arslansem
Üye
Osman Tanburacı---İşte Galatasaray bu!
İşte Galatasaray bu!
Umarım maç öncesi yazımı okudunuz
Atletico Madridden çekinmediğimi söyledim.
Kadroyu aynen verdim
Oyunu adeta önceden anlattım ve gol buluruz dedim
Kahin değilim ancak kötümser biri de değilim. Ayrıca Galatasarayı da iyi tanıyorum. O bir Avrupalı. Onun iyi bir hocası ve çağdaş futbolu çözmüş kaliteli oyuncuları var.
Rijkaard işte bu.
İşte Galatasaray da bu!...
Maç öncesi herkes ne diyordu;
Galatasaray kötü Rakip İspanyol, Avrupada fark yer
Galatasarayın golcüsü yok!
Ben ne diyorum yıllardır; 4-6-0
Golcüye sahip olmak değil takım olmak önemli.
Galatasaray Madridde işin gereğini yaptı ve 4-6-0ı öyle bir işletti ki maçı kopardı geldi.
1-1lık sonuçtan sonra şimdi artık tur Ali Sami Yende futbolcuların ayağında, taraftarın elinde
Bravo Galatasaray.
Baroş olsa galip de dönebilirdi.
Aslında Baroş herkesin tanımladığı gibi santrfor tipi bir oyuncu da değil ama takımı forvette sürükleyen adam
Baroş forvetin rengi.
Rijkaard akıllı taktik uyguladı
Hocalık bir yetenek ve akıl sergilemesidir. Poker gibi Nasıl ki poker oynarken eline göre konuşursun Rijkaard da öyle yaptı. Eksiklerini bildi, ilk yarı oyunu orta alanda kitledi, rakibin üzerine kontrollü gitti.
İkinci yarı takımının dizginini gevşetti. Golü de buldu.
İşte hocalık bu!
Hem de bu kadar yokluğa rağmen!
Hem de üç gün önce Atletico Madridin Barcelonayı 2-1 yenmiş olmasına rağmen!
Hem de bir takım zihn-i evvellerin Rijkaard hoca değil kovun gitsin demesine rağmen!
Teşekkürler Rijkaard
Canerin pası Aşk-ı Memnudaki ihanetler gibiydi
A.Madrid düdükle beraber savunmasını öne çıkardı, forvetiyle neredeyse bütünleşti, Galatasarayı dar alana hapsetti. Bu bir bakıma Galatasarayın da işine geldi. Rijkaardın amacı kontra toplarla Arda ve Elanonun becerisiyle süratli Keita ve Caneri pozisyona sokmaktı. Uygulamada bazı zaaflar gösterdi ama istediğini aldı. Devreyi de Canerin üst üste talihsiz iki hatasıyla bir gol yiyerek bitirdi.
Caner bir anlık panikle atağa kalkan takımını türbülansa soktu ve gol geldi.
Rakibe attığı pas ve Reyese arkadan bindirmesi Aşk-ı Memnu dizisindeki ihanetler gibiydi
Caneri suçlamıyorum ama böyle hata da mahalle arasında yapılmaz! Oldu bir kere
Futbol bu!
Sol ayaklı Reyesin vuracağı yer belli!
Galatasaray savunması külliyen yanıldı.
Serbest vuruş tam on sekizin sağ köşesinden
Reyes sol ayaklı, oradan vuracağı yer mektup üzerindeki açık adres kadar belli.
Galatasaray savunması orta yapacak diye mevzilendi. Leo da buna aldandı ve Reyes malumu ilanla topu sol üst köşeye gönderdi. Leo bunu tahmin etmeli ve ona göre konuşlanmalıydı. O da yanıldı ve 2 metre boyuna rağmen mancınık bir gol yedi!
Talihsizlik!
Ya da gaflet!
Mardid baskılı oynuyordu ama net gol pozisyonları yoktu.
Savunması sadece yer değiştirerek Keitayı markajla görevlendirilmiş Ujfalusi ile tedigindi o kadar. Onun dışında Madrid defansı ilk yarı hiç zorlanmadı.
Ortada; Assunçao, Reyes, Garcia ve Simao ile küçük üçgenlerle ama çabuk ilerleyip durmadan alan değiştiren Agüero ve Forlana pozisyon yaratmaya çalıştılar ama Galatasaray savunması buna izin vermedi. Belki mahkum oynuyor gözüktü ama oyun disiplininden kopmadan taktik uygulamayı başarıyla sürdürdü. Servetin kronikleşmiş rakiple iddialaşması dışında fazla zorlanmadılar. Uğur ve Hakan Balta rakiplerinin kıvrak ve süratli olmasına rağmen görevini iyi yaptı. Kademe ve adam paylaşımında derin açmazlara düşmediler.
