crazy_amigo06
Üye
Ufolar Sahnede
Mesih SARAÇOĞLU
"Ben gördüğüme inanırım" diyenlere ve öyle diyenlerle karşılaşanlara...
İnsan bir bütündür. Bir makinanın küçük bir parçası noksan olduğunda veya ters takıldığında makina çalışmaz ve istenen yere götürülmezse; nasıl olur da insan, bütün ona verilmiş cihazları bir tarafa bırakıp sadece gerçekleri gözleriyle görmeye ve hakikatlara ulaşmaya kalkar. Aklı, çarpık felsefelerle alûde, kalbi sevgi ve muhabbetten yoksun, kalb gözü olmayanlar doğruyu nasıl bulabililer ki!..
Bilindiği gibi insanın gözünün kabiliyeti çok sınırlıdır. 400 ila 800 nanometre dalgaboyu arası ışıklı alanda, belli uzaklıkda ve muayyen açıdan bakışla, ancak kendi gibi maddi cisimleri görebilir. Gördüğünü iddia ettiği şeylerin de ancak pek azını bilebilir. Nerde kaldı, mananın, ruhun ve fizik - ötesi varlığın uçsuz bucaksız derinlikleri ve sırları?..
Gökyüzünün sırlarla dolu görüntüleri, yüzyıllardan beri bilinmekte ve bir ölçüde de seyredilmektedir. Ne var ki, insanlık mekânı fethe başlayalıdan beri hadiseler oldukça değişik bir mecraya girdi. Biz de şimdi, yıllardan beri insanımızı meşgul eden ve kimine göre "algı yanılması", kimine göre "hava yansıması" ve bazıları için de "gökyüzünden gelen misafirler" olarak değerlendirilen "UFO"lardan bahsedeceğiz. Bir türlü gerçek yüzlerini göstermeyen ve tam teşhis edemediğimiz UFO'lar nedir ve bunları idare edenler kimlerdir?
Japon Hava Kuvvetleri binbaşısı Shiro Kabuta, arkadaşı Toshio Nakamura ile yaptığı F-4 uçuş gezisinde, karşılaştığı portakal renkli o diski hiç unutamıyor. Bu esrarlı varlık kaçarcasına uzaklaştıkça, saatlerce peşinden takip etmişlerdi. Sonunda merak, Nakamura'nın hayatının sonu ile noktalanmıştı. Zira, çok gizli sırları sakladığına inandığı o cisimle kaç defa çarpışmışlar, sonunda da F-4 fantomu infilak etmişti. Kobuta, bir meş'ale gibi yanarak yere düşen arkadaşını kurtaramamıştı. Zavallı Nakamura'nın hem paraşütü çalışmamış, hem de çarpışmayla birlikte alevler içinde kalmıştı. Buna rağmen, tek tesellisi bilinmeyenler atmosferini biraz aralamış olması ve o cisimlerin şuurlu hareket etmelerini az dahi olsa anlamış olması idi.
Yarım asra yakın, dünya basınının en mühim haberleri arasında yer alan ve çoğu başlıkların Dış Dünyalardan Gelen Ziyaretçiler" şeklinde olduğu yazılarla mes'ele iyice karıştırılmış ve gittikçe muammalaştırılmıştı. Gariptir ki, UFO'ları gördüğünü iddia edenler arasında Amerika eski başkanlarından J.Carter da bulunuyordu.
Şunu hemen belirtmekte fayda var sanırım. Onları gördüğünü iddia edenlerin ekserisinin, aşırı meşgul ve düşünceli bir yapıya sahip kimselerden ibaret olmalarıydı. Bu bakımdan, gökte garip cisimler görmenin bir yanılma olabileceği; korkak tipli bir çocuğun daima hayalet görmesi gibi, psikolojik bir hal olabileceği fikri ağırlık kazanıyordu. Acaba çokları için atmosferik hadiselerin renkli tabloları gibi yorumlanan UFO'lar, gerçekten sadece vehimden mi ibarettir.
