lovestar
Üye
Efsane valinin bilinmeyen öyküsü
Efsane valinin bilinmeyen öyküsü
Recep Yazıcıoğlu, aramızdan ayrılalı 5 yıl oldu. Ve Yazıcoğlu ailesi, sessizliğini ilk kez Aksiyon’a bozdu. Eşi Meryem Hanım ve kızı Rüveyda, suikast ihtimalinin hâlâ kafalarını karıştırdığını söylüyor. İşte sıra dışı valinin bilinmeyen portresi.
Süper vali… Efsane vali… Zıpkın vali… Aykırı vali… Sıra dışı vali... Türkiye’de vali dendiğinde akla ilk gelen isimdi Recep Yazıcıoğlu. Türkiye onu, sisteme, bürokrasiye, klasik devlet anlayışına karşı sert çıkışlar yapan, sözünü esirgemeyen biri olarak tanıdı. O ilk önce şen kahkahalarıyla dikkat çekti. Çünkü vali gülmez, fazla konuşmaz, bir imza atar, yazar geçerdi. Onun ise hiç eksik etmediği kahkahaları vardı. Aslında dünyaya karşı çıkışı bu kahkahalarının ardında gizliydi. Çoğu kişi yaşadığı şehrin valisinin ismini bilmezken, onu tanımayan yoktu neredeyse. Çünkü o hep halkın içinde, halkla birlikteydi. Kâh dağ başında, kâh valilik makamında, kâh azgın Fırat sularında. Takım elbiseyle gezdiği pek görülmezdi. Bir tişört ve şorttu en sevdiği kıyafeti. Aykırılığı kadar, ‘olmaz’ denilen projelere imza atmasıydı onu bilinir kılan. Ancak Türkiye’nin en genç valisi, genç yaşında ayrıldı aramızdan.
Beş yıl önce geçirdiği trafik kazasıyla hayatını kaybeden Vali Yazıcıoğlu, Köprü dizisiyle ekranlarda hayat buluyordu. Ayşe Kulin’in valinin bizzat kendisinden dinleyerek kaleme aldığı romanı, Yazıcıoğlu’nun en önemli projelerinden Köprü’yü konu ediniyordu. Peki, valinin hayatını ekran başından izleyen ailesi neler hissediyordu? O günleri nasıl anıyordu? Bu ve benzeri soruların cevabı için onların kapısını çaldık. Karşımıza acılı; ama Yazıcıoğlu soyadını gururla taşıyan bir aile çıktı. Ölümünün üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen Meryem Hanım ve kızı, Recep Yazıcıoğlu’nun ölümüyle ilgili suikast ihtimalinin hâlâ akıllarında olduğunu söylüyor. Ziyaretimizde merak ettiklerimizin yanı sıra, Yazıcıoğlu’nun hayatının bilinmeyen yönlerini de öğrendik ailesinden. Eşinin ve kızının ağzından ilk kez dinledik onun hikâyesini.
DOĞUMLA KESİŞEN İLGİNÇ KADER
Sene 1948. Trabzon Sürmene’de bir recep ayı… Sürmene ilçesi Yılmazlar köyü Köprübaşı’nda İbişoğulları’ndan müftü Mustafa ve Fatma Yazıcıoğlu çiftinin ilk çocukları dünyaya gelir. İçinde bulundukları mübarek aydan ötürü baba, ‘Recep olsun’ der oğlunun adına. Evleri, ormanın arasında, patika yolun en ücra köşesindedir.
Sene yine 1948. Sürmene ilçesi Köprübaşı. Aylardan yine recep. Köyün diğer ucundaki yayla evi. Hasan ve Hatice Güneş’in bir kızı dünyaya gelir. Hasan Bey, köyün en zengin ağasıdır. Her şeyi vardır; ama bir oğlan çocuğudur gönlünden geçen. Pek belli etmez kimselere; velâkin “Karadeniz’de oğlan olmazsa bacalar tütmezmiş” sözü kulağındadır her daim. O gün atıyla yayla evine çıkarken önünü keserler ağanın: “Senin hanım yine kız doğurmuş.” “Hanım iyi mi?” diye sorar ağa. Önemli olan hanımıdır onun için. İyi olduğunu duyduğunda ferahlar içi. Yolunu kesenlere ise cevabı hazırdır: “Benim bir kızım bir de oğlum oldu. Oğlumun adı Recep. Kız kardeşim doğum yaptı. Kızımı kız kardeşime veririm. Böylece o da benim oğlum olur.”
Hasan Ağa, o gün yayla evine gittiğinde aynı şeyi söyler hanımına da. Recep onun da oğludur artık; hep ‘oğlum’ diye sever onu. Böylece Recep ve Meryem’in hayat arkadaşlığı doğar doğmaz başlar bir nevi.
