dreamboys69
Üye
Onun Adı Mutsuzluktu...
Onun Adı Mutsuzluktu
O, adına mutsuzluk koymuştu ve bunun için mutluluğu hiç bilmiyordu. Yalnızlığa hançer atıp hayatı hep sırtlıyor, göz alıcı karanlığa bir hışımla dalıyordu. Her sokak onundu. Köşe başında ayrılık hep onu bekliyordu.
Dudağındaki tadı silip götürmüştü insanlar. Ne bir parıltı kalmıştı gözlerinde ne de tatlı kelimeler sözlerinde. Genç yaşında hayatı son hızla yaşayıp, kalın bir duvara kanatları kopmuş bir kuş gibi çarpıp kalmıştı. Oysa yaşadığı ve son nefesini vermiş aşkları onu çoktan yıkmıştı. Artık aradığı macera değil aşktı. Aşkın hiç olmadığını bilse bile, karanlık gecelerde yabancı kucakların bir yudumluk sıcaklığında arıyordu o hasret kaldığı duyguyu. Bulduğu her sevgi onu acılarına daha da yaklaştırıyor kendi benliğinden uzaklaştırıp farklılaştırıyordu.
Yazdığı öyküleri vardı, sonra masalları. Yaşamak istediği günleri hayatları yazıyordu. Tam o yazdığı yazılarındaki gibi bir hayat bulmuşken kaçıyordu. Çünkü o kaçmayı, ardında onu seven insanları düşünmeden bırakıp gitmeyi çok seviyordu. İsyankardı, asiydi. Masum görünen kişiliğinin ardında çok iyi saklanmış, şeytanla iş birliği yapmış bir günahkar vardı. Kimseye belli etmeden tek kişilik oyununu oynayıp günah işliyor, sonra pişman olup tanrıya sığınıyordu. Tanrıya inandığı da yoktu; ne zaman başı sıkışsa tanrıya sığınıyordu.
Kendini elleri kolları bağlanmış bir esir gibi görüyordu bu hayatta. Kimse yardım etmiyor aksine o zayıf anında ondan faydalanmaya çalışıp, can alıcı darbelerini indirmeye çalışıyorlardı. Hiç bir zaman onlara kıramadığı gibi, affedip yanlış yollarına devam ediyordu.
Adı mutsuzluktu, bunun için mutluluğu hiç bilmiyordu. Bir firavun mezarı sessizliğinde eşlik ediyordu yalnızlığa. Rüzgarlar bile uğultusunu kesiyordu onun ürkek, hüzünlü sesini duyduğunda. Bir hançer tam kalbinin ortasına saplanmıştı. Kanıyordu yaraları. O ise arkasında hançerle dolaşan hayata aldırış bile etmiyordu. Kalbindeki kanla tinerliyordu çıkmaz sokakları.
O, adına mutsuzluk koymuştu; bunun için mutluluğu hiç bilmiyordu. Son kez aldım verdim adımları arasında dolaşıyordu kaderinde. Geride yastık altı gözyaşları kalmıştı, yalnızlığı, pembe hayalleri... Şimdi ise bileklerinde iki jilet izi ve damarlarında ki tıkanıklık hayatın eseri. Bir musalla taşında isyan ediyordu adeletsiz, yalancı hayata. Ve ‘onun adı mutsuzluktu’ yazıyordu mezarının taşında.
(ç)alıntıdır
O, adına mutsuzluk koymuştu ve bunun için mutluluğu hiç bilmiyordu. Yalnızlığa hançer atıp hayatı hep sırtlıyor, göz alıcı karanlığa bir hışımla dalıyordu. Her sokak onundu. Köşe başında ayrılık hep onu bekliyordu.
Dudağındaki tadı silip götürmüştü insanlar. Ne bir parıltı kalmıştı gözlerinde ne de tatlı kelimeler sözlerinde. Genç yaşında hayatı son hızla yaşayıp, kalın bir duvara kanatları kopmuş bir kuş gibi çarpıp kalmıştı. Oysa yaşadığı ve son nefesini vermiş aşkları onu çoktan yıkmıştı. Artık aradığı macera değil aşktı. Aşkın hiç olmadığını bilse bile, karanlık gecelerde yabancı kucakların bir yudumluk sıcaklığında arıyordu o hasret kaldığı duyguyu. Bulduğu her sevgi onu acılarına daha da yaklaştırıyor kendi benliğinden uzaklaştırıp farklılaştırıyordu.
Yazdığı öyküleri vardı, sonra masalları. Yaşamak istediği günleri hayatları yazıyordu. Tam o yazdığı yazılarındaki gibi bir hayat bulmuşken kaçıyordu. Çünkü o kaçmayı, ardında onu seven insanları düşünmeden bırakıp gitmeyi çok seviyordu. İsyankardı, asiydi. Masum görünen kişiliğinin ardında çok iyi saklanmış, şeytanla iş birliği yapmış bir günahkar vardı. Kimseye belli etmeden tek kişilik oyununu oynayıp günah işliyor, sonra pişman olup tanrıya sığınıyordu. Tanrıya inandığı da yoktu; ne zaman başı sıkışsa tanrıya sığınıyordu.
Kendini elleri kolları bağlanmış bir esir gibi görüyordu bu hayatta. Kimse yardım etmiyor aksine o zayıf anında ondan faydalanmaya çalışıp, can alıcı darbelerini indirmeye çalışıyorlardı. Hiç bir zaman onlara kıramadığı gibi, affedip yanlış yollarına devam ediyordu.
Adı mutsuzluktu, bunun için mutluluğu hiç bilmiyordu. Bir firavun mezarı sessizliğinde eşlik ediyordu yalnızlığa. Rüzgarlar bile uğultusunu kesiyordu onun ürkek, hüzünlü sesini duyduğunda. Bir hançer tam kalbinin ortasına saplanmıştı. Kanıyordu yaraları. O ise arkasında hançerle dolaşan hayata aldırış bile etmiyordu. Kalbindeki kanla tinerliyordu çıkmaz sokakları.
O, adına mutsuzluk koymuştu; bunun için mutluluğu hiç bilmiyordu. Son kez aldım verdim adımları arasında dolaşıyordu kaderinde. Geride yastık altı gözyaşları kalmıştı, yalnızlığı, pembe hayalleri... Şimdi ise bileklerinde iki jilet izi ve damarlarında ki tıkanıklık hayatın eseri. Bir musalla taşında isyan ediyordu adeletsiz, yalancı hayata. Ve ‘onun adı mutsuzluktu’ yazıyordu mezarının taşında.
(ç)alıntıdır


