Hayatınızdan geçen ve sizi üzen anlar

Sponsorlu Bağlantılar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Treable

Treable

Üye
    Konu Sahibi
Hayatınızdan geçen ve sizi üzen anlar
Arkadaşlar esasen daha önce (ki birini ben yazmıştım.) başınızdan geçen ve sizi çok üzen olayları bu konu başlığı altına yazarsanız iyi olur.

ayrıca ana konu başlıkları altında "anılar" diye bir başlık göremiyorum. eklenirse sevinirim.
 


ua_yako

ua_yako

Üye
baska bi forumdaki arkadasimin basindan geçmis gerçek ßir oLay !
Bu Kadar Sevebilirmisiniz ?...


biraz uzun gibi ama kesinlikle okurken farkına varmadan bitirmiş olacaksınız....

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep...

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı.
Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...."

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla.
Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...." "Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...

İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına
kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.
Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin kalması için dua ediyordu.


Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:

"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...."
 
Treable

Treable

Üye
    Konu Sahibi
buna duygulanmayacak bir insan tanımıyorum.
emeğine sağlık tşkler.
 
ua_yako

ua_yako

Üye
oneMLi deiL ßeniM ßasiMdan geçen ßir oLay var ßu yasima ragmen ama onu su an yazamiorum aKsama gonderirim siteYe:ah:
 
Treable

Treable

Üye
    Konu Sahibi
sabırsızlıkla bekliyoruz.
 
ua_yako

ua_yako

Üye
:ah: :ehe: :good: umariM dalga aMaçLi soLmediN
 
Treable

Treable

Üye
    Konu Sahibi
ua_yako' Alıntı:
:ah: :ehe: :good: umariM dalga aMaçLi soLmediN

elbetteki hayır. bu forum ciddi bir forumdur. aslında salaklık bende o kadar kelime varken yanlış anlaşılmaya müsait bir cümle yazdım. tüm kalbimle özür diliyorum.
 
paradoks

paradoks

Üye
Abi gözlerim doldu y@ws cok kotu oldum y@@....bboyle seyler yazmayın yaws..Veee paradoks hüzünlenir

He bu arada paylaşım için saol
 
ua_yako

ua_yako

Üye
Treable' Alıntı:
elbetteki hayır. bu forum ciddi bir forumdur. aslında salaklık bende o kadar kelime varken yanlış anlaşılmaya müsait bir cümle yazdım. tüm kalbimle özür diliyorum.
ozrun kabul edildi :ah:yha ole seyler yapma ben sadece sordum ßu ßi salaklik filan deil !
 
ua_yako

ua_yako

Üye
Güzin Abla'ya gelen bir mektup..


-
Cinsellik ve evlilik ilişkileri konusunda aldığı mektupları köşesinde yayınlayan ve bunlara çözüm üreten Güzin Abla'ya son gelen mektup insanın tüylerini ürpertecek cinsten...
-
Güzin Abla
Hani insanın şaşkınlıktan ne yapacağını bilemediği, çaresiz kaldığı anlar vardır ya... İşte bu durumdayım şu anda. Aslında bu hafta başka bir yazı hazırlamıştım sizler için. Ama bir de ne göreyim. Bu mektup belki de onlarca kez gelmiş mail adresime.

Zaman zaman intihar etmekten söz eden mektuplar alıyorum. Biliyorum, aslında bu değil amaçları. Biraz teselliye ihtiyaçları var, biraz sevgiye ya da gönüllerinin okşanmasına. Yoksa kolay mı, insanın kendine kıyması? Kolay mı gencecik yaşta kendi eliyle bu dünyadan ayrılmak?

Ama bu defa hayır! Gerçekten telaşlandım, gazetemi aradım, polise mi bildirsek dedim. Ama sadece bir elektronik posta adresi var elimde. O da alelacele oluşturulmuş belki de. Polis bunlarla ilgilenmez dediler.

Kızcağızın öyküsü gerçekten inanılmaz! Artık insana bu kadarı da fazla dedirtecek cinsten. Yarabbi, ne insanlar var? Nasıl insan bunlar? Nerede yaşıyor bunlar? Hayal ürünü desem değil, çünkü satırlarındaki o umutsuzluk, o her şeyden vazgeçmişlik ve tükenmişlik insana elinde olmadan "Ya doğruysa" dedirtecek cinsten. Bu kadar yalan söylenebilir mi bir çırpıda? Bu mektubun sahibi gencecik kızın öyküsü karşısında donup kaldım. Ne yapacağımı gerçekten bilemiyorum.

