Reşwan
Emekli Yönetici
Kabir Ziyaret Adabı (Neler Yapılır Hangi Dualar Okunur)
Biliyoruz ki, dünya fânidir. Her yeni eskiyecek ve her konan göçecektir. Her nefis mutlaka ölümü tadacak, bu dünya hayatı sona erecek ve âhiret hayatı başlayacaktır. Âhiret hayatının ilk kapısı kabirdir. Bu kapıdan içeri giren her insanın ilk sorgusu burada yapılacak. Yüce Allah’ın, bizim için tayin ve takdir buyurduğu hayat güzergâhı böyledir. Nitekim Kur’an-ı Kerimde şöyle buyrulmaktadır:
مِنْ اَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُ
“Allah onu (insanı) hangi şeyden yarattı? Onu, küçük bir nutfeden yaratıp ona özel bir şekil vermiştir. Sonra ona dünyaya geliş yolunu kolaylaştırmıştır. Sonra ona ölümü vermiş ve kabre koydurmuştur. Sonra dilediği zaman onu yeniden diriltecektir.”(abese suresi 18-22)
Yakınlarımızdan ve dostlarımızdan birçoğu, şimdi âhiret âleminin ilk durağı olan kabirlerinde bizi beklemektedirler. Bizde onların yanına gideceğiz. Bir insanın ölmüş olan yakınlarını, dostlarını, sevdiklerini ve hayatı birlikte paylaştığı arkadaşlarını unutması, mümkün değildir. Her insan fırsat buldukça onları yâd etmek ve onlarla olan münasebetini, bir şekilde sürdürmek ister. Bunun için onların kabirlerini ziyaret etmeyi bir vefa borcu bilir ve bu ziyaretlerle de vicdanı bir teselli bulur.
Kabir ziyareti, kabirlerin yapılış tarihi kadar eskidir. Yani yeryüzünde kabir yapımına başlanıldığından beri insanlar kabirleri çeşitli maksatlarla ziyaret etmektedirler. Kabirlere “ziyaret edilen yer” anlamında mezar isminin verilmesi de buraların insanlar tarafından çok ziyaret edildiğini göstermektedir.
İnsanlar, önceleri aralarından ayrılan, kabre koydukları sevdiklerini hatırlamak ve onlara faydalı olmak maksadıyla kabirleri ziyaret ederlerken, daha sonra bu ziyaretlere pek çok batıl ve hurafe şeyler karışmış, insanlar, şeytanın da yardımıyla gün gelmiş Allah’ı unutarak mezarlara tapar duruma gelmişlerdir. Zaman zaman başı darda kalanlar, kabirlere koşmuşlar, dertlerine deva aramışlar, bilhassa atalarının ve büyük şahsiyetlerin mezarlarını ziyaret ederek onlardan medet ummuşlardır. İşte bu türlü hareketler, insanları şirke ve puta tapıcılığa götürmüştür.
İslâm’ın geldiği dönemde de insanlar arasında bu türlü uygulamalar yaygın olduğundan Hz. Peygamber, İslâm’ın ilk yıllarında müminlere kabir ziyaretini yasaklamıştır. Ne zaman ki, tevhid inancı müslümanların kalbine iyice yerleşip, İslâm esaslarına bağlılık ve Allah’tan başkasından yardım istememe ve yalnız O’na ibadet etme prensibi bütün inananların kalbinde kökleşince, müminlere kabir ziyareti izni verilmiştir.
Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v), bu hususta,
كُنْتُ نَهَيْتُكُمْ عَنْ زِيَارَةِ الْقُبُورِ؛ فَزُورُوهَا. فإنَّهَا تُذَكِّرُكُمُ اخِرَةَ
“Ben size kabirleri ziyaret etmeyi yasaklamıştım; artık ziyaret edebilirsiniz, çünkü bu, size ahireti hatırlatır.”(1) buyurmuştur.
Peygamberimizin bu emri dışında, bizzat kendisinin annesinin kabrini ziyaret ettiğine, Hz. Fatıma ve Hz. Aişe’nin kabir ziyaretlerine dair rivayetler vardır.(2)
İslâm dininde kabir ziyaret etmek, erkek ve kadınlara menduptur. Çünkü kabir ziyareti insanlara ahireti hatırlatır.
Elmalı`li merhum; Allah Rasûlü`nün kabır ziyareti öğretisinde ve fıkıh kitaplarının bu konudaki açıklamalarında "ölülerden birşey istemek, yetiş ya fülân, gibi imdat dilemek yoktur, sadece selâm vardır... Allah için halka yardım etmek güzel, övgüye değer ve istenen bir is olmakla beraber, halktan istemek, yerilen. nahoş bir davranıştır. Dirilerden istenmesi câiz olmayan şeyleri ölülerden istemenin hiç yakışmayacağı da son derece açıktır" (Elmalıli IX/6051-52.) der. Birçok Islâm âlimi, ölülerden birşey istemenin küfür ve şirk olduğunu söyler. Çünkü Allah bize "Fâtiha Sûresi" nde, günde en az onyedi defa; "ancak senden yardım isteriz" dedirtir ve bu antlasmayı sürekli yeniletir. Artık insanın O`ndan başkasından birşey istemesi, günde onyedi, ya da kırk kez verdiği sözde durmaması anlamına gelir. Başkasından yardım isteme meselesi bu kadar önemli olduğu için, Allah onu bu derece çok tekrar ettirmektedir.
