Gezi notları -2----İclal Aydın

Sponsorlu Bağlantılar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
arslansem

arslansem

Üye
    Konu Sahibi
Gezi notları -2----İclal Aydın
Gezi notları -2-

Salı günkü notlarımı etrafındaki çemberi nasıl sarsakça yarmayı başarıp eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher’a çarpmak üzereyken fren yaptığımı anlatarak bitirmiştim. Burun buruna geldiğim, son derece şık ama hasta kadıncağızın burnunun ucuna bile tebessüm ederek yürüdüğünü ve bu haliyle bile müthiş bir iktidar azameti taşıdığını belirtmeyi bu yazıya bıraktım.

Böyle bir tuhaf sincap şansı vardır bende. Dünyanın her yerinde gider, bir aksilikler bulutu yaratır, döker saçar ama sonunda kendime böyle tatlı tatlı anlatacak bir hikâye mutlaka çıkarırım...

Korumaların ve etrafındakilerin nefretine hiç aldırmadan peşinden kapıya koşup Maggie’nin arabaya bindirilişini History Channel’ı seyreder gibi seyrettim.

***

Benim çocukluğum Demir Lady Margaret Thatcher’ın kızıl saçlı kükremesiyle geçmişti. Falkland Adaları niyeyse Büyükada’dan daha tanıdıktı benim için!! (Gordon Brown’ı ne kadar tanıyorsunuz? Bugünlerde kabinesindeki yolsuzluk haberleri nedeniyle adını daha sık duysak da kimin umurunda İngiltere Başbakanı Brown?)

Ne iş değil mi? Sıra şimdi Obama’nın İslam dünyasıyla barışma çabasına geldi... Artık ABD’nin zenci bir başkanı var ve tek tek eller sıkarak, Kur’an’dan alıntılar yaparak dünyaya kalıcı barış isteğini anlatmaya çalışıyor. Kendisine Orta Doğu ziyaretinde eşlik eden Hillary Clinton’ı görünce Balçiçek Pamir’e İran gezisi sırasında başını örttüğü için eziyet eden arkadaşlar geliyor aklıma. “Hiç etik değil Hillary bu yaptığın, ne o öyle kafanı örtmüşsün ama” yazarlar mı acaba?

Oysa Kraliçe II. Elizabeth ülkemizi geçen yıl ziyaret ettiğinde, camide şapkasını çıkarmış ve başını örtmüştü anımsarsanız. Aman da sağlı sollu övgüye tutulmuştu. Bizim devlet büyüklerinin bir kısımı “kraliçe gelse tanımam” diyerek onların protokolüne uyup frak giymedilerse de olaysız atlatmıştık... İngiliz basınında “Türkiye fazla şımartıldı” gibi birkaç yorum da çıkmıştı bunun üzerine...


***

BBC sürekli alt yazı veriyor: Obama’nın konuşması 20 dk. sonra canlı yayında, Obama’nın konuşması on dk. sonra canlı yayında diye... Ama aslında İkinci Dünya Savaşı üzerine bir belgesel yayınlanıyor. Müthiş bir çalışma. Siyah-beyaz eski filmlerin içine bugünün renkli görüntüleri montajlanmış. Yani savaş sırasında yıkılmış bir cadde düşünün. Askeri cipin içinden çekilmiş bir fotoğraf. Neredeyse aynı cip, aynı açıdan caddenin bugünkü halini çekmiş. Canlandırma sürekli bu tür detaylardan başlayarak devam ediyor. O sırada Obama konuşmaya başlıyor...

Kendimi hiç bu kadar Orta Doğulu hissetmemiştim...


***

İkinci Dünya Savaşı belgeseli ve Obama’nın etkileyici konuşmasının ardından aynı akşam New London Theatre’da Michael Morpurgo’nun romanından sahneye Nick Stafford tarafından uyarlanmış olan The War Horse (Savaş Atları) oyununu izliyorum. Marianne Elliott and Tom Morris tarafından öyle bir konmuş ki sahneye o oyuncular o atlara öyle bir can vermiş ki... Atların gözünden Birinci Dünya Savaşı’nı yaşamak çok etkiliyor beni. Yapımı National Theatre ve National Angels’a ait oyunu izlerken bir buçuk saat süren birinci perde boyunca kıpırdayamıyorum yerimden.

İkinci perdenin sonunda birlikte izlediklerimle oyun üzerinde konuşurken “şahane bir prodüksiyon, mükemmel bir koreografi ve enfes bir rejiye rağmen ikinci perdenin gereksiz uzun olduğunu ve savaş karşıtı söylemlerinin seyircinin gözüne sokulmasının pek anlamlı olmadığını” söylüyorum...

Obama bile artık daha yaratıcı dediğimde sanki “şimdi size bir sırrımı açıklıyorum, ben aslında sarmısakla çalışan bir otomobil icat ettim, patenti de çantamda, ister misiniz” diye sormuşum gibi bakıyorlar bana...

Hayır n’oldu anlamadım ki şimdi?

Meğer...

(Hay Allah yine bize ayrılan sürenin sonuna geldik. Oysa bu notları burada bugün bitireyim diyordum. Neyse pazara artık...)
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

Benzer Konular



Üst Alt