<div class='quotetop'>(SnL.dracula @ Dec 22 2005, 10:20 AM) [post=233421]Quoted post[/post]</div><div class='quotemain'>
sımdı dusunun bu tavuk ısı suna benze 0 ın yanına bır sıfır atsam desemkı bı sıfır sagındaki sıfırdan geldi onun yanına bır 0 daha atsam buda ondan geldi dıye ve herdefasında meydana gelen 0 sagındakınden meydana gelse bakın ne cıkar 0000000000000000000000000000000000....... sonsuza kadar gıder tavuk ısıde buna benzer. bı anlam cıkaramzsınız ama sız gelın bu sıfırların basına 1 koyun o zaman bı anlam kazanır. yanı demek ıstedıgım sız desenız kı bunların hepsını vacib-ul vucud olan tek olan allah yaptı o zaman ısın ıcınden cıkılır değil mi. [/b][/quote]
"bir tane sıfır yazıyorum onun yanında bu sıfırdan bır adet daha sıfır gelıyo onun yanında bundan bır tane daha" şeklinde "bi tarafımızdan" teori uretmek bir şeyi ispatlamaz
Kaldıki:
Forum kurallarından:
5 • Politik ve dini konuların konuşulması, tartışılması yasaktır.
Kurallar kendı kendıne olusmadı,Boyle guzel kuralları olsa olsa Tanrı yaratmıştır diyosan buraya tıkla ve oku!!!
Lütfen forumda dini propoganda yapmayalım !!!!!!!!!
Aslında soylenecek cok sey var ama...Bu sefer konuyla ilgili yorum yapmayacagım ve sinirlerimi bozmayacagım.Sadece "arkadasşlar UYUMAYIN " demişssin bence sen at gozluklerını cıkarıp uyansan dahah iyi olur...Arastırmak, irdelemek, verileri yorumlamak yerine "her şeyi Allah yarattı" deyip geçmek tabiki sizler için daha kolay.Biliyorum bu yazdıklarımdan sonra yine "din düşmanlığı, müslüman olmama, ateist olma" vb şeylerle itham edip saldırıya gececeksiniz ama kim takar sizi!!!
Alıntıdır:
EVRİM TEORİSİ: HERKESİN ANLAYABİLECEĞİ SADELİKTE YAZILMIŞ, OKUMANIZDA FAYDA VAR
Yaratılış fikri, şu günlerde batıllıktan çıkıp bir de bilimsel bir görünüm altında şansını denmek istiyor. Ellerindeki son kaleleri de kaybetmekte olduklarını anladıkları için yalancı referanslarla bilimin söylediklerini çarpıtarak, yalan söyleyerek, bilimin bulgularını kendilerine göre yorumlayarak ustaca anti-bilim yapmaktadırlar. ABD’de bilim ortamlarında barınamayan ve görüşleri her yerde çürütülen dışlanmış sözde profesörleri getirtip, bunlarla cahil halkı kandırmaya çalışıyorlar. Bu dinci çevre ilk başlarda kampanyasını bilimsel bir kisve altında yürütmeye çalışırken daha sonradan bu maskesini çıkarmıştır, şimdi elindeki tek silah, yalan, dolan, karalama ve çamur atmadır. Çamur atma, düşünsel ve bilimsel yeteneğin sıfırı tükettiği noktada başlar, amacı bellidir. Karşı tarafı yıldırmak ve kabuğuna çekilmesini sağlamak. “Çamur at izi kalsın” yöntemi.
Bu yaratılışçıların temelde yapmak istedikleri şey, kutsal kitaplardaki efsaneleri bilimsel olarak ispatlamak ve eğitim sistemlerine, hukuk sistemlerine bunları kabul ettirmektir. Ancak ABD’de bunlarla evrimciler arsındaki tartışmalar mahkemeye gitmiş, hiçbirinde yaratıcılar kazanamamıştır, ve çoğu okulda yaratılışçılıkla ilgili dersler veya konular kaldırılmıştır.
Bilimin doğası
Bilimin kesin olduğu inancı, çok büyük bir yanlıştır. Tam tersine, bilimi ayakta tutan sürekli bir değişikliktir. Bilimim ürettiği bilimsel doğruların hiçbiri salt, değişmez, şaşmaz doğrular değildir. Olmayacaktır, olamaz. Böyle bir şey bilimin öz işleyişine aykırıdır. Bilimde doğru nitelemesiyle öne sürülen her doğru kesin doğru değil varsayımsal doğrudur. Yani yanlış olduğu henüz ispatlanamamış saptamalardır. Bilimde kesin bilgi yoktur ama güvenilir bilgi vardır. Bu ikisini eşdeğer saymak zorunda da değiliz. Aslında bilim sürekli bir araştırmadır. Sorularına sınır, buluşlarına durak yoktur. Birçok kişinin sözünü ettiği kesinlik ise araştırmanın bitmiş olduğu anlamına gelir. Bir bilgiyi kesin diye nitelendirmek ne sorulacak soru kaldı, ne de yapılacak buluş kaldı anlamına gelir ki bu bilimin sonu olur. Herhangi bir otoritenin sözünü mutlak bir gerçek gibi kabul etmek ya da destekleyici kanıtlar bulunamadığı zaman olayları doğaüstü gerçeklere bağlamanın bilimde kesinlikle yeri yoktur. Yaratılışçılıkta ise, bu ikisi de bilimsel kanıtların önünde gelir. Onların vardıkları sonuçlar ne değişmeye açıktır ne de bilimsel yöntemleri uygulayarak sınanabilir
Bilim adamları sürekli olarak sınamaya açık bir sistem içinde çalışırlar. Bu sistem içinde düzeltmeler ya da yeni bulgular bilimsel yayınlar aracılığıyla duyurulur. Gerçek olmadığı anlaşılan hipotezler terk edilir ve yeni deneyler yapılarak evrenin anlaşılmasını sistematize etme ve ilerletme gibi bir sonuç alınır. Bu yolla, sonunda gözlenen olgunun en olası(kesin değil) açıklamasına ulaşılır. İşte bu sürece bilimsel yöntem denir. Şimdi bilimsel yöntemin adımlarına bir bakalım.
o Gözlem yapılır
o Elde edilen bulgulara göre bir hipotez ileri sürülür
o Bu hipotez deneye tabi tutulur
o Deney sonuçları olumluysa bu deney yinelenir, farklı kişilerce çok miktarda deneme yapılır.
