Hatırlama ve Unutma - Psikoloji

  • 17 Nisan 2010
  • 2475 Okunma
  • 0 Cevap

Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.
  1. Hatırlama ve Unutma - Psikoloji
    Hatırlama ve Unutma - Psikoloji



    HATIRLAMA VE UNUTMA​

    HAFIZA

    Geçmi
    şimizi kaydedip daha sonra ona başvurduğumuz bu sebeple de şimdiki anımızı etkileyen sistem hafızadır. Hafıza kapasitesi olmaksızın bir insanı (veya öğrenebilen bir hayvanı) düşünebilmek zordur. Hafıza olmasaydı edindiğimiz tecrübelerden geriye hiçbir şey kalmazdı, aslında öğrenme denilen şey de gerçekleşmezdi çünkü kısa bir süre önce öğrendiğimizi, hafızaya dayanarak hatırlar ve uygulamaya koyarız. Bunun aksi bir durumda çok dar bir çerçeve olan “bu ânı” yaşamak zorunda kalırdık ve sonuçta da bu an, geçmişimizi hatırlayamadığımızdan, kendimiz ile ilgili bir an olarak bize bir mana ifade etmezdi. Her insan her sabah kalkar ve kim olduğunu ve ne olduğunu bilir. Bu süre giden şahsî kimlik hissi, bizim dünümüzü bugüne bağlayan hatıraların sürekliliği üzerine kuruludur.
    İnsan hafızasının analizinde, hafıza sisteminin yapısı ve bu yapıyı işleten süreçler birlikte ele alınmalıdır. Yapı, hafıza sisteminin düzenleme şeklidir; süreçler ise hafıza sistemi içersinde ortaya çıkan faaliyetlere dayanır. Hafıza sisteminin ele alınacağı bu bölümde yapı ve süreçler birlikte incelenecektir.
    Bu sistemde kodlama, depolama ve geri getirme arasında önemli farklar vardır. Kodlama; hatırlanacak olan malumatın takdimi esnasında ortaya çıkan olaylara dayanır. Biraz önce tanıştığınız bir kimsenin isminin yerini tutan bir fiziksel fenomenin, yani ses dalgasının, hafızanın kabul edeceği türden kodlara çevrilip, bu kodun hafızaya kayıt edilmesi olayıdır. Kodlama süreçleri, hafıza sistemine neyin depolanacağını tayin eder. Ayrıca zihinde tutma esnasında varolan şartlarla birlikte hangi malumatın sonuç olarak geri getirilebileceğini tayin eder. Hatırlanabildiler daha önce depolanmış olanlardır ve nasıl hatırlanabileceği onun nasıl depolandığına bağlıdır (Tulving ve Thomson, 1973).
    Çeşitli hafıza teorisyenleri (Atkinson ve Shriffrin, 1971), Waugh ve Norman, 1965) hafıza sistemimizin temel mimarisini depolara ayırarak tasvire çalınmışlardır. Çok depolu hafıza yaklaşımları adı altında toplayabileceğimiz bu teorilerin genel özellikleri ortaktır. Çok depolu hafıza teorisyenlerine göre 3 tip hafıza deposu vardır.
    1) Duyusal hafıza deposu, malumatın geliş yoluna (göz, kulak) has bir depodur ve malumatı çok kısa bir süre için tutar.
    2) Kısa süreli hafıza deposu, nispeten sınırlı kapasiteye sahiptir.
    3) Uzun süreli hafıza deposunun, temelde sınırsız bir kapasitesi vardır ve malumatı çok uzun zaman dilimleri içersinde tutar.
    Bu modele göre çevreden gelen malumat duyusal depolar tarafından alınır. Bu depolar, görme, işitme gibi kendine has ayrı depolardır, malumatı çok kısa süre için tutarlar. Bu depoya giren malumatın bir kısmına dikkat sarfedilir ve daha sonra kısa süreli hafıza deposu tarafından proseslenir. Kısa süreli hafızada proseslenmiş olan malumatın bir kısmı uzun süreli depoya aktarılır. Atkinson ve Shriffrin (1971)'e göre malumatın uzun süreli depolanışı, tekrar safhasına bağlıdır.
    Bu noktada, dikkat ve hafıza sahalarının kesiştiğini belirtmek yerinde olur. Mesela Broadbent'in dikkat modeli, hafızanın çok depolu modelinin esas habercisidir. Duyusal hafıza deposu ile Broadbent' in teorik dikkat modeli arasında kesin bir benzerlik vardır.
    Hafıza depolarının kendisi temel yapıyı şekillendirir, dikkat ve tekrar süreçleri ise hafıza depoları arasındaki malumat akışını kontrol eder. Bununla birlikte bu çok depolu hafıza modeli yapı içersinde işleyen süreçlerden ziyade yapının kendisi üzerinde yoğunlaşmıştır.



