zatu envad hadisi

Sponsorlu Bağlantılar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
şazenuş

şazenuş

Üye
    Konu Sahibi
zatu envad hadisi

“Kendisine
hüccet yani, kitap ve sünnet ulaşmış ve Kur’an’ı Kerim’deki hükümleri
öğrenebilecek güce sahip
olduğu halde, küfür olduğunu bilmeden küfür bir inanca sahip olan veya küfür bir
amel işleyen kimse cehaleti sebebiyle mazeret sahibidir, kafir olmaz” diyerek
buna Zatu Envat hadisini delil getirmek büyük bir hatadır ve delili
saptırmaktır.
Ebu Vakid el Leysi
(r.a)’den şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Rasulullah
(s.a.s) ile birlikte Huneyn’e çıkmıştık. Biz küfürden yeni uzaklaşmıştık.
Müşriklere ait bir sidre ağacı vardı. Onun altında ibadet niyeti ile oturur ve
ona silahlarını asarlardı. Ona zatu envat denirdi. Biz de bir sidre ağacının
yanından geçtik. Dedik ki:
“Ey Allah’ın
Rasulü! Bize, onların zatu envatı gibi bir zatu envat tayin et!” Bunun üzerine
Nebi (a.s):
“Allah’u
Ekber! Nefsim elinde olana yemin olsun ki, israil oğullarının dediği gibi
dediniz: “Onlar Musa (a.s)’ya dediler ki: “Onların sahip olduğu ilah gibi bize
de bir ilah yap!” Musa (a.s) onlara dedi ki:
“Muhakkak ki
sizler cahil bir kavimsiniz.”
(Sonra Rasulullah şöyle dedi): “Muhakkak ki sizler, sizden öncekilerin gitmiş olduğu yola
gidiyorsunuz.”(Tirmizi
tahric etti ve sahih dedi)
Allah’ın yardımıyla diyorum ki:
“Rasulullah
(s.a.s)’dan za’tu envat talep eden bu kimseler küfürden yeni kurtulmuşlardı.
Ayrıca onlar talepte bulunmuş fakat o şeyi yapmamışlardı. Alimlerin onlar
hakkındaki görüşü şöyledir:
“Onlarla müşrikler arasındaki benzerlik sadece, üzerine
silahlarını asacakları bir ağaç isteme konusunda idi. Onlar Allah’tan, bu ağaca
indirdiği bereket sebebi ile, kendilerine yardım etmesini istiyorlardı. Onlar,
bu ağaçtan yardım istemiyorlardı. Onlar Rasulullah’tan, yardım talep edecekleri
bir ağaç istemediler. Bundan dolayı Nebi (a.s)’ye şöyle dediler: “Bize bir zatu
envat tayin et.”
Onlar Rasulullah’a danışmadan, kendi nefislerine göre bir ağacı
zatu envat yapmadılar. Fakat Allah’ın nebisi ve seçkin kulunun vasıtasıyla
Allah’ın bir ağaç tayin etmesini istediler. Daha önce söylediğim gibi, onlar
ağaç vasıtası ile Allah’tan zafer istiyorlardı yoksa direkt olarak ağaçtan
yardım istemiyorlardı. Bu aynı, sahih olan; “falanca yıldız sebebiyle yağmur
yağdı” hadisinde geçen olay gibidir. Yani: “Bize yağmurun yağması, yıldızlar
sebebiyledir.” Bu sözün manası: “Yıldızlar çıktığı için yağmur yağdı” demektir,
“yağmuru yağdıran yıldızlardır” demek değildir.
“Bize yıldız
sebebi ile yağmur yağıyor” demek küçük şirktir. Fakat bir kimse: “Muhakkak ki
yağmuru
yağdıran
yıldızdır” derse, o zaman bu kimse Rububiyette Allah’a büyük şirk koşmuş olur.

Zatu envat
isteyenlere gelince… Onlar ağaç vesilesiyle Allah’tan yardım isteyeceklerdi.
Ağaçtan yardım istemeyeceklerdi. Fakat bu istekte, müşriklere benzeme sakıncası
vardır. Bu sebeple Nebi (sas), benzeme eğilimini kökünden kesti ve dedi ki:

“Nefsim elinde
olan Allah’a yemin ederim ki, israil oğullarının dediği gibi dediniz. (Onlar
Musa’ya şöyle dediler): “Onların ilahları gibi bize de
bir ilah yap!”
Bilindiği gibi bir
şeyin başka bir şeye benzetilmesi, tek bir yönden olabileceği gibi birkaç yönden
de olabilir. Bir şeyin başka bir şeye benzetilmesi, her yönüyle benzemesini
gerektirmez. Çünkü bir şeyin başka bir şeye her yönü ile benzemesi, ancak aynı
cinsten olurlarsa olur. Bu, Nebi (s.a.s)’nin şu sözleri gibidir:
“İçkiyi devamlı
içen, puta ibadet eden gibidir.” (Süneni İbn Mace)

