Hasan Basri Hz'leri ve bir mecusinin müslüman oluşu ibretlik

Sponsorlu Bağlantılar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
kraldost

kraldost

Üye
    Konu Sahibi
Hasan Basri Hz'leri ve bir mecusinin müslüman oluşu ibretlik
Basra’lı Şem’ûn kendi halinde bir mecusidir. Müslümanlarla içli dışlıdır ve bir sürü güzel haslet edinir. Kimseyle uğraşmaz, yalan söylemez, sözünde durur ve cömerttir. Sonra o gülyüzlü komşusunu (Hasan-ı Basri Hazretlerini) çok beğenir, uzaktan bile görse ayağa kalkar, hürmetle yol verir. Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri, Şem’ûn’un Müslüman olmasını çok ister. Hatta bazı geceler sabahlara kadar yalvarır onun ve onun gibiler için hidayet diler. Rahman ve Rahim olan Rabbimiz (CC) Hz.leri bu duaları kâbul eder ve mübareğin tebliğ için beklediği fırsatı önüne çıkarır. Nasıl mı? Anlatalım.
Şem’ûn amansız bir hastalığa yakalanır. Birkaç gün içinde mum gibi erir ki artık öleceğinin farkındadır. Hasan-ı Basri (RA) Hz.leribiraz süt, biraz hurma alır, komşusunun kapısını tıklatır. Şem’ûn onu görünce çok duygulanır. Ağlamakla gülmek arasında gidip gelen bir sesle “Ey asil komşum!” der, “Niye zahmet ettin ki?”. Hazret: “Ne zahmeti, vazifemiz değil mi?” buyurur. Şem’un: “Biliyor musun ben gidiciyim.” der. Hazret yanıt verir: “Hepimiz gidiciyiz.” Şem’un:
-“Korkarım ahirette de görüşemeyeceğiz. Zira inandıklarım doğruysa aynı yerde olmayacağız.”
Mübarek acı acı gülümser. “Peki” der, “ya benim inandıklarım doğruysa?” Sonra aralarında şu konuşma geçer:
-“Yine aynı yerde olmayacağız, zira beni taptığımla yakacaklar.”
-“Bak Şem’ûn ateş yaratıcı değil mahlûktur. Alemlerin Rabbi (CC) dilemezse kimseye bir şey yapamaz.
-“Müslümanlar buna benzer şeyleri çok söylerler ama ateşin yakmadığı nerede görülmüş?”
-“Ateşin yakmadığını görsen bana inanır mısın?”
-“İnanırım.”
Biliyor musunuz veliler hallerini bir sır gibi saklar, tanınmaktan, bilinmekten sıkılırlar. Ancak böylesi hayati kavşaklarda keramet göstermek zorunda kalırlar. Nitekim Hasan-ı Basri (RA) Hazretleri de mangaldaki ateşi avuçlar, kızgın korla kollarını sıvazlar. Şem’ûn hayretler içindedir. Büyük veli, bunlar sıradan şeylermiş gibi gülümser, “İstersen yanan fırına girelim” der, “var mısın?”
-“Yoo, hayır. Bu kadarı yeter.”
-“Görüyorsun işte. Senin, benim, dağların, göklerin, denizlerin yaratıcısı onu zararsız kıldı.”
-“Sanırım, Allah’ın (CC) büyüklüğünü kabullenmek zorundayım.”
-“Al, istersen dokunabilirsin. Eğer ateş bir şeye kaadirse yaksın da görelim.”
-“Diyecek bir şey bulamıyorum.
-“Ama benim diyecek çok şeyim var. Yapma Şem’ûn, kendine kıyma. Gel iman et ve kurtul. Altından nehirler akan köşkler, nefis şerbetler, bahçeler, huriler seni bekliyor. Bir kere kelimeyi şahadet söyle, ebedi saadete kavuş.”
-“Bu kadar kolay mı yani?”
-“Evet bu kadar kolay.”
-“Ama benim ömrüm günah içinde geçti.”
-“Benim ki de öyle ama Allah-ü teâlâ affedicidir.”
-“Ne desem bilmem ki, bunca yıldır mecusi olarak yaşadıktan sonra...”
-“Sakın “millet ne der?” diye düşünme, sadece kalbinin sesini dinle.”
-“Kalbim seninle beraber, yalnız endişelerim var.”
-“Nasıl yani?”
-“Sahi, Rabbim beni kâbul eder mi?”
-“Eder.”
-“Bana kulum der mi?”
-“Der.”
-“Emin misin?”
-“Adım gibi.”
-“Peki kefil olur musun?”
-“Olurum.”
-“Ahitname de yazar mısın?”
-“Yazarım.”
-“Mührünü de basar mısın?”
-“Basarım.”
-“İyi öyleyse, sen şimdi bana yapmam gerekenleri söyle.”
Şem’ûn oğullarını, yakınlarını çağırır. Kalabalığın huzurunda iman eder. Olacak bu ya hemen o gün ecel şerbetini içer. Onu söz konusu kâğıtla birlikte toprağa verirler.
Hasan-ı Basri (RA) Hazretleri hem şaşkın, hem sevinçlidir. Omuzlarından irice bir yük gitmiştir. Definden sonra evine gelir. Bir başına kalınca hadisenin muhasebesini yapar ve birden dehşete düşer. Büyük bir pişmanlıkla “Yaptığını beğendin mi” der, “Sen kim oluyorsun da ahidname veriyorsun? Kendini kurtaracağın şüpheli, kalkıp başkalarına kefil oluyorsun. Eyvah ki ne eyvah! Aman Allah’ım (CC)! Ben ne yaptım!”
O gece binlerce, onbinlerce kez tövbe eder, “Ya Rabbi (CC)! Ben acizin, zavallının biriyim” der, “n’olur bu cüretimi affeyle!” Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri o kadar ağlar ve o kadar yalvarır ki bitap düşer. Birara içi geçer, rüyasında Şem’ûn belirir, çok neşelidir. Öylesine nurludur ki dolunayı imrendirir. Başında cennet cevahirleriyle süslenmiş bir taç vardır. Hasan-ı Basri (RA) Hazretlerine döner “Meğer Allah-ü Teâlâ (CC) ne büyükmüş” der, “merhametinin zerresi benim gibi nice asiye yetti.”
-“Peki ya ahitname?”
-“Ona bakmadı bile, istersen geri verebilirim.”
-“Yalvarırım ver, n’olur ver.”
-“Al!”
Hasan-ı Basri (RA) Hazretleri heyecanla uyanır. Ne görse beğenirsiniz. Kâğıt elindedir.
 