    HAFIZANIN Fİ
    ZYOLOJİK, BİYOKİMYASAL TEMELİ

    Ebbinghaus'un hafı
    zada modern deneysel araştırmaları başlatmasından bu yana araştırmacılar kaç çeşit hafıza olduğu sorusuna cevap aramakla meşguldürler. Bu farklı hafıza türlerinin birbirine benzediğini aşağıdaki 4 soruya verecekleri cevaplara göre tayin etmek belki de daha yerinde olacaktır. Sorulardan birincisi: beyinin kayıd ettiği malumat nedir? ve bu kaydın meydana gelmesi için gereken süreçler nelerdir? İkincisi: beyin, elde edilmiş olan bu malumatı nasıl depolamaktadır?. Üçüncüsü: beyinde meydana gelen ve unutmadan sorumlu değişiklikler nelerdir? Dördüncüsü: evvelce gizli kalmış olan malumat, geri getirilme sürecinde bu gizliliğini nasıl kaybetmektedir?
    Bu genel 4 soru, hafızanın, kayıt, depolama ve geri getirme safhaları halindeki bölümlerince temin edilen çerçevede gömülüdür. Hafızanın geleneksel safhalarını açıklamada kütüphane metaforu kullanılabilir. Hafızaya kaydedilenler bir kitabın muhtevasına, onun başlangıçta kütüphaneye girişine ve dizin tarzına benzer. Depolanma ve unutma, kitabın kütüphaneye girdikten sonra başına gelenlerdir. Kitap çalınmış veya paralanmış olabilir veya konulduğu yerde ulaşılamaz bir durumda ' kalmış olabilir. Okuyucu özel bir kitabı bulmak istediğinde gelişi güzel bir tarama ile muhtemelen bir kitaba ulaşamaz onun içinde dizin kullanır. Kullanılan bu metafor, unutmanın (başarısızlıkla sonuçlanan geri getirmenin) iki ana sebepten ortaya çıkabileceği noktasının hayatiyetini vurgulamaktadır. Aranılan kitap (veya bir hatıra) ya kütüphanenin deposunda olmakla beraber bulunamıyordur (ulaşılmaz fakat elde edilebilir) veya daha önce depoda bulunmakla birlikte artık orada yoktur (elde edilemez). Herkes bu birinci tür unutmayı yaşamıştır. Evvelce kaybolmuş olan bir hatıra aniden hatırlama verir. Birinci olarak klasik hatırlama modelleri kayıd etme, depolama ve geri getirme ve de unutma süreçlerinden yoksundurlar. İkincisi, bu modellerde beyinde neler olup bittiği ile ilgili kısımlar o devirdeki nörolojik bilgiler sebebiyle göz ardı edilmiştir. Nitekim bu gözardı ediliş; unutmanın, hatıranın depoda kaybolmasından mı yoksa depodan silinmesinden kaynaklandığına karar vermedeki güçlükle izah edilir. Bazı unutulmuş hatıralar kendiliğinden hatırlanabilirken, diğerlerinin bu şansı hiç bir zaman olmamaktadır. Dolayısıyla bunun nasıl olduğunu tayin edebilmek için; beyin organizasyonundaki değişikliklerin azaldığına veya değiştirildiğine yahut da değişmeden kaldığına dair bilgilere gerek yardır. Böyle bir fizyolojik bilgi olmaksızın, depolamanın etkisini, geri getirmenin etkisinden ve de kayıt etmenin etkisinden ayırdetmek zordur (Watkins 1978). Son zamanlarda hafızanın temelinde yatan beyin süreçleri artık açıklanabilmektedir.


    Öğ
    renilen materyal hafızadaki yerini ancak,eğer beyinde belli fizyolojik değişiklikler meydana gelirse almaktadır. Buna birleşme süreçleri adı verilir ve mikroskopik ve makroskopik olmak üzere iki seviyede ele alınır. Mikroskopik değişiklikler, nöronlar içersindeki, arasındaki ve muhtemelen sinaptik bağlantılardaki faaliyetleri kapsar. Birçok araştırmacı; öğrenmenin bir dizi süreci başlattığını Ve bu süreçlerin de, proteinlerin imal edilmesine ve uzun süreli yapısal ve işlevsel değişimleri üreten sinapslara aktarılmasına sebep olduğunu öne sürer. Bunun yanısıra, bu süreçlerin tamamlanması zaman alacağından hafızanın da, bu aradaki zaman zarfında öğrenmenin hemen başında hızla sahneye giren ayrı bir kısa süreli hafıza deposu vasıtasıyla ortaya çıkması gerektiğine inanmaktadırlar. İlkel invertebrate'lerde (deniz yılanı Aplysia gibi) alışkanlık olarak bilinen hafıza şeklinin temelini oluşturan nöronları ve nöronal değişiklikleri tespit etmek mümkün hale gelmektedir. Bu değişiklikler kesin bir şekilde ölçülebilir hale geldiğinde, unutma şekillerinin depodaki silinmeden mi? yoksa depo içersinde bir yerde kaybolmasından mı kaynaklandığına karar vermek mümkün olacaktır.
    Hafızanın temelinde yatan makrosopik beyin değişiklikleri tespit etmek çok daha zordur. Çünkü birincisi, beyinin hangi bölgesinin, sorgulanan hafıza türüyle ilişkili mikroskopik değişikliklere müsaade ettiğinin gösterilebilmesi gerekir. Meselâ lisan bilgisi ile ilgili hafızanın serebral kodeksteki değişiklikleri kapsayabileceği görülmektedir. Çok küçük bir beyin dokusu parçasının, hafıza deposunun çeşitli şekilleri için nasıl gerekli olabileceği konusu halen karışık bir mesele halinde durmaktadır. Depolamaya vasıta olan bu doku tespit edilebilse bile, daha zor bir ikinci konunun mutlaka anlaşılması gerekmektedir ki bu da beyindeki değişiklikler vasıtasıyla depolanmış olan malumatın nasıl temsil edildiği sorusudur. Hatıralar muhtemelen ilgili malumatın depolandığı bölgelerde depolanmaktadır dolayısıyla depolamada karmaşık malumatın nasıl temsil edildiğini anlamak için bu malumatın algı ve düşünme halinde beyin tarafından nasıl temsil edildiğim bilmeye ihtiyaç vardır.


