arslansem
Üye
Can yeşil soğan adamı çıktı---İclal Aydın
Can yeşil soğan adamı çıktı
Sapanca komşularım Şebo’yla Haldun abi sonunda dünya seyahatlerini bitirip döndüler. Şebnemciğim’i çok özlemiştim, “sana geliyoruz” diye telefon açtım. Kardeşim, oğlu Can, kızım Lal, kont asistanım Batu, Lal’in ablası Nergis ve ben...
Asabi yeğenim Can, Haldun’la Şebo’yu çok sevdi. Ama bence bunda Haldun abinin Can’ın saç modeliyle aynı olan kafa yapısının çok etkisi vardı. Can gözünü onlardan ayırmadan kahvaltısını yaptı. Hayret hiç tükürmedi!
Bugünlerde bunu öğrendi zira... Birinci kaşık tamam, ikinci kaşık tamam, üçüncü kaşık tamam... Hiç itiraz etmiyor, hepsini ağzını açıp kabul ediyor. Biz de yiyor zannediyoruz. Meğer biriktiriyormuş ağzında. Her üçüncü kaşıktan sonra mama sandalyesinden yana eğilip ağzındakileri yere tükürüyor. Sonra tekrar dönüp sırıtarak yeni kaşıkları beklemeye başlıyor... Bebek değil sanki Recep İvedik!
***
Evvelsi akşam Can bebeğin lahmacun sevdiğinden şüpheye düştüm. Ağzında henüz baş göstermiş minicik bir adet diş var. O dişle her şeyi ısırmaya hazır. Zaten sürekli bir kaşıntı halinde olduğundan hepimizi dişliyor.
Annesinin canı lahmacun istedi. Kutular açılıp lahmacunlar ortaya çıktığında ve koku eve yayıldığında Can delirdi. Ayol çocuk yıkıyor ortalığı... Hayır annesi de öyle titiz bir kadın ki, doktorların her dediğini harfiyen uyguluyor, kurallarından ödün vermiyor filan...
Kimse inanmıyor ama Can bana her dediğini yaptırıyor.
Annesinin olmadığı o anda Can bana “çabuk o lahmacundan bir lokma ver yoksa ısırırım, tükürürüm bak, çok fena olay çıkarırım” diye bağırdı. Ben de minicik ama minicik bir parçacık lahmacunun kıymasından verdim. Aaaa!!! Evladım bunu beklermiş meğer. Devamını istiyor ama annesi gelmek üzere, bir de hamurundan versem gerçek bir canavar yaratacağım demek ki...
Annesi koşarak geldi “n’oldu niye bağırıyor bu” diye... “Hiiiççç” dedim... “Ne biliiim ağlıyor, çocuk işte” Can bana pis pis baktı. Gözlerimi kaçırdım. “Susadın mı oğlum yoksa” dedi annesi. Can biberonu bir kerede kafaya dikti ve büyük bir sinirle mama sandalyesinin masasına çat diye bıraktı...
***
Sapanca’nın havasından olsa gerek, birden çok mesut bir insana dönüştü. Haldun abi Hakkasan Sapanca şubesi olarak mangal başında soyadına uygun şen kahkahalar atarak öğle yemeğine hazırlık yaparken Can büyük bir muhabbetle bakıyordu kendisine.
Ben de fırsat bu fırsat “gel teyzecim hamakta hamayalımseninle” dedim. Annesini de ikna ettim, bir de güzel çıkardım tulumunu üzerinden. Oh yumuk yumuk ayaklar, o kıvrım lokma bacaklar... Aldım kucağıma, başladık hamakta sallanmaya...
Bebeğimin dişleri kaşınıyor anlıyorum... Lahmacun seven yeşil soğan da sever diye düşündüm ve Can’a bir adet yeşil soğan ikram ettim. Allah’ım, Allah’ım!!!
Can hayatının tadıyla tanıştı.
Bir yeşil soğanla bir insan evladı bu kadar mı aşk yaşar? Anlaşıldı, bizimki piknik tipi insan olacak... Nasıl da pis kokuyor bu güzel surat böyle, höhleyip duruyor burnuma burnuma...
***
Şebnem çizgili pijamalar almış. Annesi giydirdi. Hamakta geğire geğire yatıyor şu anda. Kelebeklere ve sineklere bakıyor miskin miskin. Şimdi gökyüzüne takıldı. Haldun abiye sırıttı. Bana gene ters bir bakış. Emziğini tıktı ağzına, yan döndü hamakta. Uykuya geçti...
Diyeceksiniz ki sen niye Can yazıp duruyorsun? Akif Beki-Ahmet Hakan (çok geçmiş olsun) kavgasından, İzmir tartışmalarından, Başbakan’ın “sen bana sayın diyeceksin” çıkışından daha mı anlamsız??