“Muhakkak ki siz
Rabbinizi, şu ayı görmede itişip kakışmadığınız gibi göreceksiniz” (Buhari)
Bilinen bir şeydir
ki, bu hadiste yapılan benzetme, görme ve bunun açıkça olma meselesindedir.
Şekil olarak ve her yönüyle görme değildir elbette. Aynı şekilde söz konusu
hadiste (Zatu Envat hadisinde), israil oğullarının müşriklere benzeme isteği
vardır. Fakat bu benzeme büyük şirk noktasındadır. (Zatu Envat hadisindeki)
müslümanların benzeme isteği ise küçük şirk noktasındadır. Fakat
bu, zamanla büyük şirke kadar gider. Çünkü bidatler zamanla büyük şirke götürür.

Yeryüzünde ilk
büyük şirkin ortaya çıkışı, salih kişilerin suretinde putlar yapmakla olmuştur.
Zamanla ilim unutulunca bu putlara ibadet edildi. Salih kişilerin suretinde
putlar yapmak bizatihi büyük şirk değildir, fakat şirke yol açar. Zaten böyle
oldu ve zamanla bu putlara ibadet edildi. Onun için Şeriatimizde kabirler
üzerine mescid yapmak yasaklanmıştır. Çünkü büyük şirke yol açar.
Şöyle denilebilir:
“Onların istekleri, sadece bir benzeme isteği ise niçin Rasulullah (s.a.s)
onlara şöyle dedi? “Sizler beni israilin dediği gibi dediniz.”
Bunun cevabı
şudur: “Burada, meselenin büyüklüğü göz önünde tutularak varacağı son noktaya
göre hüküm verilmiştir. Bu, aynı Rasulullah (s.a.s)’a: “Allah ve sen dilersen”
diyen adama, Nebi (s.a.s)’nin sert ve şiddetli davranması gibidir. Adam büyük
şirk işlemediği halde Rasulullah (s.a.s) ona şöyle dedi:
“Sen beni Allah’a
eş mi tutuyorsun?”

İmam Şatıbi şöyle dedi:
“Geçmiş ümmetlere özellikle ehli kitaba,
bid’atlerinde tabi olma hakkında Rasulullah (s.a.s) şöyle dedi:

“Ümmetim, kendinden öncekilerin gittiği yolu
takip edecek.”
Bu hadis, onların
yapmış olduğu şeyi bu ümmetin de yapacağına bir delildir. Fakat, illa onların
yaptığı şeyleri her yönüyle aynen yapmaları şart değildir. Burada kastedilen;
her yönüyle aynı şeyler olabileceği gibi sadece bir yönden benzerlik de
olabilir. Birincisine (her yönüyle benzemeye) örnek, Rasulullah’ın şu sözüdür:

“Muhakkak ki,
sizden öncekilerin sünnetine tabi olacaksınız.”
Çünkü Rasulullah (s.a.s) bu hadiste şöyle buyurmaktadır:
“Onlar bir keler
deliğine girseler muhakkak siz de onları takip edeceksiniz.”
İkincisine (bir
yönüyle benzemeye) örnek, şu hadisi şeriftir: “Rasulullah (s.a.s)’a şöyle
dediler:
“Ya Rasulallah!
Bize zatu envat tayin et!”
Rasulullah
(s.a.s) şöyle dedi:
“Aynı, israil oğullarının: “Bize bir ilah yap”
şeklindeki söylediği şeyi söylediniz.”
Zatu Envat
edinmek, Allah’tan başka bir ilah edinmeye bir yönden benzemektedir. Fakat
aynısı değildir. Nasta, tamamen bütün yönleriyle benzediğini ifade eden bir şey
yoksa, her yönden benzediğine hüküm vermemek gerekir. En iyisini Allah bilir.”

(El İ’tisam c: 2, s: 245-246)
Ben de diyorum ki:
“İşte Usül İmamlarından İmam Şatıbi’nin, zatu
Envat isteyenler hakındaki görüşü: “Onlar büyük şirk olan bir şey istemediler.
Onların isteği, Müşriklere ve israil oğullarının isteğine sadece bir yönden
benzemekte idi. Yoksa aynısı değildi. Yani israil oğullarının istemesine her
yönden benzememekte idi. Nasta bütün yönleriyle tamamen benzediğini ifade eden
bir şey yoksa, her yönden benzediğine hüküm vermemek gerekir.”
Şeyh Muhammmed
b. Abdulvahhab, ağaç, taş ve bunlar
gibi şeyleri yüceltme konusunda bu hadisi zikrettikten sonra şöyle dedi:
“Bu konuyla
alakalı bir çok mesele vardır... Üçüncü meseleye gelince… Onlar, talep ettikleri
şey ile amel etmediler.