Artık, evlenemediği, çocuğu olmadığı, ya da yaşamadığı, kocasıyla geçinemediği vs. şeyler için, orada buradaki türbelere giden, hiristiyan âdetlerine uyarak, mum yakan, purçuk bağlayan, seker dagitan, mürüvvet arayan zavallılara acımaktan başka birşey yapamadığimiz için, dövünmek gerekir. Şahsen biz onların, varsa imanlarıyla beraber bu yolda paralarını da yitirdiklerine ve dertlerine dert katmış olarak döndüklerine inanırız Hacıbayram, Eyüp Sultan, Sehzadebaşı, tellibaba, şu baba, bu baba, falanca dede türbelerine gidenler, cahil ve biçâre insanların, putların önünde secde eder gibi yakarışlarını ve bu cahil bırakılmış duyguları istismar eden bir sürü inanç simsarıni ibretle göreceklerdir.
Ancak bu büyük zatlara, bir insan çerçevesi içerisinde olan sevgi ve saygısından ötürü, onları ziyaret edip bir fatiha ile de olsa bir hediye gönderenleri, ölümü yaşar gibi hissedenleri öbürlerinden ayırmak gerekir. Peygamberimiz, "Lezzetleri parça parça eden ölümü çok anın!" buyurur. (Tirmizî, kiyâme 26, Zühd 4; Nesâî, cenâiz 3; Ibn Mâce, Zühd 31;Müsned N/293.)
Az önce sözünü ettiğimiz maksatlarla türbeleri ziyaret edenlere şunu tavsiye edebiliriz: Eğer, Allah`ın bir nimeti olarak İslam`ın önem verdiği tıbbın çâre bulamayacağı bir derdiniz varsa uzun süre helâl rızıkla beslendikten sonra, gecelerin son üçte birinde kalk, abdest al, iki rekat namaz kil, kıbleye dönerek, edep çerçevesi içerisinde Allah`tan, derdine çâre iste, agla, yalvar. Bir defa, on defa, yüz defa iste.... Isteğinin mutlaka duyulduğuna, kaydedildiğine, dilekçene mutlaka cevap verileceğine kesin inanarak iste. Bir gün kapıların açıldığını ve arzuna kavuştugunu göreceksin. Yine bu maksatla Ramazanları kaçırma. Hiçbir gece aksatılmadan bir Ramazan boyunca yapılan nice duânin kabul edildiğini görmüşüzdür. Çünkü böyle yapanın Kadir Gecesine isabet edeceği kesindir. Ancak şu noktaları unutma: Duân kabul edilmedikçe Allah`a kırılma, usanma, israr et ve kabul olunacağına kesin gözüyle bak. Allah duâdaki ısrarı sever, bununla övünür.(Kabır ziyareti konusunda geniş bilgi için bk. Hattab es-Subkî, el-Menhel IX/102.)
Kabir ziyaretinin faydaları
a. Ziyaret eden kişi, ölümü ve ahireti hatırlar.
b. Dünya malı ve servetine tamahkarlığı önler.
c. Salih kişilerin kabirlerini ziyaret, ruhlara inşirah verir, yüce duyguların artmasını sağlar.
d. Duaların kabulüne vesile olur.
e. Ziyaretten haberdar olan ölülerimizle ünsiyet sağlamamızı sağlar.
f. Ölen yakın akrabalarımızın bu ziyaret vesilesiyle yapılan dualar ve niyazlardan istifade etmelerini sağlar.
Kabir ziyareti adabı
Günümüzde insanlar, dinimizin temel hidayet kaynağı olan Kitap ve Sünnet’ten uzaklaşmaları sonucu bir çok meselede olduğu gibi kabir ziyareti hususunda da bazı batıl ve hurafe davranışları sergiler hale gelmişlerdir.
Kabir ziyareti adabının insanlarımıza öğretilmesi ve bu ziyaretlerin sünnete uygun bir tarzda yapılması gerekmektedir. Dolayısıyla kabir ziyaretinin adabını, ziyaretçinin yapması gereken işler ve yapmaması gereken, yasak olan işler olmak üzere iki kısımda inceleyebiliriz:
Ziyaretçinin yapması gerekenler
Bir kabre rastlayan veya ziyaret için mezarlığa giden kimse, önce oradaki ölülere selâm vermelidir. Kabirdekiler, dünya ölçülerine göre değerlendirdiğimiz zaman ölüdürler. Fakat gerçekte ise, onlar, berzah hayatı yaşamaktadırlar. Bu itibarla gelen ziyaretçilerden haberdar olup, verdiği selâmı alır, yapacağı duadan istifade ederler.(3)
Süleyman b. Büreyde’nin babasından rivayet ettiği bir haberde Rasulullah’ın ashabına, kabristana vardıklarında şöyle demelerini öğrettiği bildirilmektedir:
« السَّلامُ عَلَيْكُمْ دَارَ قَوْمٍ مُؤمِنينَ ، وأَتَاكُمْ ما تُوعَدُونَ ، غَداً مُؤَجَّلُونَ ، وإِنَّا إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِكُمْ لاحِقُونَ ، اللَّهُمَّ اغْفِرْ لأَهْلِ بَقِيعِ الغَرْقَدِ »
““Selâm size, ey mü’minler diyârı! Başınıza geleceği söylenen şeylerle nihâyet karşılaştınız. Şimdilik ileri bir tarihe bırakıldınız. İnşallah yakında biz de aranıza katılacağız.