RECEP, MERYEM VE ADNAN KAHVECİ
Recep ve Meryem, dayı-hala çocuklarıdır. İlkokulu beraber okurlar Köprübaşı’nda. Babası, Meryem’i Recep’e emanet eder. Recep de kendi gözünden bile sakınır onu. Yakın bir de arkadaşları vardır; Adnan. Gün gelecek Recep ile Adnan’ın kaderleri de birbirine benzeyecektir. Trabzon’dan çıkan iki önemli isim olacaklardır. Biri Maliye Bakanı Adnan Kahveci, diğeri Vali Recep Yazıcıoğlu. Recep, Adnan ve Meryem ilkokul üçüncü sınıfa kadar beraber okur. Recep onlardan daha çalışkan olduğu için sınıf atlar. Artık ayrı sınıftadır üç arkadaş. Meryem’in peşini bırakmaz Recep. Nereye gitse yanındadır. Onu kaybetmekten öylesine korkar ki birgün sırtına vurup kaçar Meryem’in. O yumruğun sevgiden olduğunu anlamaz Meryem. Kızar, küser, ağlar, isyan eder Recep’e…
Kısa süre sonra Recep’in babası müftü olduğu için tayini Muğla Milas’a çıkar. Baba Yazıcıoğlu; Recep, Mustafa Sait, Leyla ve Selma’yı annelerine emanet edip gider Milas’a. Evin en büyük oğlu Recep için hayat başlamıştır artık. Odun kesip eve getirir, çayırları tırpanla keser, 10 kilometre uzaktaki değirmende mısır öğütür. Bir müddet sonra baba, onları da aldırır Milas’a. Meryem ve Recep’in ilk ayrılığı olur bu. Eşi Meryem Yazıcıoğlu çocukluk günlerini şöyle anlatıyor: “Bizim birbirimizi alacağımızı akrabalar söylerdi. Ben çok nazlanırdım onun karşısında. Beğenmez, havalara girerdim. Başka biriyle evleneceğimi söyleyip kızdırırdım onu. Onların tayini çıkınca uzun süre göremedim.”
Recep, Meryem’in sevgisini kalbine gömüp gider Milas’a. Onu en yakın arkadaşı Adnan’a emanet eder. Karadeniz’in uçsuz bucaksız serin yaylalarından, Ege’nin bu çok sıcak ilçesine gelir aile. Recep, ne zaman Meryem’i düşünse, içine bir sıkıntı düşse ve ne zaman çok sevinse atar kendini suya. Belki de “Beni bir tek ya dağlar ya da sular anlar” demesi bu yüzdendir.
BİR MÜHENDİS ÂŞIK OLDU KIZA, KAÇIRACAKLAR
Liseye gidinceye kadar göremez Meryem’i. Bir gün babasıyla çıkar gelir memlekete. İlk işi Meryem’i görmektir. Meryem’in babası ‘Oğlum geldi’ diyerek karşılar Recep’i. Meryem ise yüz vermez: “İçimde küçüklükten kalan bir korku var. O gün annem çağırdı, Recep geldi diye, ben de ‘Bana ne’ dedim. Sonra gittim ‘Hoş geldin’ deyip çıktım dışarı. Yanıma geldi, ‘Hoş geldin deyip gittin’ dedi. ‘Bu kadar yeter’ dedim. ‘İyi o zaman ben gidiyorum’ dedi. ‘Güle güle’ dedim…” Çocuklukta vurduğu yumruğun öcünü alır o gün Meryem. Ama Recep, ‘Beni bekle’ sözünü alamaz Meryem’den, döner Milas’a.
Ankara Hukuk Fakültesi’ni kazanır. Memlekete gelemese de mektuplarını yollar Meryem’e. Lamı cimi yoktur, alacaktır Meryem’i. En sonunda ikna eder, son mektubunda ‘tamam’ der Meryem. Üniversite imtihanlarından gelemez Recep köye. Kardeşinin eline bir yüzük, bir de inci kolye tutuşturur. O Ankara’da, Meryem Trabzon’da ayrı ayrı nişanlanırlar. Dört sene birbirlerini göremezler. Recep son sınıftayken bir mektup alır baba dediği dayısından: “Bir mühendis âşık oldu kıza. Peşini bırakmıyor. Camiye bile gidemiyorum, kızı kaçıracaklar diye. Gel al kızı.” Hemen atlar otobüse, köye gelir Recep. Bir nikâh kıyılır, apar topar getirir Meryem’i ailesinin yanına.
Gelinliği sevmediği için giydirmez Meryem’e. O da heves etmez zaten. Okulda çıkan boykotlar en çok onun işine yarar. Recep, Meryem’i görmek için yollarda geçirir bir seneyi.
