Dost musun düşman mısın güneş?

Sponsorlu Bağlantılar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Salihyet

Salihyet

Üye
    Konu Sahibi
Dost musun düşman mısın güneş?


Güneşin yakıp kavurduğu günleri kışın özlüyoruz özlemesine de yazın da şikâyet edip duruyoruz. Güneş enerjimizi tüketiyor, biz gayet iyi niyetle sadece bronz bir tene sahip olmak isterken kalıcı cilt hasarları bırakıyor, gündüzün sıcağı da gece insanı uyutmuyor üstelik. Tamam, bu son saydığımızın direkt şu anki konumuzla ilgisi yok ama uyuyamıyoruz anlıyor musunuz!

Tamam sakince devam edelim… Güneşle ilişkimizi sağlıklı boyutlarda sürdürebilmek için bazı noktalara dikkat etmek lazım olduğu hepimizce malum. Belki duydunuz belki bilmiyorsunuz bazılarını ama gelin bir daha bakalım günahıyla sevabıyla güneşle aramızdaki duruma:
Zaman değişiyor, iklimler karışıyor ve güneşin yararlı tarafından çok, fena yüzü ile karşı karşıya kalıyoruz. Cilt kanseri vakalarında ciddi bir artış var. Ne yaparsanız yapın yüzde yüz bir koruma sağlamak olanaksız; gölgede bile yanıyor insan.
Çok gerçekçi olmasa da saat 11:00 ile 16:00 arasında güneşe çıkmamak en sağlıklı çözüm. Ama diyeceksiniz ki saat ikide ben denize girmek istiyorum, saat üçte iş için bir yerden bir yere gidiyorum, siz de haklısınız. Yine de zorunlu değilseniz en azından saat 12:00, 13:00 sularında direkt güneş altında olmayın.
Ultraviyole ışını denilen şey, A ve B olmak üzere ikiye ayrılıyor. Bunlar vücudumuzun direncini azaltıp dış etkenlere açık hale getiriyorlar. Güneş ışınları da başlı başına zarar verici olduğu için hassas bünye buna rengini karartarak tepki veriyor. Düpedüz eziyet çektiriyoruz cilde, sonra da buna bronzlaşma diyoruz. Acı gerçek şu yani: Sağlıklı bronzlaşmak diye bir şey yok! Aman, azı karar çoğu zarar diyelim biz.



Bronzlaşmadan deniz tatilinden dönmeyi pek çoğumuz istemeyiz diye tahmin ediyoruz. Madem bronzlaşarak cildimizi hasta ediyoruz, neden ısrarlıyız bu konuda kendimiz de çözemedik. İyisi mi çok faktörlü koruma ürünleri bizim için ne fayda sağlayabilir ona bakalım.
Bir kere 15’ten az faktör kullanmayı aklınıza bile getirmeyin. Daha fazla ilerlemeden burada duralım ve faktör nedir onu anlayalım isterseniz. Bilmem kaç faktörlü krem sürdüğünüz takdirde cildinizde güneş yanığının oluşması için geçen süre ile hiç korunmayan bir cildin güneşten hasar görmesi için geçen zamanı oranladığınız zaman bulduğunuz sayı bu. Diyelim ki pek bir işe yaramayan 10 faktörlü bir krem aldınız ve sürdünüz. Yanınızda da “faktör de neymiş, krem delikanlı adamı bozar” şeklinde bir yaklaşım belirlemiş olan bir şahıs var. Onun cildinin güneş ışınlarından zarar görmeye başlaması 5 dakika ise, sizin üzerinizde 10 kat faktör bulunduğu için siz ancak 50 dakika sonra kavrulmaya başlıyorsunuz. “Peki ben ne kadar sürede yanacağımı nereden bileceğim” derseniz haklısınız; işte bunun için de cilt tipinizi bilmeniz, dolayısıyla bir cilt doktoruna görünmeniz gerekiyor. Fuzuli görmeyin arkadaşlar, gayet ciddiyiz.
Özellikle doktora gitmeye niyeti olmayanlar için şu cilt tipi meselesine küçük bir açıklık getirmeden geçmeyelim. Güneşten korunma anlamında altı tip cilt var. 1 en hassas, 6 ise en dayanıklı olan cilt tipi. 1 ve 2’ye dahil olanlar genellikle açık tenli, güneşte kalınca kızaran, hemen bronzlaşamayan kişiler. Bunların en yüksek faktörlü koruma ürünlerini kullanması şart. 3 ve 4 pek yanık tehlikesi yaşamayan ve kolay bronzlaşan tipler. Bunların 15-20 faktörlü ürünler kullanması yeterli. 5 oldukça dayanıklı kişiler, 6 ise zenciler. Dolayısıyla bu tiptekilerin düşük faktörle yetinmeleri ya da biraz dikkatli olmaları yeterli.



Koruyucu kremleri güneşe çıkmadan yarım saat önce sürmek gerekiyor. İki saati geçirmeden de tazelemekte yarar var. Sık sık suya giriyorsanız bu aranın daha da kısa tutulması gerektiği malumunuz.
Diyelim ki bir yerde yanlış yaptınız ve nur topu gibi bir güneş yanığınız oldu. O zaman ne yapacaksınız? Öncelikle serin ve kapalı bir yerde bulunun ve soğuk soğuk duş alın. Zaten ilk yapacağınız şeyin biz söylemesek de bu olacağını tahmin ediyoruz.
Sakın ha diş macunu, yoğurt filan sürmeye kalkmayın. Durum şakaya alınmayacak kadar ağırsa zaten doktor yoluna düşmüş olmanız lazım. Yoksa çok ciddi ve kalıcı durumlarla karşılaşabilirsiniz.
Güneşe çıkmadan önce parfüm ve deodorant kullanmayın demiş miydik? Güneşin altına temiz bir ciltle çıkmanın da faydası var.
Durup dururken cildinizde lekeler, kararmalar, benler oluştuysa yine doktor yolu gözüktü demektir (Bu kadar çok doktor lafı edilen konuda “güneş girmeyen eve doktor girer” şeklinde bir atasözümüzün olması sizce de ironik değil mi?). Her zaman kötü düşünmemek lazım elbette ama başta da dediğimiz gibi deri kanseri oranı son zamanlarda ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Üstelik gençliğin getirdiği dayanıklılık güneşle karşılaştığında kalkanları indiriveriyor. Zira güneşin en fazla etkilediği yaşlar ömrün ilk 20 yılıymış, bana bir şey olmaz demeyin yani.



Büyük şapkalardan takmak, açık renkli giysileri tercih etmek, zararlı ışınları tutan kaliteli güneş gözlükleri kullanmak, çok çok su içmek, güneşlenirken 10 dakika aralıklarla kalkıp gölgeye çekilmek de makul ve mantıklı korunma yöntemleri arasında.
Sudayken yanmayacağınızı sanmayın, daha da beter yanarsınız. Sudan çıkınca mutlaka kurulanın, zira damlacıklar büyüteç etkisi yapar. Gerisini siz düşünün.
Peki güneşin hiç mi yararı yok? Olmaz mı canım var elbette. Deride henüz D vitaminine dönüşmemiş bir maddeyi aktif vitamin haline getirir güneş. Bu da kemikler için gerekli kalsiyumu sağlar. Ayrıca içimizi ısıttığı, kıpır kıpır yaptığı, yüzümüzü güldürdüğü de bir gerçek. Biz sadece aranızdaki ilişkiyi sevgi ve saygı sınırları içinde yaşayabilmeniz için öneride bulunduk o kadar :)

kaynak: IG​
 
  • Beğen
Tepkiler: Odysseus
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...


Üst Alt