Romantik Prens
Üye
Senden geriye yokluğuna yakılan ağıtlar kaldı...
Derin bir yalnızlıkta
Gözlerim mehtaba dalıp gidiyor
Sessizlik senin adını fısıldıyor
Yoksun ya dahası yok
Duru bir su gibi akıyor zaman
İçine hapis olmuş bir mahkum gibi
Oradan oraya voltalar atıp
Yokluğunu içime sindiremiyorum
Akşam olup kalınca yalnızlığımla
Derin bir ürperti sarıyor bedenimi
Üşüyor/Kıpırdamıyor/Uyuyamıyorum
Yokluğunun varlığına alışamıyor bedenim
Yağmur yağıyor dışarda
İçimde sessiz bir fırtına
İliklerime kadar ıslanıyor
Yokluğunun labirentlerinde
Çıkış yolları arayıp
Kayboluyorum
Gece ve bin yıldız üstümde
Adını taktığım yıldız kayıyor
Bir dilek tutuyorum
Yokluğun varlığına dönüşsün diye
Hayal ile gerçeği birbirine karıştırıyor
Yeniden seninle olup,
küçük kaçamaklar yaptığımız
kuytu köşeleri,
Masum öpücüklerini
Hayal edip
Anlık bir mutluluğa kapılıyor
Birden gerçeklerin çirkin yüzü
Çıkınca karşıma
Yokluğun kızgın bir deniz gibi
Yutuyor bedenimi
Boğuluyor/ Daralıyor/Kayboluyorum
Hüzünbaz şarkılar seni söylüyor
Şiirler gözlerini anlatıyor
Film karelerindeki sevgililer sana benziyor
Kitaplarda yazan aşklar sen kokuyor
Yokluğuna anlamlar yükleyip
Çocuk gibi avutmaya çalışıyorum kendimi
Bir rüya görüyorum
İçinden geçiyorsun
Mavi gibi temiz ve sonsuzsun
Uzatıyorum ellerimi
Havada asılı kalıyor
Uyanıyorum
Koyu bir karanlık
Yoksun…!
Yoksun…!
Her gün yollarına bakıyor gözlerim
Uzaklardan çıkıp geleceğini bekliyor
Sana benzeyen her bedende heyecanlanıyorum
Ama…
Hiç kimse sen olmuyor
Hiç kimse sen olmayacak
Gittin
Geride
Bir avuç hüzün
Birkaç kırık cümle
Yerine getirilmeyen sözler
Dipsiz, derin bir kuyu
Ve…
Yokluğuna yakılan ağıtlar kaldı
Sustum…!
Sana anlatacaklarım bitti
Lal ettim dilimi
Öylece baktın
Dinlemedin/Anlamadın/Sustun
Döndün/Gittin /Bakmadın
Kalemini kırdın bir aşkın
Yokluğunun soğuk koynunda
Bir başıma bıraktın
Gözlerim mehtaba dalıp gidiyor
Sessizlik senin adını fısıldıyor
Yoksun ya dahası yok
Duru bir su gibi akıyor zaman
İçine hapis olmuş bir mahkum gibi
Oradan oraya voltalar atıp
Yokluğunu içime sindiremiyorum
Akşam olup kalınca yalnızlığımla
Derin bir ürperti sarıyor bedenimi
Üşüyor/Kıpırdamıyor/Uyuyamıyorum
Yokluğunun varlığına alışamıyor bedenim
Yağmur yağıyor dışarda
İçimde sessiz bir fırtına
İliklerime kadar ıslanıyor
Yokluğunun labirentlerinde
Çıkış yolları arayıp
Kayboluyorum
Gece ve bin yıldız üstümde
Adını taktığım yıldız kayıyor
Bir dilek tutuyorum
Yokluğun varlığına dönüşsün diye
Hayal ile gerçeği birbirine karıştırıyor
Yeniden seninle olup,
küçük kaçamaklar yaptığımız
kuytu köşeleri,
Masum öpücüklerini
Hayal edip
Anlık bir mutluluğa kapılıyor
Birden gerçeklerin çirkin yüzü
Çıkınca karşıma
Yokluğun kızgın bir deniz gibi
Yutuyor bedenimi
Boğuluyor/ Daralıyor/Kayboluyorum
Hüzünbaz şarkılar seni söylüyor
Şiirler gözlerini anlatıyor
Film karelerindeki sevgililer sana benziyor
Kitaplarda yazan aşklar sen kokuyor
Yokluğuna anlamlar yükleyip
Çocuk gibi avutmaya çalışıyorum kendimi
Bir rüya görüyorum
İçinden geçiyorsun
Mavi gibi temiz ve sonsuzsun
Uzatıyorum ellerimi
Havada asılı kalıyor
Uyanıyorum
Koyu bir karanlık
Yoksun…!
Yoksun…!
Her gün yollarına bakıyor gözlerim
Uzaklardan çıkıp geleceğini bekliyor
Sana benzeyen her bedende heyecanlanıyorum
Ama…
Hiç kimse sen olmuyor
Hiç kimse sen olmayacak
Gittin
Geride
Bir avuç hüzün
Birkaç kırık cümle
Yerine getirilmeyen sözler
Dipsiz, derin bir kuyu
Ve…
Yokluğuna yakılan ağıtlar kaldı
Sustum…!
Sana anlatacaklarım bitti
Lal ettim dilimi
Öylece baktın
Dinlemedin/Anlamadın/Sustun
Döndün/Gittin /Bakmadın
Kalemini kırdın bir aşkın
Yokluğunun soğuk koynunda
Bir başıma bıraktın