Allahım! Bakîü’l-garkad mezarlığında yatanları bağışla!”
.”(4)
İbn Abbas da, Rasulullah’ın Medine mezarlığına uğrayıp yüzünü mezarlara dönerek şöyle dediğini haber vermektedir:
“Allah’ın selâmı üzerinize olsun ey kabristan ahâlisi. Allah, sizi de, bizi de affetsin. Siz önden gidenlersiniz, biz de ardınızdan geleceğiz (sizi takip edeceğiz.)”(5)
Bütün bu hadisler, kabristana giden kimsenin ilk olarak oradakilere selâm verip, dua etmesi gerektiğini bizlere göstermektedir.
Nitekim Rasulullah ve ashabı böyle yaparlardı. İbn Abbas’dan rivayet edilen haberden de anlaşılacağı üzere, gerek selâm verirken ve gerekse ölülere dua ederken, yüzlerini mezara doğru çevirirlerdi. Hatta bu esnada dua ve selâmı müteakip, kabirleri çiğnemeden ve üzerine oturmadan, bir miktar ziyaret edilen mezarın yanında oturmak da tavsiye edilmiştir. Çünkü böylece kabirdeki mümin, gelen mümin kardeşiyle, yalnızlığını gidermek isteyecek ve sevinecektir.(6)
Peygamber Efendimiz zamanında kabirler bu şekilde ziyaret edilir, ölüye selâm verilip yine ölü ve diriler için dua edilirdi. Ziyaretçilerin gayesi, ölülerin affına vesile olmak ve onlardan ibret almaktı. O devirde herhangi bir kabrin yanına, bilhassa kendisi için dua etmek üzere, kimse varmazdı.
Ziyaret esnasında yapılması yasak olanlar
Peygamberimizin kabir ziyaretçilerine yasakladığı ve yapmamalarını istediği fiilleri şöyle sıralayabiliriz)
a. Kabristanda böbürlenerek, çalımlı çalımlı yürünmez.
b. Ziyaret esnasında kabirler çiğnenmez.
c. Kabirler üzerine veya arasına küçük abdest bozulmaz.
d. Kabirler üzerine oturmak ve kabirlere dayanmak da yasaktır.
e. Kabir yanında uyumak mekruhtur.
f. Kabristandaki yaş ot ve ağaçları kesmek de mekruhtur.
g. Kabir yanında kurban kesmek veya hayvan boğazlamak.
h. Kabre karşı namaz kılmak ve kabir başında saç baş yolarak ağlayıp sızlamak yasaktır.
i. Kabri el ile selâmlamak, dokunmak, öpmek yahut örtü ve duvarlarına dokunup öpmek.
j. Kabir etrafında Kabe’yi tavaf eder gibi dönmek.
k. Mezar üzerinde veya yanında mum, kandil yakmak.
l. Kabirlerin etrafındaki ağaç ve taşlara mendil veya bez bağlamak.
Netice olarak diyebiliriz ki, İslâm’da hurafelerin çok yaygınlaştığı alanlardan biri de kabir ziyaretidir. Bu konudaki hurafelerden ancak, Hz. Peygamber’in gerçek sünnetini öğrenip uygulayarak kurtulabiliriz. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v), biz müslümanlara en güzel örnek ve rehberdir.
(1) Müslim, Cenâiz, 106; Tirmizî, Cenâiz, 60.
(2) Buhârî, Kitabu’l-Cenâiz, 151; Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, IV, 117-120.
(3) Toprak, Süleyman, Ölümden Sonraki Hayat (Kabir Hayatı), Esra Yay., Konya 1994, s.440.
(4) Müslim, Cenâiz, 35; İbn Mâce, Cenâiz, 36.
(5) Tirmizî, Cenâiz, 59.
(6) Toprak, age., s. 443.
(7) Daha geniş bilgi için bkz., Toprak, age., s. 446-449, 466-482.
Doç. dr. Mehmet soysaldı hocanın makalesine ilave edilerek hazırlanmıştır.
Kabir ziyareti ilim tefekkür ve kabrin içindekine dua için yapılır. Ancak bir peygamber veya veli ise onların ruhlarından manen istifade edilir ve feyiz alınır.
Bir peygamber veya salih insanın kabri ziyaret edilirken abdestli bulunmalıdır. Eğer gusül abdesti alınırsa daha bereketli olur. Ziyaret edilen zatı sanki hayattaymış gibi hürmet ve edebi muhafaza ederek ziyaret etmek gerekir. Büyükler bu konudaki edepleri şöyle belirtmişlerdir:
Büyüklerden birisinin mezarını ziyaret eden mürid kalbini her türlü dış alakalardan boşaltmalıdır. İçini dünya endişe ve bağlarından temizleyip kalbini rahatlatmalıdır. Ziyaretini ettiği zatın ruhaniyetini sadece bir nur şeklinde düşünmelidir. Kalbiyle kabirde yatan zata yönelmeli ve kabir sahibinin feyizlerinden bir feyz ve hâllerinden bir hâl zuhur edinceye kadar o nuru kalbinde tutmalıdır.
