funny_fb_cengiz
Üye
11 Ay Öncesi ve Dünya Derbisi
Bazen biraz hafıza tazelemekte fayda var.Gelin 11 ay öncesine gidelim.
14 Şubat 2007 tarihini aslında bir köşeye not etmek gerek.
Kadıköy’de AZ Alkmaar 3-1 öne geçmiş. Tribünlerin çoğunluğunda öfke(!) büyük.
Sözleşmesinin henüz yenilemediği gerekçesiyle basında sık sık eleştiri alan Alex ayağına gelen her topta yoğun bir şekilde ıslıklanmaya başlıyor.Teknik direktör Zico da vatandaşı olan bu futbolcumuzu kayırmak, Tümer Metin’i oynatmamakla suçlanıyor.
Yorumculara göre Alex, “ya sözleşmesini yenilemeli,ya da sezon sonuna kadar kulübede oturmalı” …Televizyon programlarında “Deivid gerçekten Brezilyalı mı değil mi” şeklindeki ucuz espriler popüler . “Böyle sıradan futbolcular her yerde var” deniyor.Kaleci Volkan bir kutu jöleye takımdan gönderilse bayram edilecek.
Tuncay Şanlı o günlerde haklı olarak övgüler alıyor ve “onu çıkarın bu takım onsuz hiçbir varlık gösteremez” yorumları var.Henüz ilk sezonundaki Tümer Metin’in “gerçek bir Fenerbahçeli” olduğu yıldız olarak yıllarca bu formaya hizmet edeceği konuşuluyor.
Tamam Deivid gitsin,Volkan da gidebilir.Alex’in yerine zaten Tümer de oynayabilir.Peki bir sonraki sezon ne olacak sorunu (!) masaya yatırılmış. Ortak görüş Alex gibi koşmayan (!) oyuncuların artık dünya futbolunda yeri yok.Fenerbahçe’de İliç gibi bir oyuncu olsa her şey ne güzel olur.Hatta “uzaklara gitmeye gerek yok.Ayman Fenerbahçe’de çok iş yapar” diyenlerde var…
16 Şubat 2007 tarihinde Milliyet gazetesinde “Alex’in sözleşmesi uzatılsın mı?” anketine katılan 65.000 kişinin %68’i hayır demiş.Milliyet’e göre “Alex Krizi derinleşiyor”
17 Şubat 2007 tarihli Takvim gazetesinde bomba bir haber var :
“Fenerbahçe`de son Alkmaar maçındaki kötü futboluyla bardağı taşıran ve tribünlerden protesto yiyen Alex için Galatasaray gizli bir transfer operasyonu başlattı. Sezon sonunda İliç`i gönderecek Sarı- Kırmızılı yönetim, hala ezeli rakipleriyle sözleşme yapmayan ve topun ağzında olan Brezilyalı yıldızı renklerine katıp, Hagi`den sonra bir türlü gideremediği 10 numara sıkıntısını rafa kaldıracak.”
18 Şubat 2007 tarihindeki Fenerbahçe-Sakaryaspor maçından önce tribünler “I Love you Alex” tezahüratı yapıyorlar.Maçın 78.dakikasında Alex oyundan çıkarken Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım ayağa kalkıp Alex’i alkışlıyor…
Daha detaylar da verebiliriz ama gerek yok.
“Göndererek” başarı gelmiyor,yaşayarak öğrendik.
Fenerbahçe’yi eleştirmek ile karalamak farkını anlatmak/anlamak kolay değil.
Fenerbahçe’de sporcu olmak, başkan/yönetici olmak, taraftar olmaksa hiç kolay değil.
Bozkurt K.Yılmaz
Bir hafta boyunca öyle bir anlam yüklendi ki şu Sivas maçına, şehire gidip ana haber bültenlerinde ropörtajlar mı yapılmadı, dünyanın gözünün Sivas’ta olduğu iddia mı edilmedi, daha neler neler. Peki bunları yapmak için neden Fenerbahçe maçı beklendi ki? Sivasspor zaten haftalardır liderdi, ilk yarı bittiğinde de pekala aynı haberler yapılabilirdi. Haberlerin yapılma amacı ve niyeti gayet açıktı. Böylece tüm Sivas şehri havaya sokulacaktı akılları sıra. Bütün önlemler alınmıştı da ne oldu peki? Bakıyorum bugün gazetelere, genelde ilk haberler Galatasaray ile ilgili. Yok eksik çıkmış da yok yabancısı yokmuş da. Maça yabancısız çıkmak sanki övünülecek bir başarı. Demek ki o kadar yabancı seçiminde hata yapmışlar. E hani dünyanın gözü bu maçın üstündeydi? Neden o zaman Sivasspor – Fenerbahçe maçı ilk sırada değil? Bir de ben neden hiç yurt dışından gelmiş gazeteci falan göremedim? Bildiğim kadarıyla da Lig TV’den başka bu maçı yayınlayan bir televizyon kanalı da yoktu dünyada.
