hz.muhammedin mucizeleri

  • 21 Ekim 2010
  • 6657 Okunma
  • 0 Cevap

  1. Peygamber Efendimizin Mucizeleri Mumsema İslam Arşivi Peygamber Efendimizin Mucizeleri Peygamber Efendimizin Mucizeleri Çarşamba, 31 Ocak 2007 Sevgili Peygamberimizin hak Peygamber olduğunu bildiren şahitler pek çoktur


    Peygamberimizin mucizeleri, zaman bakımından üçe ayrılmıştır:

    Birincisi, mübarek ruhu yaratıldığından başlayarak, Peygamberliğinin bildirildiği (bi’set) zamanına kadar olanlardır

    İkincisi, bi’setten vefatına kadar olan zaman içindekilerdir

    Üçüncüsü, vefatından kıyamete kadar olmuş ve olacak şeylerdir


    Bunlardan birincilere, (İrhas) yani, başlangıçlar denir Her biri de ayrıca görerek veya görmeyip akıl ile anlaşılan mucizeler olmak üzere ikiye ayrılırlar Bütün bu mucizeler o kadar çoktur ki, saymak mümkün olmamıştır İkinci kısımdaki mucizelerin üç bin kadar olduğu bildirilmiştir Bunlardan bazılarını aşağıda bildireceğiz

    1- Muhammed aleyhisselamın mucizelerinin en büyüğü Kur’an-ı kerimdir

    2- En büyük mucizelerinden birisi de Mirac mucizesidir

    3- Meşhur mucizelerinin en büyüklerinden birisi de, Ay’ı ikiye ayırmasıdır Bu mucize, başka hiçbir Peygambere nasip olmamıştır Muhammed aleyhisselam elli iki yaşında iken, Mekke’de Kureyş kâfirlerinin elebaşıları yanına gelip, (Peygamber isen Ay’ı ikiye ayır) dediler Muhammed aleyhisselam, herkesin ve hele tanıdıklarının, akrabasının iman etmelerini çok istiyordu Mübarek ellerini kaldırıp dua etti Allahü teâlâ, kabul edip, Ay’ı ikiye böldü Yarısı bir dağın, diğer yarısı başka dağın üzerinde göründü Kâfirler, Muhammed bize sihir yaptı dediler İman etmediler


    Bu mucize ile ilgili âyet-i kerimenin meali şöyle:
    (Kıyamet yaklaştı, Ay yarıldı Onlar [müşrikler] bir mucize görünce hemen yüz çevirirler ve "Eskiden beri devam ede gelen bir sihir [büyü] derler) [Kamer 1,2]

    4- Muhammed aleyhisselam, bazı gazalarında, susuz kalındığı zaman, mübarek elini bir kaptaki suya sokmuş, parmakları arasından su akarak, suyun bulunduğu kap devamlı taşmıştır Bazen seksen, bazen üçyüz, bazen binbeşyüz, Tebük Gazasında ise, yetmiş bin kimsenin hepsi ve hayvanları, bu sudan içmişler ve kullanmışlardır Mübarek elini sudan çıkarınca akması durmuştur

    5- Hayber gazasında, önüne zehirlenmiş koyun kebabı koyduklarında, (Ya Resulallah, beni yeme, ben zehirliyim) sesi işitildi

    6- Medine’de, mescid-i nebevide dikili bir hurma kütüğü vardı Resulullah hutbe okurken, bu direğe dayanırdı Buna Hannane denirdi Minber yapılınca, Hannane’nin yanına gitmedi Ondan ağlama seslerini, bütün cemaat işittiler Minberden inip, Hannane’ye sarıldı Sesi kesildi (Eğer sarılmasaydım, benim ayrılığımdan kıyamete kadar ağlardı) buyurdu

    7- Mübarek eline aldığı çakıl taşlarının ve tuttuğu yemek parçalarının arı sesi gibi, Allahü teâlâyı tesbih ettikleri çok görülmüştür

    8- Bir gün, bir köylüyü imana davet etti Müslüman bir komşumun vefat etmiş kızını diriltirsen, iman ederim dedi Mezarına gittiler İsmini söyleyerek kızı çağırdı Kabir içinden ses işitildi ve dışarı çıktı (Dünyaya gelmek ister misin?) buyurdu (Ya Resulallah! Dünyaya gelmek istemem Burada babamın evindekinden daha rahatım Müslümanın ahireti, dünyasından daha iyi) dedi Köylü bunu görünce, hemen imana geldi