Sıcak hava tabakaları ışığı yansıtır. Yerden bakanlar, ışınları Güneş’ten, Ay’dan veya bir uçaktan geldiğini fark edemezler. Beyaz diskler oluşur. İşte “UFO”lar
Bu mevzuda, görgü şâhidlerinin söyledikleri, hep birbirinden farklıydı. Söylenenler daha çok, renkleriyle, yahut da yuvarlak oluşlarıyla (küre, disk vs.) ilgiliydi. Halbuki; büyüklükleri ve hızları hakkında bir şeyler bilinseydi, sır biraz olsun çözüme doğru götürülmüş olacaktı. Uzaklığı hakkında birbirini tutar bir fikir de yok gibiydi. Bazıları ufukta, bazıları hemen başının üstünde, bazıları da yıldızlar arasında görüyordu. Büyüklüğü hakkında söylenenler de öyle idi. Bazısına göre uçak gibi, bazısına göre daha da büyük, bazıları için de bir sini büyüklüğünde olduğu iddia edilmekteydi. Güneş'in ve Ay'ın büyüklükleri ve uzaklıkları hakkında hiç bilgisi olmayan birine onlardan sorulsaydı; olduğundan çok farklı şeyler söyleyecekti. "Ay, Güneş kadardır, belki de ondan büyüktür" diyecekti. Halbuki, Güneş'in çapının, Ay'ınkinden 400 defa daha büyük, olduğu günümüzde bilinen meselelerdir. Bu duruma göre, insan çıplak gözle ve karanlıkta gördüğünü iddia etttiği bir cismin büyüklüğünü ve uzaklığını nasıl bilebilir ki?..
Binbaşı Kobuta gibi, çok tecrübeli pilotlar dahi bu şekilde bilemedikleri bir kısım cisimlerle karşılaşmaktaydı. Akşam yıldızı olarak bilinen Venüs, Güneş batıp hava henüz kararmadan, batıda görüldüğünde; çoklarına göre yükselen bu uçak, bazılarına da UFO'lar gibi görünmekteydi. Rasathane yetkilileri, Venüs'ün bu durumuyla karşılaşıp da telefona sarılan yüzlerce merakının, UFO hayallerinin yıkıldığındaki burukluklarını ve psikolojik hallerini ölçmeye çalışmaktadır. Londra'da yıllar önce bir grev neticesi ışıklar kesildiğinde yüzlerce insan; gökyüzünde garip ışıklar gördüğünü, bunların hareketli ve sönüp yandıklarını haber vermek üzere telefona sarılarak, bu garip ışıkların keyfiyetinden soruyorlardı. İzahı çok basitti ve senelerdir gökyüzünü hiç seyretme imkanı ve yıldızları görme fırsatı bulamayan insanların pırıl pırıl parlayan yıldızlarla aniden karşı karşıya gelmiş olmaları gibi basit bir his yanılmasından ibaretti.
UFO'ların ardında yatan bir gerçek de, göktaşlarının varlığı idi. Bilindiği gibi göktaşları her zaman yukarıdan aşağı inmeyip, aşağıdan yukarıya da çıkmakta, sağa sola doğru da gitmektedirler. Bir yıldızdan bir yıldıza doğru; veya bir gezegenden Ay'a doğru giden bir göktaşı bizden uzaklaşıyor gibi görülebilir. Zira, bunlardan ancak yerin çekimine kapılanlardır ki, bize doğru gelmiş olurlar. Bunların bazen istikamet değiştirdikleri, parladıkları ve yanıp söndükleri, bazen de patlayıp çok sayıda parçalarını etrafa saçtıkları ilim çevrelerince bilinmektedir. Şimdi bir meteor yağmurunun atmosferimize girdiğini düşünelim; atmosfere giren her meteor - göktaşı - yanarak patlayacaktır. Arkasından gelenler de sür'atli ve aynı şekilde yanıp sönecekler ve böylece ışıktan cisimlerin dışa doğru gittikleri, daha doğrusu uçtukları sanılacaktır. Bir de onların parçalarının sağa sola dağıldıkları "sözkonusu" olursa, işte size uçan daireler!.
Tarih 10 Ağustos 1972, A.B.D.'nin Utah Eyaletinde parlak bir cisim Kanada'dan Aiberto'ya kadar takip edilmişti. Uzmanlar bunun 80 m. çapında ve bir milyon ton ağırlığında bir meteorit olduğunu söyliyerek doğrulamışlardır.
UFO'lar diye bilinen esrarlı varlıkları izah için öne sürülen diğer bir görüş de şudur: Güneşin elektrik yüklü parçalarıyla yer atmosferinin atomları çarpıştığında, çok değişik şekil ve renkte "kutup ışıkları" meydana gelmektedir. Bunlar daha çok İzlanda, Norveç, Labrodor ve Kuzey Sibirya'da olmak üzere, 100 km. kadar yükseklikte görülmektedirler. Hatta bu ışıklar sadece kutuplara has olmayıp, Orta Avrupa'dan Azor'lara kadar görülebilmektedir. Ve işte uzmanların çoğunun birleştiği bu açıklamaya göre de UFO'lar bu ışıklardan ibarettir.