Onbirinci mesele
ise; şirk, hem büyük hem de küçük olabilir. Çünkü onlar, zatu envat istedikleri
halde mürted olmadılar. Demek ki, büyük değil küçük şirk işlediler.”(Tevhid
Kitabı / Ağaç, taş vb. şeyleri yüceltme babı)
Ben de şöyle diyorum:
“Şeyh’ten nakledilen bu sözden, o topluluğun
istediği şeyin küçük şirk olduğu apaçık anlaşılmaktadır.”
İbn Teymiye şöyle
dedi:
“Müşriklerin,
üzerine silahlarını astıkları bir ağaçları vardı. Buna zatu envat diyorlardı.
Müslümanlardan bazıları şöyle dedi:
“Ey Allah’ın
rasulü! Bize, onların zatu envatı gibi zatu envat tayin et!” Rasulullah buyurdu
ki:
“Allah’u Ekber!
Sizler, Musa’nın kavminin Musa’ya söylediği gibi söylediniz: “Onların ilahları
gibi bize de bir ilah yap!” Muhakkak ki sizler, sizden öncekilerin yolunu ta kip
edeceksiniz.”
Burada Nebi (s.a.s), sadece kafirlere benzeyerek
silahlarını üzerine asacakları ve altında ibadet edecekleri bir ağaç edinmek
istedikleri için onlara çok kızdı. Büyük şirk olmayan, kafirlere benzeme
isteğine karşı tavır böyle ise büyük şirk olan benzemeye karşı tavır acaba nasıl
olur?
Kim, sevap almak
niyetiyle bir yere gitse fakat şeriat böyle yere gidilmesinde bir sevap
görmüyorsa, yaptığı amel münker olur. Bu münkerlerden bazıları diğerinden büyük
olabilir. Gidilen yer bir ağaç olabileceği gibi bir su kanalı veya bir dağ veya
bir mağara da olabilir, farketmez, yine de münkerdir.
Kim, İslam
şeriatinin tayin etmediği belli bir yer tayin ederek namaz kılmak, Kur’an
okumak, Allah’ı zikretmek
ya da herhangi bir
ibadeti yapmak gayesiyle oraya
gider ve bu şeyin şeriatçe iyi olduğunu
söylerse yaptığı
iş bir münker olur.”(İktida es
Sırat-ı Mustakim s: 314-315)
İmam İbni
Teymiye’nin bu sözünden apaçık anlaşılıyor ki, o topluluğun sadece istemesinde

müşriklere benzetme
vardır. Yoksa, bizzat şirkte benzetme kastedilmememiştir. İbn Teymiye’nin
bu
açıklamasının
ardından zikrettiği
misallere bir bak! Bunların hepsi bidat konusundadır, büyük şirk konusunda
değildir. Bu, kulun bir yeri, bir ağacı veya bir su kanalını Allah’tan bir delil
olmaksızın, bereketli sayarak daha çok sevap almak gayesi ile orada Allah’a
ibadet yapmasıdır. İşte bu, bidatin ta kendisidir.
Çünkü tevhid: Tek
olan Allah’a, Rasulullah (s.a.s)’ın diliyle emrettiği şeylere göre ibadet
etmektir. Şirk ise; Allah’tan başkasına, O’nunla beraber ibadet etmektir. Küfre
götürmeyen bidat ise; Allah’ın genel olarak emrettiği şeylere bağlı kalarak,
Şeriate uygun olmayan belli konularda sadece O’na ibadet etmektir. (Örneğin;
hakkında delil olmadığı halde bir ağacı bereketli sayıp daha çok sevap almak
için onun altında Allah için Rasulullah’ın gösterdiği namazı kılmak gibi…)
İşte böylece kafir
ile bidatçi arasındaki fark ortaya çıkmıştır. Birincisi (kafir); şeriatin hem
tafsilatında hem de genelinde Şeriate tabi olmayı terk etmiştir. İkincisi ise
(bidatçi); Şeriate genel olarak tabi olmuştur. Fakat tafsilatlı konularda hatası
vardır. Genel olarak Şeriate tabi olması, tafsilatlı konulardaki hatasını
affettirir, yani; İslam dininden çıkartmaz.
Mesela;
“Beyt’ül Haram’da sadece Allah’a
ibadet eden kimse, en büyük
sevabı istemektedir. İşte bu kişi, sünnete göre muvahhiddir. Çünkü Allah bu
mekanı diğer mekanlardan üstün kılmıştır. Ancak ölülere ibadet eden kimseye
gelince... O, müşriktir. Çünkü o, ibadeti Allah’tan başkasına yapmıştır. Ancak
kabirlerin yanında sadece Allah’a ibadet eden ve ona hiçbir şeyi şirk koşmayan
kimseye gelince… İşte o, muvahhiddir. Çünkü Allah’a, başkasını şirk koşmamıştır.
Fakat aynı zamanda o, bir bidatçidir. Çünkü, şeriatten bir delil olmaksızın bir
mekanı üstün tutmuştur. Bu sebeple sünnetten çıkmış, bidate sapmıştır.
Rasulullah
(s.a.s)’den zatu envat isteyen topluluk, kesinlikle
büyük şirk istememiştir. Çünkü,
öğrenilmesi gereken
şeyin öğrenme zamanını geciktirmek caiz değildir. Bu, alimlerin ittifak ettiği
şer’i bir kaidedir. Bilinen bir şeydir ki, kul İslama ilk girdiği andan
itibaren, ondan tevhidi sağlaması ve büyük şirkten uzak durması istenir. Buna
göre, tevhid ve büyük şirkin öğretilmesinin geciktirilmesi nasıl caiz olur?