Lucas Neill defansı koruma ve kollama görevini iyi becerdi. Zaman zaman riskli hareketleri tedirginlik yarattı ama Neill hataya düşmedi. Takımda sorumluluk üstlenenlerin başındaydı.
Savunma baştan sona hatasız oynadı. Pozisyon gereği zorlandığı anlar da oldu ama o zaman da Leo sahneye çıktı ve en az beş pozisyonda güzel kurtarışlar yaptı.
Simaonun direkten dışarı giden topu Galatasarayın şansıydı.
Elano, Mehmet Topal ve Mustafa Sarp
Belli ki bu üçlü ikinci bir emre kadar kalelerini koruyacaklardı. Başardılar da Mehmet Topal ve Sarp mükemmel mücadele ettiler.
Elano; ofans-defans işleminde anahtar rolündeydi. Rolünün de hakkını verdi. Oyunun içindeydi ve yılmadan mücadele etti. Elanonun oyun zekası takımı rahatlattı.
Yineliyorum; ilk yarı gardını alan takım, ikinci yarı rakibini indirmeye giden boksör gibiydi.
Bu bir taktik savaşıydı ve sonunda Keita ile de rakibini düşüremedi ama sersemletti.
Başka bir pencereden bakalım;
Rijkaard 35te morali bozulan Caneri aldı Santosu oyuna soktu. Bu riskli bir davranıştı. Caner savunmaya da yardıma geliyordu. Santosu savunmak için de biri gerekti
İşte orada biraz duraladım!
İlk yarı bu taktik anlayışla Keita ve Santos etkisizdiler.
Keita zaman zaman saman alevi gibi parladı. Ancak deplasmanda, kontratak futbolunda bu kahreden yalnızlık kolay değildi
Buna rağmen Galatasaray ilk yarının sonlarında üst üste fırsatlar da yakaladı.
Arda üçüncü bölgede güzel işler yaptı. Elanoya verdiği topuk pası ve onun ortasından Keitanın kaçırdığı gol yazık dedirtti.
Servetin de kafasını De Gea mucize eseri alt köşeye yaylanarak çıkarttı.
İlk yarıda pasif direnişteki Galatasaray böyle goller de kaçırdı.
Tur göz kırpıyor
İkinci yarı Rijkaard takımı el freninden çıkarttı.
İşin garibi değişiklik de yapmadı.
Ayhan ve Barışın oyuna girişleri 80den sonra
Bu şu demek; oyun planımı bozmam, yorulanı kenara alırım.
Galatasaray da bu anlayışa uyum sağlayınca 77de Keita ile gol de geldi.
Fazlası da olabilirdi çünkü ikinci yarı Madrid durdu!
Rijkaardın taktiği meyve verdi. Galatasaray rakibinin üzerine gidince Madrid de ilk yarıdaki rahatlığı bulamadı. Oyun dengelendi.
Galatasaray Madridden 1-1 beraberlikle dönüyorsa tur da mor formaya göz kırpıyor demektir.
Bunları uzun uzun anlatıyorum çünkü bunları söylemesi gerekenler adeta Galatasarayın ümitsiz bir aşk peşinde koştuğunu vurgular gibiydiler
Erman Toroğlu 90 dakika saçmaladı!
Sevgili Erman taktik ve teknik açıdan maçın genel yorumunu yapacağı yerde durmadan Galatasarayı ve futbolcularını aşağıladı! Bıyık altından güler gibi ince ince bütün futbolcularla ve de bilhassa Keita ile dalga geçti! Ayıp ama
İnsanlar heyecanla güzel şeyler duysun, moral bulsun isterken Erman tenkit üstüne tenkit yağdırdı. Sanki yorumcu değil de Galatasarayın açığını kollayan gizli servis elemanı gibiydi.
Hatta sonlara doğru Galatasarayın bir atağında ister misin bu da gol olsun deyince maçı anlatan İlker Yasin nasıl istemem hocam deyiverdi
Sanki Toroğlu Galatasarayın başarısını istemez bir haldeydi. Üzüldüm
Maç 1-1 bitince eminim Erman da üzüldü. Böyle bir sonucu beklemiyordu
Oysa sevgili dostum Erman esprili ve renkli bir sima
Ancak renkleri kesin sarı-kırmızı değil!
Avrupada bile
Bu kadar da olmaz ki
İnsan oturduğu yerden bu kadar da alaycı bir ifadeyle hiçbir şeyi beğenmez, teknik direktör gibi akıl ve taktik vermez ki
Sen maçı yorumla.
Çok yadırgadım.
Ermanla İlker lütfen; Lille-Fenerbahçe maçını coşkuyla anlatan Ertem Şeneri bir dinlesinler, bir de kendi anlatımlarını kulaklıkla bir daha dinlesinler
Eminim bana hak verecekler
Umarım maç öncesi yazımı okudunuz
Atletico Madridden çekinmediğimi söyledim.