o Hala olumlu sonuç alınıyorsa hipotez artık teoriye dönüşmüştür
o Teorin yeni gelişmelerle desteklenirse güçlü/bilimsel teori halini alır
o Teori artık yıkılamaz duruma geldiyse ve herkes tarafından kabul ediliyorsa kanun olur.(kanunlar yıkılmaz değildir, ama yıkılması çok çok zordur)
Bilim, olaylar arasındaki ilişkileri gözlem yaparak ve bu gözlemleri akılcı bir biçimde sentezleyerek yöntemini geliştirmiştir.Bilim gözlemleyebildiğini yorumlar, sonuç çıkarır ve bu sonuçlara inanır, ancak bu sonuçları kesindir diye nitelendirmez, bilgi sürekli yenilenir. Din ise önce inanır, hem de kesin ve değişmez bir şekilde inanır, daha sonra bu konuda yorum yapar. Yöntemleri bilimsel olmaktan çok benzetmelerden, analojiden ibarettir. Hipotezleri ise “böylesine kompleks biyolojik sistemleri ancak bir yaratıcı dizayn edebilir, bir kerede “ol” diyerek yaratmıştır” şeklindedir. Onlara göre, bu yaratıcının, neden milyonlarca tür yarattığını, neden bu türlerin anatomik ve fizyolojik yapılarının birbirlerine bu kadar benzediğini, neden gereksiz milyonlarca böcek, solucan, mikrop, paraziti doğaya saldığını, neden dünyadaki meyve sineği türünün yaklaşık %25’ini pasifikte bir adaya hapsettiğini, neden primatlardaki genetik yapıyı birbirlerine bu kadar benzer var ettiğini, neden yarattığı tüm dinozorları, kuşları, sürüngenleri, memelileri insana olan öfkesi yüzünden Tufan gibi felaketlerde cezalandırıp, tüm tufan süresince birkaç milyon türden iki örneği, pul koleksiyonu yapar gibi Nuh’un gemisine hapsettiğini ve daha binlerce soruyu bilimsel olarak sorma olanağı yoktur, çünkü yanıt çok açıktır. TAKDİR-İ İLAHİ
Evrim Teorisine Giriş
Öncelikle şunu söylemek istiyorum ki, evrim teorisinde sık sık adı geçen bir kelime RASTLANTI kelimesidir ama bunun anlamı “durup duruken” değildir. Bir sebep vardır. Mesela bir organik parçaya X ışını çarpması rastlantısal bir olaydır ama durup duruken olmamıştır, bu ışının bir kaynağı vardır ve bir sebepten dolayı bu kaynaktan çıkmıştır. ve belirli bir olay hakkındaki tüm parametreleri bilrisek rastlantı diye birşeyin olmayacağını da söyleyebilirim. mesela bir zar atıyorsunuz diyelim, zarı yere atış açınızı, havanıın sıcaklığını, zarın yapıldığı maddeyi, havada bulunan nem oranını, sürtünme katsayısını v.b gibi onalrca belki yüzlerce parametreyi bilirseniz, zarın kaç gelceğini de bilirsiniz. ama normal koşulda zarın kaç gelceğini bilemeğeceğimiz ve kesinkez tahmin edemeyeceğimiz için, gelen sayıya "rasgele .. geldi" deriz.
Bildiğimiz gibi cansız doğa sürekli düzensizliğe doğru gitmektedir, zaten termodinamiğin ikinci kanunu da bunu belirtir. Ancak unutulmaması gereken bir şey var, o da eğer enerjinin varlığı olursa düzensizlikten düzen oluşabilir. Evrim teorisinin temeli de budur.
Yaşamın oluşması
Öncelikle canlı yaşamının başlaması için proteinlerin oluşması gerekir. Proteinler canlıların temel yapıtaşıdır, başka maddeler de vardır ama bunlar yardımcı niteliktedir. Bir araba için metal neyse canlılar için de protein odur. Arabada başka maddeler de vardır ama temel madde metaldir, ayrıca diğer arabalardan onu metal aksamın dizaynı ayırt eder. Proteinler de işte böyledir. Hem ana maddedir, hem de canlıları diğer canlılardan ayırıcı özelliklere sahiptir. Ayrıca vücut ıssı, hareket, düşünme, duygu ve öğrenme gibi faaliyetlerin temelidir.
İkinci önemli madde ise DNA’dır. Bu ise kalıtımın ve üremenin temelidir.
4,5 milyar yıllık dünyanın yaşamını 1 saate sığdırmış olsak, temel yapı taşları ve tek hücreli yaşamın başlaması için 55 dakika harcanmıştır, geri kalan 5 dk içinde diğer canlı formlar oluşmuştur.
Hayat nasıl başladı
İlk hücre nasıl yaşmaya başladı veya ilk canlılık nasıl oluştu? Bu soruların cevabını asla verilemez, ancak nasıl başlamış olabileceğini gösterebiliriz.
Bunun için, ilk şartların sağlanması gerekir, bunla
- Ilık ortam
- Su
- Enerji
- Gerekli atomlar(Hidrojen(H),Oksijen(O),Azot(N),Karbon©,Fosfor(P)
Atomlar ultraviyole ışınları ve şimşeklerle bombardıman edilince iki tür parça oluşur
- kalıcı, dengeli parçalar (çok ender)
- dengesiz, kararsız parçalar( trilyonlarca)
sonuçta organik maddelerce zengin bir çorba oluşur, ve bu çorbada daha henüz canlılar oluşmadığı için bunlar tüketilmez.
Unutmayalım, bunlar hiçbir zaman kanıtlanmaz, ancak bunların olmuş olabileceğini gösterebiliyoruz. Yani bu deneyle ne olduğunu değil, ne olmuş olabileceğini gösteriyoruz.
Miller deneyi
Miller, deneyinde ilk atmosfer koşullarını taklit etti, ilkel atmosfer olarak H, CH4, NH3 ve H2O kullandı. Elektrik verdi, sonuçta 3 çeşit aminoasit (bundan sonra aa olarak gösterilecektir.) ve başka yağ asitleri elde etti. Aminoasitler proteinlerin yapıtaşlarıdır.
Eleştiriler:
1- Miller, soğuk tuzak kullandı: yani oluşan aa’ları oluşan diğer zararlı maddelerin etkisinden kurtarmak için özel bir düzenek yapmıştı.
Cevap: soğuk tuzak doğa tarafından da çeşitli yollardan sağlanabilir, mesela okyanus tabanında gelen soğuk su akıntısı aa’ları buradan uzaklaştırabilirdi. Veya böyle bir etki olmasa bile biraz sonra bahsedeceğim gibi organik maddeler uzaydan gelebilirdi. Bu deneyle anlatılmak istenen, bir şekilde cansız maddenden canlı maddelerin yapıtaşlarının oluşabildiğidir.
2- ilk atmosfer koşulları yanlış düzenlendi: N ve CO2 yerine NH3 ve CH4 kullanılmıştır. Ayrıca O2 seviyesini daha yüksek olması gerekirdi, bugünkü bulgular bunu gösteriyor.
Cevap: tamam NH3 seviyesi daha azdı, ancak O2 seviyesi nerdeyse yoktu, O2, O2 soluyan bakterilerin oluşmasıyla dünyada birikmiştir. Bu da 2-2,5 milyar yıl almıştır. Ve bu deney daha sonra hem Millerce hem de başka kişilerce gerçek atmosfer koşulları taklit edilerek defalarca yapılmış, daha yeni aa’lar ve nükleotitler de elde edilmiştir.
3- Yaşam için gerekli sadece 3 aa elde edilmiş, yeterli değil, ayrıca çok sayıda zararlı birleşik elde edilmiş. Ayrıca oluşan aa’ların çoğu sağ elli(D), halbuki canlılardaki aa’ların hepsi sol ellidir. Ve neden canlılardaki aa’ların hepsi sol elli

.
Cevap: Dediğim gibi bu deney sadece, cansız maddeden canlılığın yapı taşlarını oluşturabileceğini göstermek için yapılmıştır. Ancak daha tatminkar cevap istiyorsan
- eğer söylendiği gibi yaşam uzaydan geldiyse, bu eleştirinin bir anlamı kalmıyor, bak uzaydan gelen yaşam.
- D ile birleşen ve L ile birleşmeyen bir X maddesi varsa, bu D ile birleşip onu çökeltmiş ve ortalık D’ye kalmış olabilir.
4- aa oluşunca peptid bağı kurulur, bu sırada su açığa çıkar, ama zaten aa’lar suda oluşuyor, su dolu bir ortamda su açığa çıkaran bir tepkime olmaz.
Cevap:1-yaşam uzaydan geldiyse bu eleştiri de anlamsız.