Recep Yazıcıoğlu, aramızdan ayrılalı 5 yıl oldu. Ve Yazıcoğlu ailesi, sessizliğini ilk kez Aksiyon’a bozdu. Eşi Meryem Hanım ve kızı Rüveyda, suikast ihtimalinin hâlâ kafalarını karıştırdığını söylüyor. İşte sıra dışı valinin bilinmeyen portresi.
Süper vali… Efsane vali… Zıpkın vali… Aykırı vali… Sıra dışı vali... Türkiye’de vali dendiğinde akla ilk gelen isimdi Recep Yazıcıoğlu. Türkiye onu, sisteme, bürokrasiye, klasik devlet anlayışına karşı sert çıkışlar yapan, sözünü esirgemeyen biri olarak tanıdı. O ilk önce şen kahkahalarıyla dikkat çekti. Çünkü vali gülmez, fazla konuşmaz, bir imza atar, yazar geçerdi. Onun ise hiç eksik etmediği kahkahaları vardı. Aslında dünyaya karşı çıkışı bu kahkahalarının ardında gizliydi. Çoğu kişi yaşadığı şehrin valisinin ismini bilmezken, onu tanımayan yoktu neredeyse. Çünkü o hep halkın içinde, halkla birlikteydi. Kâh dağ başında, kâh valilik makamında, kâh azgın Fırat sularında. Takım elbiseyle gezdiği pek görülmezdi. Bir tişört ve şorttu en sevdiği kıyafeti. Aykırılığı kadar, ‘olmaz’ denilen projelere imza atmasıydı onu bilinir kılan. Ancak Türkiye’nin en genç valisi, genç yaşında ayrıldı aramızdan.
Beş yıl önce geçirdiği trafik kazasıyla hayatını kaybeden Vali Yazıcıoğlu, Köprü dizisiyle ekranlarda hayat buluyordu. Ayşe Kulin’in valinin bizzat kendisinden dinleyerek kaleme aldığı romanı, Yazıcıoğlu’nun en önemli projelerinden Köprü’yü konu ediniyordu. Peki, valinin hayatını ekran başından izleyen ailesi neler hissediyordu? O günleri nasıl anıyordu? Bu ve benzeri soruların cevabı için onların kapısını çaldık. Karşımıza acılı; ama Yazıcıoğlu soyadını gururla taşıyan bir aile çıktı. Ölümünün üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen Meryem Hanım ve kızı, Recep Yazıcıoğlu’nun ölümüyle ilgili suikast ihtimalinin hâlâ akıllarında olduğunu söylüyor. Ziyaretimizde merak ettiklerimizin yanı sıra, Yazıcıoğlu’nun hayatının bilinmeyen yönlerini de öğrendik ailesinden. Eşinin ve kızının ağzından ilk kez dinledik onun hikâyesini.
DOĞUMLA KESİŞEN İLGİNÇ KADER
Sene 1948. Trabzon Sürmene’de bir recep ayı… Sürmene ilçesi Yılmazlar köyü Köprübaşı’nda İbişoğulları’ndan müftü Mustafa ve Fatma Yazıcıoğlu çiftinin ilk çocukları dünyaya gelir. İçinde bulundukları mübarek aydan ötürü baba, ‘Recep olsun’ der oğlunun adına. Evleri, ormanın arasında, patika yolun en ücra köşesindedir.
Sene yine 1948. Sürmene ilçesi Köprübaşı. Aylardan yine recep. Köyün diğer ucundaki yayla evi. Hasan ve Hatice Güneş’in bir kızı dünyaya gelir. Hasan Bey, köyün en zengin ağasıdır. Her şeyi vardır; ama bir oğlan çocuğudur gönlünden geçen. Pek belli etmez kimselere; velâkin “Karadeniz’de oğlan olmazsa bacalar tütmezmiş” sözü kulağındadır her daim. O gün atıyla yayla evine çıkarken önünü keserler ağanın: “Senin hanım yine kız doğurmuş.” “Hanım iyi mi?” diye sorar ağa. Önemli olan hanımıdır onun için. İyi olduğunu duyduğunda ferahlar içi. Yolunu kesenlere ise cevabı hazırdır: “Benim bir kızım bir de oğlum oldu. Oğlumun adı Recep. Kız kardeşim doğum yaptı. Kızımı kız kardeşime veririm. Böylece o da benim oğlum olur.”
Hasan Ağa, o gün yayla evine gittiğinde aynı şeyi söyler hanımına da. Recep onun da oğludur artık; hep ‘oğlum’ diye sever onu. Böylece Recep ve Meryem’in hayat arkadaşlığı doğar doğmaz başlar bir nevi.