Mürid yüce zatları yüksek makamları ziyaret ederken mürşidini rabıta ederek onu önüne alarak ve gönlüne koyarak ziyaret ederse hem kalbi uyanık olur hem edebi muhafaza edebilir. O zaman gelen feyiz kendisine göre değil gönlündeki mürşidine göre olur.
Allah dostlarının ruhları “illiyyin” makamında bulunur. Bu makam Cenab-ı Hakk’ın huzurunda kabul görmüş kimselerin ruhlarına tahsis edilmiştir. Bu şerefe ulaşan ruhların üzerine devamlı ilahi nur feyiz ve ihsan akmaktadır. Bu sebeple onlar feyz kaynağıdır. O kaynağa kalbini bağlayabilen kimse ondaki feyze ulaşmış olur.
Ziyaretçi kabre yaklaşıp evvela selam verir. Mezarın ayak ucuna yakın sağ tarafında durur. Ona karşı hayatta nasıl davranması gerekiyorsa aynı edebine muhafaza eder. Bir Fatiha ve on bir ihlas okur. Sevabının bir mislini ziyaret ettiği zata ve diğer müminlere hediye eder. Sonra oturur. Feyz almak için kalbiyle kabirdeki velinin ruhaniyetine yönelir. Kalbinde bir eser doğuncaya kadar bu hâl üzerinde kalır.
Ziyaretçi feyz almaya ve mevta da feyz vermeye kabiliyetli ise muhakkak bir eser zuhur eder. Ziyaret edilen zat seyr-i sülukundan sonra hâlkın irşadı için geriye döndürülmüş ve irşada mezun kılınmış bir veli ise meydana gelen nispet eseri yavaş durgun ve devamlı olur. Eğer mevta cezbe hâlinde kalmış ve irşat izni verilmemiş velilerden ise gelen tesir ani keskin hızlı geçici ve çabuk olur.
Ziyaret edilen veli ziyaretçi müridin mensup olduğu yolun büyüklerinden değilse mürid “telebbüsî” rabıta içinde yani mürşidini önüne alıp onun hâl
Bir velinin kabri ziyaret edilince veli ziyaretçiyi tanır selamını alır. Veli kabri üstünde Allah’ı zikretmeye başlayan ziyaretçi ile beraber zikreder. Allah dostları ölümle bir evden diğerine geçmiş gibidirler. Vefatlarından sonra onlara edilecek hürmet hayatlarında olduğu gibidir kendilerine
Bereket olsun diye elini kabre sürüp eli yüze meshetmek veya kabri öpmek uygun değildir.110 Kabre karşı namaz kılınmaz. Okunan sûre ve ayetlerin sevabı Resûlullah (s.a.v) Efendimizden başlayarak geçmiş büyüklere varsa etrafındaki mevtalara vefat eden anne babaya yakın akrabaya ve diğer müminlere hediye edilir.
Kabrin başında Fatiha ve ihlas sûresi yanında Yasin ve Mülk sûreleri de okuNâbîlir. İstenirse Bakara sûresinin ilk beş ayeti (Elif Lam Mim) Amenerrasûlü Takasür sûresi ve kolayına gelen başka sûreler okuNâbîlir. En dar zamanda mevtaya selam verdikten sonra bir Fatiha üç ihlas okuyup bağışlamak yeterlidir.
Büyük zatları ziyaret eden mürid hayatta olan mürşidine de dua etmelidir. Duanın kabul edileceği kıymetli zaman ve mekanlarda müridin mürşidini dualarına katması sadakatın ve sadık evlatlığın gereğidir. Bu aynı zamanda duasının kabulü için en güzel bir vesiledir. Efendimiz (s.a.v) kardeşin ve dostların gıyabında yapılan dualara meleklerin amin dediğini ve bu duayı Yüce Mevla’nın hemen kabul ettiğini müjdelemiştir.111
Kabirdeki veliden bizzat bir şey istenmez; o vesile edilerek her şey Allahu Teala’dan istenir. Mesela; ey Allah’ın dostu beni affet bozulmuş işlerimi düzelt denmez. Ancak:
“Ya Rabbi şu kabirde yatan peygamberinin (a.s) veya dostunun hürmetine şu işimde hayırlı bir sonuç istiyorum” denebilir.