    9- Tirmizi ve Nesai’nin (Sünen) kitaplarında diyor ki, iki gözü a’ma bir kimse gelip, ya Resulallah, Allahü teâlâya dua et, gözlerim açılsın dedi (Kusursuz bir abdest al! Sonra Ya Rabbi! Sana yalvarıyorum Sevgili Peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum Ey çok sevdiğim Peygamberim Muhammed aleyhisselam! Seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum Ya Rabbi! Bu yüce Peygamberi bana şefaatçi eyle! Onun hürmetine duamı kabul et!) duasını okumasını buyurdu Adam, abdest alıp dua etti Hemen gözleri açıldı Bu duayı müslümanlar, her zaman okumuşlar ve maksatlarına kavuşmuşlardır

    10- Medine’de, minberde hutbe okurken, bir kimse, ya Resulallah! Susuzluktan çocuklarımız, hayvanlarımız, tarlalarımız helak oluyor İmdadımıza yetiş dedi Ellerini kaldırıp, dua eyledi Gökte hiç bulut yokken, mübarek ellerini yüzüne sürmeden, bulutlar toplandı Hemen yağmur başladı Birkaç gün devam etti Yine minberde okurken, o kimse, ya Resulallah! Yağmurdan helak olacağız deyince, Resul aleyhisselam, tebessüm etti ve (Ya Rabbi! Rahmetini başka kullarına da ihsan eyle!) buyurdu Bulutlar açılıp, güneş göründü

    11- Cabir bin Abdullah diyor ki, çok borcum vardı Resulullaha haber verdim Bahçeme gelip, hurma yığınının etrafında üç kere dolaştı (Alacaklılarını çağır, gelsinler!) buyurdu Her birine hakları verildi Yığından bir şey eksilmedi

    12- Bir kadın, hediye olarak bal gönderdi Balı kabul edip, boş kabı geri gönderdi Kap bal ile dolu olarak geri geldi Kadın gelerek, (ya Resulallah! Hediyemi niçin kabul etmediniz?Acaba günahım nedir?) dedi (Senin hediyeni kabul ettik Gördüğün bal, Allahü teâlânın hediyene verdiği berekettir) buyurdu Kadın çocukları ile aylarca yediler Hiç eksilmedi Bir gün yanılarak balı başka bir kaba koydular Oradan yiyerek bitirdiler Bunu, Resulullaha haber verdiler (Gönderdiğim kapta kalsaydı, dünya durdukça yerlerdi, hiç eksilmezdi) buyurdu

    13- Resulullahın gaybdan haber verdiği çok görüldü Bu mucizesi üç kısımdır:


    Birinci kısmı, kendi zamanından evvel olan ve kendisine sorulan şeylerdir ki, bunlara verdiği cevaplar, çok kâfirlerin, katı kalbli düşmanlarının imana gelmelerine sebep olmuştur


    İkinci kısmı, kendi zamanında olmuş ve olacak şeyleri haber vermesidir


    Üçüncü kısmı, kendisinden sonra kıyamete kadar dünyada ve ahirette olacak şeyleri bildirmesidir


    Burada ikinci ve üçüncü kısımlardan birkaçı aşağıda bildirilecektir


    [İslam’a davetin başlangıcında, müşriklerin eziyetlerinden, sıkıntılarından dolayı, Eshab-ı kiramın bir kısmı Habeşistan’a hicret etmişlerdi Resulullah, Mekke’de kalan Eshab-ı kiramla beraber, üç sene her türlü görüşme, alış-veriş yapma, müslümanlardan başka bir kimse ile konuşmama gibi, bütün içtimai muamelelerden men olundular Kureyş müşrikleri, bu karar ve ittifaklarını bildiren bir ahdname yazarak, Kâbe-i muazzamaya asmışlardı Her şeye kâdir olan Allahü teâlâ (Arza) denilen bir çeşit kurdu [ağaç kurdu] o vesikaya musallat etti Yazılı bulunan (Bismikellahümme) [Allahü teâlânın ismi ile] ibaresinden başka, ne yazılı ise, hepsini o kurtcuk yedi, bitirdi Allahü teâlâ bu hâli Cibril-i emin vasıtası ile Peygamber efendimize bildirdi Peygamber efendimiz de bu hâli amcası Ebu Talibe anlattı Ertesi gün, Ebu Talib müşriklerin ileri gelenlerine gelerek, Muhammedin Rabbi Ona şöyle haber vermiş Eğer söylediği doğru ise, bu hâli kaldırıp, eskiden olduğu gibi dolaşmalarına, başkaları ile görüşmelerine mani olmayınız Eğer söylediği doğru değilse, ben de Onu artık himaye etmeyeceğim, dedi Kureyşin ileri gelenleri, bu teklifi kabul ettiler Herkes toplanarak Kâbe’ye geldiler Ahdnameyi Kâbe’den indirerek açtılar ve Resulullahın buyurduğu gibi, (Bismikellahümme) ibaresinden başka, bütün yazıların yenilmiş olduğunu gördüler]