    Geri getirme süreçleri malumatı
    n beyinde nasıl temsil edildiğine muhtemelen fazlasıyla bağlıdır. İnsanlarda karmaşık hatıraların geri getirilişinin çok yüksek seviyede düzenleniyor olması gerekir. Spesifik itemlerin devasa ebatlardaki bilgi depomuzdan süratli bir şekilde geri getirebilme kabiliyetimiz gerçekten dikkate değerdir.
    Beyin göreceli olarak birbirinden bağımsız işlevsel alt sistemleri ihtiva eder ve her biri belli türdeki malumatı kendi tarzında prosesler. Bu prosesleme işlemleri malumatın özel türlerinin kaydedilmesine benzemektedir. Dolayısıyla bir malumat muhtemelen onu proseslemeden sorumlu olan alt sistemlerde depolanmaktadır. Geri getirme ve unutma da muhtemelen özel bir alt sistemin işleyiş tarzını yansıtmaktadır. Eğer iki alt sistem benzer şekilde organize- olmuş beyin dokusundan oluşmuşsa, hizmet ettikleri hafıza sistemleri de muhtemelen benzer görünür. Eğer dokular farklı şekilde düzenlenmişse hizmet ettikleri hafıza sistemleri kayıt, depolama (mikro ve makro seviyede), geri getirme ve unutma kurallarının şartlarına göre radikal bir biçimde daha farklı olur. Meselâ lisân ve motor maharetlerle ilgili hafıza sistemlerimiz çok farklı olabilir, çünkü sözel davranış esas olarak yeni korteks tarafından kontrol edilmekte, motor maharetler ise büyük ölçüde serebellumdaki faaliyetlere bağlıdır. Ayrıca serebellum'la yeni kodeksin yapılan da farklı şekilde düzenlenmiştir. Bunun tersine görsel hayal ile kelimelere ait hafıza sistemleri ise muhtemelen çok daha benzerdir. Görsel hayatın esas olarak sağ yeni kodeksin arka bölgesince lisanın ise sol yeni korteks tarafından kontrol edilmesine karşın bu bölgelerin düzenlenişi birbirine çok benzemektedir. Bir sahneyi görsel hayalle veya kelimelerle hatırlıyor olsak bile depodaki karşılığı aynı itemdir. Sol yarımküre bu depolanmış item anlamlarını özel ifadelere çevirirken, sağ yarımküre görsel hayallere çevirmektedir (Anderson, 1985).
    Kayıt, depolama geri getirme ve unutma kurallarının açıklanışının beyin süreçleri ile ilgili bilgilerimize bağlı olduğu görülmektedir. Ayrıca hafızanın farklı şekillerini etkileyen faktörlerin kesin ve açık bir izahı da gerekmektedir. Bu, hafıza üzerinde çalışan psikologların ana konusu olmuştur.
    Çok yakın senelerde araştırmacılar hafızanın fizyolojisini deniz-yılanı üzerinde incelemeye başlamışlardır, çünkü bir cins vertebrate olan bu hayvanda hafızanın depolandığı bölge onun nöronal yapısında tespit edilebilmektedir. Fakat bu araştırmalarla karmaşık insan hafızasıyla arasında ilişki kurmada güçlük vardır. Özellikle nöronal düzenlemenin makroskopik seviyesinde durum böyledir. Şartlama öğrenmesiyle ilişkili olan nöronal yeniden düzenlenme bu gibi hatıraların nasıl yapılandığına işaret edebilir, ama karmaşık insan hafızası için söyleyeceği şey çok azdır. Diğer taraftan nöronlar arasında ve nöronlar içersinde meydana gelen mikroskopik değişiklikler bir çok canlı türleri arasında ve bir çok hafıza türünde benzer olabilir.


