İyi çayı sesinden bile anlarım

Sponsorlu Bağlantılar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
dreamnoble

dreamnoble

Üye
    Konu Sahibi
İyi çayı sesinden bile anlarım
İlgi alanınıza girer mi bilmiyorum ama güzel bir yazı...

Hamit Vanlı, Türkiye’de çayın yaşayan tarihi... Rize’de ilk çay fabrikasının açılışını görmüş, 30 yıl Çaykur’da çalışmış, 10 yıl Sri Lanka’da çay şirketi yönetmiş bir isim. Aynı zamanda çay degüstatörü olan Vanlı ‘İyi çayı beş duyunuzla ölçerek anlarsınız. Çayın sesi bile kalitesini ele verir’ diyor

Rize’deki ilk çay fabrikası İngilizler tarafından kurulup da 1947’de açılışı yapıldığında iki yaşındaydı. Fabrikanın açılışına annesinin kucağında gitmişti. Fabrika onun doğup büyüdüğü mahalle olan Fener’de açılmıştı. Açılışı hatırlamıyordu ama fabrikada görevli İngilizler oturduğu mahalleden gelip geçerken onlara ‘dedeka’ (büyük dede) dediğini hatırlıyor. Bir de o İngilizlerin sarışın ve uzun boylu olduklarını... O zaman çayın içine bir sevda gibi düştüğünden habersizdi.

Bu kişi Türkiye’de ilk çay fabrikasının açılışını gören, Çaykur’da uzun yıllar çalışan, çayın DNA’sını bilen ve şimdi de Doğadan’da Çay Danışmanı olarak çalışan Hamit Vanlı. Çay onun hayatı olmuş. Aslında dedesinin babası Hacı Mustafa Kaptan ve dedesi Zikrullah Kaptan, babası ve amcaları denizci. Takalarla İstanbul’a mısır satıyorlarmış, İstanbul’dan çeşitli inşaat malzemelerini Rize’ye getiriyor-larmış. Yani çayla içmek dışında pek ilgileri yokmuş. Bir de iki dönümlük bir arazileri varmış ve orayı zamanında çaylık yapmışlar. Vanlı ‘Çayları elle annem ve kız kardeşlerim toplardı. Ben ve erkek kardeşim ise o çayları sepetlerle çay alım evine götürür, satardık. O paralarla bizim okul ihtiyaçlarımız çıkardı. Yani çay beni okuttu’ diyor.

PAKİSTAN’DA BİLE YETİŞTİRDİK

Vanlı’nın hayatının her noktasında çayın adı bir şekilde geçiyor. Örneğin Çay İlkokulu’nu bitirmiş. Liseden sonra ise Erzurum Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ne girmiş. Hocaları ona okulda asistan olarak kalması için teklifte bulunmuş ama çayın sevdası düşmüş bir kere içine. Belli ki kokusunu bile almadan yaşamayacağı çayın hayatında hep olmasını istemiş ve bu teklifi reddederek yolunu Rize’nin yeşil çay bahçelerinde ilerletmeye karar vermiş.

Vanlı’nın yolu tıpkı çay ekili bahçeler-deki gibi muntazam gitmiş. Önce İngilizce öğrenmiş sonra Çaykur’da satış müdürü olarak çalışmaya başlamış: ‘Sonra İngilizlerle tanıştım ve beni Londra’da uluslararası çay toplantısına davet ettiler. Altı ay orada çay paketleme fabrikalarını gezdim. Sonra üç ay da Kenya’da kaldım. Bugüne kadar dünyanın neresinde çay toplantısı varsa gittim. Zimbabwe’de bile çay sayesinde tanıştığım arkadaşım var. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) danışmanı olarak pek çok ülkede çay yetişir mi yetişmez mi diye araştırmalar yaptım. Örneğin Pakistan’da çay yoktu, oraya giderek çay tohumu verdik, çay yetiştiriciliklerine katkı sağladık. Çaykur’da 30 yıl çalıştım. Orada çalıştığım süre içinde fabrikaların bacasından, çayın üretim bandına kadar her türlü yeniliğin altında benim de imzam vardı.’

KOKUSUNU DUYMAM LAZIM

Daha sonra uluslar arası bir çay firmasından teklif gelince Sri Lanka’ya giden Vanlı, tam 10 yıl orada genel müdür çalışmış. Vanlı ‘Eşim ‘Bu işlerden bezdim. İki kızımız var, eve dön’ dedi. İstanbul’a taşındık. Bu arada Doğadan’dan danışmanlık teklifi geldi. Şimdi orada çay danışmanı olarak görev yapıyorum. Benim hayatımda çayın önemi bitmez. Çayın kokusunu duymadan yaşayamam’ diyor.

Çayın DNA’sını biliyor

HAMİT Vanlı, Türkiye’de çayın yaşayan tarihi ve çayın DNA’sını bilen bir uzman. Çayın ticaretini de yapmış, paketlemesini de. ‘Evinize gelen misafire zengin olsun ya da fakir olsun çay ikram ettiğinizde en makbul ikramı yapmış olursunuz’ diyerek çayın herkesin hayatındaki önemine dikkat çekiyor.

O aynı zamanda çay degüstatörü... Yani beş duyusunu kullanarak çayın iyi olup olmadığını anlıyor: ‘Herkes çay tadamaz. Tadım demek beş duyuyu kullanarak çayı değerlendirmek ve parasal değerini bilmek demektir. Göz, kulak, burun, ağız, elle incelenir.’

Tatmayı anladık da, kulak iyi çayı nasıl anlar? Vanlı ‘Çayı parmaklarınız arasında ovuştururken, elinizi kulağınıza götürürsünüz. Ses çıkıyorsa çayın rutubeti azdır dolayısıyla kalitesi yüksektir. İyi çayı elinize aldığınızda parmaklarınızı bulgur gibi ısırıyorsa o çay iyidir. Bir de çay ne kadar ağır ise o kadar iyidir. Çayın kokusu bile yanık ya da küflü olup olmadığını ele verir. Buruk tadı olan iyi çaydır’ yanıtını veriyor.

Peki dünyanın en iyi çayı nerede? Vanlı şunları söylüyor: ‘Seylan’da üç çeşit çay var; 1500 metre yükseklikte yetişen high grown, 800 metre yükseklikte yetişen medium grown ve 100 metrede yetiştirilen low grown çaylar var. Ben high grown’u tecih ederim, çünkü bu çaylar Muson yağmurlarıyla yetişen çaylar. Hoş içimli çaylardır, kilosu ise 50 dolar.’

‘
Ben bu işe aşığım’

ÇAY tadımını kaşıkla yapan Hamit Vanlı, evde ise çayını porselen demlikte demliyor: ‘Evde sabahları kahvaltıda açık çay içiyorum. Sabah içtiğim çay demli olmaz. Akşamları beşten sonra kesinlikle yemek yemem ve iki bardak çay içerim. Normalde günde 10-15 bardak çay içiyorum. Ama demli içerim. Mutlaka porselen demlikte demleriz. O kadar çay içerim ama çaydan asla bıkmadım. Çay bende manyaklık seviyesine geldi. Bu işi aşığım.’


 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...


Üst Alt