O zaman, bir an önce yayınlarım, dedim. Belki sizler bir şeyler düşünürsünüz. Belki bir kadın kuruluşu, belki bir kadın sığınma evi, belki bir yetkili, bu kızcağızın sesini duyar da koşar. Koşar da, onu bu uçurumdan çekip çıkarır. Çok geç olmadan koşarlar mı dersiniz? Sevgili Güzin Abla, bu mektubu bana yardım etmen için yazmıyorum diğerleri gibi. Bana kimse yardım edemez artık biliyorum. Ben 17 yaşında bir genç kızım. Her ne kadar kızlığım zorla alınmış olsa da, kadınım demeye dilim varmıyor. Bu mektubu sana yolladıktan sonra hayatımı sona erdireceğim. Biliyorum günah diyeceksin, ama artık dayanamıyorum. Senden tek isteğim bu mektubu yayınlaman. Biraz uzun olacak ama sana kendi hikayemi anlatmak istiyorum.

Benim kendi nüfus kağıdım hiç olmadığı için beni bebekken ölen ablamın nüfus kağıdıyla gömeceklerdir. En azından senin sayende ölmeden önce bir öykümün olmasını, ölümümün bir değeri olmasını istiyorum. Nüfusta gözükmesem bile senin köşen aracılığıyla okusunlar, "Bir yerlerde böyle bir kız ölmüş" desinler istiyorum. Ölümümden herkesin haberdar olmasını istiyorum.

İLK TECAVÜZ ABİMDEN

Ben 12 yaşındayken başladı her şey. Annem öldürüldü, zehirlediler onu. Amcam babama, anneme 13 sene önce bir gece evde yalnızken tecavüz ettiğini ve bu tecavüzün meyvesi olduğumu söylemiş. Babam ona inandı ama amcamı öldüremezdi. Amcam hem ondan 10 yaş büyük, hem de arkasında güçlü insanlar var. Bu yüzden annemi zehirledi ve onu başka bir kimlikle gömdüler.

Tabii bana da kötü davranmaya devam etti. Bir akşam ağabeyim odama geldi. "Madem sen benim kız kardeşim değilsin; o zaman sana istediğimi yapabilirim" dedi ve bana tecavüz etti. Daha sonra her gece gelmeye başladı. Yanında bıçak oluyordu; bağırırsam beni öldüreceğini söylüyordu. Bir akşam babam bizi o vaziyette yakaladı. Beni artık kimsenin almayacağını, kızlığımın bozulduğunu, artık beni evinde tutmasına gerek kalmadığını söyledi.

Beni evde tutmasının tek nedeni benimle evlenecek kişiden başlık parası almakmış. O geceden sonra kabus başladı. Bizim eve gelen babamın arkadaşları benim odamda birkaç saat geçirmeden gitmez oldular. Bütün bu olaylar sırasında üç kez hamile kaldım ve üç kere düşük yaptım. Evden kaçmaya cesaret edemiyordum; nasıl olsa beni bulup öldürürlerdi.

ŞİMDİ DE KUZENİM

Bir gece odamın kapısı yine açıldı babamın arkadaşlarından birini beklerken, kuzenimi gördüm kapıda. Yanıma geldi ve beni sevdiğini söyledi. Ona inanamadım; nasıl beni sevebilirdi. Ben artık kirlenmiştim. Sonuçta benim şu kısacık hayatımdaki en güzel andı. O kadar şefkatliydi ki. Herkesten öyle farklıydı ki. O da artık ara sıra odama geliyordu. Nasıl olurdu bu anlamıyordum. Babası da, ağabeyleri de, hepsi benimle birlikte olmuştu. Şimdi o nasıl benimle evlenmek isteyebilirdi. Şüphelendim ama sonra boş verdim. Bundan daha fazla ne olabilirdi ki.

"Kaçalım" dedi. Bir gece kendimden beklenmeyecek bir cesaretle kabul ettim. Beni ormandaki bir kulübeye ***ürdü ve oraya kilitledi. "Sen beni ne sanıyorsun" dedi, "Senin gibi bir ******yle evlenir miyim ben? Sana aşıktım ama sen bacaklarını ağabeyine açtın." Hayatımın en kötü anıydı. Sanırım ağabeyim benim ona geldiğimi söylemiş.

KARARLIYIM

O kulübede bana ne yapmayı düşündüklerini bilmiyorum. Ama ne yapıp edip kaçtım oradan. Buraya geldim ve sana bu mektubu yazıyorum. Cebimdeki birkaç kuruşu bu mektubu yazabilmek için harcıyorum.

Kararlıyım, kendimi öldüreceğim. Çünkü sonunda onlar nasıl olsa beni öldürecekler.

Senden son isteğim Güzin Abla, benim öldüğümü kimseler bilmeyecek, en azından okurların bilsin. O kulübeye geri döneceğim şimdi ve orada öldüreceğim kendimi. Belki de beni bulunca hemen oracığa gömecekler

_________________
 
Treable

Treable

Üye
    Konu Sahibi
emeklerin için teşekkürler
 
Lion Heart

Lion Heart

Üye
harbiden süpermiş. Gerçekten buna duygulanmayacak insan yok... :) (ilk hikaye için)
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...


Üst Alt