Kabirleri ziyaret Allah rızası için yapılan bir vazifedir. Vefat eden anne ve babanın kabirlerini Cuma günü ziyaret etmek müstehaptır.112 ziyaret edilen kimse hareket ve kıyafetine bürülü olarak oturması lazımdır. Böyle yaparak feyz alma işinde mürşidini arada vasıta etmelidir. hayatta gösterilen edebin aynısını göstermek lazımdır.109 kabirdeki zata Ayete’l-Kürsi ona verdiğin nur ve aşkın şerefine senden affımı diliyorum
İslam’da kabir ziyareti ve adabı
Biliyoruz ki, dünya fânidir. Her yeni eskiyecek ve her konan göçecektir. Her nefis mutlaka ölümü tadacak, bu dünya hayatı sona erecek ve âhiret hayatı başlayacaktır. Âhiret hayatının ilk kapısı kabirdir. Bu kapıdan içeri giren her insanın ilk sorgusu burada yapılacak. Yüce Allah’ın, bizim için tayin ve takdir buyurduğu hayat güzergâhı böyledir. Nitekim Kur’an-ı Kerimde şöyle buyrulmaktadır:
مِنْ اَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُ
“Allah onu (insanı) hangi şeyden yarattı? Onu, küçük bir nutfeden yaratıp ona özel bir şekil vermiştir. Sonra ona dünyaya geliş yolunu kolaylaştırmıştır. Sonra ona ölümü vermiş ve kabre koydurmuştur. Sonra dilediği zaman onu yeniden diriltecektir.”(abese suresi 18-22)
Yakınlarımızdan ve dostlarımızdan birçoğu, şimdi âhiret âleminin ilk durağı olan kabirlerinde bizi beklemektedirler. Bizde onların yanına gideceğiz. Bir insanın ölmüş olan yakınlarını, dostlarını, sevdiklerini ve hayatı birlikte paylaştığı arkadaşlarını unutması, mümkün değildir. Her insan fırsat buldukça onları yâd etmek ve onlarla olan münasebetini, bir şekilde sürdürmek ister. Bunun için onların kabirlerini ziyaret etmeyi bir vefa borcu bilir ve bu ziyaretlerle de vicdanı bir teselli bulur.
Kabir ziyareti, kabirlerin yapılış tarihi kadar eskidir. Yani yeryüzünde kabir yapımına başlanıldığından beri insanlar kabirleri çeşitli maksatlarla ziyaret etmektedirler. Kabirlere “ziyaret edilen yer” anlamında mezar isminin verilmesi de buraların insanlar tarafından çok ziyaret edildiğini göstermektedir.
İnsanlar, önceleri aralarından ayrılan, kabre koydukları sevdiklerini hatırlamak ve onlara faydalı olmak maksadıyla kabirleri ziyaret ederlerken, daha sonra bu ziyaretlere pek çok batıl ve hurafe şeyler karışmış, insanlar, şeytanın da yardımıyla gün gelmiş Allah’ı unutarak mezarlara tapar duruma gelmişlerdir. Zaman zaman başı darda kalanlar, kabirlere koşmuşlar, dertlerine deva aramışlar, bilhassa atalarının ve büyük şahsiyetlerin mezarlarını ziyaret ederek onlardan medet ummuşlardır. İşte bu türlü hareketler, insanları şirke ve puta tapıcılığa götürmüştür.
İslâm’ın geldiği dönemde de insanlar arasında bu türlü uygulamalar yaygın olduğundan Hz. Peygamber, İslâm’ın ilk yıllarında müminlere kabir ziyaretini yasaklamıştır. Ne zaman ki, tevhid inancı müslümanların kalbine iyice yerleşip, İslâm esaslarına bağlılık ve Allah’tan başkasından yardım istememe ve yalnız O’na ibadet etme prensibi bütün inananların kalbinde kökleşince, müminlere kabir ziyareti izni verilmiştir.
Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v), bu hususta,
كُنْتُ نَهَيْتُكُمْ عَنْ زِيَارَةِ الْقُبُورِ؛ فَزُورُوهَا. فإنَّهَا تُذَكِّرُكُمُ اخِرَةَ
“Ben size kabirleri ziyaret etmeyi yasaklamıştım; artık ziyaret edebilirsiniz, çünkü bu, size ahireti hatırlatır.”(1) buyurmuştur.
Peygamberimizin bu emri dışında, bizzat kendisinin annesinin kabrini ziyaret ettiğine, Hz. Fatıma ve Hz. Aişe’nin kabir ziyaretlerine dair rivayetler vardır.(2)
İslâm dininde kabir ziyaret etmek, erkek ve kadınlara menduptur. Çünkü kabir ziyareti insanlara ahireti hatırlatır.
Elmalı`li merhum; Allah Rasûlü`nün kabır ziyareti öğretisinde ve fıkıh kitaplarının bu konudaki açıklamalarında "ölülerden birşey istemek, yetiş ya fülân, gibi imdat dilemek yoktur, sadece selâm vardır... Allah için halka yardım etmek güzel, övgüye değer ve istenen bir is olmakla beraber, halktan istemek, yerilen. nahoş bir davranıştır. Dirilerden istenmesi câiz olmayan şeyleri ölülerden istemenin hiç yakışmayacağı da son derece açıktır" (Elmalıli IX/6051-52.) der. Birçok Islâm âlimi, ölülerden birşey istemenin küfür ve şirk olduğunu söyler. Çünkü Allah bize "Fâtiha Sûresi" nde, günde en az onyedi defa; "ancak senden yardım isteriz" dedirtir ve bu antlasmayı sürekli yeniletir. Artık insanın O`ndan başkasından birşey istemesi, günde onyedi, ya da kırk kez verdiği sözde durmaması anlamına gelir. Başkasından yardım isteme meselesi bu kadar önemli olduğu için, Allah onu bu derece çok tekrar ettirmektedir.