Nebi (s.a.s)’in,
ümmetine ilk andan itibaren ve gecikmeden büyük şirk hakkında bilgi vermediği,
onlara bunu açıklamadığı, onlara bunu yasaklamadığı zannedilebilir mi?
Rasulullah,
ümmeti şirke düştüğü zaman sadece, düştükleri şirki açıklamıştır. Mesela; ümmeti
Allah’a ibadette şirke düştüğü zaman, onun şirk olduğunu söyler ve sakındırırdı.
Hakimiyyet konusunda şirke düştüğü zaman, onun şirk olduğunu söyler ve
sakındırırdı. Vela konusunda şirke düştüğü zaman onun şirk olduğunu söyler ve
sakındırırdı. Yani bu şirklere düşmeden onları sakındırmazdı. Rasulullah
(s.a.s)’in böyle yaptığı düşünülebilir mi?”
Ben diyorum ki:

“Allah’ın seçkin
kıldığı Nebisi hakkında böyle dü-şünmek, onun görevini yerine getirmediğini
düşünmek demektir ve ona büyük bir iftiradır. Bundan Rasulullah’ı tenzih ederim.
Muaz (r.a)’ı ehli kitaba gönderdiği zaman: “Onları ilk önce tevhide davet
etmesini, Allah’ı, tevhid ve şirk arasındaki farkı bildiren Allah’ın ilmini
öğreninceye kadar diğer ibadetlere geçmemesini emrettiği halde nasıl olur da
kendisi bunu yapmaz?
Muhakkak ki biz,
nebimizi ve bütün nebilerle rasulleri bu tür noksanlıktan ve iftiradan uzak
tutuyoruz. Ayrıca Rasulullah (s.a.s) hakkında böyle düşünmek, sahabelerin
çoğunun tevhid ve şirkin hakikatini tam öğrenmeden ve tam yerine getirmeden
ölmüş olmalarını gerektirir. Böyle düşünen kişi, imanını tekrar gözden geçirsin
ve kabirde Rasulullah hakkında sorguya çekilmeden
Allah’tan korksun! Yoksa, kabirde Rasulullah hakkında sorulduğunda şöyle
diyecektir:
“Ha! Ha!
Bilmiyorum. Duydum, insanlar bir şey söylüyordu, ben de onu söyledim.”
Ben kesinlikle
inanıyorum ki, her İslama girmek isteyen kula, daha İslam’a girmeden önce Nebi
(a.s) tevhidi ve onun iyiliğini, şirki ve onun kötülüğünü öğretmiştir. Bütün
İslam alimleri, şeriatin feri meselelerinin bile ihtiyaç anında öğretilmesinin,
öğretiminin geciktirilmesinin caiz olmadığı konusunda ittifak etmişlerdir. Durum
böyleyken, temellerin temeli olan tevhidin ve tevhidi bozan büyük şirkten nasıl
uzak durulacağının öğretilmesinin geciktirilmesi nasıl caiz olur?
Bu açıklamalardan apaçık anlaşılıyor ki, zatu envat isteyenlerin
bu isteklerindeki benzerlik, büyük şirk konusunda değil, sadece müşriklere
benzeme konusundadır.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Takipçi Satın Al


Üst Alt