Yine ekseriya kutuplarda olmak üzere, 85 km. kadar yükseklikte buz kristallerini ihtiva eden mercek şeklindeki kümülüs bulutlarında Güneş ışınlarının yansıması neticesi görünen UFO'ların manzarası hayli dehşet vericidir! Çok parlak ve kızgın kor şeklindeki bu bulutlar, aheste hareketlerinden dolayı, oldukça şuurlu hareketler sergilemektedirler. Bunun da yine hayal gücü kuvvetli olanların nazarlarından bizlere intikal etmektedir. Yani bizler de onların gözleriyle görmüş oluyoruz.
Bir kısım ilim adamlarına göre ise, girdap şeklindeki hava hareketlerinde toplanan su buharı, ve toz zerrelerinin dip kısımlarda disk şeklinde birikmesi ve bunların atmosferimize girmesi neticesi UFO akımları başlamaktadır. Bazen biriken tozların aniden çoğalarak ağırlaşmasıyla yere düşmeleri, UFO'ların birden yok olmalarının izahı olarak değerlendirilmektedir.
İnce yapılı olan Cirrus ve Cirrostratus bulutlan 6000 m. ile 10.000.m arasındaki yükseklikte bulunduklarında; buz kristalli bu bulutlarda, ışınların kırılması ve yansıması neticesi Güneş ve Ay'ın çevresinde geometrik halkalar meydana gelir. Bu halkaların rengi umumiyetle gökkuşağının rengine benzemektedirler. İşte bu halkaların çoğu zaman kırık veya yandan görünümleri disk ve mercek şeklinde olmaktadır.
Hava tabakaları arasında amudî (dikey) bir yer değiştirme mevzubahis olmadığından; çok az olan ufkî (yatay) hava hareketi, şehir ve endüstri sahalarındaki kirli havanın temizlenmesine yeterli gelmemektedir.
Bu durum su sathında olduğu gibi, ışık ışınlarını yansıtmak suretiyle, çeşitli şekiller meydana getirmektedir. Bu durum, sıcak bir yaz günü otomobille seyahat ederken görülmektedir. Arabanın hemen biraz ilerisinde şüpheye yer bırakmayacak şekilde görülen su birikintisi -serap- asla yetişilemeyen bir noktadır. Gökkuşağı da öyle değil midir? Ona koştukça o kaçmakta ve bir türlü kendisine ulaşılamamaktadır. Bunlar kelimenin tam ifadesiyle "optik yanıtma"dır. Uçaklarda da uçağın biraz gerisinden ve aşağısından onu takibeden uçan dairelere rastlanmaktadır.
Ençok kabul gören açıklamalardan biri de "Fata - Morgana"dır. Çok uzakta olan ufkun altındaki cisimler, havanın aksetmesiyle birden ufkun üstüne çıkarlar. Öyle ki, telsiz ve radar dalgaları dahi bu yansımalardan kurtulamaz. Bu durumda radar ekranları birden bilinmeyen ve normalden çok hızlı cisimleri gösterirler. Yer yer radar ekranlarından görülen çok heybetli hayaletlerin de bu şekilde meydana geldiği tahmin edilmektedir. Aynı zamanda, aşırı elektrikle yüklü parçacıkların bulunduğu tabakalarda atmosfere giren meteoritlerin de bu şekilde hâdiselere sebep olduğu söylenmektedir. Bu kozmik parçacıkların hızı 250 000 km/h kadardır ve bu, hiç bir yeryüzü aracının ulaşamıyacağı bir hızdır. İşte böyle bir durumda radarların verdiği anons "Fezadan Gelen Misafirler" olmaktadır. Fakat bu çeşit hâdiselerle Japon pilotunun karşılaştığı farklı olup, kazaya sebep olacak ölçüde tehlikeli değillerdir.