Artık, evlenemediği, çocuğu olmadığı, ya da yaşamadığı, kocasıyla geçinemediği vs. şeyler için, orada buradaki türbelere giden, hiristiyan âdetlerine uyarak, mum yakan, purçuk bağlayan, seker dagitan, mürüvvet arayan zavallılara acımaktan başka birşey yapamadığimiz için, dövünmek gerekir. Şahsen biz onların, varsa imanlarıyla beraber bu yolda paralarını da yitirdiklerine ve dertlerine dert katmış olarak döndüklerine inanırız Hacıbayram, Eyüp Sultan, Sehzadebaşı, tellibaba, şu baba, bu baba, falanca dede türbelerine gidenler, cahil ve biçâre insanların, putların önünde secde eder gibi yakarışlarını ve bu cahil bırakılmış duyguları istismar eden bir sürü inanç simsarıni ibretle göreceklerdir.
Ancak bu büyük zatlara, bir insan çerçevesi içerisinde olan sevgi ve saygısından ötürü, onları ziyaret edip bir fatiha ile de olsa bir hediye gönderenleri, ölümü yaşar gibi hissedenleri öbürlerinden ayırmak gerekir. Peygamberimiz, "Lezzetleri parça parça eden ölümü çok anın!" buyurur. (Tirmizî, kiyâme 26, Zühd 4; Nesâî, cenâiz 3; Ibn Mâce, Zühd 31;Müsned N/293.)
Az önce sözünü ettiğimiz maksatlarla türbeleri ziyaret edenlere şunu tavsiye edebiliriz: Eğer, Allah`ın bir nimeti olarak İslam`ın önem verdiği tıbbın çâre bulamayacağı bir derdiniz varsa uzun süre helâl rızıkla beslendikten sonra, gecelerin son üçte birinde kalk, abdest al, iki rekat namaz kil, kıbleye dönerek, edep çerçevesi içerisinde Allah`tan, derdine çâre iste, agla, yalvar. Bir defa, on defa, yüz defa iste.... Isteğinin mutlaka duyulduğuna, kaydedildiğine, dilekçene mutlaka cevap verileceğine kesin inanarak iste. Bir gün kapıların açıldığını ve arzuna kavuştugunu göreceksin. Yine bu maksatla Ramazanları kaçırma. Hiçbir gece aksatılmadan bir Ramazan boyunca yapılan nice duânin kabul edildiğini görmüşüzdür. Çünkü böyle yapanın Kadir Gecesine isabet edeceği kesindir. Ancak şu noktaları unutma: Duân kabul edilmedikçe Allah`a kırılma, usanma, israr et ve kabul olunacağına kesin gözüyle bak. Allah duâdaki ısrarı sever, bununla övünür.(Kabır ziyareti konusunda geniş bilgi için bk. Hattab es-Subkî, el-Menhel IX/102.)
Kabir ziyaretinin faydaları
a. Ziyaret eden kişi, ölümü ve ahireti hatırlar.
b. Dünya malı ve servetine tamahkarlığı önler.
c. Salih kişilerin kabirlerini ziyaret, ruhlara inşirah verir, yüce duyguların artmasını sağlar.
d. Duaların kabulüne vesile olur.
e. Ziyaretten haberdar olan ölülerimizle ünsiyet sağlamamızı sağlar.
f. Ölen yakın akrabalarımızın bu ziyaret vesilesiyle yapılan dualar ve niyazlardan istifade etmelerini sağlar.
Kabir ziyareti adabı
Günümüzde insanlar, dinimizin temel hidayet kaynağı olan Kitap ve Sünnet’ten uzaklaşmaları sonucu bir çok meselede olduğu gibi kabir ziyareti hususunda da bazı batıl ve hurafe davranışları sergiler hale gelmişlerdir.
Kabir ziyareti adabının insanlarımıza öğretilmesi ve bu ziyaretlerin sünnete uygun bir tarzda yapılması gerekmektedir. Dolayısıyla kabir ziyaretinin adabını, ziyaretçinin yapması gereken işler ve yapmaması gereken, yasak olan işler olmak üzere iki kısımda inceleyebiliriz:
Ziyaretçinin yapması gerekenler
Bir kabre rastlayan veya ziyaret için mezarlığa giden kimse, önce oradaki ölülere selâm vermelidir. Kabirdekiler, dünya ölçülerine göre değerlendirdiğimiz zaman ölüdürler. Fakat gerçekte ise, onlar, berzah hayatı yaşamaktadırlar. Bu itibarla gelen ziyaretçilerden haberdar olup, verdiği selâmı alır, yapacağı duadan istifade ederler.(3)
Süleyman b. Büreyde’nin babasından rivayet ettiği bir haberde Rasulullah’ın ashabına, kabristana vardıklarında şöyle demelerini öğrettiği bildirilmektedir:
« السَّلامُ عَلَيْكُمْ دَارَ قَوْمٍ مُؤمِنينَ ، وأَتَاكُمْ ما تُوعَدُونَ ، غَداً مُؤَجَّلُونَ ، وإِنَّا إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِكُمْ لاحِقُونَ ، اللَّهُمَّ اغْفِرْ لأَهْلِ بَقِيعِ الغَرْقَدِ »
““Selâm size, ey mü’minler diyârı! Başınıza geleceği söylenen şeylerle nihâyet karşılaştınız. Şimdilik ileri bir tarihe bırakıldınız. İnşallah yakında biz de aranıza katılacağız.