Bereket ana haber bültenlerini hazırlayan ve sunan fanatik Galatasaraylı sunucular, futboldan çok anlamadıkları ve Fenerbahçe’yi halen tanıyamadıkları için Sivasspor’un henüz böyle maçları kaldıracak kapasiteden çok uzakta olduğunu hesaplayamadılar. Tabi bu haberleri gördükçe tüm Fenerbahçeliler daha da çok rahatlıyorlardı aslında. Bütün Fenerbahçeliler ise o kadar emindiler ki takımın Galatasaray maçlarından sonra ligdeki en rahat maçını oynayacağından.
Maç 2-0 devam ediyor fakat o ana kadar olması gereken sonucu 5-0. Fenerbahçe top rakipteyken ileride öyle bir basıyor, kandisine geçince de yerden öyle bir paslaşıyor ki sanki haftalardır buzlu sahaya oynamaya alışık takım kendileri. O esnada bir gol gelse maç en az 6 veya 7 farka gidecek. Ama Sivasspor kaleyi bulan ikinci şutunda ve maçtaki ilk ve tek tehlikeli atağında golü buluveriyor. Buna rağmen, bu sefer topa biraz daha geride basmasına, biraz daha gömülmesine rağmen oyunun tek hakimi gene Fenerbahçe. Derken oyuna Zico’nun beklenen müdahalesi geliyor ve yeni giren oyunculardan Vederson’un ortasında, en sonunda beklenen dönüşünü yapan Kezman’la da önce rahatlıyor, sonra yeniden farka koşuyor. Başka sevindirici bir nokta kanatların artık harika bir şekilde kullanılmaya başlanması. Atılan 4 golden ikisi de kenar akınlarında geliyor, iki tanesi sağ kanattan diğer ikisi de sol kanattan. Tabi bunda sağ kanadı tek başına kullanan Gökhan’ın da çok büyük payı var. Ve zorlu Anadolu turnesinden 6 puan ve + 8 averajla dönülüyor.
Sivasspor bir dönemin Nihat’lı Real Sociedad’ı gibi. Üst üste aynı kadroyla 50 sezon geçirseler anca bir tanesinde bu kadar puan toplayabilir, geri kalan sezonların büyük bölümünde de kümede kalmaya oynarlar. Şu ana kadar geldikleri nokta, yakaladıkları hava ve sahaya çıkan ayakların lider olduklarını düşünerek kendilerine duydukları güvenin eseriydi. İyi de oldu, lige renk kattılar, bakalım bundan sonra neler yapacaklar? Zamanında kendilerinden çok daha iyi kadrolara sahip Samsunpor ve Kocaelispor işin sonunu getirmeyi başaramamıştı çünkü.
Bir de Türk ve yabancı futbolcuların topa kafa vuruşlarıyla ilgili yıllardır devam eden gözlemimi de yazmadan geçemiyeceğim ki bu Alex’in golünde çok net göründü. Top kanattan çok sert kesildiği sürece problem yok, kalecinin üstüne de vurulsa da gol olabilir köşeye de, aşağıya doğru da. Ama daha yumuşak gelen ortalarda topa bir Türk oyuncu kafa vuruyorsa top genelde yukarıdan üst kale direği hizasında gidiyor, yabancı bir oyuncu vurduğunda da genelde aşağıya doğru. Topun yere doğru vurulması, gol olma şansını önemli ölçüde artırırken üst kale direği hizasında vurulan kafa şutlarını ya kaleci çıkarıyor ya da auta gidiyor. Önder, Selçuk, Uğur Boral, Yasin, eski dönemlerde Servet’in kafa şutlarını bir düşünün bir de eskilerden Luciano ve Nobre, yenilerden Lugano, Edu, Alex hatta Deivid’in kafa şutlarını. Tabii bu sadece Fenerbahçe için değil Türk futbolu için de üzerinde durulması gereken önemli bir nokta, uzun boylu olmaktan ziyade topa nasıl kafa vurulacağını bilebilmek. En güzel örneği de gol kralı olduğunda attığı gollerin neredeyse yarısını kafayla atan Fatih Tekke.
