Fâtih misal bir nesil

Sponsorlu Bağlantılar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

makmüh

Üye
    Konu Sahibi
Fâtih misal bir nesil
Bir anne düşünün ki, evladına hamile kaldığı günden itibaren yere hiç abdestsiz basmıyor. Ve hiç abdestsiz ve besmelesiz emzirmiyor bebeğini. Sünnet-i Seniyye’ye ittiba ederek haramlardan azami derecede sakınarak büyütüyor evladını. Kulağına tatlı tatlı ninniler söylüyor. Ama söylediği bu ninniler birer tılsım gibi bebeğinin bilinçaltına yerleşip adeta geleceğini şekillendiriyor: “Sen şanlı bir komutansın, İstanbul’u sen fethedeceksin..”

Bir baba düşünün ki, evladının eğitimi için zamanın en büyük âlimlerini seferber ediyor. Hem ilmen, hem ahlâken en güzel bir şekilde donatmak istiyor evladını. Bundan dolayıdır ki, oğlu da küçük yaşlarında yedi dil öğreniyor. Ayrıca tefsir, hadis, kelam gibi dini ilimlerde ve matematik, biyoloji, fizik gibi fen ilimlerinde ihtisas sahibi oluyor. Bir seferinde ise bir hocası oğlundan şikâyet ediyor. Fakat bu hikmet sahibi baba hocasının eline bir kızılcık sopası verip oğlunun üzerindeki tembellik tozlarını bununla temizleyebileceğini söylüyor. Sınırsız baba şefkatinin sınırlarını ustalıkla çiziyor. Ayrıca kendisinin devamlı olarak gittiği ilim meclislerine oğlunu da götürüyor. Efendimiz (asm)’ın tabiriyle cennet kokuları alsın, feyizlensin ve kalbinin hakiki gıdasını alsın diye.

Bir ev düşünün ki, içindeki âile fertlerinden hiç birisi bir kez olsun sabah namazını kazaya bırakmamış. Bir ev düşünün ki, kubbeleri daima Kur’an terennümleriyle, naatlarla ve ilahilerle dolup taşıyor. Boşa harcanan tek bir saniye bile geçmiyor. Ziyaretlerine gelen âlimlerle ve onların sohbetleriyle daha da bir nurlanıyor bu mütevazı ev. Hep hayır ve hayrat konuşuluyor. Zaten bu evdeki herkesin tek düşüncesi Rızâ-yı İlâhî’yi kazanmak ve o yüzdende daha bir itina ve şuurla atılıyor adımlar.
İşte bu nurlu ev Fâtih Sultan Mehmet Han’ın evi. Osmanlı’nın, şanlı padişahı Fâtih Sultan Mehmet. O Fâtih ki, defalarca kuşatılmasına rağmen alınamayan İstanbul’u 21 yaşında fethedip, Peygamber müjdesine nail olan kutlu kumandan. “Ya biz İstanbul’u alırız ya da İstanbul bizi!” cümleleriyle kendini adadığı davasını gerçekleştirip, tüm dünya ülkelerinin kaderini değiştiren bir sultan.

Şimdi bir soru geliyor akla: acaba İstanbul’un Fâtihi yalnız Sultan Mehmet Han’mıdır? Sadece kendi gayretleriyle mi alınmıştır İstanbul? Elbette ki küçük yaşında o fetih aşkını kalbine koyan annesinin ve onu bir Fâtih’e yakışacak şekilde yetiştiren babasının ve kalbine iman ve tevekkülü yerleştiren hocalarının büyük bir payı yok mudur sizce? Hüma Hatunsuz, Murat Hansız, Molla Güranisiz ve Akşemseddinsiz düşünülemez Fâtih Sultan Mehmet ve feth-i İstanbul. Çünkü onlar da İstanbul’un manevi Fâtihleridir.

Evet, Fâtih örneğinde de açıkça gördüğümüz bir hakikat var ki, oda âilenin ve çevrenin çocuklar üzerindeki güçlü etkisi. Belki de her bebek bir Fâtih olarak dünyaya geliyor. Fakat anne babası ya onu bu kabiliyetleri doğrultusunda yetiştirip bir Fâtih yapıyor veyahut o cevheri yok ediyor. Konfüçyüs de “Başağın iyi yetişmesine engel zararlı otlar değil, çiftçinin ihmalidir” diyor. İşte bu yüzden anne babaların belki farkına bile varmadıkları, önemsemeyip
ihmal ettikleri şeyler gün geliyor evlatlarının o taze dimağlarında, ruhlarında tedavisi mümkün olmayan yaralar açıyor.