    Bir görü
    şe göre değişmeyen sabit hafızaya aracı olan nöronal değişiklikler öğrenme işlemi sırasında başlar ama bu değişikliklerin tamamlanması zaman alır. Bu öğrenme ile hafızaya depolanma işleminin sonuna kadar devam eden nöronal değişikliklerin birleştirilmesi süresince, nöronlar içersinde birbiri ile bağlantılı bir dizi biyokimyasal ve yapısal değişmeler meydana gelir. Eğer öğrenmeyi takip eden sınırlı bir sürede uygun biyokimyasal ve fizyolojik işlemler yapılırsa bu değişiklikler engellenebilir ve amnezi ortaya çıkartılabilir. Bu sınırlı sürede hafızanın bir veya daha fazla sayıda kısa süreli depoya bağlı olduğu öne sürülmektedir. Kısa süreli depolama belki aynı nöronal ve sinaptik bölgelerdedir ama hızlı başlayan ve oldukça çabuk azalan fizyolojik süreçleri kapsar. Bazı teorilerde kısa süreli depolama süreçleri de ileride meydana gelecek olan değişiklikleri başlatan birleştirme süreçleridir ve sonuçla nöronal yapılar uzun süreli depolamaya hizmet etmek üzere tâdil edilirler. Kandel ve Schwartz'ın (1982) deniz yılanı Aplysia'daki kısa ve uzun süreli duyarlaştırma tarifi, bu tarife çok iyi uymaktadır. Kısa süreli depolama değişiklikleri nöronal dengede bölgesel artışları arttırır ve bu iki değişiklik birlikte kısa süreli hafızaya aracı olur. Eğer değişiklikler büyük miktarlarda olmaya devam ederse sonuçta uzun süreli hafızaya hizmet götüren yapısal değişikliklere sebep olurlar.
    Bu birle
    ştirme, terkip hipotezini test etme teşebbüslerinin çoğu, öğrenmeden kısa bir süre sonra çeşitli bozucu işlemler yapılarak hafızayı bozmaya dayandırılmıştır (mesela bu testler geriye yönelik deneysel amneziyi kapsar). Şiddetli sadmelerin genellikle kazadan hemen âz önce ortaya çıkan olayların unutulmasına sebep olduğu çok iyi bilinir. Deneyciler benzer amnezileri hayvanlarda yaratmaya çalışmışlardır. Bu deneylerde, birleştirme seyrinin zamanını, onu kapsayan süreçleri ve şartlı öğrenmede kısa süreli depolama süreçlerinin olup olmadığını belirlemek üzere şartlı öğrenme düzeni kullanılmıştır. Civcivler ilk deneyde kininle tadlandırılmış yiyecek tabletlerinden kaçınmayı öğrenmişlerdir. Bu eğitimden sonra araştırmacılar civcivlere şu 3 tür ajandan birini vermişlerdir: 1) nöronal elektro fizyolojik faaliyeti bozan potasyum klorid 2) nöronların kimyasal milieusunu bozan ouabain gibi sodyum pompalayan engelleyiciler, 3) nöronların yapısında ve kimyasal süreçlerin korunmasında hayatî önemi olan proteinlerin yapılmasını engelleyen protein sentezi engelleyiciler. Potasyum klorid gibi ajanlar ancak eğitimin 5. dakikası içersinde verilmişse çok çabuk gelişen bir amneziye sebep olmuştur. Sodyum pompalayan engelleyicilerin verilmesi eğitimden 10 veya 15 dk'a sonra kesilirse amneziye sebep olmuş fakat bu amnezi yaklaşık 90 dk sonra bitmiştir. Son olarak protein sentezi engelleyicileri eğitimden 30 dk sonra kesildiğinde amneziye sebep olmuş ve bu amnezi bitinceye kadar belli bir zaman almıştır. Civcivlerin şartlanmaya ait uzun süreli hafızalarının bir dizi birleştirme süreçlerine bağlı olduğu ve eğitimden sonra yaklaşık 30 dk devam ettiği bu bulgular ışığında öne sürülebilir. Öğrenme vasıtasıyla başlatılan bu değişiklikler yüksek seviyede nöral faaliyete sebep olur bu da, etkilenen nöronların içindeki ve dışındaki şarj olmuş atomların dengesini değiştirir ve protein sentezine bağlı yapısal değişikliklerle sona erer. Bunların yanısıra hafızanın daha önceleri iki kısa süreli depo tarafından tutulduğu öne sürülmektedir. Bu depolardan biri çok kısa sürede biten bir depo olup potasyum klorid faaliyetiyle ilişkilidir diğer depo ise daha gecikmelidir ve daha uzun süre içersinde sona erer ve her nasılsa sodyum pompası faaliyetine bağlıdır (bu pompa nöronların içindedir ve dışındaki kimyasal dengeyi korur).


