TeAmo42
Üye
Ne güzel bir yazı bu böyle ben çok beğendim.
Facebookda denk geldi bir arkadasmda. Yazarı kim bilmiyorum ama bence çok güzel ve anlamlı bir yazı.
Günlerden neydi bilmiyorum.
Tanrı elinde meşalesi cehennemden geliyordu.
Üstü başı yanık kokuyordu.
Belliydi;
yine günah işlemişti birileri.
İt gibi titriyordum korkudan.
Beklediğim olmadı.
Çünkü melek diyordu bana.
Bir anlamı olmalıydı bunun.
Çözemiyordum.
Sormak istedim bir gün!
Sıkılmıştı benden ağzımı açmadan,
karanlık bir yere defnetti ruhumu.
Rahim diyorlarmış buraya.
Burda işi öğrendikten sonra,
dünya denilen bir yere şutlanıyormuşsun.
Ve işi hemen kavradım.
Önce elinde neşter olan beyaz adamlarla tanıştım.
Tanrı'nın adamları sanıyordum.
Neden mi?
Çünkü kıçıma iri elleriyle vuruyorlardı.
Oysa daha yeni gelmiştim dünyaya.
Bi ara ağlaya ağlaya bağırdım onlara.
-Vurmasanıza lan o. çocukları !
-Günah işlemedim henüz..
Çocuk diyorlarmış bize.
O zaman anlamıştım Tanrı'nın neden melek dediğini.
Ama anlamadığım bir şey vardı;
küçük olanlara melek,
büyük olanlara ne diyorlardı?
Neyse...
Hemen öğrendim büyümeyi.
Profuydum artık bu işin.
Sağlam günahlar işleyebilirdim.
Günlerden neydi bilmiyorum.
İçmiştim!
Iskartaya çekilmiş yalnızlıklarım vardı.
Beynim isyan promilini aşmış,
Küfürlerim kesik kesik şerit oluşturuyor,
üzerinden insanlar geçıyordu.
Ruhumda darp izleri vardı.
Yaşanmışların ya da yaşanmamışların kalıntılarıydı.
Düşüncelerimle sevişmekten bıkmıştım.
Orgazm olmuyordu çıkmazlarım.
İçimde ölen adamlar,kadınlar vardı.
Cesetleri kokmaya yüz tutmuştu.
Tanrı beni melek diye severdi.
Oysa bir şeytana bürünmüştüm.
Günahdan kolyelerim vardı boynumda.
Bu bir oyundu.
Tanrı'nın oyunu!
Ve bir gün Tanrı ile karşılaştık yine.
Elinde meşalesi vardı.
Belliydi;
yine biri'leri günah işlemişti.
Onun üstü başı ben içindeydi,
benim üstüm başım yanık içinde..
Meleğim diye severdi beni,
kanatlarımı ateşe verip kül etti...
Tanrı'nın sinirlerini bozdum sanırım,
artık mükemmel bir şeytanım..
Günlerden neydi bilmiyorum.
Tanrı elinde meşalesi cehennemden geliyordu.
Üstü başı yanık kokuyordu.
Belliydi;
yine günah işlemişti birileri.
İt gibi titriyordum korkudan.
Beklediğim olmadı.
Çünkü melek diyordu bana.
Bir anlamı olmalıydı bunun.
Çözemiyordum.
Sormak istedim bir gün!
Sıkılmıştı benden ağzımı açmadan,
karanlık bir yere defnetti ruhumu.
Rahim diyorlarmış buraya.
Burda işi öğrendikten sonra,
dünya denilen bir yere şutlanıyormuşsun.
Ve işi hemen kavradım.
Önce elinde neşter olan beyaz adamlarla tanıştım.
Tanrı'nın adamları sanıyordum.
Neden mi?
Çünkü kıçıma iri elleriyle vuruyorlardı.
Oysa daha yeni gelmiştim dünyaya.
Bi ara ağlaya ağlaya bağırdım onlara.
-Vurmasanıza lan o. çocukları !
-Günah işlemedim henüz..
Çocuk diyorlarmış bize.
O zaman anlamıştım Tanrı'nın neden melek dediğini.
Ama anlamadığım bir şey vardı;
küçük olanlara melek,
büyük olanlara ne diyorlardı?
Neyse...
Hemen öğrendim büyümeyi.
Profuydum artık bu işin.
Sağlam günahlar işleyebilirdim.
Günlerden neydi bilmiyorum.
İçmiştim!
Iskartaya çekilmiş yalnızlıklarım vardı.
Beynim isyan promilini aşmış,
Küfürlerim kesik kesik şerit oluşturuyor,
üzerinden insanlar geçıyordu.
Ruhumda darp izleri vardı.
Yaşanmışların ya da yaşanmamışların kalıntılarıydı.
Düşüncelerimle sevişmekten bıkmıştım.
Orgazm olmuyordu çıkmazlarım.
İçimde ölen adamlar,kadınlar vardı.
Cesetleri kokmaya yüz tutmuştu.
Tanrı beni melek diye severdi.
Oysa bir şeytana bürünmüştüm.
Günahdan kolyelerim vardı boynumda.
Bu bir oyundu.
Tanrı'nın oyunu!
Ve bir gün Tanrı ile karşılaştık yine.
Elinde meşalesi vardı.
Belliydi;
yine biri'leri günah işlemişti.
Onun üstü başı ben içindeydi,
benim üstüm başım yanık içinde..
Meleğim diye severdi beni,
kanatlarımı ateşe verip kül etti...
Tanrı'nın sinirlerini bozdum sanırım,
artık mükemmel bir şeytanım..
