikro dalga ve radyo dalgalarıyla yapılır. Kanser kitlesi 42-44 C dereceye kadar ısıtılır ve böylece sağlıklı komşu dokulara zarar vermeden tümör kitlesi tahrip edilir.
- Türkiye'de neden uygulanmıyor?
- Bu kadar sade, böylesine etkili ve zararsız bir kanser tedavisi, ne yazık ki, ülkemiz onkologları tarafından ya bilinmediğinden, ya da ilaç firmalarına sadakatten kanser hastalarına ulaşamıyor. Yüksek ateş şokunun kanseri tedavi etmesi yanında, koruyucu niteliğini de gösteren çok parlak bir örnek verelim: Bundan 50 yıl kadar önce Orta İtalya'da Pontine Bataklığı diye anılan ve adeta sıtma tarlası olan bir bölge vardı. 500 kilometrekarelik bir bölgede hemen herkes sıtma geçirmekte ve bu hastalığın sık sık nükseden yüksek ateş krizlerini yaşamaktaydı. Fakat bu bölge yerlileri arasında hiçbir kanser olayı saptanmamıştı. Görüldüğü gibi yüksek ateş kanseri önleyici bir etken…
Dr. Güneral'dan tavsiyeler..
1) Gün boyu, susadıkça, evde yapılmış fazla koyu olmayan sebze çorbaları ve taze sıkılmış sebze ve meyve suları içiniz. Bu vücudunuza gereken vitamin, mineral ve enzimleri depolar ve ayrıca vücudu toksinlerden temizler.
2)Ne içmede ne de pişirmede asla klorlu olabilecek su kullanmayın. Özellikle pişirme sırasında klor yoğunluk kazanabileceğinden daha da tehlikeli olabilir.
3) Gıdalarınızı paslanmaz çelik ya da cam kaplarda pişirin. Az su kullanın. Düdüklü tencere, mikro dalga fırını ve alüminyum kap kullanmayın.
4)Alkollü içki kullanmayın. Yoğun sigara dumanı olan yerlerden kaçın.
5) Rafine besinler ve muamele görmüş gıdaları kullanmayın. Yedikleriniz ne derecede doğal ve taze iseler o kadar yararlıdırlar.
6)Toksik maddelerle ilaçlanmış sebze ve meyveleri kullanmayın. Bahçeniz varsa bu ürünleri kendiniz yetiştirin.
7) Tuzu azaltın ve iyotlu tuz kullanın.
8) Patates, kuru fasulye, fındık, yeşil sebzeler gibi potasyum yönünden zengin gıdalar alın...
9) En az 8 saat uyuyun. Gündüz ara sıra dinlenin. Elinizden geldiğince hareketli olun.
10) Bitki çayları için, kekik, kuşburnu, ıhlamur, adaçayı gibi,
11) Beyaz ekmek yerine, çavdar, yulaf, kepek ekmeği ve bulgur kullanın. Esmer pirinç de tavsiye edilir.
12) Sadece koyun sütünden yapıldığına inandığınız peynir ve yoğurtları yiyin.
13) Taze meyve yerken, içerdiği şeker düzeyine göre elma, armut ve portakal gibi iri meyveler günde 3-4 tane, çilek, vişne; kiraz ve ahududu gibi meyveler 150/200 gram yenebilir.
14) Zeytinyağı kullanın.
15) Taze olarak beyaz etli derin su balıkları yiyin.
16) Kuzu eti ve ciğeri yiyin.
17) Kavrulmamış kayısı çekirdeği yiyin
18) Bol bol ısırgan otu yiyin... Tohumunu balla karıştın, kendisini börek ya da salata şeklinde yiyin.
19) Acı biber dışındaki baharatları kullanabilirsiniz.
20) Soğan ve sarımsağı da bol bol tüketin...