En azından Hayat Güzeldir yazıları bunlar, isteyene eğlencelik olur, hedefi belli...
Sapanca komşularım Şebo’yla Haldun abi sonunda dünya seyahatlerini bitirip döndüler. Şebnemciğim’i çok özlemiştim, “sana geliyoruz” diye telefon açtım. Kardeşim, oğlu Can, kızım Lal, kont asistanım Batu, Lal’in ablası Nergis ve ben...
Asabi yeğenim Can, Haldun’la Şebo’yu çok sevdi. Ama bence bunda Haldun abinin Can’ın saç modeliyle aynı olan kafa yapısının çok etkisi vardı. Can gözünü onlardan ayırmadan kahvaltısını yaptı. Hayret hiç tükürmedi!
Bugünlerde bunu öğrendi zira... Birinci kaşık tamam, ikinci kaşık tamam, üçüncü kaşık tamam... Hiç itiraz etmiyor, hepsini ağzını açıp kabul ediyor. Biz de yiyor zannediyoruz. Meğer biriktiriyormuş ağzında. Her üçüncü kaşıktan sonra mama sandalyesinden yana eğilip ağzındakileri yere tükürüyor. Sonra tekrar dönüp sırıtarak yeni kaşıkları beklemeye başlıyor... Bebek değil sanki Recep İvedik!
***
Evvelsi akşam Can bebeğin lahmacun sevdiğinden şüpheye düştüm. Ağzında henüz baş göstermiş minicik bir adet diş var. O dişle her şeyi ısırmaya hazır. Zaten sürekli bir kaşıntı halinde olduğundan hepimizi dişliyor.
Annesinin canı lahmacun istedi. Kutular açılıp lahmacunlar ortaya çıktığında ve koku eve yayıldığında Can delirdi. Ayol çocuk yıkıyor ortalığı... Hayır annesi de öyle titiz bir kadın ki, doktorların her dediğini harfiyen uyguluyor, kurallarından ödün vermiyor filan...
Kimse inanmıyor ama Can bana her dediğini yaptırıyor.
Annesinin olmadığı o anda Can bana “çabuk o lahmacundan bir lokma ver yoksa ısırırım, tükürürüm bak, çok fena olay çıkarırım” diye bağırdı. Ben de minicik ama minicik bir parçacık lahmacunun kıymasından verdim. Aaaa!!! Evladım bunu beklermiş meğer. Devamını istiyor ama annesi gelmek üzere, bir de hamurundan versem gerçek bir canavar yaratacağım demek ki...
Annesi koşarak geldi “n’oldu niye bağırıyor bu” diye... “Hiiiççç” dedim... “Ne biliiim ağlıyor, çocuk işte” Can bana pis pis baktı. Gözlerimi kaçırdım. “Susadın mı oğlum yoksa” dedi annesi. Can biberonu bir kerede kafaya dikti ve büyük bir sinirle mama sandalyesinin masasına çat diye bıraktı...
***
Sapanca’nın havasından olsa gerek, birden çok mesut bir insana dönüştü. Haldun abi Hakkasan Sapanca şubesi olarak mangal başında soyadına uygun şen kahkahalar atarak öğle yemeğine hazırlık yaparken Can büyük bir muhabbetle bakıyordu kendisine.
Ben de fırsat bu fırsat “gel teyzecim hamakta hamayalımseninle” dedim. Annesini de ikna ettim, bir de güzel çıkardım tulumunu üzerinden. Oh yumuk yumuk ayaklar, o kıvrım lokma bacaklar... Aldım kucağıma, başladık hamakta sallanmaya...
Bebeğimin dişleri kaşınıyor anlıyorum... Lahmacun seven yeşil soğan da sever diye düşündüm ve Can’a bir adet yeşil soğan ikram ettim. Allah’ım, Allah’ım!!!
Can hayatının tadıyla tanıştı.
Bir yeşil soğanla bir insan evladı bu kadar mı aşk yaşar? Anlaşıldı, bizimki piknik tipi insan olacak... Nasıl da pis kokuyor bu güzel surat böyle, höhleyip duruyor burnuma burnuma...
***
Şebnem çizgili pijamalar almış. Annesi giydirdi. Hamakta geğire geğire yatıyor şu anda. Kelebeklere ve sineklere bakıyor miskin miskin. Şimdi gökyüzüne takıldı. Haldun abiye sırıttı. Bana gene ters bir bakış. Emziğini tıktı ağzına, yan döndü hamakta. Uykuya geçti...
Diyeceksiniz ki sen niye Can yazıp duruyorsun? Akif Beki-Ahmet Hakan (çok geçmiş olsun) kavgasından, İzmir tartışmalarından, Başbakan’ın “sen bana sayın diyeceksin” çıkışından daha mı anlamsız??
En azından Hayat Güzeldir yazıları bunlar, isteyene eğlencelik olur, hedefi belli...
