ilim başka, irfan başkadır
1. dünya savaşı ve Milli Mücadele'den bu yana doğmuş, büyümüş
yaşamış, az çok tahsil görmüş olup da Milli Edebiyat akımının öncüsü,
Türk hikâyeciliğinin piri Ömer Seyfettin'in bir kitabını, hiç değilse bir iki
hikâyesini okumayan Türk insanı yok denecek kadar azdır.
Ömer Seyfettin başarılı hikâyeciliğinin yanısıra bazı konularda kuvvetli
gözlemleri olan bir Türk aydınıydı. Onun bu gözlemlerinden biri de
Türk halkının okumamış bile olsa, irfan sahibi olduğu, sağduyusuyla
okumuşların bile kavrayamadığı bazı gerçekleri kavradığı yolundaydı.
Bunu anlatmak için "Aziz Türk halkı âlim değildir ama ariftir" sözünü
sık sık tekrarlardı.
Ülkede çok zorunlu ihtiyaç maddesinin temininde sıkıntı çekildiği,
bazılarının karneye bağlandığı, bazılarının temelli yok olduğu
I. Dünya Savaşı yıllarında Ömer Seyfettin Batı Anadolu vilayetlerinden birinde lisede öğretmendi. Birgün öğretmenler odasına müjdeli bir haberle girdi: "Arkadaşlar,
gözünüz aydın, Avusturya Türkiye'ye vagonlar dolusu şeker
gönderiyormuş.!" Bunun üzerine bütün öğretmenler "Yaşasın, bundan sonra çayımızı, kahvemizi adam gibi içebileceğiz!" diye sevinç çığlıkları attı. Ömer Seyfettin bu sahnenin hemen arkasından okulun başhademesini öğretmenler odasına çağırdı ve herkesin huzurunda ona "Hasan efendi, haberin var mı, Avusturya bize vagonlar dolusu şeker gönderiyormuş!" dedi.
Hasan Efendi kendini toparlayıp terbiyeli bir eda ile cevap verdi:
"İnanmayın beyim, yem borusudur bunlar, bu kıtlıkta Avusturya
şeker bulsa kendi yer"
Çığlık sırası Ömer Seyfettindeydi. Ellerini çırparak şöyle dedi: "Gördünüz mü arkadaşlar? Ben boşuna demiyorum.
'Türk halkı âlim değil, ama âriftir!' diye."