    Bu açı
    dan bakıldığında manzara maalesef son derece aldatıcı bir basitlik içersindedir. Memelilerde geriye dönük deneysel amnezi yaklaşımını kullanmış olan araştırmacılar bugün bu yaklaşımın uzatılmış birleştirme süreci fikrini ya desteklemediğine veya bu fikirle ilişkisi olmadığına inanmaktadırlar. Temelde bir çok problem vardır. Birincisi, birleştirmenin süresi ile ilgili tahminler, farklı deneysel görevler arasında ve hayvan türleri arasında çok büyük değişiklikler göstermekte ve bozucu ajan ile açıkça ilişkili olmamaktadır. Tahminler, saniyenin daha kısa anlarından günlere aylara hatta yıllara kadar değişmektedir, ikinci problem, bozulmadan sonra amnezi hemen anında başlayabildiği gibi haftalar sonrada başlayabilmektedir. Başlama anı değişmektedir. Üçüncüsü, hafıza kaybı hatırlatıcı işlemlerle sık sık tersine döndürülmedikçe hafıza geri gelmez. Hatırlatıcılar ancak hayvan ilgili görevi daha önce öğrenmiş ise çalışır. Bu hatırlatıcılar öğrenme situasyonundaki motivasyonel hâlin aynısının canlandırılması veya eğitim esnasında üretilmiş olan noradrenalin gibi hormonların verilmesi olabilir.
    Bu sonuçlar bir çok manaya gelebilir. Birincisi uygulanan işlemler birleştirici süreçleri belki sadece kısmen bozmaktadır. İkincisi; hatıraların öğrenmeyi takip eden sürede ortaya çıkan spesifik olmayan fizyolojik faaliyet tarafından uyarılmadıkça, ancak geçici olabileceği iddia edilmektedir. Bozucu süreçlerin, 'retiküler faaliyete geçirici sistemin artan faaliyetini vasopresin, adrenalin ve adreokortikotropik hormon gibi hormonları kapsayan spesifik olmayan süreçleri bozduğuna inanılmaktadır. Eğer bu spesifik olmayan süreçler sunî olarak öğrenmeden sonraki sürede meydana getirilmişse amnezik ajanları etkisi karşı hücuma geçilebilir hatta bu etki sıfırlanabilir. Üçüncüsü; amnezik ajanlar belli birleştirici süreçler değil de geri getirme süreçlerini engelliyordur, meselâ hatıralar şekillenebilecektir fakat geri getirilebilir olamayacaktır. Birleştirici süreçler görüşüne ters düşen sonuçlar bu ihtimali desteklemekte ve öğrenme sonrasındaki ilk süre içersinde hafızanın unik zedelenebilirliğinin bir illüzyon olabileceğini öne sürmektedirler. Eğer hayvan, bozucu işleme tabi tutulmadan hemen önce öğrenme situasyonuna (veya bir cephesine) tekrar sokulursa, istenilen hatıra birkaç günlük eskililikte de olsa, iyi birleştirilmiş olsa da amnezi ortaya çıkacaktır. Bu iddia eğer doğru ise, herhangi bir yeni getirilmiş hatıra fizyolojik bozucu ile zedelenebilir ve muhtemelen de sebebi bu hatıranın geri getirilebilidiğinin azalmasıdır. Tekrar canlandırılan hatıralar vasıtasıyla bu etkiler sadece hayvanlarda tespit edilmiştir.
    Hayvanlardaki geriye yönelik amnezi etkilerine dair açıklamalarda genel olarak bir anlaşma noktası yoktur. Basit hatıralar eğer birleştirilmek üzere mâkul bir süre alıyor ise de bu henüz ispat edilmemiştir. Bizim ilgili hafıza derişikliklerinin beynin neresinde ortaya çıktığı ve bunu kapsayan nöronlardaki yapısal tadilatların neler olduğuna dair bilgilere ihtiyacımız vardır. Bu bilgiler deniz yılanı Alpysia için bulunmuş olmakla birlikte vertebratelerin hepsine henüz genellenememektedir. Bununla birlikte heyecan verici gelişmelerde elde edilmektedir. Meselâ tavşanların serebellumlanndaki küçük hasarların, şartsız tepki üretimini etkilemeksizin; klasik olarak şartlandırılmış göz kırpma tepkisini öğrenmeyi ve bunun alıkoymasını engellediği bulunmuştur. Şartlanma sonrası bu serebral bölgenin incelenmesi; göreve ait depolama sistemini temsil eden sinapslardaki mikroskopik değişiklikleri daha iyi izah edebilir. Eğer böyle ise şartlanma sonrasındaki bu değişikliklerin seyir süresi planlanabilir.. Bu belgedeki basit aminoasit moleküllerinden olan GABA nörolaktarıcısınm faaliyetinin geçici olarak amneziye sebep olduğu halihazırda bilinmektedir


    Vertebratelerin beyninde, hatı
    raların nerede depolandığını tespit etmek çok zordur, ve bu bilgi olmaksızın da hafızaya aracı olan mikroskopik değişikliklerin yapısını ve seyir süresini tanımlayabilmek mümkün değildir. Fakat yine de öğrenmenin nöral faaliyeti (muhtemelen spesifik olmayan süreçleri de kapsar) başlattığı ve nöronlar arasındaki sinaptik bağlarda yapısal değişiklikler ile sona erdiği tartışılabilir. Bu sebeple, analizin bu seviyesinde bile farklı canlı türlerindeki, farklı hafıza türleri aynı yapısal değişikliklerle ilişkiye getirilebilir. Sinaptik değişikliklere ait ihtimaller çok büyük miktarda olmakla birlikte devâsâ miktardaki malumat deposunun temelini oluşturabilir. Meselâ çoğu kortikal nöronlar komşularıyla binlerce sinaps oluşturur ve bu sinapsların bir çoğu da tâdil edilebilir.
    Beyinin, depoladığı malumatı nasıl temsil ettiğini anlamak için önce bu malumatın nerede depolandığını bilmek gerekir. Yukarıda verilen cesaret verici örneklere rağmen bu konu halen belirsizlik içersindedir. Bu belirsizliğin bir kısmı Kari Lashley' in çalışmasından doğar.(Lloyd ve Maycs, 1990). Lashley, farelerin yeni kortekslerinin çeşitli kısımlarını, fareler karmaşık labirentleri çözmesini öğrendikten sonra veya önce harab etmiştir. Sonuçlarını iki kuralla özetler. Hareket hacmi kuralına göre hafıza kaybı ölçüsünü tayin eden, harab edilen bölge değil, çıkartılan kortikal doku miktarıdır. Aynı potansiyelli olma kuralına göre ise hafıza hususunda kortikal bölgeler karşılıklı değişebilir, çünkü muhtemelen bu bölgeler kendilerine has işlevlerinin yanısıra genel bir hesaplama görevini de yaparlar. Aynı potansiyelli olma kuralını destekleyen yeni araştırmalar vardır. Bunlara göre artkafa korteksinin mekân öğrenmesinde genel bir rolü olduğu kadar görmede de özel bir rolü vardır. Thompson'un lezyon çalışmaları Lashley'in düşüncelerini diğer yollardan tâdil edip genişletmesine yol açmıştır. (Lloyd ve Mayes, 1990). Thompson farklı türde şartlanma görevlerinin birbirinden ayrılabilir kortikal ve altkortikal bölgelerdeki lezyonlar vasıtasıyla bozulduğunu bulmuştur. Ama bunun yanında bütün bu spesifik hafıza sistemlerinin, talamusun, ortabeyinin ve pons'un bölümlerim kapsayan spesifik olmayan yapılarda genel bir lezyondan da etkilendikleri bulmuştur. Bu yapılar retiküler formasyonu kapsar ve muhtemelen hafıza birleşmesine (ve belki geri getirmeye) yardımcı olan spesifik olmayan süreçlere aracı olmaktadır. Eğer Thompson haklı ise farklı görevlerle ilgili hatıralar beynin farklı bölgelerinde Lashley'in inandığından çok daha belli bir yere has şekilde depolanmaktadır.