2-fox deneyi: aa’lar oluşur oluşmaz, volkanik kayaların oraya taşınır ve su buharlaşarak yok edilir.
1960-1980 yılları arsında birçok kişi tarafından yapılan deneylerde, farklı enerji kaynakları, farklı olan koşullar kullanıldı ve diğer aa’lar ve nükleeik asitler de elde edildi. Ayrıca ilkel RNA’nın kendi kendine oluşabileceği de gösterilmiştir.
Uzaydan gelen yaşam
NASA’nın araştırmalarına göre uzak yıldız sistemlerinde(özellikle orion bulutsusunda) çeşitli aa’ların oluştuğu tespit edilmiştir.
Orion bulutsusundaki yıldızların ışığı şiddetli bir şekilde polarizedir. Bu yüzden burada oluşan aa’lar asimetriktir ve ışığı eşit miktarda sağa ve sola değil de sadece sola çevirirler, bu yüzden bunlar sol elli aa’lardır.
Fransa’daki laboratuarlarda uzay koşulları taklit edilerek bir deney yapıldı. Bir kap alındı, havası boşaltıldı(cm3 başına 10 molekül). İçeriye karbon atomları konuldu, ve bu hedef atomların üzerine O2, H2 ve N fırlatıldı(yeni yıldız oluşurken bu elementler uzaya fırlar) çeşitli aa’lar ve adenin ile urasil elde edildi. Zaten radyogökbilimciler uzayda çok kompleks yapılı organik moleküller buluyorlardı. Ayrıca kuyrukluyıldızlarda da bol miktarda yaşam öncesi gerekli parçalara rastlıyorlardı. Demek ki bu yapılar yalnızca dünyada değil, uzayda da oluşabilirdi ve bunlar göktaşları ve kuyruklu yıldızlarla dünyaya taşınabilirdi.
Mevcut verilere göre uzaydan her yıl 40.000 ton toz yağmakta ve bunun yaklaşık 10.000 tonu organik maddedir. İlk bir milyar yıl içinde yağmış olan organik madde miktarı ise 10 trilyon ton. Bunların dışında bir de kuyrukluyıldız ve göktaşları var ve dünyanın ilk oluşuğu sıralarda dünya bu gökcisimlerinin bombardımanı altındaydı. Tüm bu veriler ışığı altıdan yapılan incelemelerde uzay kaynaklı 70 çeşit aa’ya(yaşama için 20 tane yeterli), klorofil benzeri yapılara, nükleotitlere rastlanılmıştır
DNA
Burada DNA'nın özellikleri anlatılmayacak sadece nasıl oluştuğu hakkında kısa bir fikir sahip olacaksınız. DNA'nın ne işe yaradığını neler yaptığını bildiğini varsayıyorum
İlkel dünyada oluşan veya uzayda oluşup da dünyaya gelen bazlar(nükleotitler) kimyasal bir tepkime gereği birbirine eklenir ve uzar, gittikçe tek katlı ve uzun bir yapı oluşur, bu oldukça kolay kopabilen bir yapıdır, bazıları bu şekilde kalırken bazıları yine kimyasal tepkimler gereği sarmal bir şekilde birleşir ve çift katlı hale gelirler, sonuçta evrimin temel yasası olan doğal seçilimle çift katlılar devamlılıklarını korurlarken tek katlılar yok olurlar, iki sebepten dolayı
- kolay kopabilirler
- çift katlı olmadıklarından eşlenemezler ve çoğalamazlar
DİNCİ: DNA nasıl oluyor da çift katlı oluyor, bunu ancak bilinçli bir varlık yani tanrı yapabilir, ayrıca nasıl oluyor da kendini eşleyebiliyor
EVRİMCİ: Çift katlı oluşu kendiliğinden olan bir olay değil, bu yine o sırlarda oluşan enzimler aracılığıyla olan bir olaydır
Tıpkı nükleer tepkimelerde olduğu gibi, araya bir katalizör(canlılardaki enzim görevinde) girince nötron tepkimeleri oluyor, ve bu sanki bilinçli bir varlık tarafından yapılıyormuş gibi nötron sayısı kendiliğinden artıyor ve nükleer enerji elde ediliyor. Bunu da mı allah yapıyor, yooo, olay tamamen nükleer bir tepkime, DNA’nın çift katlı oluşu da böyle bir tepkime, yalnız bu kimyasal bir tepkime. Kendini eşlemeye gelince, bunun da kimyasal bir tepkime olduğunu sanıyoruz ama daha henüz kesin konuşamıyoruz, araştırmalar sürüyor.
Değişim
Canlılar iki yolla değişime uğrarlar
- DNA’da mutasyon
- DNA’ların cinsle karışımı
Mutasyonlar
Beden hücrelerinde mutasyon olursa bunun farkına varmayız(kanser dışında). Ancak üreme hücrelerinde mutasyon olursa bu farkedilir, çünkü bu mutasyon gelecek kuşakların tüm hücrelerinde belirecektir. Yani mutasyon olan bireyde sadece üreme hücreleri mutasyonlu olurken sonraki kuşaklarda tüm hücreler mutasyonlu olur.
Mutasyonlar ender görülür ve çoğu da zararlıdır. Ancak bazen bir organizmanın proteininde çevreye uyum sağlamasında yararlı değişimlere neden olabilir. Yararlı mutasyonlar olsa bile bunların etkisi küçük olacaktır. Dolayısıyla zor farkedilir, ancak zararlı mutasyonlar bir aksaklığa neden olduğu için kolay farkedilir. Peki neden çoğu mutasyon zararlı, çünkü şuanda mevcut yapılar, canlılar oldukça kompleks yapılardır ve böyle kompleks yapıda olan rasgele bir değişiklik çok büyük ihtimalle o yapıya zarar verir, ancak zamanda geriye gidersek, yapılar daha basitleştikçe oluşacak mutasyonların yararlı olma şansı da artar.
Yararlı mutasyonlara örnek bir olay aşağıda verilmiştir.
İngiltere’de 1850’lerde Manchester’da bir yörede ağaçlar açık renkliydi, dolayısıyla bu ağaçlar üzerinde yaşayan açık renkli kelebekler bu kelebeklerce beslenene kuşlara kolay yem olmuyorlardı. Ancak sanayileşmenin etkisiyle ağaçların kabukları grileşti. Dolayısıyla beyaz renkli kelebekler kolay görünebilir hale gelecekti ama aynı sıralarda meydana gelen rasgele bir mutasyondan ötürü kelebeklerin kanatları da koyulaştı, dolayısıyla yine ağaçlar üzerinde görünmemeye başladılar ve kolay yem olmadılar, bu da türlerini devam ettirmelerini sağladı. Gördüğünüz gibi bu mutasyon daha önce gerçekleşmiş olsaydı, kesinlikle zararlı bir etkisi olacaktı ve bu kelebeğin soyu tükenecekti ama çevre de zaten değişmiş olduğundan bu mutasyon yararlı bir etki gösterdi. Yani normalde zararlı etkisi olabilecek bir mutasyon yararlı olarak da etki yapabiliyor.
NOT: Dinciler diyor ki, hem siyah hem beyaz kelebekler vardı, beyazların sayısı azaldı, siyahlarınki arttı, yani yeni bir tür oluşmadı.
Cinsel karışım
Gördüğümüz gibi mutasyonların çoğu zararlıdır. DNA’yı bozmadan değiştirebilecek bir şeylerin olması gerekir. Bunu da DNA’yı başka bir DNA ile karıştırarak yapabilir.