Fenerbahçe’yi ideal 11’iyle ve tam konsantrasyonla çıktığı bir maçta yenebilecek Avrupa’da sayılı takım var, Barcelona, Real, Manchester gibi. Geri kalan takımların Fenerbahçe’yi yenmesi erken bir gole, biraz hakemlere ve ekstradan bazı işler yapmalarına bağlı. Türkiye’de ise berabere kalabilecke bir takım bile yok. Bu nedenle bir bakıma erken final sayılabilecek Fenerbahçe – Sevilla maçlarında ben her iki tarafında birbirine kolay üstünlük sağlayabileceğini sanmıyorum. Fenerbahçe’nin tur atlaması için 2-0 galibiyet bile yetmez söylemini de son derece gerçekten uzak ve samimiyetsiz buluyorum. Ne Fenerbahçe burada Sevilla’yı 2-0 yenebilir ne de Sevilla orada Fenerbahçe’yi 3-0 yenebilir. Sanki iki maçta berabere bitecek de işi averaj belirleyecek gibi bir görüntü var takımların şu andaki formları itibariyle. Arkadan bir de Porto maçının galibi geldi mi ilk dörde girmemek için bir sebep de kalmıyor.
İşin garibi böyle bir Fenerbahçe ligde ikinci sırada. Galatasaray’ın Fenerbahçe yenilgisini artık saymıyorum, o artık bilindik ve alışıldık bir skor, bu Galatasaray ligde namağlup durumda. Orkun - Servet - Emre - Volkan - Uğur Uçar - Mehmet Güven - Mehmet Topal - Arda - Serkan Çalık - Ümit Karan - Hakan Şükür’den oluşan bir onbirin ligin herhangi bir haftasında Fenerbahçe’nin önünde olması futbolun, bu Galatasaray’ı ligde hiçbir takımın yenememesi ise Türkiye Liglerinin ayıbıdır. Her ne kadar şu ana kadar hakemlerle 7 puan almış olsalar bile halen bu şampiyonluk yarışının içinde bulunmaları tamamen medyatik desteğin eseridir. O kadar yanlış, o kadar isabetsiz transferler yapılmış ki bir tane bile yabancıyı sahaya süremiyorlar ama bunu bile bir başarı olarak göstertebiliyorlar.
O Galatasaray’ki Avrupa’da çıktığı 3 maçta da perme perişan oluyor. Hani neredeyse insan, ileride başlarına gelecek felaketleri tahmin ettikleri için bir an evvel gruptan çıkamamak için ellerinden geleni yaptıklarını sanacak. Önce sahasında köy takımına 3 gol yiyerek yeniliyor arkadan da gruptan çıkmak için galibiyetin çok önemli olduğu maçta, 0 çekmek üzere olan Avusturya’nın başka köy takımı karşısında gol pozisyonuna bile giremiyor ve rakibine gruptaki ilk puanını veriyor. O Avusturya ki Avrupa Şampiyonasına ev sahipliği yaptığına yapacağına bin pişman, ülke futbolu o kadar geride ki turnuvada rezil olmak korkusundan ev sahipiği yapmalarına rağmen çekilip çekilmemeyi tartışıyorlar. Ama Türkiye liglerinden ne bir Helsinborg çıkabiliyor ne de bir Austria Wien.
Galatasaray muhtemelen önümüzdeki 2-3 sezon boyunca kış aylarındaki son maçlarından birisini yapacak, çünkü bu sene zorla şampiyon yaptırılacakları Türkiye Liginden sonra tahminen seneye ve öbür senelerde Eylül ayını bile göremeden Ağustos ayında Avrupa’ya veda edecekler. Zaten artık tek dertleri Fenerbahçe’yi beğenmedikleri, aşağıladıkları, küçük gördükleri liglerinde bu sene geçebilmek.
Normal şartlar altında yıllardır Galatasaray gibi iç çekişmelerle, yönetim boşluklarıyla, maket projelerle, haklarında UEFA’ya bildirilen onlarca şikayetlerle, sahaya çıkartacak oyuncu bulamamalarla, transferde futbolcuları ellerinden kaçırmalarla, sözüm ona parasızlıklarla sarsılan, yok olması, belki de küme düşmesi gerekirken sürekli şampiyonluk yarışının içinde bulunan hatta ve hatta bir tane de şampiyonluk alabilen bir ekiple mücadele eden Fenerbahçe gibi tesisler, kadro, yönetim, finansal güç, stad gibi her bakımdan dört dörtlük bir takımın isyan edip ligden kopması kaçınılmaz olurdu. Kaldı ki çok iyi biliyoruz geçmiş 20 yılda Fenerbahçe, Galatasaray’dan çok daha güçlü olduğu kadrolar ve mali yapılarla çoğu sezon lige daha 10 uncu haftayı görmeden havlu atmıştı.
