arslansem
Üye
Toparlanma vakti ---İclal Aydın
Toparlanma vakti
Şimdi bana sorsan güzel kadın mı olmak istersin, iyi yemek mi diye tereddütsüz iyi yemek diye yanıt veririm.
Sanırım senelerce kendimi bu konuda oyaladım. Nasıl göründüğümden çok kim olduğumun, insanlar için ne ifade ettiğimin daha önemli olduğunu düşündüm . Kıyafete, çantaya, ayakkabıya servet harcamadım. Moda dergilerine yüz vermedim vereni küçümsedim hatta.
Neşeli, kalabalık ve güzel donatılmış bir sofrada tadına vara vara yemek yemeyi daha çok önemsedim. Arkadaşlar, akrabalar, kitaplar, güzel filmler, birlikte söylenen şarkılar, ansızın okunan şiirler için bir jean pantolon bir beyaz atlet yeterdi. Hadi kışları üzerine bol bir hırka en fazla...
İçinde midyelerin, kalamarların, karideslerin olduğu şahane makarnalar, içli köfteler, mercimekli börekler, portakallı kurabiyeler, chiantiler, merlotlar, cabernetler, geç saatlere dek süren sofra sohbetlerinin ince bele, selülitsiz bacaklara, gucci gömleklere ve chanel babetlere ihtiyacı yoktu...
Sadece sen olmak, ben olmak, olduğun gibi durmak yeterdi...
Günün birinde tesadüfen aynadaki güzelliği keşfedene kadar...
***
Bir zaman önce New York’ta yenmiş öğle yemeğinden sonra, beşinci caddede yürürken biraz da yanımdaki arkadaşım Özlem’in güzelliğinin yanında sönük kalmamak için gösterdiğim özenin sonucu olsa gerek dikkatli delikanlı bakışlarını fark ettim önce. Sonra genç yaşlı kadınların, satıcıların, kapıyı tutan adamların ilgisini...
Ne güzelsiniz diyorlardı.
Ne hoş saç rengi.
Ne güzel bir çanta bu.
Tuvalette ellerimi yıkarken aynada kabul ettiği iltifatlardan mutlu olmuş bir kadın görmüştüm. Üniversitedeki mahcup ama pırıltılı halime benziyordu.
Ertesi sabah daha da güzel uyandığımı söylemeliyim. Çünkü kendimi güzel buluyordum. Bu böyledir ya hep ama ne yazık ki daima unuturuz. Kendini güzel buldukça güzel ve güvenli bakarsın dünya ya, sen öyle baktıkça güzelliğini yansıtır sana dünya...
***
Bana sorsan iyi yemek yemeyi yine tercih ederim ama bugünlerde tatlı bir telaşa kapıldığımı itiraf etmeliyim...
Yaz geliyor ve Aralık, Ocak, Şubat’ın yüklediği sivilceler, bele yığılmış kalınlıklar biran önce gitmeli...
Çünkü bana güzel olduğumu yansıtan, yaşatan şahane birileri var yanımda, karşımda...
Daha da güzel olmayı istemekle gidip arasına bol maydanoz konmuş, limon sıkılmış lahmacun yemek arasında savruluyorum. Sehpanın üzerindeki moda dergileri aç kalmamı söylüyor oysa. Nefis bir çanta ve ayakkabı aldım. Onlarla giyeceğim çiçekli elbise için bir iki kilo daha zayıf olursam harika olur.
Hayret bir şey...
Herkes tersine bir yol izler oysa...
Bense ağırbaşlı genç kızlığımdan alacaklıymışım ve vakit gelmiş gibi bir telaşla hepsini birden barındırmak istiyorum içimde.
Vakit böyle geçiyor işte...
Kış bitecek yaz kapıda...
Hadi hadi, toparlanmalı şimdi...
Şimdi bana sorsan güzel kadın mı olmak istersin, iyi yemek mi diye tereddütsüz iyi yemek diye yanıt veririm.
Sanırım senelerce kendimi bu konuda oyaladım. Nasıl göründüğümden çok kim olduğumun, insanlar için ne ifade ettiğimin daha önemli olduğunu düşündüm . Kıyafete, çantaya, ayakkabıya servet harcamadım. Moda dergilerine yüz vermedim vereni küçümsedim hatta.
Neşeli, kalabalık ve güzel donatılmış bir sofrada tadına vara vara yemek yemeyi daha çok önemsedim. Arkadaşlar, akrabalar, kitaplar, güzel filmler, birlikte söylenen şarkılar, ansızın okunan şiirler için bir jean pantolon bir beyaz atlet yeterdi. Hadi kışları üzerine bol bir hırka en fazla...
İçinde midyelerin, kalamarların, karideslerin olduğu şahane makarnalar, içli köfteler, mercimekli börekler, portakallı kurabiyeler, chiantiler, merlotlar, cabernetler, geç saatlere dek süren sofra sohbetlerinin ince bele, selülitsiz bacaklara, gucci gömleklere ve chanel babetlere ihtiyacı yoktu...
Sadece sen olmak, ben olmak, olduğun gibi durmak yeterdi...
Günün birinde tesadüfen aynadaki güzelliği keşfedene kadar...
***
Bir zaman önce New York’ta yenmiş öğle yemeğinden sonra, beşinci caddede yürürken biraz da yanımdaki arkadaşım Özlem’in güzelliğinin yanında sönük kalmamak için gösterdiğim özenin sonucu olsa gerek dikkatli delikanlı bakışlarını fark ettim önce. Sonra genç yaşlı kadınların, satıcıların, kapıyı tutan adamların ilgisini...
Ne güzelsiniz diyorlardı.
Ne hoş saç rengi.
Ne güzel bir çanta bu.
Tuvalette ellerimi yıkarken aynada kabul ettiği iltifatlardan mutlu olmuş bir kadın görmüştüm. Üniversitedeki mahcup ama pırıltılı halime benziyordu.
Ertesi sabah daha da güzel uyandığımı söylemeliyim. Çünkü kendimi güzel buluyordum. Bu böyledir ya hep ama ne yazık ki daima unuturuz. Kendini güzel buldukça güzel ve güvenli bakarsın dünya ya, sen öyle baktıkça güzelliğini yansıtır sana dünya...
***
Bana sorsan iyi yemek yemeyi yine tercih ederim ama bugünlerde tatlı bir telaşa kapıldığımı itiraf etmeliyim...
Yaz geliyor ve Aralık, Ocak, Şubat’ın yüklediği sivilceler, bele yığılmış kalınlıklar biran önce gitmeli...
Çünkü bana güzel olduğumu yansıtan, yaşatan şahane birileri var yanımda, karşımda...
Daha da güzel olmayı istemekle gidip arasına bol maydanoz konmuş, limon sıkılmış lahmacun yemek arasında savruluyorum. Sehpanın üzerindeki moda dergileri aç kalmamı söylüyor oysa. Nefis bir çanta ve ayakkabı aldım. Onlarla giyeceğim çiçekli elbise için bir iki kilo daha zayıf olursam harika olur.
Hayret bir şey...
Herkes tersine bir yol izler oysa...
Bense ağırbaşlı genç kızlığımdan alacaklıymışım ve vakit gelmiş gibi bir telaşla hepsini birden barındırmak istiyorum içimde.
Vakit böyle geçiyor işte...
Kış bitecek yaz kapıda...
Hadi hadi, toparlanmalı şimdi...