Geceleri, bir uçak da UFO'lara sebep olabilir. Şayet bir uçak, dar bir virajda uçuyor ve aşağıdan bir müşâhit uçuş alanının kenarına bakıyorsa; önce uçağın yavaşladığını, sonra olduğu yerde kaldığını ve daha sonrada ilk göründüğü yere geri döndüğü hissine kapılabilir. Bu iki buutlu bir uçuş alanının gece gökyüzündeki yansıyışını bilmeyen bîri için mümkün değildir. Yani bu bir uçak olamaz. Olsa olsa fezadan gelen varlıklardır. Hatta uçaklar gibi, balonlar, radyo vericileri, amatör kanatlı uçucular ve paraşütçüler de aynı görüntüye sebep olabilmektedirler.
Bir araba sürücüsü akşamları, önünde dar, uzun sarı sinyalleri, yanıp sönen bir nesne görebilir. Bunun, renkli lambaları olan bir hava gemisi olabileceğine hükmedebilir. Bu da başka bir UFO haberidir.
Bütün bunlardan başka, sivil ve askeri olmak üzere birçok hava çalışmaları gizli tutulmaktadır. Yeryüzünün manyetik alanlarını tesbit etmek üzere iyonize baryum bulutlarının ve çeşitli peyklerin fezaya gönderilmeye başlanması yıllar önce olmuştu. Çok kimsenin de bunlar hakkında pek bilgisi yoktu. Bunlar değişik uzaklıklarda ve şekillerde yer yer dünyaya dönüyor ve bilinmez şekilde parlayıp kayboluyorlardı.
Herşeye rağmen, yine de Japonya'da cereyan eden hâdise üzerinde bir esrar perdesi olduğunu itiraf edelim: Nakamura'nın uçağına çarpıp onun ölümüne sebep olan ne idi? Pilotun, saldırılarına hedef olduğu yaratıklar kimler veya nelerdi?
UFO'ları değişik izahlarla açıklamaya çalışsak da yine sır saklı yönlerinin hâlâ var olduğunu söyleme mecburiyetindeyiz. Tartışma platformuna birkaç sözle katıldığımız bu esrarengiz mevzuu, şimdilik burada kesip, zamanın ortaya koyacağı tefsirler içinde mes'elenin aydınlığa kavuşmasını beklemek uygun olacaktır. Şunu da ilave edelim ki, işin manevi ve ruhî yönüne geçmemeye, o atmosferde seyretmemeye bilhassa dikkat ettik. Bu yazıda bu kadarla iktifa edelim.
"Ben gördüğüme inanırım" diyenlere ve öyle diyenlerle karşılaşanlara...
İnsan bir bütündür. Bir makinanın küçük bir parçası noksan olduğunda veya ters takıldığında makina çalışmaz ve istenen yere götürülmezse; nasıl olur da insan, bütün ona verilmiş cihazları bir tarafa bırakıp sadece gerçekleri gözleriyle görmeye ve hakikatlara ulaşmaya kalkar. Aklı, çarpık felsefelerle alûde, kalbi sevgi ve muhabbetten yoksun, kalb gözü olmayanlar doğruyu nasıl bulabililer ki!..
Bilindiği gibi insanın gözünün kabiliyeti çok sınırlıdır. 400 ila 800 nanometre dalgaboyu arası ışıklı alanda, belli uzaklıkda ve muayyen açıdan bakışla, ancak kendi gibi maddi cisimleri görebilir. Gördüğünü iddia ettiği şeylerin de ancak pek azını bilebilir. Nerde kaldı, mananın, ruhun ve fizik - ötesi varlığın uçsuz bucaksız derinlikleri ve sırları?..
Gökyüzünün sırlarla dolu görüntüleri, yüzyıllardan beri bilinmekte ve bir ölçüde de seyredilmektedir. Ne var ki, insanlık mekânı fethe başlayalıdan beri hadiseler oldukça değişik bir mecraya girdi. Biz de şimdi, yıllardan beri insanımızı meşgul eden ve kimine göre "algı yanılması", kimine göre "hava yansıması" ve bazıları için de "gökyüzünden gelen misafirler" olarak değerlendirilen "UFO"lardan bahsedeceğiz. Bir türlü gerçek yüzlerini göstermeyen ve tam teşhis edemediğimiz UFO'lar nedir ve bunları idare edenler kimlerdir?