Fakat en önemli fark bu geçen sürede Fenerbahçe takımı artık saha dışı etkenlerle uğraşmayı bıraktı. Futbolcuları sürekli sahada olup bitenler ve oynadıkları futbol ilgilendiriyor. Tüm takım tek bir vücut gibi. Yeri geliyor gece yarısı antrenman yapıyorlar, yeri geliyor 1 ayda 8 maça çıkıyorlar, yeri geliyor bütün derbilerde rakipleri ezip geçiyorlar, yeri geliyor küme düşen takımlara puanlar dağıtıyorlar. Ama akıllarda hep futbol var, başka bir şeye konsantre olmuyorlar. En basitinden üst üste bu kadar penaltısı verilmeyen, bu kadar hakem gazabına uğrayan bir takım bile dağılabilir ve ligden rahatça kopabilirdi. Ama Fenerbahçe artık tam bir takım olmuş, bunlarla ilgilenmiyor.
Ankaragücü maçı bitiyor ve hemen arkasından iki transfer bombası patlatıyor Ankaragücü, İsmail Bouzid ve Carrusca’yı transfer ediveriyorlar. Hem Maliyenin hem de Futbol Federasyonunun bu transferlerin üzerinde çok durması lazım. Bu iş ne kadara mal oldu, Ankaragücü ödemeyi nasıl yapacak, hangi tarihlerde yapacak, hangi banka hesabına yapacak, bu işin vergisi ne gösterilecek, bunlar dikkatle takip edilmesi ve üzerinde durulması gereken konular. Bu kadar adam transfer edip, bu adamları sağa sola yollamak, arkadan yeni transferler yapmak artık Türkiye’de iyice moda oldu zaten. Hadi Beşiktaş’ta bu işleri Demirören cebinden karşılıyor, peki Galatasaray’ın finansörü kim? Hani maaş bile ödeyemiyorlardı bunlar? Hani fakirlikle boğuşuyorlardı?
Türkiye ligleri bu durumda da sanki hakemlerin durumu farklı mı? Nedir o Sivasspor – Fenerbahçe maçındaki hakemlerin hali. Daha gözlerinin önündeki kornerle autu ayırt edemiyorlar. Avrupa Şampiyonasında futbolu bitmiş O Avusturya’dan bile hakem var, Slovak var, Macar var, hatta İzlandalı bile var ama Türk hakem yok. Gerçekten merak ediyorum hiç oturup düşünüyorlar mı biz neden bu haldeyiz diye. Avrupa’dan maçları izlerken neler düşünüyorlar, oradan vasat bile olsa bir hakemi kendilerine örnek alıyorlar mı acaba? Ya da Avrupa’dan herhangi bir maç izliyorlar mı? Ülke futbolu bu halde, hakemliği bu halde, ama konu Fenerbahçe olunca ilk 16’ye girmeler bile beğenilmez oluyor nedense.
Artık tüm Türkiye biliyor ki Fenerbahçe’ye en çok form tutturan şey, bir zamanlar öcü gibi korkulan haftada 3 maç. Fenerbahçe maç yaptıkça forma giriyor, havayı yakalıyor. Bir ara verildiği zaman da, takım yeniden kendini toparlamakta çok zorluk çekiyor. Federasyon ve Fatih Terim’de bu durumu gayet iyi biliyor ki liglerin yeni başladığı bir dönemde, 6 Şubat’ta oynanacak bir hazırlık maçı için liglere ara veriyorlar. Araya da kimsenin umurumda bile olmayan, sonu belli, Beşiktaş veya Trabzonspor’a hediye edilecek, organizasyon bozukluğunun zirvede olduğu bir Fortis Kupası maçı sıkıştırıveriyorlar. Hafta sonu maç oynayacak takımlar ama daha birbirlerinden Pazartesi günü haberleri olacak.
Peki hazırlık maçı kiminle? İsveç’le. Bizim Avrupa Şampiyonasındaki rakiplerimiz kimler? Çekoslovakya, Portekiz ve İsviçre. Peki İsveç bu takımlardan hangisinin futbol stiline uygun? 6 Şubat tarihinde yapılacak bir kampın ve hazırlık maçının Avrupa Şampiyonası’na faydaları nelerdir? Şu kura işlemi daha önce yapılamaz mıydı? Kupa maçları bu Çarşamba, normal lig maçları da hafta sonu oynanamaz mıydı? Hem Avrupa Şampiyonası var diye ligleri erkenden bitirmeye çalışıyorlar hem de lige ara veriyorlar. Şimdi tüm bu şartlar altında insan bu hazırlık maçının ve verilen bu aranın Fenerbahçe’nin hızını kesmek için ayarlandığını düşünmesin de ne yapsın?