    Acem padişahı Hüsrev’den Medine’ye elçiler geldi Bir gün, bunları çağırıp, (Bu gece, Kisranızı kendi oğlu öldürdü) buyurdu Bir müddet sonra, oğlunun babasını öldürdüğü haberi geldi [İran şahlarına Kisra denir]

    14- Bir gün, zevcesi Hafsa validemize, (Ebu Bekir ile baban, ümmetimin idaresini ellerine alacaklardır) buyurdu Bu sözle Hz Ebu Bekir’in ve Hafsa validemizin babası olan Hz Ömer’in halife olacaklarını müjdeledi

    15- Ebu Hüreyre’yi “radıyallahü teâlâ anh” Medine’de, zekat olarak gelmiş olan hurmaların muhafazasına memur etmişti Bir kimseyi hurma çalarken yakaladı Seni Resulullaha götüreceğim dedi Hırsız, fakirim, çoluğum çocuğum çoktur diyerek yalvarınca, bıraktı Ertesi gün, Resulullah Ebu Hüreyre’yi çağırıp, (Dün gece bıraktığın adam ne yapmıştı?) buyurdu Ebu Hüreyre anlatınca, (Seni aldatmış Yine gelecektir) buyurdu Ertesi gece yine geldi ve yakalandı Tekrar yalvarıp, Allah aşkına bırak dedi ve kurtuldu Üçüncü gece, tekrar gelip yakalanınca, yalvarmaları fayda vermedi Beni bırakırsan, birkaç şey öğretirim, sana çok faydası olur, dedi Ebu Hüreyre kabul etti Gece yatarken, (Âyet-el kürsi)yi okursan Allahü teâlâ seni korur, yanına şeytan yaklaşmaz dedi ve gitti Ertesi gün, Resulullah efendimiz, Ebu Hüreyre’ye tekrar sorup cevap alınca, (Şimdi doğru söylemiş Halbuki kendisi çok yalancıdır Üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun?) buyurdu Hayır bilmiyorum deyince, (O kimse şeytan idi) buyurdu

    16- Rum İmparatorunun orduları ile harp için (Mute) denilen yere asker gönderdiğinde, sahabeden üç emirin arka arkaya şehid olduklarını, kendisi, Medine’de minber üzerinde iken, Allahü teâlânın göstermesi ile görerek yanındakilere haber verdi

    17- Muaz bin Cebeli vali olarak Yemen’e gönderirken, Medine’nin dışına kadar uğurlayıp ona çok nasihatler verdi (Seninle dünyada artık buluşamayız) buyurdu Hz Muaz Yemen’de iken Resulullah efendimiz Medine’de vefat etti

    18- Vefat ederken, mübarek kızı Fatıma’ya, (Akrabam arasında bana evvela kavuşan sen olacaksın) buyurdu Altı ay sonra Hz Fatıma vefat etti Akrabasından ondan evvel kimse vefat etmedi

    19- Kays bin Şemmasa, (Güzel olarak yaşarsın ve şehid olarak ölürsün) buyurdu Hz Ebu Bekir halife iken Yemamede Müseylemet-ül-Kezzab ile yapılan muharebede şehid oldu

    Hz Ömer’in ve Hz Osman’ın ve Hz Ali’nin şehid olacaklarını dahi haber verdi

    20- Acem padişahı Kisranın ve Rum padişahı Kayserin memleketlerinin müslümanların eline geçeceğini ve hazinelerinin Allah yolunda dağıtılacağını müjdeledi

    21- Ümmetinden çok kimsenin denizden gazaya gideceklerini ve sahabeden olan Ümmi Hiram’ın o gazada bulunacağını haber verdi Hz Osman halife iken müslümanlar, gemiler ile Kıbrıs adasına gidip harp ettiler Bu hanım da beraber idi Orada şehid oldu