Sığınılacak bir limandır âile. Hele ki bu fırtınalar asrında! Ve eğitimin en sağlam ve en birincil olarak verildiği merkezdir. Hususen ahir zamanın bu yıkıcı atmosferinde anne babanın vazifesi son derece mühimdir ve bu vazife başkalarına havale edilemeyecek kadar da önemlidir. Bundan dolayıdır ki, Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “Evleriniz birer Medrese-i Nûriye, birer mekteb-i İrfan olsun!” diyor. Dışarıdan devamlı olarak gelen tahribatlar ve devamlı çocukların şahit oldukları olumsuz hadiseler düşünülse iman ve ahlâk eğitiminin gerekliliği anlaşılabilir. Fetih Bin Musuli Hazretlerinin şu sözü de son derece düşündürücüdür: “Üç gün yemek ve içmekten alıkonan bir hasta nasıl ölürse, üç gün üst üste ilim ve hikmetten alı konan bir kalp de öylece ölür.” Bunun için âile içinde sıcak sohbet ortamları oluşturup bildiğimiz güzel hakikatleri çocuklarımızla paylaşıp onların bu günah ve isyan karanlıkların da yitip gitmemelerini sağlamak oldukça ehemmiyetlidir.

Hatta insan yemek yaparken de, birileri ile konuşurken de, anne ile baba birbiriyle sohbet ederken de çocuk yetiştirebilir. Kendilerini duyduğunu bilerek konuşmalarının aralarında uygun mesajlar yerleştirerek ve elbette halleriyle örnek olarak çocuk güzel bir şekilde eğitilebilir.

Çevrenin etkisinden bahsettik. Şimdilerde ise çevrenin bu olumsuz etkisi daha bir kendisini gösteriyor. Bilinen bir hakikattir; bir binayı yirmi kişi yirmi günde zor yapar. Ama bir kişi o binayı bir dinamitle bir saniyede yok eder. İşte bu kural gereği anne babaların evlerinde verdiği eğitimin yanı sıra çocuğunun yaptığı diğer faaliyetlerle de yakinen alakadar olmaları gerekiyor. Yoksa verilen eğitim, kat edilen yol bir anda başa dönebilir, belki de daha yıkıcı sonuçlar ortaya çıkabilir. Özellikle televizyon programları, internet ve arkadaş çevresi bu yıkımlarda baş rol oynuyor. Çocuklara ahlâksızlığı, saygısızlığı, iffetsizliği öğreten adeta süsleyip püsleyip önlerine koyan tv programlarına ve çocukları sersemleştiren, pasifleştiren, internet oyunlarına karşı çok dikkatli olmalı bilinçli anne babalar. Fakat televizyonu yasaklamak ya da kaldırmakta tam çözüm değildir. Bunun yerine seçici ve irdeleyici olma bilincini vermek ve âile içi farklı etkinlikler yaparak tv izlemeden de hayatın keyifli olabilirliğini göstermemiz daha etkili bir çözüm yolu olacaktır. Bunun yanında arkadaş ortamları çocukların eğitiminde büyük rol oynuyor.

Efendimiz (asm) yüksek ferasetiyle bu noktaya şöyle işaret ediyor: “İyi arkadaş güzel koku satan kimse gibidir. Sana koku sürmese de yanında bulunduğun müddetçe güzel kokusundan faydalanırsın.” İşte arkadaşların olumlu ya da olumsuz etkileri anne babalarca tespit edilmeli ve ona göre bazı yollar düşünülmeli. Mesela, ahlâkını ve kişiliğini çok beğendiğimiz bazı çocuklarla çocuğumuzu tanıştırabilir ve aralarında güzel bir dostluk kurulmasını sağlayabiliriz. Çünkü arkadaş bir çocuğun yönlendirilmesinde, gücünü belli etmese de, sessiz ve son derece etkileyici bir vasıtadır. Velhâsıl, çocuğunun sarsılmaz bir imana, bozulmaz bir ahlâka ve kendisini adayacağı ulvi bir davaya sahip olmasını isteyen anne babaların çareleri tükenmez, çözüm yolları bitmez,dualarını nihayeti gelmez.

İşte Fâtihlere hasret şu çorak âlem-i İslâm topraklarında hasretleri dindirecek susamış gönüllere su götürecek, âhirette de şefaatimiz için koşacak Fâtihleri yetiştirebilmek en büyük şeref olsa gerek. Var mısınız Hüma Hatunlardan bir anne, Murat Hanlardan bir baba olmaya.. Çünkü biz bir evlat yetiştiririz, Âlem-i İslâmın manen ve maddeten terakkisine sebep oluruz. Ve yine evlat yetiştiririz, Âlem-i İslâmın sıkıntısına belki de yıkılmasına sebep oluruz. İşte bu sorumluluk isteyen fakat bir o kadar da ulvi olan bu görevimizde yardımcımız Cenâb-ı Hak, rehberimiz Resulü Ekrem (asm) olsun. Hayırlı nesillerin yetişmesinde emeğimiz bol olsun.. Amîn
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Takipçi Satın Al


Üst Alt