14 Şubat 2007 tarihini aslında bir köşeye not etmek gerek.
Kadıköy’de AZ Alkmaar 3-1 öne geçmiş. Tribünlerin çoğunluğunda öfke(!) büyük.
Sözleşmesinin henüz yenilemediği gerekçesiyle basında sık sık eleştiri alan Alex ayağına gelen her topta yoğun bir şekilde ıslıklanmaya başlıyor.Teknik direktör Zico da vatandaşı olan bu futbolcumuzu kayırmak, Tümer Metin’i oynatmamakla suçlanıyor.
Yorumculara göre Alex, “ya sözleşmesini yenilemeli,ya da sezon sonuna kadar kulübede oturmalı” …Televizyon programlarında “Deivid gerçekten Brezilyalı mı değil mi” şeklindeki ucuz espriler popüler . “Böyle sıradan futbolcular her yerde var” deniyor.Kaleci Volkan bir kutu jöleye takımdan gönderilse bayram edilecek.
Tuncay Şanlı o günlerde haklı olarak övgüler alıyor ve “onu çıkarın bu takım onsuz hiçbir varlık gösteremez” yorumları var.Henüz ilk sezonundaki Tümer Metin’in “gerçek bir Fenerbahçeli” olduğu yıldız olarak yıllarca bu formaya hizmet edeceği konuşuluyor.
Tamam Deivid gitsin,Volkan da gidebilir.Alex’in yerine zaten Tümer de oynayabilir.Peki bir sonraki sezon ne olacak sorunu (!) masaya yatırılmış. Ortak görüş Alex gibi koşmayan (!) oyuncuların artık dünya futbolunda yeri yok.Fenerbahçe’de İliç gibi bir oyuncu olsa her şey ne güzel olur.Hatta “uzaklara gitmeye gerek yok.Ayman Fenerbahçe’de çok iş yapar” diyenlerde var…
16 Şubat 2007 tarihinde Milliyet gazetesinde “Alex’in sözleşmesi uzatılsın mı?” anketine katılan 65.000 kişinin %68’i hayır demiş.Milliyet’e göre “Alex Krizi derinleşiyor”
17 Şubat 2007 tarihli Takvim gazetesinde bomba bir haber var :
“Fenerbahçe`de son Alkmaar maçındaki kötü futboluyla bardağı taşıran ve tribünlerden protesto yiyen Alex için Galatasaray gizli bir transfer operasyonu başlattı. Sezon sonunda İliç`i gönderecek Sarı- Kırmızılı yönetim, hala ezeli rakipleriyle sözleşme yapmayan ve topun ağzında olan Brezilyalı yıldızı renklerine katıp, Hagi`den sonra bir türlü gideremediği 10 numara sıkıntısını rafa kaldıracak.”
18 Şubat 2007 tarihindeki Fenerbahçe-Sakaryaspor maçından önce tribünler “I Love you Alex” tezahüratı yapıyorlar.Maçın 78.dakikasında Alex oyundan çıkarken Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım ayağa kalkıp Alex’i alkışlıyor…
Daha detaylar da verebiliriz ama gerek yok.
“Göndererek” başarı gelmiyor,yaşayarak öğrendik.
Fenerbahçe’yi eleştirmek ile karalamak farkını anlatmak/anlamak kolay değil.
Fenerbahçe’de sporcu olmak, başkan/yönetici olmak, taraftar olmaksa hiç kolay değil.
Bozkurt K.Yılmaz
Bir hafta boyunca öyle bir anlam yüklendi ki şu Sivas maçına, şehire gidip ana haber bültenlerinde ropörtajlar mı yapılmadı, dünyanın gözünün Sivas’ta olduğu iddia mı edilmedi, daha neler neler. Peki bunları yapmak için neden Fenerbahçe maçı beklendi ki? Sivasspor zaten haftalardır liderdi, ilk yarı bittiğinde de pekala aynı haberler yapılabilirdi. Haberlerin yapılma amacı ve niyeti gayet açıktı. Böylece tüm Sivas şehri havaya sokulacaktı akılları sıra. Bütün önlemler alınmıştı da ne oldu peki? Bakıyorum bugün gazetelere, genelde ilk haberler Galatasaray ile ilgili. Yok eksik çıkmış da yok yabancısı yokmuş da. Maça yabancısız çıkmak sanki övünülecek bir başarı. Demek ki o kadar yabancı seçiminde hata yapmışlar. E hani dünyanın gözü bu maçın üstündeydi? Neden o zaman Sivasspor – Fenerbahçe maçı ilk sırada değil? Bir de ben neden hiç yurt dışından gelmiş gazeteci falan göremedim? Bildiğim kadarıyla da Lig TV’den başka bu maçı yayınlayan bir televizyon kanalı da yoktu dünyada.
