arslansem
Üye
Silinen iki uzun yazımın kısa üçüncüsü---Yıldız Tilbe
Silinen iki uzun yazımın kısa üçüncüsü
Sayfalarca yazacağım, içinde cin varmış gibi. Sabahtan beri yazıp göndermeye çalıştığım herşeyi silen bu bilgisayara. İki tane yazdım bu üçüncü başlangıcım. Neden ve nasıl siliyor anlamıyorum. Herşeyi herzaman olduğu gibi yapıyorum ne eksik ne fazla yeni yazdıklarımı gönderemedim sabahtan beri. İnatlaşmıyorum. Yazmak istiyorum taşladığım erik ağaçlarını. Yağan yağmurlarda dağlardan kopan sel derelerinde soğuktan morarıp, yoruluncaya kadar yuvarlanışlarımızı. Bayramlarda para almak için öptüğümüz tanımadığımız elleri. Yazmak istiyorum geceleri oturmayı sevdiğimi, gece yolculuğunu sevmediğimi. İstanbul’ un gece saat 02:50’ sinin sessizliğini. Aynı İstanbul’un uçakta pilot kabininden gece, gökyüzüne doğru yanıyormuş hissi veren ışıklarını anlatmak istiyorum. Volkan’ı kutlamak istiyorum. Tek başına İspanya’yı yendiği için. Sabahtan beri ben yazıyorum bilgisayar siliyor. Neler yazdım neler anlattım.
Gece o kadar sessiz ki, arabalar uçarak geçiyor. Gündüz adımladıkları sokakları. Birde martıların sesi var ara ara. Sanki dalga geçiyorlar gülerken, ya da ağıt söylüyorlar... Gündüz bağırsan duyulmaz derecede gürültülü caddeler, gece olunca kedilerin miyavlamalarını bile duyuruyor. Sessizliği hep sevmişimdir. En az konuşmak kadar. Sessizliği bozan sesleri sevmem, sessizlikte sessiz sessiz konuşan sesleri duymayı severim. ’Herşeye rağmen’ kelimesini, bulunduğu yere göre sevebilirim, sevmeyedebilirim. Boşa giden boş verilen emeğe üzülürüm. Ağlarım. Küserim içimden. Köpekler havlıyor, yankılanıyor gecede. Diğer yazılarım hep gündüzdü, bu ilk gece yazım. Orkestra nerdesiniz? Çalın, söyleyeceğim. Herşeyin bir ritmi varmış. Dengenin ritmi nedir? Herşeyin bir dili varmış, gökyüzü neyce konuşur? Hiç bir yer boş değilmiş, neyle dolu bu boşluklar? Herşey birşeymiş, bir şey, herşey değilmiş... Agresifleştirilmekten hoşlanmıyorum, agresiflikten en çok kendimdeyken hoşlanmıyorum. Atasözü, sıkıştırma kediyi arslan edersin. Ayı ini taşlanmaz gibi. TVde çıktım. "Ben senin var ya.." Eteklerimi savuruyor ve söylüyorum, haklıyım, olmak istemediğim kadar güzelliğim caba.
Acelem yok nasılsa. Perşembe oldu çoktan. Gecesi mübarek gün, uyanacak güneşle bulutsuz bir gökyüzü var dışarda, yazdan kaçmış bir hava dolaşıyor, acıtmayan bir serinliği var. Şu an sevgilimle çıkıp yürümeyi çok isterdim. Üşürken yürümek, ısınmak ne güzel bişey. Hiç konuşmadan. Sarılmadan. Bakışmadan. E yuh bende ha...
Uykum geldi, yastığıma uzandı beni çağırıyor. Gitmiyorum. Gerektiği için yazmakta istemiyorum. Saatlerdir silindikçe yazıyorum. Bıkmadım yoruldum. Bunu da gönderemezsem bilgisayarı değiştireceğim. Zevkle hem.
Günaydını sonunda bir, iyi geceler
yetilbe
Sayfalarca yazacağım, içinde cin varmış gibi. Sabahtan beri yazıp göndermeye çalıştığım herşeyi silen bu bilgisayara. İki tane yazdım bu üçüncü başlangıcım. Neden ve nasıl siliyor anlamıyorum. Herşeyi herzaman olduğu gibi yapıyorum ne eksik ne fazla yeni yazdıklarımı gönderemedim sabahtan beri. İnatlaşmıyorum. Yazmak istiyorum taşladığım erik ağaçlarını. Yağan yağmurlarda dağlardan kopan sel derelerinde soğuktan morarıp, yoruluncaya kadar yuvarlanışlarımızı. Bayramlarda para almak için öptüğümüz tanımadığımız elleri. Yazmak istiyorum geceleri oturmayı sevdiğimi, gece yolculuğunu sevmediğimi. İstanbul’ un gece saat 02:50’ sinin sessizliğini. Aynı İstanbul’un uçakta pilot kabininden gece, gökyüzüne doğru yanıyormuş hissi veren ışıklarını anlatmak istiyorum. Volkan’ı kutlamak istiyorum. Tek başına İspanya’yı yendiği için. Sabahtan beri ben yazıyorum bilgisayar siliyor. Neler yazdım neler anlattım.
Gece o kadar sessiz ki, arabalar uçarak geçiyor. Gündüz adımladıkları sokakları. Birde martıların sesi var ara ara. Sanki dalga geçiyorlar gülerken, ya da ağıt söylüyorlar... Gündüz bağırsan duyulmaz derecede gürültülü caddeler, gece olunca kedilerin miyavlamalarını bile duyuruyor. Sessizliği hep sevmişimdir. En az konuşmak kadar. Sessizliği bozan sesleri sevmem, sessizlikte sessiz sessiz konuşan sesleri duymayı severim. ’Herşeye rağmen’ kelimesini, bulunduğu yere göre sevebilirim, sevmeyedebilirim. Boşa giden boş verilen emeğe üzülürüm. Ağlarım. Küserim içimden. Köpekler havlıyor, yankılanıyor gecede. Diğer yazılarım hep gündüzdü, bu ilk gece yazım. Orkestra nerdesiniz? Çalın, söyleyeceğim. Herşeyin bir ritmi varmış. Dengenin ritmi nedir? Herşeyin bir dili varmış, gökyüzü neyce konuşur? Hiç bir yer boş değilmiş, neyle dolu bu boşluklar? Herşey birşeymiş, bir şey, herşey değilmiş... Agresifleştirilmekten hoşlanmıyorum, agresiflikten en çok kendimdeyken hoşlanmıyorum. Atasözü, sıkıştırma kediyi arslan edersin. Ayı ini taşlanmaz gibi. TVde çıktım. "Ben senin var ya.." Eteklerimi savuruyor ve söylüyorum, haklıyım, olmak istemediğim kadar güzelliğim caba.
Acelem yok nasılsa. Perşembe oldu çoktan. Gecesi mübarek gün, uyanacak güneşle bulutsuz bir gökyüzü var dışarda, yazdan kaçmış bir hava dolaşıyor, acıtmayan bir serinliği var. Şu an sevgilimle çıkıp yürümeyi çok isterdim. Üşürken yürümek, ısınmak ne güzel bişey. Hiç konuşmadan. Sarılmadan. Bakışmadan. E yuh bende ha...
Uykum geldi, yastığıma uzandı beni çağırıyor. Gitmiyorum. Gerektiği için yazmakta istemiyorum. Saatlerdir silindikçe yazıyorum. Bıkmadım yoruldum. Bunu da gönderemezsem bilgisayarı değiştireceğim. Zevkle hem.
Günaydını sonunda bir, iyi geceler
yetilbe