    Şartlı öğrenme görevlerine ait hatıraların organizasyonu ve yeri; öğrenme esnasında ve öğrenmeyi takiben beyinde cereyan eden elektriksel faaliyet kaydedilerek de keşfedilmiştir. Olds ve arkadaşlan tek bir sinir hücresinin faaliyetini kaydetmiş ve buradan hareketle öğ
    renmenin; impulsların tekrar aynı yolla gönderilmesine sebep olduğunu dolayısıyla klasik şartlamayı takip ederek şartlı uyaran takdiminin evvelce bundan etkilenmemiş olan bölgeler üzerinde etkili olması gerektiğini öne sürmüşlerdir. Nöronlar şartlanmanın hemen başında veya şartlı uyaranın başlangıcından hemen sonra faaliyet değişikliği gösterdiğinde Olds ve arkadaşları bu değişikliklerin hafızaya aracı oldukları sonucunu çıkarmışlardır. Bu gibi değişiklikleri, limbik sistemin, talamusun ortabeynin ve ponsun çeşitli altkortikal bölgelerinde kayıd etmişlerdir. Maalesef bu tür çalışmanın büyük ölçüde teknik ve izah problemleri vardır.
    Şartlanma ile ilgili malumatın ferdî nöronların spesifik davranışlarından ziyade yaygın bir şekilde dağılmış olan nöral şebekelerin ortalama davranışlar vasıtasıyla istatiksel bir biçimde temsil edildiği iddia edilmektedir. Ama malumatla ilgili hâtıra ister deteraninistik isterse istatistiksel şekilde temsil edilsin yeni hatıraların varlığı hâlâ sinapslardaki tek başına olan değişikliklere bağlıdır. Şartlı tepkinin geri getirilmesi esnasındaki beyin faaliyetlerini kayıd ederek yukarıdaki pozisyonu destekleyen bulgular elde edilmiştir. Başarılı geri getirmenin beyinin birçok farklı bölgelerindeki farklı nöral faaliyet kalıplan ile birleştirildiği görülmektedir. Bu kalıplar şartlı uyaranın fiziksel özelliklerinden ziyade neyin geri getirilmekte olduğuna bağlı olmuştur. Bu sonuçlar oldukça karmaşıktır meselâ, geri getirme kalıplanın gösteren beynin bütün bölgelerindeki lezyonların, kritik göreve ait hafıza problemlerine Sebep olup olmayacağı şüphelidir.
    Malumatın temsil edilişindeki deterministik ve istatistiksel görüşler arasındaki zıtlık belki bir hayvanın hangi hatırayı geri getirmekte olduğunu ideal bir gözlemcinin nasıl tayin edebileceği düşünülerek açıklığa kavuşturabilir. Deterministik görüşe göre gözlemci; hatırayı temsil eden faaliyeti, bir kerelik geri getirmeden sonra tek bir nöronda veya bir kaç nöronda emin bir şekilde tayin edebilecektir. İstatistiksel görüşe göre ise bu gözlemci ya birçok geri getirmeden sonra nöronun ortalama fâaliyetine bakmak zorunda olacak veya tek bir geri getirme esnasındaki binlerce nöronun faaliyet kalıplarına bakmak zorunda olacaktır. Bu görüşler birbirinden ayrıdır ama şimdiki teknoloji bunları ayırdetmeye pek muktedir değildir. Ayrıca deterministik yaklaşımla bir hafıza sisteminin inşâsını hayal etmek kolay olmakla birlikte istatistiksel bir sistemin nasıl çalışacağını görmek çok daha zordur. Doğal olarak bu beynin determinist olduğunu ispat etmez ama bu, hâlâ beynin,basit hatıraları bile nasıl temsil ettiğine dair açık bir kavramlaştırmaya sahip olmadığımıza işaret etmektedir. Öğrenme esnasında beyinde temsil edilişin nasıl kodlandığı ve sonra nasıl geri getirildiği hala büyük bir problem olarak karşımızdadır.


