Doğuş Pertez
Emekli Yönetici
Tarihin büyük isimlerinin zayıf yönleri
Pablo Picasso (1881/1973)
Pablo Picasso ise parayı çok seviyor, servetini evde bırakmak fikrine katlanamıyordu. Bu yüzden ceketinin iç tarafına güvenlik zinciriyle bağladığı büyük bir para cüzdanı satın almıştı. Aslında para takıntısı en büyük zaafı değildi, büyük eserlerini para kazanmak için sattığında, çoğu zaman depresyona girerdi. Haftalarca bunalımda kalır, çalışamaz hale gelirdi. Bu, son yıllarındaki büyük çaplı üretimi için geçerli değildi. Bir yaşamöyküsü yazarının yazdığı gibi: "Picasso çoğu zaman, şöyle bir dokunduğu altın olan Kral Midas'a benzetilir."
Winston Churchill (1874 - 1964)
İkinci Dünya Savaşı'nı kazananlardan biri olan "mükemmel devlet adamı", Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Winston Churchill, alkolikti ve sigara tiryakisiydi. Sabahın geç saatlerine kadar uyurdu. Genellikle öğleden önce uyanırdı. Düzensiz biriydi ve yatakta kahvaltı ederdi. Sık sık ve akşama kadar yatakta otururdu. Öte yandan temizlik hastasıydı. Bazen arka arkaya iki banyo yapar, ilkinde temizlenmediğini düşünürdü. Diplomasiden anlamaz, Charles de Gaulle'e katlanamaz, kıyasıya nefret ederdi. Fransız lider kendisini Jean d'Arc'la karşılaştırınca, Orleans'daki İngilizlerin onu yakılarak idama mahkûm etmek için bir dini mahkeme kurduğunu anımsatmıştı.
Napolyon Bonapart (1769-1821)
Sürekli taşkınlıklar yapmasının ötesinde, kaba bir insandı. Sık sık bakanları ve askerlerine İtalyanca küfrediyor, emirlerine ve keyfine uysunlar diye tekmeyi basıyordu. Bir de, savaş meydanını çatışmadan önce enine boyuna inceleme takıntısı vardı. Yere serilmiş dev bir kartonun üstüne diz çöker, oraya buraya raptiyeler mıhlardı. "Fransızların İmparatoru" genellikle lekeli giysilerle dolaşır, çünkü üstüne yemek ya da mürekkep dökerdi. Berberlere güvenmediğinden sakalını kendi keser ve beceremediğinden çirkin olurdu. Hele aşk ilişkisine girecekse, pek temiz olmayan kadınlara bayılırdı. Karısı Josephine, eşinin isteklerine boyun eğmek zorundaydı. Askeri seferlerden ne zaman döneceğini önceden haber veren Napolyon, kadının günlerce sudan sabundan uzak kalmasını emrediyordu.
Wolfgang Amadeus Mozart (1756-1791)
Tam bir seks delisiydi. Günde birkaç kez, o da nerede bulursa yaşadığı deneyimlerdi bunlar. Gizli ve karanlık bilgilerin aşığı olarak, yaşamının son yıllarında onu takip eden ve Requiem'i sipariş veren gizemli kişiyi, yaklaşan ölümünün habercisi olarak yorumlamıştı. Çeşitli söz oyunları ve bilmecelere bayılıyor, uzun küfür dizileri yazabildiği bulmacaları seviyordu. Bunları dostları ve tanıdıklarına yollayıp skandalın yayılmasını sağlıyordu. Ancak, uygunsuz söz dizelerini özellikle yazdığı bir "ayrıcalıklı" kişi vardı: kız kardeşi.
Tüm zamanların en büyük sanatçılarından Michelangelo Merisi Caravaggio (1573-1610)
Sanat ürünlerine ters düşen bir şekilde şiddet yanlısıydı. Alkış topladığı kadar, 16.-17. yüzyıllarda Roma'dan kaçan nice hayat kadını ve hatta erkekle beraber olmuştu. Meyhanelere gitmeye ve barbuta bayılırdı. 15 gün boyunca ara vermeden çalışır, ertesi ay keyif çatardı. Caravaggio, bir silah koleksiyoncusuydu; özellikle kılıç ve hançer toplardı. En iyi kaliteden en az yüz örneği vardı. Silahları kullanmayı da iyi bilirdi. Bu tutku yaşamında kalıcı bir iz bıraktı. 1606'da üstüne yüklü miktarda bahis yatırdığı tenis karşılaşmasındaki bir oyuncuyu kavga ederken öldürdü. Böylece Napoli'ye kaçmak zorunda kaldı.
Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu'nun kurucusu olan Frank asıllı Charlemagne (742-814): O, 1,92 boyunda bir insan azmanıydı. Değerli savaşçı ve politika ustası, yalnız kalmaktan nefret ediyordu. Mükellef sofralara aşıktı ve görkemli şölenlerde en büyük zaafı ortaya çıkıyordu. Kendini överek saatlerce ve hiç durmadan konuşuyor, konuklarını sıkıyordu. Onu dinlemek zorunda kalan çakırkeyif ya da sarhoş konuklar sonunda sızıp kalıyorlardı.
Bütün gün uzun uzun kestiriyor, öğleden sonra üç saat uyuyor; ama geceleyin dört saatten fazla uyumuyordu. Önemli kararları gece alma huyu olduğundan, bütün saraylıları ayağa kaldırıyordu. Bir "asker" olduğu için, kadınlar dahil, kimseden şiddeti esirgemiyordu. Bir piskoposu, karısının akrabasının sesini eleştirdi diye yumruklamıştı. Alındığı zamanlarda, tam bir kanlı intikamcı kesiliyordu. Hıristiyanlığın koruyucusu ve papanın yardımcısı, aynı zamanda tam bir kadın avcısıydı. Her türlü sosyal tabakadan evli-bekâr birçok kadınla ilişkisi olmuştu.
Justinianus (482-565)
Bizans imparatoru, Roma'ya gücünü yeniden kazandırdı. Yönetsel ve mali reformlarıyla büyük hukukçu olarak tanınan onun iki büyük takıntısı vardı: Birincisi, Konstantinopolis sirkindeki araba yarışları ki, bir tekini bile kaçırmazdı. Hatta, önemli diplomatik randevularını atlatma pahasına. Günümüzdeki gibi bir "Maviler" takımı kurup idareciliğini üstlenmişti. İmparator olmasına karşın, tribünlere takımının renginde bir kazak giyerek çıkıyor, çılgınca tezahürat yapıyordu.
İkincisi, striptiz gösterilerinin sergilendiği meyhanelerin müdavimiydi. Striptiz yapanları seyrediyordu ve tutkusu öyle büyüktü ki içlerinden biriyle evlendi: Theodora kötü şöhretli, ama çok zeki bir kadındı. Eğitilmiş kazlarla sahneye çıkıp insanın kanını kaynatan gösteriler sunardı.
Pablo Picasso ise parayı çok seviyor, servetini evde bırakmak fikrine katlanamıyordu. Bu yüzden ceketinin iç tarafına güvenlik zinciriyle bağladığı büyük bir para cüzdanı satın almıştı. Aslında para takıntısı en büyük zaafı değildi, büyük eserlerini para kazanmak için sattığında, çoğu zaman depresyona girerdi. Haftalarca bunalımda kalır, çalışamaz hale gelirdi. Bu, son yıllarındaki büyük çaplı üretimi için geçerli değildi. Bir yaşamöyküsü yazarının yazdığı gibi: "Picasso çoğu zaman, şöyle bir dokunduğu altın olan Kral Midas'a benzetilir."
Winston Churchill (1874 - 1964)
İkinci Dünya Savaşı'nı kazananlardan biri olan "mükemmel devlet adamı", Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Winston Churchill, alkolikti ve sigara tiryakisiydi. Sabahın geç saatlerine kadar uyurdu. Genellikle öğleden önce uyanırdı. Düzensiz biriydi ve yatakta kahvaltı ederdi. Sık sık ve akşama kadar yatakta otururdu. Öte yandan temizlik hastasıydı. Bazen arka arkaya iki banyo yapar, ilkinde temizlenmediğini düşünürdü. Diplomasiden anlamaz, Charles de Gaulle'e katlanamaz, kıyasıya nefret ederdi. Fransız lider kendisini Jean d'Arc'la karşılaştırınca, Orleans'daki İngilizlerin onu yakılarak idama mahkûm etmek için bir dini mahkeme kurduğunu anımsatmıştı.
Napolyon Bonapart (1769-1821)
Sürekli taşkınlıklar yapmasının ötesinde, kaba bir insandı. Sık sık bakanları ve askerlerine İtalyanca küfrediyor, emirlerine ve keyfine uysunlar diye tekmeyi basıyordu. Bir de, savaş meydanını çatışmadan önce enine boyuna inceleme takıntısı vardı. Yere serilmiş dev bir kartonun üstüne diz çöker, oraya buraya raptiyeler mıhlardı. "Fransızların İmparatoru" genellikle lekeli giysilerle dolaşır, çünkü üstüne yemek ya da mürekkep dökerdi. Berberlere güvenmediğinden sakalını kendi keser ve beceremediğinden çirkin olurdu. Hele aşk ilişkisine girecekse, pek temiz olmayan kadınlara bayılırdı. Karısı Josephine, eşinin isteklerine boyun eğmek zorundaydı. Askeri seferlerden ne zaman döneceğini önceden haber veren Napolyon, kadının günlerce sudan sabundan uzak kalmasını emrediyordu.