CGGATGCA
TACCAGTA
şeklinde iki dizilime sahip olan DNA’lar ortalarında koparılıp birleştirilseler bu kesinlikle iyi bir değişme olacaktır. Çünkü her iki DNA da evrimin çetin testinden geçmiş ve bugüne kadar gelmişlerdir dolaysıyla oluşan yeni parça da dayanıklı bir parça olacaktır. Bu bugün laboratuar ortamında yapılıyor. İki ayrı hayvanın DNA’ları birleştirilebiliyor veya bakterileri çiftleştiriyorlar, biri verici özellikte diğeri alıcı(girintili-çıkıntılı

özellikte olan iki bakteriyi alıp DNA’larını birleştirebiliyorlar
Sonuçta bu iki şekilde meydan gelen yararlı değişimiler birikerek çok farklı canlılar oluşmaktadır.
Doğal seçme
Doğal seçme evrimin temel mekanizmalarından diğeridir. Kısaca şöyle özetlenebilir. Çevreye uyum sağlayanların hayatta kalma şansı daha yüksek, sağlayamayanların daha azdır.
Mutasyonla ve cinsel karışımla olan değişiklik doğal seçimle ayıklanır ve bazı türler yok olur bazıları varlığını devam ettirip yeni türler oluştururular.
Kelebek hikayesinden de görüdlüğü gibi sanki evrimin bir amacı varmış gibi gözüküyor, sanki doğa bilinçli davrandı da kelebeği siyahlaştırdı. Hayır, bu tamamen rastlantısal bir değişiklikti. Eminiz ki bu şekilde bir yararlı mutasyon olmayıp da yoklan binlerce, milyonalrca tür gelip geçmiştir. Bugün yaşayanlar ise, hep yararlı değişmlerin sonucunda bugğne kadar geldiler.
Unutulamasaı gereken bir konu da, oluşan mutasyon tüm türleri etkilememiş olabilir, yani içlerinde hala beyaz kelebekler kalmış olabilir, ama bunlar hemen avlanmış ve yokolmuşlardır. Şöyle de olabilridi, bu beyaz kelebekler başka bir bölgede de yaşıyor oalbilriler, ordaki ağaçlar hala beyazdır, doalyısyıla yaşamlarını sürdürüyorlardır. Bu yüzxden bir dinci şöyle sorduğunda “peki bu beyaz kelebekler evrim geçirdiyse neden hala beyaz kelebekler var” şu cevabı vermek gerekir. “çünkü bazı beyaz kelebekler farklı bir coğrafyadaydı, dolayısyıla orda yaşamlaarını sürdürdüler, siyahları ise ingilterede oluştu.” Benzer şekilde
DİNCİ: neden insanın atası olan yaratıkların tümü insan olmadı da kimi maymun olarak kaldı
EVRİMCİ: farklı coğrafyada yaşıyorlardı, farklı mutasyonlara tabi oldular, yani tek bi tane ata yokki, aynı atadan birsürü var.
Ortak atadan türeyiş
Geçiş fosilleri ve geçişi kanıtlayan diğer göstergeler
Ortak atadan türeme düşüncesi ilk olarak sıralı bir biçimde tabakalaşmış kayalarda bulunana fosillerdeki sistematik değişikliklerin gözlenmesiyle oluştu. Bugün bu gibi tabakaların bazılarının birkaç kilometre kalınlıkta olabildiği ve 2.7 milyar yıllık bir birikime karşılık geldiğini biliyoruz.
Zaman içinde geriye doğru gidildikçe fosiller günümüzdeki türlere daha az benziyor ve pek çok farklı tür tek bir türe indirgenebiliyordu. Ancak Darwin zamanında paleontoloji bilimi daha emekleme dönemindeydi ve tabakalaşmış kayaların çoğu ya hiç çalışılmamış, ya da yetersiz çalışılmıştı. Bu yüzden geçiş türü fosilleri eksikti ve bu Darwin’in endişelendiriyordu. Yaratılışçılar daha o zamandan beri evrim teorisindeki bu noktayı yakalayıp , teoriyi buradan vurmaya çalıştılar. Gerçekte bugün fosil belgelerinde aradaki boşlukların çoğu doldurulmuşsa da yine de boşluklar vardır.
Gözlenen yaşam biçimlerinin ortaya çıkış sırası ve prokaryotlar (çekirdeksiz hücreler) dışında hepsinin aynı tür hücrelerden oluşmuş olması, bütün ana yaşam biçimi sınıflarının ilk ökaryotik (çekirdekli hücreler) hücreler düzeyinde aynı atayı paylaştıklarını göstermektedir. Ayrıca balıklarla amfibiler, amfibilerle sürüngenler, sürüngenlerle memeliler arasındaki geçişleri belgeleyen çok sayıda fosil bulunmuştur. Yaratılışçıların bahsettiği gibi bir tufan olayına ait hiçbir ize rastlanmamıştır. Ancak zaman zaman olağandışı çok yağışın olduğu dönemlerin olduğuna kuşku yoktur ama bütün dünya üzerinde dağları bile aşan bir su baskınını destekleyen tek bir bilimsel kanıt yoktur.
Tüm canlıların geçmişi hakkında her basamaktaki canlının fosiline rastlamak mümkün değildir. Hiçbir fosile rastlanmayabilirdi de. Fosil elde etmenin ne kadar zor, şans eseri olabilecek bir olay olduğunu anlamak için fosillerle ilgili kısma bakınız.Ama eldeki fosillerden edinilen kanıtlar, bilmeceyi birleştirmek için önemli ipuçları sağlamaktadırlar. Şimdi bu geçiş fosillerine biraz değinelim, hani şu yaratılışçıların hiç bulamadığımız söyledikleri geçiş fosilleri.
Eustropnepteron isimli balık, Labyrşndthodont adlı bir amfibiana evrimleşmiştir. Amfiabianlardan sürüngenlere evrimleşen canlılar bugün bile mevcuttur. Seymouria bu geçişe bir örnek teşkil eder. Ve her iki sınıfa ait özellikler taşır. Sürüngenlerden kuşlara evrimleşen canlılardan birkaçı ise Archaeptoryx, confuciusornis, Sinornis, Eoaluavis v.b. dir. Bunlardan Archaeptoryx , dincilerin en çok saldırıda bulunduğu bir türdür ve ona kesinlikle bir kuş gözüyle bakarlar. Ancak onun yarı kuş-yarı sürüngen olduğu kesinlikle ispatlanmıştır. Sadece bu canlı üzerine yazılmış bir makale Bilim Ve Ütopya dergisinin Kasım 98 sayısında mevcuttur. Sürüngenlerden memelilere geçişin bir örneği olan Monotreme’lerden Echidna yumurta ile üreyen bir memelidir, ancak memelilerden bir farkı REM uykusunun olmamasıdır. Yine aynı şekilde Cynognatus hem memeli hem sürüngen özelliklerini taşıyan kurt büyüklüğünde bir canlıdır. Burada yazmaya gerek duymadığım daha bir sürü geçiş fosili bulunmaktadır.
Embriyolojik kanıtlar
Embriyoloji, ortak ata düşüncesine başka bir koldan destek sağlayan bir bilim dalıdır. Bir midye türü ile karides, istakoz gibi deniz kabuklularınnın pek bir benzer tarafı yoktur. Ancak embriyolojik açıdan incelendiğinde bu midyenin gelişimi sırasında bir larva döneminden geçtiği ve bu sırada bu deniz kabuklularından hiçbir farkı olmadığı anlaşılmıştır. Bu da ikinsin ortak atadan geldiğini gösterir.