Bereket ana haber bültenlerini hazırlayan ve sunan fanatik Galatasaraylı sunucular, futboldan çok anlamadıkları ve Fenerbahçe’yi halen tanıyamadıkları için Sivasspor’un henüz böyle maçları kaldıracak kapasiteden çok uzakta olduğunu hesaplayamadılar. Tabi bu haberleri gördükçe tüm Fenerbahçeliler daha da çok rahatlıyorlardı aslında. Bütün Fenerbahçeliler ise o kadar emindiler ki takımın Galatasaray maçlarından sonra ligdeki en rahat maçını oynayacağından.
Maç 2-0 devam ediyor fakat o ana kadar olması gereken sonucu 5-0. Fenerbahçe top rakipteyken ileride öyle bir basıyor, kandisine geçince de yerden öyle bir paslaşıyor ki sanki haftalardır buzlu sahaya oynamaya alışık takım kendileri. O esnada bir gol gelse maç en az 6 veya 7 farka gidecek. Ama Sivasspor kaleyi bulan ikinci şutunda ve maçtaki ilk ve tek tehlikeli atağında golü buluveriyor. Buna rağmen, bu sefer topa biraz daha geride basmasına, biraz daha gömülmesine rağmen oyunun tek hakimi gene Fenerbahçe. Derken oyuna Zico’nun beklenen müdahalesi geliyor ve yeni giren oyunculardan Vederson’un ortasında, en sonunda beklenen dönüşünü yapan Kezman’la da önce rahatlıyor, sonra yeniden farka koşuyor. Başka sevindirici bir nokta kanatların artık harika bir şekilde kullanılmaya başlanması. Atılan 4 golden ikisi de kenar akınlarında geliyor, iki tanesi sağ kanattan diğer ikisi de sol kanattan. Tabi bunda sağ kanadı tek başına kullanan Gökhan’ın da çok büyük payı var. Ve zorlu Anadolu turnesinden 6 puan ve + 8 averajla dönülüyor.
Sivasspor bir dönemin Nihat’lı Real Sociedad’ı gibi. Üst üste aynı kadroyla 50 sezon geçirseler anca bir tanesinde bu kadar puan toplayabilir, geri kalan sezonların büyük bölümünde de kümede kalmaya oynarlar. Şu ana kadar geldikleri nokta, yakaladıkları hava ve sahaya çıkan ayakların lider olduklarını düşünerek kendilerine duydukları güvenin eseriydi. İyi de oldu, lige renk kattılar, bakalım bundan sonra neler yapacaklar? Zamanında kendilerinden çok daha iyi kadrolara sahip Samsunpor ve Kocaelispor işin sonunu getirmeyi başaramamıştı çünkü.
Bir de Türk ve yabancı futbolcuların topa kafa vuruşlarıyla ilgili yıllardır devam eden gözlemimi de yazmadan geçemiyeceğim ki bu Alex’in golünde çok net göründü. Top kanattan çok sert kesildiği sürece problem yok, kalecinin üstüne de vurulsa da gol olabilir köşeye de, aşağıya doğru da. Ama daha yumuşak gelen ortalarda topa bir Türk oyuncu kafa vuruyorsa top genelde yukarıdan üst kale direği hizasında gidiyor, yabancı bir oyuncu vurduğunda da genelde aşağıya doğru. Topun yere doğru vurulması, gol olma şansını önemli ölçüde artırırken üst kale direği hizasında vurulan kafa şutlarını ya kaleci çıkarıyor ya da auta gidiyor. Önder, Selçuk, Uğur Boral, Yasin, eski dönemlerde Servet’in kafa şutlarını bir düşünün bir de eskilerden Luciano ve Nobre, yenilerden Lugano, Edu, Alex hatta Deivid’in kafa şutlarını. Tabii bu sadece Fenerbahçe için değil Türk futbolu için de üzerinde durulması gereken önemli bir nokta, uzun boylu olmaktan ziyade topa nasıl kafa vurulacağını bilebilmek. En güzel örneği de gol kralı olduğunda attığı gollerin neredeyse yarısını kafayla atan Fatih Tekke.