Wolfgang Amadeus Mozart (1756-1791)
Tam bir seks delisiydi. Günde birkaç kez, o da nerede bulursa yaşadığı deneyimlerdi bunlar. Gizli ve karanlık bilgilerin aşığı olarak, yaşamının son yıllarında onu takip eden ve Requiem'i sipariş veren gizemli kişiyi, yaklaşan ölümünün habercisi olarak yorumlamıştı. Çeşitli söz oyunları ve bilmecelere bayılıyor, uzun küfür dizileri yazabildiği bulmacaları seviyordu. Bunları dostları ve tanıdıklarına yollayıp skandalın yayılmasını sağlıyordu. Ancak, uygunsuz söz dizelerini özellikle yazdığı bir "ayrıcalıklı" kişi vardı: kız kardeşi.
Tüm zamanların en büyük sanatçılarından Michelangelo Merisi Caravaggio (1573-1610)
Sanat ürünlerine ters düşen bir şekilde şiddet yanlısıydı. Alkış topladığı kadar, 16.-17. yüzyıllarda Roma'dan kaçan nice hayat kadını ve hatta erkekle beraber olmuştu. Meyhanelere gitmeye ve barbuta bayılırdı. 15 gün boyunca ara vermeden çalışır, ertesi ay keyif çatardı. Caravaggio, bir silah koleksiyoncusuydu; özellikle kılıç ve hançer toplardı. En iyi kaliteden en az yüz örneği vardı. Silahları kullanmayı da iyi bilirdi. Bu tutku yaşamında kalıcı bir iz bıraktı. 1606'da üstüne yüklü miktarda bahis yatırdığı tenis karşılaşmasındaki bir oyuncuyu kavga ederken öldürdü. Böylece Napoli'ye kaçmak zorunda kaldı.
Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu'nun kurucusu olan Frank asıllı Charlemagne (742-814): O, 1,92 boyunda bir insan azmanıydı. Değerli savaşçı ve politika ustası, yalnız kalmaktan nefret ediyordu. Mükellef sofralara aşıktı ve görkemli şölenlerde en büyük zaafı ortaya çıkıyordu. Kendini överek saatlerce ve hiç durmadan konuşuyor, konuklarını sıkıyordu. Onu dinlemek zorunda kalan çakırkeyif ya da sarhoş konuklar sonunda sızıp kalıyorlardı.
Bütün gün uzun uzun kestiriyor, öğleden sonra üç saat uyuyor; ama geceleyin dört saatten fazla uyumuyordu. Önemli kararları gece alma huyu olduğundan, bütün saraylıları ayağa kaldırıyordu. Bir "asker" olduğu için, kadınlar dahil, kimseden şiddeti esirgemiyordu. Bir piskoposu, karısının akrabasının sesini eleştirdi diye yumruklamıştı. Alındığı zamanlarda, tam bir kanlı intikamcı kesiliyordu. Hıristiyanlığın koruyucusu ve papanın yardımcısı, aynı zamanda tam bir kadın avcısıydı. Her türlü sosyal tabakadan evli-bekâr birçok kadınla ilişkisi olmuştu.
Justinianus (482-565)
Bizans imparatoru, Roma'ya gücünü yeniden kazandırdı. Yönetsel ve mali reformlarıyla büyük hukukçu olarak tanınan onun iki büyük takıntısı vardı: Birincisi, Konstantinopolis sirkindeki araba yarışları ki, bir tekini bile kaçırmazdı. Hatta, önemli diplomatik randevularını atlatma pahasına. Günümüzdeki gibi bir "Maviler" takımı kurup idareciliğini üstlenmişti. İmparator olmasına karşın, tribünlere takımının renginde bir kazak giyerek çıkıyor, çılgınca tezahürat yapıyordu.
İkincisi, striptiz gösterilerinin sergilendiği meyhanelerin müdavimiydi. Striptiz yapanları seyrediyordu ve tutkusu öyle büyüktü ki içlerinden biriyle evlendi: Theodora kötü şöhretli, ama çok zeki bir kadındı. Eğitilmiş kazlarla sahneye çıkıp insanın kanını kaynatan gösteriler sunardı.