Benzer biçime insan ve diğer memeli embriyonları gelişmeleri sırasında hiçbir yanılgıya olanak bırakmayacak şekilde balıklarda bulunan solungaç oyukları taşıyan ancak bunların kullanılmadığı bir durumdan geçerler ki bu da insanların ve diğer memelilerin solungaçlar yardımıyla solunum yapan uzak ataları paylaştıklarını gösterir. Hatta Bilim Ve Ütopya dergisinin Ekim 98 sayısının 27. sayfasına bakacak olursanız çeşitli hayvanların erken embriyon dönemlerinde birbirlerine ne kadar benzediklerini görürüsünüz. Bu da hepsinin ortak geçmişi yani ortak atayı paylaştıklarını gösterir.
Moleküler biyoloji kanıtları
Her şeyden önce kalıtımın kimyasal temelinin evrenselliği; yani tüm canlılar için aynı kalıtsal mekanizmanın geçerli olması ortak atadan türeyişin karşı konulmaz derece güçlü bir kanıtıdır. Bakteriler, bitikler, ve insanlar da dahil olmak üzere bütün hayvanlarda kalıtsal bilgi DNA içinde kodlanmıştır. Hücre çekirdeğinde bulunana DNA’da depolanmış bilgiyle protein sentezlenmesini mümkün kılan genetik şifre bütün canlılarda küçük farklılıklar dışında aynıdır. Ayrıca bugün bütün canlılarda protein sentezinde 20 çeşit aa’nın kullanıldığı bilinmektedir.
Ancak moleküler biyolojide elde edilen kanıtlar daha da ileri gider. DNA’yı oluşturan nükleotidlerin ve proteinlerdeki aa’ların dizilişindeki benzerlik derecesi artık sayısallaştırılabiliyor. Mesela insanla şempanzenin bir protein çeşidini oluşturan aa’ların 104’ü de aynıdır. Başka bir tür maymunda ise 1 aa fark eder. Atta bu fark 11, bir balık türünde ise 23tür. Görüldüğü gibi aa farkı arttıkça canlının bize benzerliği de azalmaktadır.
Evrim teorisinin gelişimi
Evrim teorisi sanıldığı gibi Darwin’le başlamış değildir. Darwin sadece ortadaki fikirleri sistematikleştirmiştir. Tabi ki kendisi de gözlemlerde bulunmuş teoriyi şekillendirmede büyük katkıları olmuştur. Yani o evrim düşüncesini değil de evrim kuramını ortaya koymuştur.
Evrimden bilimsel anlamda ilk söz eden Thales olmuştur.(M.Ö 6. yy) ona göre tüm canlılık denizden geliyordu. Her şeyin özünde su vardı. Onu izleyen Anaximander her canlının özünün balık olduğunu daha sonra karaya çıktığını ve diğer canlılar dönüştüğünü öne sürdü. Aynı dönemde Heraklitos doğal seleksiyon benzeri bir çatışmadan söz etmiştir. Daha sonra ise Aristo sahneye çıkmıştır. Ona göre canlılar en ilkel düzeyde kendiliğinden oluşmuştur, doğanın ihtiyacına göre organlar oluşmuştur. Evrimsel gelişmeyle türler oluşmuştur. Ve Aristo ilk olarak canlıları sınıflandırmıştır.
Evrime ait bu düşüncelerin hemen etkinlik kazanması beklenemezdi. Çünkü egemen inanç sistemleri buna olanak vermediği gibi o tür hipotezleri yoklamaya yönelik bilimsel çalışmalar da yoktu ortada.
18. yüzyılda birkaç bilim adamınca evrim konusu daha detaylı şekilde ele alındı. Ama kilisenin baskısı nedeniyle fikirlerinin yanlış olduklarını söylemek zorunda kaldılar.
Lamarck, evrim konusunda kapsamlı ve tutalı ilk kuramı oluşturan kişidir. Burada onun teorisine değinmeyeceğim ama aşağıdaki örnekte teorinin kısaca neye benzediği hakkında bir fikre sahip olabilirsiniz.
Ve yıl 1859, darwin 5 yıllık gezisi sonucunda elde ettiği bulgulara dayanarak “Türlerin Kökeni” adlı kitabı yayınlıyor. Darwin canlıların ortak bir kökenden kaynaklandığı savını ilk ortaya atan kişi olmamakla beraber bu savı doğrulayan çok sayıda değişik gözlemsel kanıt ortaya koymuştur. Böylece bu sav salt bir tahmin olmaktan çıkmış bilimsel bir önerme,hipotez haline gelmiştir. Ancak evrim sürecinin düzeneğini oluşturan doğal seleksiyon fikri Darwin’in kurama önemli katkısıdır. DNA’nın bulunuşuyla Darwin’in teorisinde revizyona gidilmeye ihtiyaç duyulmuş ve daha sonra sentetik evrim teorisi ortaya atılmıştır. Şimdi bu son 3 modele bir göz atalım
Perdeli ördek ayağının geşlişimini örnek alalım
Lamarkçı:
İlk başta perdesiz ayaklı ördek vardı
Ayaklar yüzme için kullanıldıkça perdeler gelişti
İzleyen soylara bu özellik aktarıldı ve perdelilerde artış görüldü
Darwinci:
İlk başta kimi ördekler perdeli kimisi perdesiz ayaklara sahipti, ama sebebi bilinmiyor ancak bu ilerde açıklanabilir.
Doğal seçimle perdeliler seçildi
Perdeliler çoğaldı
Neo-darwinci(sentetik teori)
İlk başlarda değişkenlik vardı, sebebi genetikseldi
Sonrası Darwinci görüşle aynı
DNA’nın bulunmasıyla Darwini teorisi çıkmaza giriyordu, çünkü sadece genlerde olan değişiklikler aktarılabiliyordu,, üstelik bu değişikliğin üreme hücrelerinde olması gerekirdi ama daha sonra sentetik teori geliştirildi, buna göre mutasyonların sebep olduğu değişiklikler doğal seçilimle seçilir ve canlılar bu şekilde evrimleşirdi.
Fosilleşme
Fosilleşme çok özel koşullarda ve yerlerde olmalıdır. Şartlar şöyle;
Canlı öldükten sonra ceset parçalanmamalı
Çevrenin etkisiyle değişikliğe uğramamalı
Çamur veya mil içine gömülmeli
Gömülme suda daha çok, serin yerlerde daha çok görülür. Ayrıca çökelmenin olduğu nehir ağızlarında ve göllerde daha çok görülür. Çökelme de belirli zamanlarda olur.
Bu yüzden belirli zamanlara ait fosiller bulunur. Yani her canlıya ait, her çağa ait fosil bulmak çok zordur, hatta bugün fosil bulabiliyorsak şanslıyız. Bu yüzden dincilerin “hani nerde ara fosilleriniz” sorularına aldırış etmemek gerekir. Ki zaten birçok ara fosil bulunmaktadır.
Yani bir türden diğerine geçerken arada her iki türün özelliklerini taşıyan canlıların olması gerekir, mesela sürüngenlerden kuşların türediği söyleniyor, dolayısıyla yarı kuş yarı sürüngen canlıların olması gerekir ki bunlara ait fosiller bulunmuştur.
Tarihleme yöntemleri
Çeşitli yöntemler bulunmakla beraber ben burada radyoaktivite yöntemlerine değineceğim.
A maddesi radyoaktif bir madde olsun, bu madde hızla ışıma yaparak B maddesine dönüşüyor olsun. belirli bir süre sonra A maddesini miktarı yarıya indiyse ki aynı zamanda aynı kütlede B maddesi oluşacaktır, bu süreye yarılanma süresi denir. Örneğin yarılanma süresi 1 milyon yıl olsun. bir yerde, 500 A, 500 B atomu gördüysek, tam 1 milyon yıl geçmiş demektir ve ilk baştaki A atom sayısı 1000’dir. Veya 250 A, 750 B atomu görseydik, 2 defa yarılanmış demektir ki, 2 milyon yıl geçmiş olurdu.