    DUYUSAL DEPOLAR

    Her an için duyuları
    mız, çoğuna dikkat bile etmediğimiz devâsâ miktarda malumat bombardımanına tutulmaktadır. Mesela bu sayfayı okurken eğer bir iskemlede oturuyor iseniz, vücudunuzun iskemleyle temas eden kısmından muhtemelen dokunsal malumat gelmektedir, ama okuduğumu metin ilgisini çeken bir konu ise şu ana kadar bu dokunsal malumattan haberiniz yoktu. Bu gibi malumatlar hemen mi kaybolur yoksa çok kısa bir zaman zarfı için prosesleme sisteminde kalır mı? Birazdan görüleceği üzere bu malumatın hepsi değilse de çoğu, uyarılmanın hemen sonrasını takip eden bir süre için duyusal alıcılarda kalır.
    Duyusal depolarla ilgili çalışmaların hemen hepsi görsel ve işitsel duyu depolan üzerinde yoğunlaşmıştır.
    George Sperling, yaptığı başarılı çalışmalarda görsel (ikonik) deponun bazı özellikleri ile uğraşmıştır (Glcitman, 1981). Sperling deneklerine aşağıda da görüldüğü üzere her birinde 3 harf olmak üzere 3 sıra halinde yerleştirilmiş 9 harfi, çok kısa bir süre (50 milisaniye) göstermiştir.
    Hemen ardından deneklerden harfleri hatırlamaları istenmiş, denekler yarısını hatırlayabilmiştir. Ama Sperling deneklerin söyleyebildiklerinden daha fazlasını hatırladıklarına inanmıştı. Ona göre, uyaranın görüntüden kaybolmasının hemen ardısıra denekler bu harflere dair zihinsel bir resme veya ikona sahip olmuşlardı. Ama bu ikon çok hızlı soluyordu. Bunun için denekler dizinin ancak yarısını söyleyebiliyorlardı. Hatırladıklarını söylemeye başladıklarında ikon hâlâ canlı bir halde idi, ama harfleri bir anda söyleyebilmek mümkün değildi. Denek sırasıyla harfleri söylerken, dördüncü harfe geldiğinde ikon'un geri kalanı tamamen solup kayboluyordu.
    Bunu ispat etmek için Sperling kısmî bir ifade işlemi tasarladı. Deneklerine ilk sıradaki harfleri hatırlamalarım söyledi. Söylenmesi gereken harflerin bölünmesi vasıtasıyla hatırl******rın ifade edilişi, ikon solmadan önce tamamlanabilirdi. Deneğin, görüntü anında uyaranın, yani hatırlayacağı dizinin, harflerine değilde hafızasına başvurmasını sağlamak için de ilgili harf dizisi, uyaran kaybolduktan sonra söylendi. Deneklere bazı sinyal tonlamalarının manaları anlatıldı.ilk dizi için yüksekten, ikincisi için orta, v.b.g. Elde edilen sonuçlara göre sinyal görsel uyaranın kaybolmasının hemen ardısıra verildiğinde hatırlama oranı yaklaşık %100 olmaktadır. Ama en küçük bir gecikme dahi hatırlamayı ciddi bir şekilde engellemiştir ve belli bir tonlama 300 milisaniye sonra verildiğinde de hatırlama oram %75 lere düşmüştür. Bir sn sonra ise her zamanki metodla elde edilen sonuçlardan farksız hale gelmiştir.