Japon Hava Kuvvetleri binbaşısı Shiro Kabuta, arkadaşı Toshio Nakamura ile yaptığı F-4 uçuş gezisinde, karşılaştığı portakal renkli o diski hiç unutamıyor. Bu esrarlı varlık kaçarcasına uzaklaştıkça, saatlerce peşinden takip etmişlerdi. Sonunda merak, Nakamura'nın hayatının sonu ile noktalanmıştı. Zira, çok gizli sırları sakladığına inandığı o cisimle kaç defa çarpışmışlar, sonunda da F-4 fantomu infilak etmişti. Kobuta, bir meş'ale gibi yanarak yere düşen arkadaşını kurtaramamıştı. Zavallı Nakamura'nın hem paraşütü çalışmamış, hem de çarpışmayla birlikte alevler içinde kalmıştı. Buna rağmen, tek tesellisi bilinmeyenler atmosferini biraz aralamış olması ve o cisimlerin şuurlu hareket etmelerini az dahi olsa anlamış olması idi.
Yarım asra yakın, dünya basınının en mühim haberleri arasında yer alan ve çoğu başlıkların Dış Dünyalardan Gelen Ziyaretçiler" şeklinde olduğu yazılarla mes'ele iyice karıştırılmış ve gittikçe muammalaştırılmıştı. Gariptir ki, UFO'ları gördüğünü iddia edenler arasında Amerika eski başkanlarından J.Carter da bulunuyordu.
Şunu hemen belirtmekte fayda var sanırım. Onları gördüğünü iddia edenlerin ekserisinin, aşırı meşgul ve düşünceli bir yapıya sahip kimselerden ibaret olmalarıydı. Bu bakımdan, gökte garip cisimler görmenin bir yanılma olabileceği; korkak tipli bir çocuğun daima hayalet görmesi gibi, psikolojik bir hal olabileceği fikri ağırlık kazanıyordu. Acaba çokları için atmosferik hadiselerin renkli tabloları gibi yorumlanan UFO'lar, gerçekten sadece vehimden mi ibarettir.
Sıcak hava tabakaları ışığı yansıtır. Yerden bakanlar, ışınları Güneş’ten, Ay’dan veya bir uçaktan geldiğini fark edemezler. Beyaz diskler oluşur. İşte “UFO”lar
Bu mevzuda, görgü şâhidlerinin söyledikleri, hep birbirinden farklıydı. Söylenenler daha çok, renkleriyle, yahut da yuvarlak oluşlarıyla (küre, disk vs.) ilgiliydi. Halbuki; büyüklükleri ve hızları hakkında bir şeyler bilinseydi, sır biraz olsun çözüme doğru götürülmüş olacaktı. Uzaklığı hakkında birbirini tutar bir fikir de yok gibiydi. Bazıları ufukta, bazıları hemen başının üstünde, bazıları da yıldızlar arasında görüyordu. Büyüklüğü hakkında söylenenler de öyle idi. Bazısına göre uçak gibi, bazısına göre daha da büyük, bazıları için de bir sini büyüklüğünde olduğu iddia edilmekteydi. Güneş'in ve Ay'ın büyüklükleri ve uzaklıkları hakkında hiç bilgisi olmayan birine onlardan sorulsaydı; olduğundan çok farklı şeyler söyleyecekti. "Ay, Güneş kadardır, belki de ondan büyüktür" diyecekti. Halbuki, Güneş'in çapının, Ay'ınkinden 400 defa daha büyük, olduğu günümüzde bilinen meselelerdir. Bu duruma göre, insan çıplak gözle ve karanlıkta gördüğünü iddia etttiği bir cismin büyüklüğünü ve uzaklığını nasıl bilebilir ki?..
Binbaşı Kobuta gibi, çok tecrübeli pilotlar dahi bu şekilde bilemedikleri bir kısım cisimlerle karşılaşmaktaydı. Akşam yıldızı olarak bilinen Venüs, Güneş batıp hava henüz kararmadan, batıda görüldüğünde; çoklarına göre yükselen bu uçak, bazılarına da UFO'lar gibi görünmekteydi. Rasathane yetkilileri, Venüs'ün bu durumuyla karşılaşıp da telefona sarılan yüzlerce merakının, UFO hayallerinin yıkıldığındaki burukluklarını ve psikolojik hallerini ölçmeye çalışmaktadır. Londra'da yıllar önce bir grev neticesi ışıklar kesildiğinde yüzlerce insan; gökyüzünde garip ışıklar gördüğünü, bunların hareketli ve sönüp yandıklarını haber vermek üzere telefona sarılarak, bu garip ışıkların keyfiyetinden soruyorlardı. İzahı çok basitti ve senelerdir gökyüzünü hiç seyretme imkanı ve yıldızları görme fırsatı bulamayan insanların pırıl pırıl parlayan yıldızlarla aniden karşı karşıya gelmiş olmaları gibi basit bir his yanılmasından ibaretti.