Şimdi Karbon-14 metoduna bakalım.
Karbon elementinin normal atom kütlesi 12’dir. Ancak doğada bir de 14 atom kütleli karbon bulunur ki bu stabil değildir, yani radyoaktiftir. bu karbon 14, azotun kozmik ışınlarla bombardımanı sonucu oluşur.
14N+1nà14C+1H (yandaki numaralar atom kütleleridir.)
azotun kozmik ışınlarla bombardımanı sonucu azot serbest nötronlarla birleşir ve karbon-14 oluşur ve açığa bir adet hidrojen atomu açığa çıkar.
Burada oluşan karbon radyoaktiftir. Ve ayrı ömrü 5730 yıldır. Bu tepkime atmosferin üste seviyelerinde olur, ve bu C, oksijenle birleşerek radyoaktif CO2 oluşturur, bu havadan ağır olduğu için alt tabakalara iner, ve bitkilerce fotosentezde kullanılır. Atmosferde normal CO2 ve radyoaktif CO2 oranı sabittir.Bitki ölürse CO2 alımı durur ve bu radyoaktif karbon beta parçacığı salarak azota bozunur. Dolayısıyla bitkideki karbon14/karbon12 oranı değişir. Bu oran karşılaştırılarak bitkinin yaşı tespit edilir.
Ör: bitki her solumada 10 tane C-12, 2 tane C-14’lü karbondioksit soluyorsa, bu oran 2/10dur. Ve bulunan fosilde bu oran 1/10 ise radyoaktif C oranı yarı yarıya azalmış demektir ki bu da bitkinin 5730 yaşında olduğunu gösterir.
Kayaların yaşı tespit edilirken ise, uranyumdan veya manyetik alandan yararlanılmaktadır.
Canlıların yayılışı
Milyon yıl önce Olaylar
4000 Yapıtaşlarının bir milyar yıllık süre sonunda oluşması sonucunda ilk oksijensiz solunum yapan bakteriler oluşmuştur. Bitkilerden ise archae oluşmuştu. Bunlar için oksijen zehir demekti.
3500 fotosentez yapan bakteri, oksijen çoğalıyor.
2500 atmosferdeki oksijenin açığa çıkmasıyla oksijenli solunum yapan bakteriler gelişti. Bunlardan biri olan mitokondira adlı bakteri daha sonra ökaryot hücrelerin içine geçip onlarla simbiyoz olarak yaşamaya başlar ve onlarla evrimleşir. Bu arada ozon tabakası oluşuyor ve ilkel hücrelerin ölmelerini bilinçsiz şekilde engelliyor.
1400 ökaryot hücreler ortaya çıkmaya başladı
1000 eşeyli üreme ortaya çıktı, böylece genetik şifre paylaşılmaya ve daha kararlı yapılar ortaya çıkmaya başladı.
1000-590 ilk çok hücreli canlılar oluşmaya başladı, bitkilerde algler meydana çıktı. İlkel denizanaları gözüktü.
590-505 kambriyen dönem, trilobitler, diğer sert vücutlu omurgasızlar
505-440 çenesiz balıklar
440-410 çeneli balıklar
410-360 amfibianlar(hem karada hem suda yaşayanlar.) bunlar sudan karaya geçişin başlatıcıları sayılırlar
360-290 ilk sürüngenler
290-250 permian dönemi. Sürüngenler gezegeni sardı
250-215 ilk dinozorlar, memeliye dönüşen sürüngenler, memeliler
215-145 jurassic dönemi. ilk kuşlar, dev dinozorlar
145-65 ilk çiçekli bitkiler, dinozorların yok oluşu
65-55 primatların türemesi
55-38 lemurlar, tarsierler
38-25 maymunlar
25-5 büyük maymunlar
4 Australoptihecus(maymun-adam)
2 homolar
İnsanın evrimi
İnsan, omurgalılara omurgasızlardan daha yakındır(omurgası var)
Memelilere diğer omurgalılardan daha yakın(tüylü, süt bezi var, kulakta 3 kemik)
Primatlara da diğer memelilerden daha yakın(pençe yerine tırnak, 4 kesici diş
Şempanze ve gorile diğer primatlardan daha yakın. İnsan- şempanze ayrımı yaklaşık 4-14 milyon yıl önce oluştu, 5-6 diyenler de var, kesin değil. İnsanla şempanzenin DNA ve protein yapıları %99 benzer, gorille %98,6
İnsanda 23 kromozom bulunurken şempanzede 24 tane bulunur, kan proteinleri %100 aynıdır.
İnsanlığın evrim zinciri şu şekildedir
Australopithecus anamensis: buna ait iskeletler 4.1 milyon yıl öncesine aittir. Maymuna benzer, kısa boylu, küçük beyinli(günümüz maymun beyni kadar), kalın kaş kemerli. İnsanın atası olması özelliğini iki ayak üzerinde durabilmesine borçludur. Tam dik duramasa da bu özelliği vardır. iki ayak üzerinde yürüme özelliğinin, büyük ormanların kurumasına ve besinlerin açık arazilerden bulunması gerektiğine bağlanır. Yürümeye çalıştılar, bunu yavrularına da öğrettiler, yani illaki genlerinde bir değişiklik olması gerekmiyor.
DİNCİ: Açık arazide 4 ayak üzerinde yürüyen başka bir sürü canlı var, onlar neden 2 ayaklı olmadılar.
CEVAP: Bunlar aslında bu özelliği ormanda kazandılar, yani yüksekteki meyvelere erişmek için iki ayak üzerinde durmaya çalıştılar, daha sonra açık arazilere geçince bu özelliğe iyice gerek duyulmaya başlandı.
Australopithecus afarensis(Lucy):3.2 milyon yıl öncesine aittir. Beyni çok az büyümüştür. 380-550 cm3.. taşları kullanmıştır ama alet yapamamıştır. Şempanze de alet kullanabilir ama yapamaz.
.......(başka Aus... türleri de var)
Homolara gelinceye kadarki türler etçildi., homolarla birlikte etçilik başladı. Homolara geçişin sebebi ise bir iklim değişikliği olsa gerek.
Homo haiblis:2,5 milyon yıl öne ortaya çıkmıştır. Alet yapabiliyor, av aleti. Beyni 600-750 cm3’tür.
Bu, ilk üç tür Afrika kökenlidir.
Homo erectus:1.8 milyon yıl önce atası Afrika’dan yola çıkmış, ama Asya’da evrimleşmiş. 900.000 yıl önce yaşamıştır.Ateşi kullanmıştır, tam dik yürüyen ilk insan, beyni 775-1200 cm3.
Neanderthal: 200.000-30.000 yıl önce yaşamışlardır, ancak son yapılan DNA çalışmaları sonucunda bunların insanın soy zincirinde yer alamayacağı anlaşılmıştır. Bunlar başka bir insansı türdü, ama insan değillerdi. Bunların yerini normal insanlar aldı. Ayrıca bebek ölümleri ve hastalık gibi sebeplerden dolayı bunlar yok oldular. Ölü gömme adetleri vardı. Beyni 1300-1610 cm3.
Cro-magnon: Neanderhallerin yerini birden bunlar aldı ve bunlardan günümüz insanı evrimleşti.