  • Beğen
Tepkiler: kol@j


kol@j

kol@j

Üye
ALLAH hayrını daim etsin

bir mecusi vakası da benden olsun bereketine

ramazan ayında bir mecusinin çocuğu oruçluların önünde ekmek yerken
babası gelip oğlunu uyramış ve oruç tutan müslümanların önünde yememesi gerektiğini söyleyip evine göndermiş.
islamın şartlarından birine duyulan saygının yüzü suyu hürmetine imanlı gitmiş amma öldükten sonra evliyalar rüyalarında görerek durumu öğrenmişler.

gösterdiği o hürmetten uzun bir zaman sonra ölüm anında evliyalardan biri yanına gelmiş ve kelime-i şahadeti okutmuş...
ve böylelikle müslüman olarak gitmek nasip olmuş

ibadete hürmet etmek bu kadar kıymetliyse ibadeti yapmak kim bilir ne kadar kıymetlidir?

hayırlı maxicepler...
 
TheCower

TheCower

Üye
Allah bizi sevdiği kullarından olmayı nasip eylesin. Amin.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

Benzer Konular

Marco Laren
Cevap
0
Görüntüleme
437
Marco Laren
Kurtuluş40
Cevap
0
Görüntüleme
529
Kurtuluş40
GhostRiderX
Cevap
0
Görüntüleme
686
GhostRiderX


Üst Alt