RECEP, MERYEM VE ADNAN KAHVECİ
Recep ve Meryem, dayı-hala çocuklarıdır. İlkokulu beraber okurlar Köprübaşı’nda. Babası, Meryem’i Recep’e emanet eder. Recep de kendi gözünden bile sakınır onu. Yakın bir de arkadaşları vardır; Adnan. Gün gelecek Recep ile Adnan’ın kaderleri de birbirine benzeyecektir. Trabzon’dan çıkan iki önemli isim olacaklardır. Biri Maliye Bakanı Adnan Kahveci, diğeri Vali Recep Yazıcıoğlu. Recep, Adnan ve Meryem ilkokul üçüncü sınıfa kadar beraber okur. Recep onlardan daha çalışkan olduğu için sınıf atlar. Artık ayrı sınıftadır üç arkadaş. Meryem’in peşini bırakmaz Recep. Nereye gitse yanındadır. Onu kaybetmekten öylesine korkar ki birgün sırtına vurup kaçar Meryem’in. O yumruğun sevgiden olduğunu anlamaz Meryem. Kızar, küser, ağlar, isyan eder Recep’e…
Kısa süre sonra Recep’in babası müftü olduğu için tayini Muğla Milas’a çıkar. Baba Yazıcıoğlu; Recep, Mustafa Sait, Leyla ve Selma’yı annelerine emanet edip gider Milas’a. Evin en büyük oğlu Recep için hayat başlamıştır artık. Odun kesip eve getirir, çayırları tırpanla keser, 10 kilometre uzaktaki değirmende mısır öğütür. Bir müddet sonra baba, onları da aldırır Milas’a. Meryem ve Recep’in ilk ayrılığı olur bu. Eşi Meryem Yazıcıoğlu çocukluk günlerini şöyle anlatıyor: “Bizim birbirimizi alacağımızı akrabalar söylerdi. Ben çok nazlanırdım onun karşısında. Beğenmez, havalara girerdim. Başka biriyle evleneceğimi söyleyip kızdırırdım onu. Onların tayini çıkınca uzun süre göremedim.”
Recep, Meryem’in sevgisini kalbine gömüp gider Milas’a. Onu en yakın arkadaşı Adnan’a emanet eder. Karadeniz’in uçsuz bucaksız serin yaylalarından, Ege’nin bu çok sıcak ilçesine gelir aile. Recep, ne zaman Meryem’i düşünse, içine bir sıkıntı düşse ve ne zaman çok sevinse atar kendini suya. Belki de “Beni bir tek ya dağlar ya da sular anlar” demesi bu yüzdendir.
BİR MÜHENDİS ÂŞIK OLDU KIZA, KAÇIRACAKLAR
Liseye gidinceye kadar göremez Meryem’i. Bir gün babasıyla çıkar gelir memlekete. İlk işi Meryem’i görmektir. Meryem’in babası ‘Oğlum geldi’ diyerek karşılar Recep’i. Meryem ise yüz vermez: “İçimde küçüklükten kalan bir korku var. O gün annem çağırdı, Recep geldi diye, ben de ‘Bana ne’ dedim. Sonra gittim ‘Hoş geldin’ deyip çıktım dışarı. Yanıma geldi, ‘Hoş geldin deyip gittin’ dedi. ‘Bu kadar yeter’ dedim. ‘İyi o zaman ben gidiyorum’ dedi. ‘Güle güle’ dedim…” Çocuklukta vurduğu yumruğun öcünü alır o gün Meryem. Ama Recep, ‘Beni bekle’ sözünü alamaz Meryem’den, döner Milas’a.
Ankara Hukuk Fakültesi’ni kazanır. Memlekete gelemese de mektuplarını yollar Meryem’e. Lamı cimi yoktur, alacaktır Meryem’i. En sonunda ikna eder, son mektubunda ‘tamam’ der Meryem. Üniversite imtihanlarından gelemez Recep köye. Kardeşinin eline bir yüzük, bir de inci kolye tutuşturur. O Ankara’da, Meryem Trabzon’da ayrı ayrı nişanlanırlar. Dört sene birbirlerini göremezler. Recep son sınıftayken bir mektup alır baba dediği dayısından: “Bir mühendis âşık oldu kıza. Peşini bırakmıyor. Camiye bile gidemiyorum, kızı kaçıracaklar diye. Gel al kızı.” Hemen atlar otobüse, köye gelir Recep. Bir nikâh kıyılır, apar topar getirir Meryem’i ailesinin yanına.
Gelinliği sevmediği için giydirmez Meryem’e. O da heves etmez zaten. Okulda çıkan boykotlar en çok onun işine yarar. Recep, Meryem’i görmek için yollarda geçirir bir seneyi.