Homo sapiens sapiens(günümüz insanı

: 30000 yıl önce ortaya çıktılar, gelişmiş avcılık, hayvancılık, çiftçilik yapıyor, dili kullanabiliyor, büyük topluluklar kuruyordu. İlkel sanat yapabiliyordu. son buzul çağının bitimiyle(9000-7000 yıl önce) yerleşik hayata geçtiler. Beyni 1200-2000 cm3
DİNCİ: Neandertaller eski bir insan ırkıdır, Australopithecus ise eski bir maymun türüdür, soyları tükenmiştir.
EVRİMCİ:1-Neandertallerin insan olmadığı genetik olarak ispatlanmıştır
2-Bir tür yok olacaksa neden yaratılır ki, hadi yok olan insanlar sapkınlık yaptılar, büyük suçlar işlediler de yok oldular, peki Australopithecus dediğin maymunlar neden yok oldu, onların yaratılmasının anlamı neydi.
Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page - Photo Sharing
Popular Searches: bed and breakfast sporting goods rentals
ANA SAYFA
Sorular ve Tartışmalar
1- Madem bütün canlılar insanın hizmetine yaratıldı da, neden sizin de kabul ettiğiniz 500 milyon yıl önceki abuk subuk canlılar yaratıldı, bunlar kime hizmet ettiler, ya dinozorlar kime hizmet etti, hele insanoğlunun yaşamadığı yerlerde yaşayan canlılar kime hizmet ediyor.
2- Neden tek gezegen yaratılmamış da 9 tane yaratılmıştır.
3- Tanrı ademi yarattı, daha ortada kadın yaratma fikri yok. ademin yalnız kaldıgını görünce kadın yaratıyor.(hoş, tanrının bunu önceden bilip ikisini beraber yaratması gerekirdi ama neyse). Peki kadın fikri yoksa ademe neden cinsel organ veriyor. Bunu nerde kullanacak. (sadece işemek için mi, evetse taşaklarını vermesin o zaman, çünkü taşakların işemede hiçbir görevi yoktur).Hadi diyelim ki adam ilk yaratıldıgında cinsel organı yoktu da sonra takıldı. Şimdi havva yaratıldı, peki havvanını göğüsleri varmıydı. Eğer bir çocuk emzirmeyecekse neden bu göğüsler vardı. Aynı şekilde cinlsel organı(rahim ve dölyatağını kapsayan tüm cinsel organ) varmıydı. Varsa neden. Yoksa ademle havva birbrilerinden nasıl etkilendiler de yasak bir iş yaptılar. (seviştiler yani). Sevişmek için birbrilerinden elektrik almaları lazım, içlerinde cinsellik olması lazım, cinsel organlar ve cinsel dürtüler olmadan bu ilişki olmaz.
4- DİNCİ:yerçekimi, güneşe uzaklık, ozon, dönme hızı, manyetik alan, ..... bunlardan birisi uygun ayarlanamasaydı hayat olmazdı. Bunların hepsini birden yaratan ise Allah’tır.
CEVAP: evet olmazdı, ama hepsi olduğu için hayat var. Venüste bunlardan birçoğu olmadığı için hayat yok, burada hayat olması yalnızca bir tesadüftür, ayrıca bir sürü yıldız sistemindeki diğer gezegenlerde hayat olmadığını da henüz bilmiyoruz. Ama en azından Mars’ta bakteri olduğunu biliyoruz.
5- DİNCİ: insan üreme sisteminde, spermlerin yumurtayla karşılaştığı ortam asidiktir, tanrı bu yüzden spermi özel bir zırhla yaratmıştır.
CEVAP: e güzelim, tanrın neden bu kadar işi zorlaştırıyor ki, ortamı asidik yapmasaydı da spermi de zırhsız yapsaydı, boşuna hücreciğe bir de zırh taşıttırıyor, alla alla ya. Yani gereksiz bir problem yaratıyor, ve bu gereksiz problem için bir de çözüm yaratıyor, ne kadar ilginç.
6- DİNCİ: hareket eden şeylere, yani canlılara Allah ruh vermiştir, ruhları sayesinde bu hareketlerini yaparlar, her şeyi ruhları sayesinde yaparlar
CEVAP: amiplerin de mi ruhu var, ya virüslere ne demeli, canlı vücudu dışında ölü olan bu yaratıkları bana açıklayacak bir dinci var mı acaba
7- Dincilerin en çok kullandığı ifade şudur:
..................Bu ise .....’nın yaratılmış olduğunu gösterir.
Ör: Dinciler, çıngıraklı yılanın özelliklerini nerden bulduysa açıklıyor, zehir sisteminden, algılama sisteminden bahsediyor ve bu yılanın kesinlikle yaratılmış olması gerektiğine inanıyor. Ve bunun bilimsel gerçeklik olduğundan bahsediyor.
CEVAP: bir kere bilimsel gerçeklik bu değildir, bilimsel yöntemin izlediği yol bu değildir ki aslında.
Yani, elde ettiğin bulguları test edip denemediğin sürece bilimsellikten bahsedemezsin, dolayısıyla bir dinci hiçbir zaman bilimsellikten bahsedemez ve edemeyecektir de çünkü onun savunduğu şeyler inançlardır ve inançlar test edilemez, deneye tabi tutulamaz.
8- Bir diğer çok kullanılan ifade de, “bu, tesadüflerle oluşmadığına göre, kesinlikle yaratılmış olmalıdır” şeklindeki ifade olup az öncekine benzemektedir. Burada bir varsayım üzerine, insanları ikili olasılık kıskacına alıp, ona birini dayatma taktiği kuallnılmıştır. Yani 3. bir alternatif olan “bunun cevabını henüz veremiyoruz” denmiyor da hemen bu bir yaratıcıya bağlanıyor. Üstelik bu bilinçli varlığın, yaratıcının da kesinlikle Allah olduğu belirtiliyor. Varsayalım ki UFO’lar var, bu bilinçli yaratıcılar neden UFO’lar olmasın.
9- DİNCİ: Allah tüm canlıları ayrı ayrı yaratmıştır, insan da bunların en üstündür
EVRİMCİ: peki neden bu farklı canlıların yapı taşlarını farklı yaratmamış, hele insan gibi üstün olduğunu söylediğin bir yaratığınkini. Yani insanın yapıtaşıyla basit bir böceğin yapı taşı aynı olur mu hiç, yakışır mı bu insanın üstünlüğüne he, seni gidi dinci.
Ayrıca insan en mükemmel canlı falan da değildir. en azından mükemmel değildir. biyolojik olarak pek çok kusuru,
verimsiz çalışan sistemleri, kısır döngüye girmeye yönelik biyolojik hataları vardır. insanın pek de sanıldığı kadar kusursuz olmaması, onun her şeye muktedir bir tanrı tarafından yaratılmadığının bir göstergesi olsa gerektir.
Ancak, insanı doğaya ve çevreye hakim kılan beş temel unsuru vardır.
i) frontal lobunun ve neo-korteksinin diğer primatlara oranla daha gelişmiş olması. Türkçe’si, beyninin daha gelişmiş olması.
ii) Gırtlak yapısının farklı sesleri çıkaracak yapıda olması ve geliştirebildiği dil yeteneği
iii) İkinci beyni olan elini çok sofistike kullanabilmesi
iv) Ayakta durabilmesi ve tüylerini kaybetmiş olması sonucu soğuk iklimlere adaptasyon sağlayabilmek için alet yapabilmesi, hayvanların kürklerini kullanabilmesi, ateşi kullanabilmesi
v) Diğer primatlar gibi gruplar içinde yaşaması, yardımlaşması, sosyal bir varlık oluşu
Evrimci: eğer çok mükemmelsek
neden arkamızda gözümüz yok, böylece arkadan gelen tehlikeden haberimiz olmuyor
neden ufacık mikroplara hemen teslim oluyoruz
neden bir çita kadar hızlı koşamıyor, bir kartal kadar keskin gözlerimiz yok.
bunları bizden daha iyi yapan canlılar olduguna göre, biz mükemmel değiliz.