    22- Mübarek kızı Fatıma’nın oğlu Hasan “radıyallahü teâlâ anhüma” için, (Bu oğlum çok hayırlıdır Allahü teâlâ, müslümanlardan iki büyük ordunun sulh etmesine bunu sebep yapacaktır) buyurdu Büyük bir ordu ile Muaviye’ye “radıyallahü anh” karşı harp edeceği zaman, fitneyi önlemek, müslümanların kanının dökülmemesi için hakkı olan halifeliği Muaviye’ye “radıyallahü anh” teslim etti

    23- Abdullah ibni Abbas’ın annesine bakıp, (Senin bir oğlun olacak Doğduğu zaman bana getir!) buyurdu Çocuğu getirdiklerinde, kulağına ezan ve ikamet okuyup, mübarek ağzının suyundan ağzına sürdü İsmini Abdullah koyup annesinin kucağına verdi (Halifelerin babasını al, götür!) buyurdu Hz Abbas, bunu işitip, gelip sorunca, (Evet, böyle söyledim Bu çocuk halifelerin babasıdır Onlar arasında seffah, Mehdi ve İsa aleyhisselamla namaz kılan bir kimse bulunacaktır) buyurdu Abbasiyye devletinin başına çok halifeler geldi Bunların hepsi, Abdullah bin Abbas’ın soyundan oldu

    24- Eshabından çok kimseye hayır dualar etmiş, hepsi kabul olunarak faydalarını görmüşlerdir

    Hz Ali buyuruyor ki:

    Resulullah beni Yemen’e kadı [Hakim] olarak göndermek istedi Ya Resulallah! Ben kadılık yapmasını bilmiyorum dedim Mübarek elini göğsüme koyup, (Ya Rabbi! Bunun kalbine doğru şeyleri bildir Hep doğru söylemek nasip eyle!) buyurdu Bundan sonra bana gelen şikayetçilerden doğru olanı hemen anlar, hak üzere hükmederdim

    25- Nabiga ismindeki meşhur şair şiirlerinden birkaçını okuyunca, Araplar arasında meşhur olan (Allahü teâlâ dişlerini dökmesin) duasını buyurdu Nabiga yüz yaşına gelmişti Dişleri ak ve berrak, inci gibi dizilmiş dururdu

    26- Amcası Ebu Leheb’in oğlu Uteybe, Resulullahı çok üzdü Çirkin şeyler söyledi Buna çok üzülüp, (Ya Rabbi! Buna köpeklerinden birini musallat eyle!) buyurdu Uteybe, Şam’a ticaret için giderken bir gece arkadaşlarının arasında yatıyordu Bir aslan gelip arkadaşlarını koklayıp bıraktı Sıra Uteybe’ye gelince, kaptı parçaladı

    27- Acem padişahı Hüsrev Pervize iman etmesi için mektup gönderdi Alçak Hüsrev, mektubu parçaladı ve getiren elçiyi şehid eyledi Peygamber efendimiz bunu işitince, çok üzüldü ve (Ya Rabbi! onun mülkünü parçala!) buyurdu Resulullah hayatta iken Hüsrevi oğlu Şireveyh hançerle parçaladı Hz Ömer halife iken, acem memleketinin tamamını müslümanlar feth edip, Hüsrev’in nesli de, mülkü de kalmadı

    28- Allahü teâlâ, Habibini belalardan korurdu Ebu Cehil, Resulullahın en büyük düşmanı idi Kâbe-i muazzama yanında namaz kılarken, alçak Ebu Cehil, tam zamanıdır diyerek, bıçakla üzerine yürümek isterken, hemen geri dönüp kaçtı Arkadaşları, niçin korktun dediklerinde, Muhammed ile aramızda ateş dolu bir hendek gördüm Birçok kimse beni bekliyorlardı Bir adım atsaydım, yakalayıp ateşe atacaklardı Bunu müslümanlar işitip, Resulullah efendimize sorduklarında, (Allahü teâlânın melekleri, onu yakalayıp parçalayacaklardı) buyurdu

    29- Resulullah efendimiz bir gün abdest alıp, mestlerinden birini giyip, ikincisine mübarek elini uzatırken, bir kuş geldi Bu mesti kapıp havada silkti İçinden bir yılan düştü Sonra kuş mesti yere bıraktı Bugünden sonra, ayakkabı giyerken, önce silkelemek sünnet oldu