    Bu sonuçlar görsel bir duyusal kaydı
    n ancak saniyenin kesirleri dahilinde yüklü malumatlar taşıdığı fikrini desteklemektedir. Deneklerin yazılı bir sayfa gibi okuyabildikleri görsel bir imaj vardır ama bir saniye gibi kısa bir sürede bu sayfa kararıp kaybolmaktadır.
    İkonik depolama ne derece kullanışlıdır? Haber (1988) bu kullanışlılık fikrine karşı çıkar, kendisine göre ikonik deponun normal algı ile ilgisi yoktur, ancak şimşeklerin çaktığı bir fırtınada okumaya çalışılırsa muhtemelen bir faydası olabilir. Bu deponun laboratuar şartlarında bir değeri olabileceğini ve ortaya çıkabileceğini ama normal şartlarda meydana gelmeyeceğini savunur. Gerçek dünyada görsel bir sabitleşme tarafından hızla maskeleneceğini dolayısıyla algıya yardımı olamayacağını iddia eder.
    Haber, ikonun görsel bir uyarılmanın bitiminden yaratıldığını varsaymaktadır, halbuki görsel uyarılmanın başlangıcında yaratıldığına dikkat çeken bulgular vardır. Bu sebeple sürekli olarak değişen görsel bir dünya için bile ikonik malumatın kullanılması için bol fırsat vardır. Ikonik depo, bir laboratuar merakından çok görsel algının tamamlayıcı bir kısmıdır.
    Benzer teknikler, işitme için de duyusal bir kayıdın olduğunu göstermiştir. Kullanılan işlem Sperling'in modeli üzerine kurulmuş bir modeldir. Denekler farklı kulaklıklardan anında verilen harfleri dinlemişlerdir, her bir saniyelik harf takdiminde her bir kulağa üç tane olmak üzere toplam 6 harf söylenmiştir. Her takdimden sonra deneklerden işittikleri harfleri hatırlamaları istenmiştir. Diğer deney şaründa hatırlama işlemi kısmîdir, sadece tek bir kulaklığa gelen itemleri hatırlamak zorundadırlar. Sonuçlar Sperling' in sonuçları ile aynıdır. Kısmî ifade, bütünü ifadeden daha üstün gelmiştir. Dolayısıyla tıpkı ikon gibi zihnî bir eko vardır. Tıpkı ikonda olduğu gibi ekoda hızla kaybolmaktadır.
    İkon ve eko çok kısa süre içersinde kaybolmaktadır ama kaybolmadan önce neye benzemektedir? Bilim adamları bunun duyusal alıcıların temin ettiği kopyadan biraz daha ham, işlenmemiş bir duyusal malumatı temsil ettiği konusunda anlaşmaktadırlar. Bu, işlenmek üzere ilgili fabrikaya gelen ham maddenin geçireceği ilk işlem öncesinde gözden geçirilmesine benzer. Kapasitesinin çok az olmasına karşın, eko ve ikon'un depolama miktarı; üzerinde çeşitli işlemler yapacak olan kognilif sisteme izinverecek yeterliliktedir. Bu çeşitli işlemlerden biri, 'gelen duyusal malumatın özelliklerini çıkarıp modeller halinde bir araya getirmektir. Diğeri ise bu modelleri halihazırda hafızada depolanmış olanlarla mukayese etmektir. Bir ikon, "A" görsel kemini taşıyabilir ama bu iteni görsel kayıtta iken henüz bir harf olarak farkına varılamamıştır. Bu ve bundan sonraki işlemler gelen malumatın proseslenme tarzlarını oluşturur. Bu malumat proseslenişi; bizim bilgi dünyamızın sonuç olarak şekillendirdiği ham materyalleri takdim eden duyusal depoların muhtevaları ile başlar.



    KISA SÜRELİ
    BELLEK İLE UZUN SÜRELİ BELLEK ARASINDAKİİLİŞKİ

    İki tür bellek olduğuna dair bulgular:
    sa ve uzun süreli belleğin evrelerini ele alırken, bu iki tür bellek arasında pek çok fark bulunduğunu gördük, ilk olarak, kısa süreli bellekte kodlama evresinin işitsel kod kullandığını (en azından tekrar gerektiren durumlarda), ancak uzun süreli bellekte kodlamanın anlama dayandığını gördük. ikinci olarak, kısa süreli belleğin saklama kapasitesinin 7±2 kümeyle sinirli olduğunu, buna karşın uzun süreli bellek kapasitesinin pratik açılardan sınırsız olduğunu gördük. Ve üçüncü olarak, kısa süreli bellekten geri çağırmanın az çok hatasız gerçekleştiğinin düşünüldüğünü (bilgi kısa süreli bellekteyse bulabilirsiniz), buna karşın uzun süreli bellekten geri çağırmanın hata yapmaya yatkın olduğunu ve unutmanın başlıca nedenini oluşturduğunu öğrendik. Bu nedenle, bu iki bellek deposunun üç evrede de kodlama, saklama ve geri çağırma birbirinden farklılıklar gösterdiğine dair yeterince kanıt vardır.
    İki tür bellek olduğunu kanıtlayan ikinci kaynak, beyin hasarının etkileri üzerine yapılan klinik çalışmalardır. Beyin sarsıntısı ya da ciddi kafa travması geçiren kişiler, genellikle geriye etkili amnezibelirtileri gösterirler. Geriye etkili amnezi, kişinin önceki olayları hatırlamasına rağmen, hasarın hemen sonrasında olan olaylara dair belleğini yitirmesidir. Hasar, neden yakın bellek üzerinde bu derece tahribat yaratırken, önceki olaylara dair bellek üzerinde hiçbir etki yaratmamaktadır? Çünkü beyin hasan, uzun süreli belleği değil, yalnızca kısa süreli belleği etkilemektedir. Bu nedenle, geriye etkili amnezi hakkındaki klinik bulgular iki farklı bellek olduğu düşüncesini desteklemektedir.
    Geriye etkili amnezi hayvanlar da da incelenmiştir. Hayvan önce bir işi örneğin, labirentte sola dönmeyi öğrenir. Daha sonra elektrokonvülsif şok verilir; bu da, beyin sarsıntısında olduğu gibi geçici bir bilinç kaybına neden olur. Daha sonra asıl öğrenmiş olduğu davranımı koruyup korumadığını görmek için labirentte test edilir. Başlangıçtaki öğrenme ile şok arasındaki süre kısaysa, öğrenilmiş davranım hâlâ kısa süreli bellekte olmalıdır. Şokun belleği silmiş olması ve hayvanın son testte az şey hatırlaması gerekir. Ancak, öğrenme ile şok arasındaki süre nispeten uzunsa, öğrenilmiş davranımın uzun süreli bellekte olması gerekir. Şok bu davranımı etkilememiş olmalıdır ve hayvanın son testte de pek çok şey hatırlaması gerekir. Çeşitli deneylerde bu sonuç örüntüsü bulunmuştur.

     


    Yazan: kum kзđiśi
Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.
Yüklüyor...
19/11/2018 - 12:31