Allahım! Bakîü’l-garkad mezarlığında yatanları bağışla!”
.”(4)
İbn Abbas da, Rasulullah’ın Medine mezarlığına uğrayıp yüzünü mezarlara dönerek şöyle dediğini haber vermektedir:
“Allah’ın selâmı üzerinize olsun ey kabristan ahâlisi. Allah, sizi de, bizi de affetsin. Siz önden gidenlersiniz, biz de ardınızdan geleceğiz (sizi takip edeceğiz.)”(5)
Bütün bu hadisler, kabristana giden kimsenin ilk olarak oradakilere selâm verip, dua etmesi gerektiğini bizlere göstermektedir.
Nitekim Rasulullah ve ashabı böyle yaparlardı. İbn Abbas’dan rivayet edilen haberden de anlaşılacağı üzere, gerek selâm verirken ve gerekse ölülere dua ederken, yüzlerini mezara doğru çevirirlerdi. Hatta bu esnada dua ve selâmı müteakip, kabirleri çiğnemeden ve üzerine oturmadan, bir miktar ziyaret edilen mezarın yanında oturmak da tavsiye edilmiştir. Çünkü böylece kabirdeki mümin, gelen mümin kardeşiyle, yalnızlığını gidermek isteyecek ve sevinecektir.(6)
Peygamber Efendimiz zamanında kabirler bu şekilde ziyaret edilir, ölüye selâm verilip yine ölü ve diriler için dua edilirdi. Ziyaretçilerin gayesi, ölülerin affına vesile olmak ve onlardan ibret almaktı. O devirde herhangi bir kabrin yanına, bilhassa kendisi için dua etmek üzere, kimse varmazdı.
Ziyaret esnasında yapılması yasak olanlar
Peygamberimizin kabir ziyaretçilerine yasakladığı ve yapmamalarını istediği fiilleri şöyle sıralayabiliriz)
a. Kabristanda böbürlenerek, çalımlı çalımlı yürünmez.
b. Ziyaret esnasında kabirler çiğnenmez.
c. Kabirler üzerine veya arasına küçük abdest bozulmaz.
d. Kabirler üzerine oturmak ve kabirlere dayanmak da yasaktır.
e. Kabir yanında uyumak mekruhtur.
f. Kabristandaki yaş ot ve ağaçları kesmek de mekruhtur.
g. Kabir yanında kurban kesmek veya hayvan boğazlamak.
h. Kabre karşı namaz kılmak ve kabir başında saç baş yolarak ağlayıp sızlamak yasaktır.
i. Kabri el ile selâmlamak, dokunmak, öpmek yahut örtü ve duvarlarına dokunup öpmek.
j. Kabir etrafında Kabe’yi tavaf eder gibi dönmek.
k. Mezar üzerinde veya yanında mum, kandil yakmak.
l. Kabirlerin etrafındaki ağaç ve taşlara mendil veya bez bağlamak.
Netice olarak diyebiliriz ki, İslâm’da hurafelerin çok yaygınlaştığı alanlardan biri de kabir ziyaretidir. Bu konudaki hurafelerden ancak, Hz. Peygamber’in gerçek sünnetini öğrenip uygulayarak kurtulabiliriz. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v), biz müslümanlara en güzel örnek ve rehberdir.
(1) Müslim, Cenâiz, 106; Tirmizî, Cenâiz, 60.
(2) Buhârî, Kitabu’l-Cenâiz, 151; Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, IV, 117-120.
(3) Toprak, Süleyman, Ölümden Sonraki Hayat (Kabir Hayatı), Esra Yay., Konya 1994, s.440.
(4) Müslim, Cenâiz, 35; İbn Mâce, Cenâiz, 36.
(5) Tirmizî, Cenâiz, 59.
(6) Toprak, age., s. 443.
(7) Daha geniş bilgi için bkz., Toprak, age., s. 446-449, 466-482.
Doç. dr. Mehmet soysaldı hocanın makalesine ilave edilerek hazırlanmıştır.
Kabir ziyareti ilim tefekkür ve kabrin içindekine dua için yapılır. Ancak bir peygamber veya veli ise onların ruhlarından manen istifade edilir ve feyiz alınır.
Bir peygamber veya salih insanın kabri ziyaret edilirken abdestli bulunmalıdır. Eğer gusül abdesti alınırsa daha bereketli olur. Ziyaret edilen zatı sanki hayattaymış gibi hürmet ve edebi muhafaza ederek ziyaret etmek gerekir. Büyükler bu konudaki edepleri şöyle belirtmişlerdir:
Büyüklerden birisinin mezarını ziyaret eden mürid kalbini her türlü dış alakalardan boşaltmalıdır. İçini dünya endişe ve bağlarından temizleyip kalbini rahatlatmalıdır. Ziyaretini ettiği zatın ruhaniyetini sadece bir nur şeklinde düşünmelidir. Kalbiyle kabirde yatan zata yönelmeli ve kabir sahibinin feyizlerinden bir feyz ve hâllerinden bir hâl zuhur edinceye kadar o nuru kalbinde tutmalıdır.