    30- Selman-ı Farisi, hak din aramak için, İran’dan çıkıp çeşitli memleketleri dolaşmaya başladı Beni Kelb kabilesinden bir kervan ile Arabistan’a gelirken Vadi’-ul kura denilen mevkide hainlik edip bir yahudiye köle diye sattılar Bu da, akrabası, Medineli bir yahudiye köle olarak sattı Hicrette Resulullahın Medine’ye teşriflerini işitince, çok sevindi Çünkü, kendisi nasrani âlimi idi En son rehberi büyük bir âlimin tavsiyesi ile, ahir zaman Peygamberine iman etmek için Arabistan’a gelmişti O âlim, Resulullahın vasıflarını öğretmiş, Onun hediye kabul edip, sadaka kabul etmediğini, iki omuzu arasında mühr-ü nübüvvet olduğunu ve pek çok mucizeleri olduğunu Selman’a bildirmişti Selman-ı Farisi, Resulullaha sadakadır diyerek hurma getirdi Resulullah onlardan hiç yemedi Hediyedir diye bir tabakta yirmibeş kadar hurma getirdi Resulullah efendimiz ondan yedi Bütün Eshab-ı kiram da yediler Yenilen hurma çekirdekleri bin kadardı Resulullahın bu mucizesini de gördü Ertesi gün bir cenaze defninde mühr-ü nübüvveti görmek arzu etti Resulullah, bunu anlayıp mübarek gömleğini sıyırarak mühr-ü nübüvveti gösterdi Selman hemen imana geldi Birkaç sene sonra 300 hurma ağacı ile binaltıyüz dirhem altın ödemek şartı ile azat edilmesine söz kesildi Resulullah bunu işitti Mübarek elleri ile ikiyüzdoksandokuz hurma ağacı dikti Ağaçlar o sene meyve vermeye başladı Birini Ömer “radıyallahü teâlâ anh” dikmişti Bu ağaç meyve vermedi Resulullah efendimiz, bunu çıkarıp mübarek elleri ile tekrar dikti Bu da hemen meyve verdi Bir gazada, ganimet alınan, yumurta kadar altını Selman’a “radıyallahü teâlâ anh” verdiler Resulullaha gelip, bu gayet azdır Binaltıyüz gram çekmez dedi Mübarek ellerine alıp tekrar Selman’a verdi (Bunu sahibine götür) buyurdu Yarısı ile efendisine olan borcunu ödedi Yarısı da, Hz Selman’a kaldı

    31- Kureyş kâfirlerinden Velid bin Mugire, As bin Vail, Haris bin Kays, Esved bin Yagus ve Esved bin Muttalib, Resulullaha cefa ve eziyet etmekte başkalarından aşırı gidiyorlardı Cebrail aleyhisselam gelip, (Seninle alay edenlere cezalarını veririz) mealindeki Hicr suresinin 95 âyetini getirip, Velidin ayağına, ikincisinin ökçesine, üçüncüsünün burnuna, dördüncüsünün başına, beşincisinin gözlerine işaret etti Velid’in ayağına bir ok battı Çok kibirli olduğundan, eğilerek oku çıkarıp atmak, kendine ağır geldi Demiri topuk damarına batıp, siyatik hastalığına yakalandı As’ın ökçesine diken battı Tulum gibi şişti Harisin burnundan devamlı kan geldi Esved bir ağaç altında neşeli otururken, kafasını ağaca vurup, diğer Esved de, a’ma olup, hepsi helak oldular

    32- Devs kabilesinin reisi Tufeyl, hicretten önce, Mekke’de imana gelmişti Kavmini imana davet için Resulullahtan bir alamet istedi (Ya Rabbi! Buna bir âyet (delil) ihsan eyle) buyurdu Tufeyl, kabilesine gidince, iki kaşı arasında bir nur parladı Tufeyl, ya Rabbi! Bu alameti yüzümden giderip başka yerime koy Bunu yüzümde görenlerden bazısı, kendi dinlerinden çıktığım için cezalandırıldığımı zannederler dedi Duası kabul olup, nur yüzünden gitti Elindeki kamçının ucunda kandil gibi parladı Kabilesindekiler zamanla imana geldiler

    33- Hicretin yedinci senesinde Resulullah efendimiz, Habeş padişahı Necaşi’ye ve Rum imparatoru Herakliyus’a ve Acem padişahı Husrev’e ve Bizansın Mısır’daki valisi Mukavkas’e ve Şam’daki valisi Haris’e ve Umman Sultanı Semame’ye mektuplar göndererek, hepsini imana davet etti Mektupları götüren elçiler, gittikleri yerin dillerini bilmiyorlardı Ertesi sabah, o dilleri söylemeye başladılar
     


    Yazan: şazenuş
Yüklüyor...
25/09/2018 - 07:50