KARAGÜMRÜKLÜ BİLET ATMAZ!
Bundan yaklaşık onbeş yirmi yıl önce, iett otobüslerinde akbilin olmadığı yıllarda belediye otobüslerinde yolculuk yapmak için, otobüsün önünde bulunan cam kutuya bilet atmanız gerekirdi..
Şoförlük yapmak için iett de işe başlayan Hasan'ı Karagümrük hattına verirler. ilk gün vira bismillah deyip kontağı çevirir bizim Hasan ve sabahın alaca karanlığında girer Karagümrüğe ve işine, okuluna gitmek için duraklara akın eden yolcuları toplamaya başlar..
Daha ilk durakta iri yarı, güçlü kuvvetli pala bıyıklı bir herif biner ve bizim Hasan'a sert bir bakış fırlatıp "Karagümrüklü bilet atmaz!" der ve geçip arka koltuklardan birine oturur.
Bizim Hasan La havle çeker, zaten la havle çekmekten başkada yapabileceği birşey yoktur. Çünkü bizim Hasan zayıf çelimsiz bir adamdır ve Karagümrüklüyle başa çıkacak cesareti de yoktur.
Bir gün, iki gün bu olay aynen tekrar eder, bizim karagümrüklü her sabah aynı duraktan biner ve aynı sözleri söyleyerek geçer oturur otobüsün içine..
Hasan artık illallah der ve iett müdürlüğüne dilekçe yazarak hattının değiştirilmesini ister, fakat dilekçeye cevap olumsuzdur...
Artık Hasan için tek çare kalmıştır, mahalesindeki dövüş kursuna yazılır, sabahtan akşama kadar direksiyon sallayan Hasan, akşamları da dövüş kursuna gidip Judo, Karate ve Taekvando kursları almaya başlamıştır artık..
Bu çok yorucu bir süreçtir ama Karagümrüklü ile başa çıkmak için katlanılır doğrusu 
Beş altı aylık yorucu bir kurs sürecini tamamlamıştır bizim Hasan ve bu geçen zaman zarfında Karagümrüklü ile arasındaki diyalog hiç değişmemiştir...
Bizim Hasan ertesi sabah daha bir başka geçmiştir direksiyonun başına, kendine güveni tamdır ve Karagümrüklüden hesap sorma vakti gelmiştir..
Her zamanki gibi bismillah deyip çalıştırır otobüsü ve düşer yola, ilk durağı iple çekmektedir. Uzaktan durak görünür ve Karagümrüklü de her zaman ki gibi beklemektedir durakta...
Otobüs durağın önüne yavaştan yaklaşır ve kapı açılır, Karagümrüklü her zamanki çeviklikle atlar otobüse, yine aynı sert bakışları fırlatır bizim Hasan'a ve;
-Karagümrüklü bilet atmaz. der
Tabi bizim Hasan aynı Hasan değildir artık. Bir hamlede yakalar Karagümrüklünün kolundan ve sorar;
-Karagümrüklü neden bilet atmazmış?
-Eee çünkü Karagümrüklünün pasosu var.

Eşekli Kütüphaneci
Yıl 1943.
Genç Mustafa'nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi'ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok.
Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok.
Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır:
"Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun."
Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.
- Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu ?
- Alıyorum.
- Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten.
23 yaşındaki genç memur "Ne yapayım, ne yapayım?" diye düşünür durur.
Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler.
Eşi önce "Deli misin bey?"der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir.
O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, bin bir güçlükle üstesinden gelir. Çünkü o zaman da şimdiki gibi, "Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da" zihniyeti var.
O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, ülkesine gram faydası olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır.
İki tane de sandık yaptırır.
İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne "Kitap İdare Sandığı" yazar.
Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar. Kütüphaneye de bir yazı asar:
"Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz."
Köydeki çocuklar şaşırır.
Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir.
Düşünün, Noel Baba gibi.
Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var. Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da.
"Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak" der.
Mustafa artık Ürgüp'teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel'le köy köy gezmektedir.
Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar.
Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler.
Mustafa Amca'nın ünü etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup
iş yapmazken, Mustafa'nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.
Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar. Mustafa bakar ki kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor. Zenith ve Singer'e mektup yazar:
"Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım" der.
Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar (ilk sponsorluk faaliyeti).
Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur. Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye.
Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halk evlerine okuma yazma kursları vermeye gider. Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır. Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar,
"Kendi görev tanımı dışında davranıyor" diye. 50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.
Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir.
2005 yılında Mustafa Amca vefat eder.
Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp'e "Eşekli Kütüphaneci" Mustafa GÜZELGÖZ ve eşeğinin heykelini dikerler.
Girişimcilik ne biliyor musun?
Bulunduğun yere yenilik katmalısın.
Mutlaka adım atmalısın.
Yaptığın iş olduğu yerde durup duruyorsa, sende bir uyuzluk vardır arkadaş.
İnsan var, dokunduğu yere değer katar; insan var, dokunduğu yere değer
kaybettirir.
Bakın Nevşehir'den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat,milletvekili, politikacı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa GÜZELGÖZ ve eşeğinin heykeli var.
Alıntıdır..