Fenerbahçe’yi ideal 11’iyle ve tam konsantrasyonla çıktığı bir maçta yenebilecek Avrupa’da sayılı takım var, Barcelona, Real, Manchester gibi. Geri kalan takımların Fenerbahçe’yi yenmesi erken bir gole, biraz hakemlere ve ekstradan bazı işler yapmalarına bağlı. Türkiye’de ise berabere kalabilecke bir takım bile yok. Bu nedenle bir bakıma erken final sayılabilecek Fenerbahçe – Sevilla maçlarında ben her iki tarafında birbirine kolay üstünlük sağlayabileceğini sanmıyorum. Fenerbahçe’nin tur atlaması için 2-0 galibiyet bile yetmez söylemini de son derece gerçekten uzak ve samimiyetsiz buluyorum. Ne Fenerbahçe burada Sevilla’yı 2-0 yenebilir ne de Sevilla orada Fenerbahçe’yi 3-0 yenebilir. Sanki iki maçta berabere bitecek de işi averaj belirleyecek gibi bir görüntü var takımların şu andaki formları itibariyle. Arkadan bir de Porto maçının galibi geldi mi ilk dörde girmemek için bir sebep de kalmıyor.
İşin garibi böyle bir Fenerbahçe ligde ikinci sırada. Galatasaray’ın Fenerbahçe yenilgisini artık saymıyorum, o artık bilindik ve alışıldık bir skor, bu Galatasaray ligde namağlup durumda. Orkun - Servet - Emre - Volkan - Uğur Uçar - Mehmet Güven - Mehmet Topal - Arda - Serkan Çalık - Ümit Karan - Hakan Şükür’den oluşan bir onbirin ligin herhangi bir haftasında Fenerbahçe’nin önünde olması futbolun, bu Galatasaray’ı ligde hiçbir takımın yenememesi ise Türkiye Liglerinin ayıbıdır. Her ne kadar şu ana kadar hakemlerle 7 puan almış olsalar bile halen bu şampiyonluk yarışının içinde bulunmaları tamamen medyatik desteğin eseridir. O kadar yanlış, o kadar isabetsiz transferler yapılmış ki bir tane bile yabancıyı sahaya süremiyorlar ama bunu bile bir başarı olarak göstertebiliyorlar.
O Galatasaray’ki Avrupa’da çıktığı 3 maçta da perme perişan oluyor. Hani neredeyse insan, ileride başlarına gelecek felaketleri tahmin ettikleri için bir an evvel gruptan çıkamamak için ellerinden geleni yaptıklarını sanacak. Önce sahasında köy takımına 3 gol yiyerek yeniliyor arkadan da gruptan çıkmak için galibiyetin çok önemli olduğu maçta, 0 çekmek üzere olan Avusturya’nın başka köy takımı karşısında gol pozisyonuna bile giremiyor ve rakibine gruptaki ilk puanını veriyor. O Avusturya ki Avrupa Şampiyonasına ev sahipliği yaptığına yapacağına bin pişman, ülke futbolu o kadar geride ki turnuvada rezil olmak korkusundan ev sahipiği yapmalarına rağmen çekilip çekilmemeyi tartışıyorlar. Ama Türkiye liglerinden ne bir Helsinborg çıkabiliyor ne de bir Austria Wien.
Galatasaray muhtemelen önümüzdeki 2-3 sezon boyunca kış aylarındaki son maçlarından birisini yapacak, çünkü bu sene zorla şampiyon yaptırılacakları Türkiye Liginden sonra tahminen seneye ve öbür senelerde Eylül ayını bile göremeden Ağustos ayında Avrupa’ya veda edecekler. Zaten artık tek dertleri Fenerbahçe’yi beğenmedikleri, aşağıladıkları, küçük gördükleri liglerinde bu sene geçebilmek.
Normal şartlar altında yıllardır Galatasaray gibi iç çekişmelerle, yönetim boşluklarıyla, maket projelerle, haklarında UEFA’ya bildirilen onlarca şikayetlerle, sahaya çıkartacak oyuncu bulamamalarla, transferde futbolcuları ellerinden kaçırmalarla, sözüm ona parasızlıklarla sarsılan, yok olması, belki de küme düşmesi gerekirken sürekli şampiyonluk yarışının içinde bulunan hatta ve hatta bir tane de şampiyonluk alabilen bir ekiple mücadele eden Fenerbahçe gibi tesisler, kadro, yönetim, finansal güç, stad gibi her bakımdan dört dörtlük bir takımın isyan edip ligden kopması kaçınılmaz olurdu. Kaldı ki çok iyi biliyoruz geçmiş 20 yılda Fenerbahçe, Galatasaray’dan çok daha güçlü olduğu kadrolar ve mali yapılarla çoğu sezon lige daha 10 uncu haftayı görmeden havlu atmıştı.