Mürid yüce zatları yüksek makamları ziyaret ederken mürşidini rabıta ederek onu önüne alarak ve gönlüne koyarak ziyaret ederse hem kalbi uyanık olur hem edebi muhafaza edebilir. O zaman gelen feyiz kendisine göre değil gönlündeki mürşidine göre olur.
Allah dostlarının ruhları “illiyyin” makamında bulunur. Bu makam Cenab-ı Hakk’ın huzurunda kabul görmüş kimselerin ruhlarına tahsis edilmiştir. Bu şerefe ulaşan ruhların üzerine devamlı ilahi nur feyiz ve ihsan akmaktadır. Bu sebeple onlar feyz kaynağıdır. O kaynağa kalbini bağlayabilen kimse ondaki feyze ulaşmış olur.
Ziyaretçi kabre yaklaşıp evvela selam verir. Mezarın ayak ucuna yakın sağ tarafında durur. Ona karşı hayatta nasıl davranması gerekiyorsa aynı edebine muhafaza eder. Bir Fatiha ve on bir ihlas okur. Sevabının bir mislini ziyaret ettiği zata ve diğer müminlere hediye eder. Sonra oturur. Feyz almak için kalbiyle kabirdeki velinin ruhaniyetine yönelir. Kalbinde bir eser doğuncaya kadar bu hâl üzerinde kalır.
Ziyaretçi feyz almaya ve mevta da feyz vermeye kabiliyetli ise muhakkak bir eser zuhur eder. Ziyaret edilen zat seyr-i sülukundan sonra hâlkın irşadı için geriye döndürülmüş ve irşada mezun kılınmış bir veli ise meydana gelen nispet eseri yavaş durgun ve devamlı olur. Eğer mevta cezbe hâlinde kalmış ve irşat izni verilmemiş velilerden ise gelen tesir ani keskin hızlı geçici ve çabuk olur.
Ziyaret edilen veli ziyaretçi müridin mensup olduğu yolun büyüklerinden değilse mürid “telebbüsî” rabıta içinde yani mürşidini önüne alıp onun hâl
Bir velinin kabri ziyaret edilince veli ziyaretçiyi tanır selamını alır. Veli kabri üstünde Allah’ı zikretmeye başlayan ziyaretçi ile beraber zikreder. Allah dostları ölümle bir evden diğerine geçmiş gibidirler. Vefatlarından sonra onlara edilecek hürmet hayatlarında olduğu gibidir kendilerine
Bereket olsun diye elini kabre sürüp eli yüze meshetmek veya kabri öpmek uygun değildir.110 Kabre karşı namaz kılınmaz. Okunan sûre ve ayetlerin sevabı Resûlullah (s.a.v) Efendimizden başlayarak geçmiş büyüklere varsa etrafındaki mevtalara vefat eden anne babaya yakın akrabaya ve diğer müminlere hediye edilir.
Kabrin başında Fatiha ve ihlas sûresi yanında Yasin ve Mülk sûreleri de okuNâbîlir. İstenirse Bakara sûresinin ilk beş ayeti (Elif Lam Mim) Amenerrasûlü Takasür sûresi ve kolayına gelen başka sûreler okuNâbîlir. En dar zamanda mevtaya selam verdikten sonra bir Fatiha üç ihlas okuyup bağışlamak yeterlidir.
Büyük zatları ziyaret eden mürid hayatta olan mürşidine de dua etmelidir. Duanın kabul edileceği kıymetli zaman ve mekanlarda müridin mürşidini dualarına katması sadakatın ve sadık evlatlığın gereğidir. Bu aynı zamanda duasının kabulü için en güzel bir vesiledir. Efendimiz (s.a.v) kardeşin ve dostların gıyabında yapılan dualara meleklerin amin dediğini ve bu duayı Yüce Mevla’nın hemen kabul ettiğini müjdelemiştir.111
Kabirdeki veliden bizzat bir şey istenmez; o vesile edilerek her şey Allahu Teala’dan istenir. Mesela; ey Allah’ın dostu beni affet bozulmuş işlerimi düzelt denmez. Ancak:
“Ya Rabbi şu kabirde yatan peygamberinin (a.s) veya dostunun hürmetine şu işimde hayırlı bir sonuç istiyorum” denebilir.
Kabirleri ziyaret Allah rızası için yapılan bir vazifedir. Vefat eden anne ve babanın kabirlerini Cuma günü ziyaret etmek müstehaptır.112 ziyaret edilen kimse hareket ve kıyafetine bürülü olarak oturması lazımdır. Böyle yaparak feyz alma işinde mürşidini arada vasıta etmelidir. hayatta gösterilen edebin aynısını göstermek lazımdır.109 kabirdeki zata Ayete’l-Kürsi ona verdiğin nur ve aşkın şerefine senden affımı diliyorum