UFO'ların ardında yatan bir gerçek de, göktaşlarının varlığı idi. Bilindiği gibi göktaşları her zaman yukarıdan aşağı inmeyip, aşağıdan yukarıya da çıkmakta, sağa sola doğru da gitmektedirler. Bir yıldızdan bir yıldıza doğru; veya bir gezegenden Ay'a doğru giden bir göktaşı bizden uzaklaşıyor gibi görülebilir. Zira, bunlardan ancak yerin çekimine kapılanlardır ki, bize doğru gelmiş olurlar. Bunların bazen istikamet değiştirdikleri, parladıkları ve yanıp söndükleri, bazen de patlayıp çok sayıda parçalarını etrafa saçtıkları ilim çevrelerince bilinmektedir. Şimdi bir meteor yağmurunun atmosferimize girdiğini düşünelim; atmosfere giren her meteor - göktaşı - yanarak patlayacaktır. Arkasından gelenler de sür'atli ve aynı şekilde yanıp sönecekler ve böylece ışıktan cisimlerin dışa doğru gittikleri, daha doğrusu uçtukları sanılacaktır. Bir de onların parçalarının sağa sola dağıldıkları "sözkonusu" olursa, işte size uçan daireler!.
Tarih 10 Ağustos 1972, A.B.D.'nin Utah Eyaletinde parlak bir cisim Kanada'dan Aiberto'ya kadar takip edilmişti. Uzmanlar bunun 80 m. çapında ve bir milyon ton ağırlığında bir meteorit olduğunu söyliyerek doğrulamışlardır.
UFO'lar diye bilinen esrarlı varlıkları izah için öne sürülen diğer bir görüş de şudur: Güneşin elektrik yüklü parçalarıyla yer atmosferinin atomları çarpıştığında, çok değişik şekil ve renkte "kutup ışıkları" meydana gelmektedir. Bunlar daha çok İzlanda, Norveç, Labrodor ve Kuzey Sibirya'da olmak üzere, 100 km. kadar yükseklikte görülmektedirler. Hatta bu ışıklar sadece kutuplara has olmayıp, Orta Avrupa'dan Azor'lara kadar görülebilmektedir. Ve işte uzmanların çoğunun birleştiği bu açıklamaya göre de UFO'lar bu ışıklardan ibarettir.
Yine ekseriya kutuplarda olmak üzere, 85 km. kadar yükseklikte buz kristallerini ihtiva eden mercek şeklindeki kümülüs bulutlarında Güneş ışınlarının yansıması neticesi görünen UFO'ların manzarası hayli dehşet vericidir! Çok parlak ve kızgın kor şeklindeki bu bulutlar, aheste hareketlerinden dolayı, oldukça şuurlu hareketler sergilemektedirler. Bunun da yine hayal gücü kuvvetli olanların nazarlarından bizlere intikal etmektedir. Yani bizler de onların gözleriyle görmüş oluyoruz.
Bir kısım ilim adamlarına göre ise, girdap şeklindeki hava hareketlerinde toplanan su buharı, ve toz zerrelerinin dip kısımlarda disk şeklinde birikmesi ve bunların atmosferimize girmesi neticesi UFO akımları başlamaktadır. Bazen biriken tozların aniden çoğalarak ağırlaşmasıyla yere düşmeleri, UFO'ların birden yok olmalarının izahı olarak değerlendirilmektedir.
İnce yapılı olan Cirrus ve Cirrostratus bulutlan 6000 m. ile 10.000.m arasındaki yükseklikte bulunduklarında; buz kristalli bu bulutlarda, ışınların kırılması ve yansıması neticesi Güneş ve Ay'ın çevresinde geometrik halkalar meydana gelir. Bu halkaların rengi umumiyetle gökkuşağının rengine benzemektedirler. İşte bu halkaların çoğu zaman kırık veya yandan görünümleri disk ve mercek şeklinde olmaktadır.
Hava tabakaları arasında amudî (dikey) bir yer değiştirme mevzubahis olmadığından; çok az olan ufkî (yatay) hava hareketi, şehir ve endüstri sahalarındaki kirli havanın temizlenmesine yeterli gelmemektedir.