Kadroyu aynen verdim
Oyunu adeta önceden anlattım ve gol buluruz dedim
Kahin değilim ancak kötümser biri de değilim. Ayrıca Galatasarayı da iyi tanıyorum. O bir Avrupalı. Onun iyi bir hocası ve çağdaş futbolu çözmüş kaliteli oyuncuları var.
Rijkaard işte bu.
İşte Galatasaray da bu!...
Maç öncesi herkes ne diyordu;
Galatasaray kötü Rakip İspanyol, Avrupada fark yer
Galatasarayın golcüsü yok!
Ben ne diyorum yıllardır; 4-6-0
Golcüye sahip olmak değil takım olmak önemli.
Galatasaray Madridde işin gereğini yaptı ve 4-6-0ı öyle bir işletti ki maçı kopardı geldi.
1-1lık sonuçtan sonra şimdi artık tur Ali Sami Yende futbolcuların ayağında, taraftarın elinde
Bravo Galatasaray.
Baroş olsa galip de dönebilirdi.
Aslında Baroş herkesin tanımladığı gibi santrfor tipi bir oyuncu da değil ama takımı forvette sürükleyen adam
Baroş forvetin rengi.
Rijkaard akıllı taktik uyguladı
Hocalık bir yetenek ve akıl sergilemesidir. Poker gibi Nasıl ki poker oynarken eline göre konuşursun Rijkaard da öyle yaptı. Eksiklerini bildi, ilk yarı oyunu orta alanda kitledi, rakibin üzerine kontrollü gitti.
İkinci yarı takımının dizginini gevşetti. Golü de buldu.
İşte hocalık bu!
Hem de bu kadar yokluğa rağmen!
Hem de üç gün önce Atletico Madridin Barcelonayı 2-1 yenmiş olmasına rağmen!
Hem de bir takım zihn-i evvellerin Rijkaard hoca değil kovun gitsin demesine rağmen!
Teşekkürler Rijkaard
Canerin pası Aşk-ı Memnudaki ihanetler gibiydi
A.Madrid düdükle beraber savunmasını öne çıkardı, forvetiyle neredeyse bütünleşti, Galatasarayı dar alana hapsetti. Bu bir bakıma Galatasarayın da işine geldi. Rijkaardın amacı kontra toplarla Arda ve Elanonun becerisiyle süratli Keita ve Caneri pozisyona sokmaktı. Uygulamada bazı zaaflar gösterdi ama istediğini aldı. Devreyi de Canerin üst üste talihsiz iki hatasıyla bir gol yiyerek bitirdi.
Caner bir anlık panikle atağa kalkan takımını türbülansa soktu ve gol geldi.
Rakibe attığı pas ve Reyese arkadan bindirmesi Aşk-ı Memnu dizisindeki ihanetler gibiydi
Caneri suçlamıyorum ama böyle hata da mahalle arasında yapılmaz! Oldu bir kere
Futbol bu!
Sol ayaklı Reyesin vuracağı yer belli!
Galatasaray savunması külliyen yanıldı.
Serbest vuruş tam on sekizin sağ köşesinden
Reyes sol ayaklı, oradan vuracağı yer mektup üzerindeki açık adres kadar belli.
Galatasaray savunması orta yapacak diye mevzilendi. Leo da buna aldandı ve Reyes malumu ilanla topu sol üst köşeye gönderdi. Leo bunu tahmin etmeli ve ona göre konuşlanmalıydı. O da yanıldı ve 2 metre boyuna rağmen mancınık bir gol yedi!
Talihsizlik!
Ya da gaflet!
Mardid baskılı oynuyordu ama net gol pozisyonları yoktu.
Savunması sadece yer değiştirerek Keitayı markajla görevlendirilmiş Ujfalusi ile tedigindi o kadar. Onun dışında Madrid defansı ilk yarı hiç zorlanmadı.
Ortada; Assunçao, Reyes, Garcia ve Simao ile küçük üçgenlerle ama çabuk ilerleyip durmadan alan değiştiren Agüero ve Forlana pozisyon yaratmaya çalıştılar ama Galatasaray savunması buna izin vermedi. Belki mahkum oynuyor gözüktü ama oyun disiplininden kopmadan taktik uygulamayı başarıyla sürdürdü. Servetin kronikleşmiş rakiple iddialaşması dışında fazla zorlanmadılar. Uğur ve Hakan Balta rakiplerinin kıvrak ve süratli olmasına rağmen görevini iyi yaptı. Kademe ve adam paylaşımında derin açmazlara düşmediler.
