Ilık rüzgar, denizle birlikte mandalin ağaçlarının kokusunu getiriyor bahçede kurduğum kahvaltı sofrasına. Çam ağaçlarının kokusu karışıyor bu karışıma. Hafif bir başdönmesi başımda, kokudan mütevellit. Ayaklarım çıplak, parmak aralarımda çimlerin serinliği... Sofrada taze sıkılmış portakal suyu, ellerimle yaptığım sıcacık gözlemelere eşlik etmeyi bekliyor sabırsılıkla. Sesleniyorum eşime ve bahçede koşuşturan iki çift küçük ayağın sahibine; "çocuklaarr sofra hazır!"
Ilık rüzgar, dolanıyor saçlarımın arasında. Kahvaltı sesini duyan kedi ve köpeğimiz de hevesleniyor. Onları unutur muyum hiç; biz kocaman bir aileyiz!
Dalga seslerinin melodisine, çocuklarımın cıvıltısı karışıyor. Eşim, kahvaltısını bitireni gezmeye götüreceğim diyor. Sofrada bir tatlı heyecan ki sormayın gitsin.
Doluşuyoruz arabamıza, herkes almış mayosunu, kovasını küreğini, kolluklarını; tam tekmil hazırız yüzmeye ve eğlenmeye

Şarkılar söylüyoruz birlikte. O an, gözgöze geliyoruz eşimle. Birlikteliğimiz ve çocuklarımız için, aldığımız en doğru karar, yaptığımız en güzel şey diye düşünüyoruz aynı anda. Biliyoruz birbirimizin ne düşündüğünü, çünkü kelimelerin fazla geldiği, bakışlarla anlaştığımız altın çağlarımızı yaşıyoruz. İşte diyoruz, mutluluk bu.
İşte hayalimden küçük bir demet...
