Seçme kısa hikayeler çok güzel anlatımlar.

  • 16 Kasım 2010
  • 8099 Okunma
  • 0 Cevap

  1. KÜÇÜK KARTAL (Kısa Hikaye)


    Bir zamanlar büyük bir dağda kartallar yuva yaparmış. Bir kartal da dört tane yumurtası ile bu dağlarda yaşarmış. Bir gün bir deprem olmuş ve yumurtalardan bir tanesi dağlardan yuvarlana yuvarlana vadideki bir çiftliğe kadar düşmüş. Bu çiftlik bir tavuk çiftliğiymiş.

    Çiftlikteki tavuklar, bu değişik ve normalden büyük yumurtayı sahiplenmeye kadar vermişler, yaşlı bir tavuk bu yumurtayı ve içinden çıkacak yavruyu koruması altına almış. Bir gün küçük kartal doğmuş. Çevresinde tavukları görmüş ve kendini bir tavuk zannetmiş. Bütün tavuklar da ona bir tavukmuş gibi davranmış.

    Küçük kartalın içinden bazen “ben kimim?” sorusu geçiyormuş. Ama o bir tavukmuş. Bunu böyle bilmeliymiş. Bir gün çiftlikte oyun oynarlarken yukarı baktığından bir grup kartalın özgürce uçtuklarını görmüş. “ Aman Allah’ım ne kadar güzel uçuyorlar, ben de onlar gibi uçmayı çok isterdim” demiş. Tavuklar bu düşünceye hep birlikte gülmüşler. “Sen bir tavuksun ve tavuklar uçamaz” demişler.

    Küçük kartal artık daha sık gökyüzüne bakıyor ve uçan kartallar gibi uçmak. Özgür olmak istiyormuş.Ne zaman bu düşüncesinden arkadaşlarına ailesine bahsetse hep şu cevabı alıyormuş: “Sen bir tavuksun bırak bu hayalleri.”

    Zamanla küçük kartal da bu düşünceyi kabullenmiş. Hayal kurmaktan vazgeçmiş ve hayatını bir tavuk olarak yaşamaya karar vermiş.

    Ve hayatının sonu geldiğinde de bir tavuk olarak ölmüş.

    Ne olduğunu düşünürsen, o’sun


    Eğer hayatınızın herhangi bir anında KARTAL olma hayalini kurarsanız, hayallerinizi takip edin, tavukların sözlerini değil.

    ................................

    JUDOCU (Kısa Hikaye)


    Japonya’da dağ köylerinde yaşayan bir genç, judo öğrenmek için bir ustanın yanına gitmiş. Fakat gencin sol kolu yokmuş. Usta bu eksikliği hiç yadırgamamış. “Sana bir tek hareket öğreteceğim, bu hareketi çok iyi çalışacaksın” demiş.

    Genç ustanın öğrettiği hareketi bir hafta kadar çalışmış. Yeni teknikler öğrenebilmek umuduyla ve sürekli aynı hareketi yapmanın verdiği bıkkınlıkla “Bunu daha ne kadar yapacağım?” diye sormuş ustasına. Usta sürekli; “bu hareketi yapmaya devam et.” demiş. Genç bir iki ay sonra artık iyice usanmış ve yine sormuş: “Sürekli bu hareketi yapıyorum, neden? Daha bunu ne kadar yapacağım.” Usta: “Bu hareketi öyle çok çalışmalısın ki, senden hızlı, senden atik ve senden etkili kimse yapamamalı.” Demiş. Genç çalışmaya devam etmiş.

    Bir gün ustası, şehirde başlayan judo müsabakalarına katılacaklarını söyleyince genç itiraz etmiş: “Bir tek hareketle müsabakada ne yapabilirim ki, bu hareketten başka teknik bilmiyorum. “Olsun” demiş usta, “katılacaksın.”

    Müsabakalar başlayınca karşısına çıkan rakipleri ustasından öğrendiği tek hareketle yenen genç kendine inanamamış. Derken final maçına çıkmış ve yine aynı hareketle rakibini alt etmiş. “Fakat hocam,” demiş, “nasıl oluyor bu iş anlamadım, hem eksiğim var, hem tek hareketten başka teknik bilmiyorum, onları nasıl alt edebiliyorum?”. Usta da şöyle demiş:

    “Bak evlat, birincisi; sen bu hareketi o kadar çok çalıştın, o kadar çok çalıştın ki, bu hareketi senden iyi kimse yapamazdı. İkincisi rakibinin, senin bu hareketinden kurtulabilmesi için sol kolunun olması gerekiyordu.”

    TEDAVÜLDEN KALKMIŞ


    Gözümüz saatte söyleştik hep,
    koşuşur gibi konuştuk, yarışır gibi çalıştık.
    Hep yetişilecek bir yerler vardı. Aranacak adamlar, yapılacak işler.
    Bir sonraki günün telaşı, bir öncekinin terine bulaştı; Başkalarının hayatı bizimkini aştı.
    Kör karanlıkta çalar saat sesi yerine, kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu veya yavuklu busesiyle uyanma düşlerini ha babam erteledik.
    20’li yaşlardayken 30’lara kurduk saatin alarmını, 30’larımızda 40’lara, belki 50’lere...
    Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat, kuşlukta uyanma fırsatını sunduğumda size,
    artık uyku girmez oluyor gözlerinize.. doyasıya telaşsız söyleşmek için bol zamana kavuştuğumuzda, söyleşecek sevecek kimse kalmıyor yanımızda...
    Özenle yarına sakladığımız bir Sarı Lira gibi ömrümüz; Vakti gelip sandıktan çıkardığımızda bir de bakıyoruz ki ,
    Tedavülden kalkmış

    Can Dündar



    YAŞAM VE KORKU



    İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için sevmekten korkuyor.
    Sevilmekten niçin korkuyor, kendini sevilmeye layık görmediği için.
    Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
    Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
    Duygularını ifade etmekten korkuyor,reddedilmekten korktuğu için.
    Yaşlanmaktan korkuyor gençliğin kıymetini bilmediği için..
    Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
    Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için

    KALE DERGİSİNDEN



    KRALIN TEDAVİSİ


    Yemek yerken boğazına takılan lokmayla kıvranan kral için derhal bir hekim çağrılır. Hekim geldiğinde kral neredeyse nefes alamaz haldedir. Hekim birkaç operasyonlar kralın boğazına takılan lokmayı çıkarır.

    Rahat bir nefes alan kral hekime sorar: “bu tedavi için ne istersin”. Hekim: “bu lokma boğazınızdayken, onu çıkarana ne kadar vermeyi düşündüyseniz onun yarısını verin yeter.” der.


    Konfüçyüs’ten


    Bildiğini bilenin arkasından gidiniz.
    Bildiğini bilmeyeni uyarınız.
    Bilmediğini bilene öğretiniz.
    Bilmediğini bilmeyenden kaçınız.
     


    Yazan: Reşwan
Yüklüyor...
25/09/2018 - 13:45