Lucas Neill defansı koruma ve kollama görevini iyi becerdi. Zaman zaman riskli hareketleri tedirginlik yarattı ama Neill hataya düşmedi. Takımda sorumluluk üstlenenlerin başındaydı.
Savunma baştan sona hatasız oynadı. Pozisyon gereği zorlandığı anlar da oldu ama o zaman da Leo sahneye çıktı ve en az beş pozisyonda güzel kurtarışlar yaptı.
Simaonun direkten dışarı giden topu Galatasarayın şansıydı.
Elano, Mehmet Topal ve Mustafa Sarp
Belli ki bu üçlü ikinci bir emre kadar kalelerini koruyacaklardı. Başardılar da Mehmet Topal ve Sarp mükemmel mücadele ettiler.
Elano; ofans-defans işleminde anahtar rolündeydi. Rolünün de hakkını verdi. Oyunun içindeydi ve yılmadan mücadele etti. Elanonun oyun zekası takımı rahatlattı.
Yineliyorum; ilk yarı gardını alan takım, ikinci yarı rakibini indirmeye giden boksör gibiydi.
Bu bir taktik savaşıydı ve sonunda Keita ile de rakibini düşüremedi ama sersemletti.
Başka bir pencereden bakalım;
Rijkaard 35te morali bozulan Caneri aldı Santosu oyuna soktu. Bu riskli bir davranıştı. Caner savunmaya da yardıma geliyordu. Santosu savunmak için de biri gerekti
İşte orada biraz duraladım!
İlk yarı bu taktik anlayışla Keita ve Santos etkisizdiler.
Keita zaman zaman saman alevi gibi parladı. Ancak deplasmanda, kontratak futbolunda bu kahreden yalnızlık kolay değildi
Buna rağmen Galatasaray ilk yarının sonlarında üst üste fırsatlar da yakaladı.
Arda üçüncü bölgede güzel işler yaptı. Elanoya verdiği topuk pası ve onun ortasından Keitanın kaçırdığı gol yazık dedirtti.
Servetin de kafasını De Gea mucize eseri alt köşeye yaylanarak çıkarttı.
İlk yarıda pasif direnişteki Galatasaray böyle goller de kaçırdı.
Tur göz kırpıyor
İkinci yarı Rijkaard takımı el freninden çıkarttı.
İşin garibi değişiklik de yapmadı.
Ayhan ve Barışın oyuna girişleri 80den sonra
Bu şu demek; oyun planımı bozmam, yorulanı kenara alırım.
Galatasaray da bu anlayışa uyum sağlayınca 77de Keita ile gol de geldi.
Fazlası da olabilirdi çünkü ikinci yarı Madrid durdu!
Rijkaardın taktiği meyve verdi. Galatasaray rakibinin üzerine gidince Madrid de ilk yarıdaki rahatlığı bulamadı. Oyun dengelendi.
Galatasaray Madridden 1-1 beraberlikle dönüyorsa tur da mor formaya göz kırpıyor demektir.
Bunları uzun uzun anlatıyorum çünkü bunları söylemesi gerekenler adeta Galatasarayın ümitsiz bir aşk peşinde koştuğunu vurgular gibiydiler
Erman Toroğlu 90 dakika saçmaladı!
Sevgili Erman taktik ve teknik açıdan maçın genel yorumunu yapacağı yerde durmadan Galatasarayı ve futbolcularını aşağıladı! Bıyık altından güler gibi ince ince bütün futbolcularla ve de bilhassa Keita ile dalga geçti! Ayıp ama
İnsanlar heyecanla güzel şeyler duysun, moral bulsun isterken Erman tenkit üstüne tenkit yağdırdı. Sanki yorumcu değil de Galatasarayın açığını kollayan gizli servis elemanı gibiydi.
Hatta sonlara doğru Galatasarayın bir atağında ister misin bu da gol olsun deyince maçı anlatan İlker Yasin nasıl istemem hocam deyiverdi
Sanki Toroğlu Galatasarayın başarısını istemez bir haldeydi. Üzüldüm
Maç 1-1 bitince eminim Erman da üzüldü. Böyle bir sonucu beklemiyordu
Oysa sevgili dostum Erman esprili ve renkli bir sima
Ancak renkleri kesin sarı-kırmızı değil!
Avrupada bile
Bu kadar da olmaz ki
İnsan oturduğu yerden bu kadar da alaycı bir ifadeyle hiçbir şeyi beğenmez, teknik direktör gibi akıl ve taktik vermez ki
Sen maçı yorumla.
Çok yadırgadım.
Ermanla İlker lütfen; Lille-Fenerbahçe maçını coşkuyla anlatan Ertem Şeneri bir dinlesinler, bir de kendi anlatımlarını kulaklıkla bir daha dinlesinler
Eminim bana hak verecekler