10- bu dinci amcamların en çok sevdiği hayvan da deve, devenin bir sürü özelliğinden bahsediyor, hatta Kuran’ın da deveyle ilgili ayetler içerdiğini söylüyorlar
CEVAP: yav kardeşim, Muhammed’in etrafında deveden başka hayvan mı vardı, tabi ki deveden bahsedecek, bukalemundan veya tarantuladan değil.
11- DİNCİ: vücuttaki organlardan biri olmasa canlılar yaşayamazdı, hepsinin önemli görevleri var
SORU: hiç de bile.
apandisit, eskiden insanların (ve atalarının) besinlerin farklıyken işe yarıyor oalbilir ama şuan yaramıyor, hatta enfeksiyon kaparsa ölebilrisin.
kulak kası: insanların bazıları kulak kaslarını oynatabilmekle beraber bu bir işe yarmamaktadır, eskiden ne işe yarardı onu bilmiyom ama heralde düşmanın veya avın yaklaştıgını anlamak için hassas duymayı sağlıyor oalbilridi.
yirmi yaş dişi:çiğnemede herhangi bir görevi yoktur
vücut kılları:bir zamanlar ısıyı korumaya yardımdıydılar: şimdi herhangi bir görevleri yoktur.
kuyruk: nadiren 10-15 cm boyunda kuyruklu insanlar dogmaktadır. bunun dışında bir de kuyruk sokumumz bulunmaktadır. bu da eskiden sahip oldugumzu bir kuyrugun kalıntısıdır. zaten kuyruklu doganlarda ise kuyrugu yok eden gen devreye girmedigi için kuyruklu doğarlar. aslına insanların hepsi embriyonik gelişim içinde kuyrukludurlar, daha sonra diğer genlerin etkisiyle bu yok olur.
12- Dinozorlar neden yaratıldılar, hadi yaratıldı, neden meteor yağmuruna tutuldular(şimdilik öyle biliniyor) da öldüler. Aynı şekilde diğer soyu tükenen canlılar neden yaratıldılar da sonra soyları tükendi. Bu soruyu daha önce de sormuştum ama çok seviyorum bu soruyu bir daha sorayım dedim.
13- Biz diyoruz ki, fosil tabakalarında belli bir sıra olması, evrim teorsini destekler.
DİNCİ: Bu yaratılışla da açılanabilir. Allah, canlıları yaratırken belli bir sıra izlemiştir. Önce deniz canlılarını sonra sürüngenleri, sonra kuşları ve memelileri yaratmış, dünyayı böylece düzenledikten sonra da insanı yaratmıştır.
EVRİMCİ:Peki, siz hep bir zincirden bahsediyorsunuz. Bir canlı diğerini yer, onu başkası yer, onu da başkası .... bu yüzden hepsinin bir anda yaratılması gerekmez miydi. Yeni eklenen bir tür veya soyu tükenen bir tür zinciri bozmaz mı. ayrıca hani tüm canlılar insanın hizmetine yaratılmıştı(bu soruyu da önceden sordum). Bu, işte sizin çelişkiniz,seni gidi dinci seniii.
14- DİNCİ: kompleks parçalar nasıl olur da birleşir. Kalp, böbrek, ciğer v.s nasıl olur da birleşip bir insanı oluşturur. Demek ki insan yaratılmıştır.
EVRİMCİ: yav kardeşim, biz demiyoruz ki bunlar bir anda oluştu da sonra birleşti. Bunlar uzun bir süre içinde koloni sistemiyle oluşmuştur. Tek hücreli canlılar birleşip koloniler oluşturmuşlar, bunlardan bir kısmı solunumu, bir kısmı sindirimi v.s üstlenmişlerdir daha sonra organlaşmışlar ve diğer organlar da bu şekilde oluşmuşlardır. Mesela hayvan hücresindeki mitokondrinin daha önceleri oksijenli solunum yapan bir bakteri olduğu daha sonra insan vücuduna girerek onla simbiyoz bir yaşam sürdüğü anlaşılmıştır. Zaten kendine ait bir DNA’sı olduğundan belli.
15- DİNCİ: Gözdeki kompleksliği görmüyor musun, böyle karmaşık bir yapı kesinlikle yaratılışın bir göstergesidir. Birdenbire ve eksiksiz olarak yaratılmıştır.
EVRİMCİ:1-peki, kullanamadıkları halde neden yarasalara ve termitlere(karınca benzeri bir böcek) göz vermiş
2-neden yılana da az kullandığı gözü vermiş, ayrıca sonra pişman olup da “dur sana bir de kızılötesi algılama sistemi vereyim” mi demiş.
3-madem bu kadar kusursuz bir yaratıcı var da, erkeklik organının niye sünnetli yaratmamış, yoksa sonradan hatalı imalat yaptığını anlayıp da sünneti mi göndermiş insanlara.
16- DİNCİ: bir zigot (insan embriyosunun ilk hali), bölünüyor ve 2 hücre oluyor, sonra 4, sonra 8 ve daha sonra hücreler farklılaşmaya başlıyor. Hücreler bunu nereden biliyor.
EVRİMCİ: bunu ben de tam olarak bilemiyorum, ama genetikteki olağanüstü gelişmeyle bunu cevabı da çok yakında verilecektir. Zaten birkaç teori var, ama tam detayıyla bilmediğim için burada değinmiyorum
SORU

eki bunlara gerek var mı, yani spermler yumurtaya değdiği anda, ufak bir insan oluşsun orda, bu zamanla büyüsün, ne gerek var öle bölünmelere falan. Tanrı bunu neden seçmemiş de böyle bölünmelerle falan uğraşmış.
17- Tanrı ozon tabakasını neden yaratmış, güneşi zararsız yapsaydı ya.
18- Dincilere göre, tanrı, tek insan olan Adem’in yalnızlığına üzülür ve o uykudayken kaburgasından bir parça alıp Havva’yı yaratır. Ama ikisine de cinselliği yasaklar ve onun sembolü olan yasak meyve ağacından meyve yemeği yasaklar. Halbuki onların vücuduna cinsel organları da, temel içgüdü olan üreme güdüsünü de koyan odur. Soruyorum size, çıplak bir kadınla çıplak bir erkek bir odada dursalar ve birbirlerini beğenseler bunlar rahat durabilirler mi.
Ayrıca şunu söylemek gerekiyor ki, eşeyli üreme yaklaşış 1-1,25 milyar yıl önce ortaya çıkmıştır. Bu da genetik çeşitliliği artırmıştır. Ve dişinin özü erkek değil, erkeğin özü dişidir, çünkü insan embriyolojik gelişimi sırasında önce dişidir, testosteron hormonu devreye girerek insanı erkek yapar.
19- DİNCİ: en ünlü bilim adamları evrim teorisini reddetmektedirler
EVRİMCİ: yalaaaaan yalan. Bilimadamları evrimi bir gerçek olarak kabul etmektedirler, sadece mekanizmalar tartışılmakta ve bazı boşluklar olduğuna bunların ileride doldurulacağına inanmaktalar. Eskiden çok olan boşluklar gittikçe doldurulmaktadır.
20- DİNCİ: yaşam deneylerle oluşturulamamıştır.
EVRİMCİ: evet bel