Fakat en önemli fark bu geçen sürede Fenerbahçe takımı artık saha dışı etkenlerle uğraşmayı bıraktı. Futbolcuları sürekli sahada olup bitenler ve oynadıkları futbol ilgilendiriyor. Tüm takım tek bir vücut gibi. Yeri geliyor gece yarısı antrenman yapıyorlar, yeri geliyor 1 ayda 8 maça çıkıyorlar, yeri geliyor bütün derbilerde rakipleri ezip geçiyorlar, yeri geliyor küme düşen takımlara puanlar dağıtıyorlar. Ama akıllarda hep futbol var, başka bir şeye konsantre olmuyorlar. En basitinden üst üste bu kadar penaltısı verilmeyen, bu kadar hakem gazabına uğrayan bir takım bile dağılabilir ve ligden rahatça kopabilirdi. Ama Fenerbahçe artık tam bir takım olmuş, bunlarla ilgilenmiyor.
Ankaragücü maçı bitiyor ve hemen arkasından iki transfer bombası patlatıyor Ankaragücü, İsmail Bouzid ve Carrusca’yı transfer ediveriyorlar. Hem Maliyenin hem de Futbol Federasyonunun bu transferlerin üzerinde çok durması lazım. Bu iş ne kadara mal oldu, Ankaragücü ödemeyi nasıl yapacak, hangi tarihlerde yapacak, hangi banka hesabına yapacak, bu işin vergisi ne gösterilecek, bunlar dikkatle takip edilmesi ve üzerinde durulması gereken konular. Bu kadar adam transfer edip, bu adamları sağa sola yollamak, arkadan yeni transferler yapmak artık Türkiye’de iyice moda oldu zaten. Hadi Beşiktaş’ta bu işleri Demirören cebinden karşılıyor, peki Galatasaray’ın finansörü kim? Hani maaş bile ödeyemiyorlardı bunlar? Hani fakirlikle boğuşuyorlardı?
Türkiye ligleri bu durumda da sanki hakemlerin durumu farklı mı? Nedir o Sivasspor – Fenerbahçe maçındaki hakemlerin hali. Daha gözlerinin önündeki kornerle autu ayırt edemiyorlar. Avrupa Şampiyonasında futbolu bitmiş O Avusturya’dan bile hakem var, Slovak var, Macar var, hatta İzlandalı bile var ama Türk hakem yok. Gerçekten merak ediyorum hiç oturup düşünüyorlar mı biz neden bu haldeyiz diye. Avrupa’dan maçları izlerken neler düşünüyorlar, oradan vasat bile olsa bir hakemi kendilerine örnek alıyorlar mı acaba? Ya da Avrupa’dan herhangi bir maç izliyorlar mı? Ülke futbolu bu halde, hakemliği bu halde, ama konu Fenerbahçe olunca ilk 16’ye girmeler bile beğenilmez oluyor nedense.
Artık tüm Türkiye biliyor ki Fenerbahçe’ye en çok form tutturan şey, bir zamanlar öcü gibi korkulan haftada 3 maç. Fenerbahçe maç yaptıkça forma giriyor, havayı yakalıyor. Bir ara verildiği zaman da, takım yeniden kendini toparlamakta çok zorluk çekiyor. Federasyon ve Fatih Terim’de bu durumu gayet iyi biliyor ki liglerin yeni başladığı bir dönemde, 6 Şubat’ta oynanacak bir hazırlık maçı için liglere ara veriyorlar. Araya da kimsenin umurumda bile olmayan, sonu belli, Beşiktaş veya Trabzonspor’a hediye edilecek, organizasyon bozukluğunun zirvede olduğu bir Fortis Kupası maçı sıkıştırıveriyorlar. Hafta sonu maç oynayacak takımlar ama daha birbirlerinden Pazartesi günü haberleri olacak.
Peki hazırlık maçı kiminle? İsveç’le. Bizim Avrupa Şampiyonasındaki rakiplerimiz kimler? Çekoslovakya, Portekiz ve İsviçre. Peki İsveç bu takımlardan hangisinin futbol stiline uygun? 6 Şubat tarihinde yapılacak bir kampın ve hazırlık maçının Avrupa Şampiyonası’na faydaları nelerdir? Şu kura işlemi daha önce yapılamaz mıydı? Kupa maçları bu Çarşamba, normal lig maçları da hafta sonu oynanamaz mıydı? Hem Avrupa Şampiyonası var diye ligleri erkenden bitirmeye çalışıyorlar hem de lige ara veriyorlar. Şimdi tüm bu şartlar altında insan bu hazırlık maçının ve verilen bu aranın Fenerbahçe’nin hızını kesmek için ayarlandığını düşünmesin de ne yapsın?