Bu durum su sathında olduğu gibi, ışık ışınlarını yansıtmak suretiyle, çeşitli şekiller meydana getirmektedir. Bu durum, sıcak bir yaz günü otomobille seyahat ederken görülmektedir. Arabanın hemen biraz ilerisinde şüpheye yer bırakmayacak şekilde görülen su birikintisi -serap- asla yetişilemeyen bir noktadır. Gökkuşağı da öyle değil midir? Ona koştukça o kaçmakta ve bir türlü kendisine ulaşılamamaktadır. Bunlar kelimenin tam ifadesiyle "optik yanıtma"dır. Uçaklarda da uçağın biraz gerisinden ve aşağısından onu takibeden uçan dairelere rastlanmaktadır.
Ençok kabul gören açıklamalardan biri de "Fata - Morgana"dır. Çok uzakta olan ufkun altındaki cisimler, havanın aksetmesiyle birden ufkun üstüne çıkarlar. Öyle ki, telsiz ve radar dalgaları dahi bu yansımalardan kurtulamaz. Bu durumda radar ekranları birden bilinmeyen ve normalden çok hızlı cisimleri gösterirler. Yer yer radar ekranlarından görülen çok heybetli hayaletlerin de bu şekilde meydana geldiği tahmin edilmektedir. Aynı zamanda, aşırı elektrikle yüklü parçacıkların bulunduğu tabakalarda atmosfere giren meteoritlerin de bu şekilde hâdiselere sebep olduğu söylenmektedir. Bu kozmik parçacıkların hızı 250 000 km/h kadardır ve bu, hiç bir yeryüzü aracının ulaşamıyacağı bir hızdır. İşte böyle bir durumda radarların verdiği anons "Fezadan Gelen Misafirler" olmaktadır. Fakat bu çeşit hâdiselerle Japon pilotunun karşılaştığı farklı olup, kazaya sebep olacak ölçüde tehlikeli değillerdir.
Geceleri, bir uçak da UFO'lara sebep olabilir. Şayet bir uçak, dar bir virajda uçuyor ve aşağıdan bir müşâhit uçuş alanının kenarına bakıyorsa; önce uçağın yavaşladığını, sonra olduğu yerde kaldığını ve daha sonrada ilk göründüğü yere geri döndüğü hissine kapılabilir. Bu iki buutlu bir uçuş alanının gece gökyüzündeki yansıyışını bilmeyen bîri için mümkün değildir. Yani bu bir uçak olamaz. Olsa olsa fezadan gelen varlıklardır. Hatta uçaklar gibi, balonlar, radyo vericileri, amatör kanatlı uçucular ve paraşütçüler de aynı görüntüye sebep olabilmektedirler.
Bir araba sürücüsü akşamları, önünde dar, uzun sarı sinyalleri, yanıp sönen bir nesne görebilir. Bunun, renkli lambaları olan bir hava gemisi olabileceğine hükmedebilir. Bu da başka bir UFO haberidir.
Bütün bunlardan başka, sivil ve askeri olmak üzere birçok hava çalışmaları gizli tutulmaktadır. Yeryüzünün manyetik alanlarını tesbit etmek üzere iyonize baryum bulutlarının ve çeşitli peyklerin fezaya gönderilmeye başlanması yıllar önce olmuştu. Çok kimsenin de bunlar hakkında pek bilgisi yoktu. Bunlar değişik uzaklıklarda ve şekillerde yer yer dünyaya dönüyor ve bilinmez şekilde parlayıp kayboluyorlardı.
Herşeye rağmen, yine de Japonya'da cereyan eden hâdise üzerinde bir esrar perdesi olduğunu itiraf edelim: Nakamura'nın uçağına çarpıp onun ölümüne sebep olan ne idi? Pilotun, saldırılarına hedef olduğu yaratıklar kimler veya nelerdi?
UFO'ları değişik izahlarla açıklamaya çalışsak da yine sır saklı yönlerinin hâlâ var olduğunu söyleme mecburiyetindeyiz. Tartışma platformuna birkaç sözle katıldığımız bu esrarengiz mevzuu, şimdilik burada kesip, zamanın ortaya koyacağı tefsirler içinde mes'elenin aydınlığa kavuşmasını beklemek uygun olacaktır. Şunu da ilave edelim ki, işin manevi ve ruhî yönüne geçmemeye, o atmosferde seyretmemeye bilhassa dikkat ettik. Bu yazıda bu kadarla iktifa edelim.
