UndeRqRo.uNd
Üye
Ribery İslam'ı seçti,kupanın en çirkin futbolcusu seçildi
Dünya Kupası sırasında, “kupanın en çirkin futbolcusunun kim olduğuna” dair bir anket yayınlandı. Anketi hangi kurum yaptı, niye böyle bir şeye ihtiyaç duyuldu, bilmiyorum. Bildiğim, böyle bir anketin çok çirkin olduğuydu.
1982’den beri Dünya kupasını hiç kaçırmayan biri olarak, yine maçları ve maçların perde arkasını ilgiyle izledim. Favorim Almanya’ydı.
Kupanın yükselen yıldızlarından biri de Galatasaray’dan Fransa’nın Marsilya takımına giden Frank Ribery idi. Fransa milli takımının sağ kanadında oynuyor ve oldukça iyi maçlar çıkarıyordu. Bir anda birçok büyük kulübün ilgi odağı oldu, transfer listesine girdi.
Herkesin ilgi odağı iken, Ribery’den bomba gibi açıklamalar geldi. Bu açıklamalar, bizim medya sayfamızda da yer buldu.
Ribery İslamiyet’i seçmiş ve Müslüman olmuştu. Sahadaki o bitmek tükenmek bilmeyen enerjisini imanından aldığını söylüyordu. Huzura erdiğini, Hacca da gideceğini belirtiyordu.
Özellikle Avrupa basını, bu açıklamalara geniş yer verdi. Bir anlamda, Ribery sayesinde, İslamiyet de dünya kupasına damgasını vurmuş oldu.
Tekrar başa dönelim: “Kupanın en çirkin futbolcusu kim” anketinde, Ribery, açık ara “en çirkin futbolcu” seçildi.
Ne de olsa, tercihinin hesabı sorulmalı, sorulmasa bile, onu küçük düşürecek bir şeyler bulunmalıydı. Bana kalırsa, Ribery, kupanın en güzel futbolcusuydu.
Çarşamba gecesi, Kanal 1 ekranlarında Fransa-Portekiz maçı vardı. Bu maçı kazanan, İtalya ile final oynayacaktı. Ümit Aktan’ın konukları Fatih Altaylı ve spordan sorumlu devlet bakanı Mehmet Ali Şahin’di.
Maç öncesi, hem maçı, hem de futbolun dünyada ve Türkiye’deki son durumunu konuştular. Bir ara, konu Ribery’ye geldi ve Altaylı, bir Galatasaraylı olmanın verdiği öfkeyle, bu futbolcunun “haysiyetsiz” biri olduğunu söyledi. O an içim burkuldu. Aynı şeyler, Hürriyet’i bırakıp Sabah’a geçtiği için kendisine söylense, acaba ne hisseder, nasıl tepki verirdi? Bunu düşündüm.
Biraz sonra, Ümit Aktan, Altaylı’ya, Almanya-Arjantin maçında, 21 yaşındaki Alman futbolcu Lukas Podolski’nin gol attıktan sonra tribünlere koşup seyircilere Nazi selamı vermesini sordu. Bilindiği gibi, bu hareket üzerine FIFA hemen harekete geçmiş ve soruşturma başlatmıştı. Altaylı, bu kez doğru bir şey söyleyerek, “Dünyada ve Avrupa’da milliyetçiliğin yükselişte olduğunu, dolayısıyla bu hareketin normal sayılması gerektiğini” söyledi.
Bu kez pot kırma ve işgüzarlık yapma sırası Mehmet Ali Şahin’deydi. Kendisine bu konuyla ilgili soru sorulmadığı ve hiç gereği olmadığı halde, “Bunun milliyetçilik değil, ırkçılık olduğunu, dolayısıyla böyle bir şeyi tasvip etmenin mümkün olamayacağını” söyledi. Herhalde, malum ağabeylerinden bir aferin almıştır.
Gönül isterdi ki, hükümetin bir üyesi olan Şahin, İsrail’in ırkçılığı konusunda da bu kadar hassas olsun... Tabii niye olsun?
(İbrahim Tenekeci)
1982’den beri Dünya kupasını hiç kaçırmayan biri olarak, yine maçları ve maçların perde arkasını ilgiyle izledim. Favorim Almanya’ydı.
Kupanın yükselen yıldızlarından biri de Galatasaray’dan Fransa’nın Marsilya takımına giden Frank Ribery idi. Fransa milli takımının sağ kanadında oynuyor ve oldukça iyi maçlar çıkarıyordu. Bir anda birçok büyük kulübün ilgi odağı oldu, transfer listesine girdi.
Herkesin ilgi odağı iken, Ribery’den bomba gibi açıklamalar geldi. Bu açıklamalar, bizim medya sayfamızda da yer buldu.
Ribery İslamiyet’i seçmiş ve Müslüman olmuştu. Sahadaki o bitmek tükenmek bilmeyen enerjisini imanından aldığını söylüyordu. Huzura erdiğini, Hacca da gideceğini belirtiyordu.
Özellikle Avrupa basını, bu açıklamalara geniş yer verdi. Bir anlamda, Ribery sayesinde, İslamiyet de dünya kupasına damgasını vurmuş oldu.
Tekrar başa dönelim: “Kupanın en çirkin futbolcusu kim” anketinde, Ribery, açık ara “en çirkin futbolcu” seçildi.
Ne de olsa, tercihinin hesabı sorulmalı, sorulmasa bile, onu küçük düşürecek bir şeyler bulunmalıydı. Bana kalırsa, Ribery, kupanın en güzel futbolcusuydu.
Çarşamba gecesi, Kanal 1 ekranlarında Fransa-Portekiz maçı vardı. Bu maçı kazanan, İtalya ile final oynayacaktı. Ümit Aktan’ın konukları Fatih Altaylı ve spordan sorumlu devlet bakanı Mehmet Ali Şahin’di.
Maç öncesi, hem maçı, hem de futbolun dünyada ve Türkiye’deki son durumunu konuştular. Bir ara, konu Ribery’ye geldi ve Altaylı, bir Galatasaraylı olmanın verdiği öfkeyle, bu futbolcunun “haysiyetsiz” biri olduğunu söyledi. O an içim burkuldu. Aynı şeyler, Hürriyet’i bırakıp Sabah’a geçtiği için kendisine söylense, acaba ne hisseder, nasıl tepki verirdi? Bunu düşündüm.
Biraz sonra, Ümit Aktan, Altaylı’ya, Almanya-Arjantin maçında, 21 yaşındaki Alman futbolcu Lukas Podolski’nin gol attıktan sonra tribünlere koşup seyircilere Nazi selamı vermesini sordu. Bilindiği gibi, bu hareket üzerine FIFA hemen harekete geçmiş ve soruşturma başlatmıştı. Altaylı, bu kez doğru bir şey söyleyerek, “Dünyada ve Avrupa’da milliyetçiliğin yükselişte olduğunu, dolayısıyla bu hareketin normal sayılması gerektiğini” söyledi.
Bu kez pot kırma ve işgüzarlık yapma sırası Mehmet Ali Şahin’deydi. Kendisine bu konuyla ilgili soru sorulmadığı ve hiç gereği olmadığı halde, “Bunun milliyetçilik değil, ırkçılık olduğunu, dolayısıyla böyle bir şeyi tasvip etmenin mümkün olamayacağını” söyledi. Herhalde, malum ağabeylerinden bir aferin almıştır.
Gönül isterdi ki, hükümetin bir üyesi olan Şahin, İsrail’in ırkçılığı konusunda da bu kadar hassas olsun... Tabii niye olsun?
(İbrahim Tenekeci)



